Ne yalan söyleyeyim, Aziz Yıldırım’ın büyük bir oy farkıyla Fenerbahçe Başkanlığı’na yeniden seçilmesini büyük mutlulukla karşıladım.
Gelgelelim, daha eylül ortasındayız ama rüzgâr şimdiden döndü, tersten esiyor, sabırsızlık ve öfke, derhal giyotin meydanında idam izlemeye giden insanların ruh haline bürünüyor.
Fenerbahçe, on sekiz sene sonra Şampiyonlar Ligi’ne kalmayı başardı ama bunun tadını çıkaramadı, burnundan getirdi.

Hele maç sonu İsmail Kartal’ın “bir daha asla geri dönüşü olmamak üzere” istifa kararını açıklayışı, Aziz Yıldırım’ın apar topar ekran önüne çıkışı, arkasından geçip giden teknik direktörün kameralara yansıyışı…
Fenerbahçe kadar kendi kendini aşağı çekmekte mahir bir kulüp daha yoktur herhalde.
Giyotin meydanına önce Cihan Kamer çıkarıldı, ardından Semedo, İrfan Can, derken İsmail Kartal, nihayetinde de Başkan Aziz Yıldırım.
Bu yaşananların müsebbibi kim, diye soracak olursanız, çok üzülerek söylemeliyim ki, çok basit önlemleri almaktan imtina eden yönetimin bizatihi kendisi.
Bir liderle, başkanla çalışmak zordur; o kişiyi gelen tepkiden ve eleştiriden korumanız gerekir.
Aksi takdirde, o yıpranırsa, siz de yıpranırsınız, denge tamamen şaşar ve kaos egemen olur.
Aziz Yıldırım yönetiminin yaptığı ilk büyük hata, kadro mühendisliği değildi, eksikti yetersizdi ayrı konu, bunun duyuruluş biçimiydi.
Bakın, Fenerbahçe’nin “futbol aklı” var, başında da Oğuz Çetin yer alıyor.
Peki, bunca olay yaşanırken Oğuz Çetin nerede?
Oğuz Çetin bir profesyonel, yöneticiler ya da Başkan gibi değil, tepkiyi göğüslemesi gereken ilk kişi o.
Transferin son günü düzenlenen basın toplantısına çok büyük tepki geleceği aşikârdı.
Bunu öngörmek için iletişimle ilgilenmeye bile gerek yok.
O konuşmayı yapması ve Fenerbahçe kamuoyunu ikna etmesi, ikna edemiyorsa da teskin etmesi gereken kişi Oğuz Çetin’di.
Gelgelelim, toplantıya Cihan Kamer çıktığında tepkinin dozu yükseliyor.
Kamer o toplantıda yanlış bir şey söylemedi, “transferi tamamladık, bu paralardan başka oyuncu almayacağız,” dedi, dediği de muhtemelen doğruydu, ama o tepkinin kendisine yöneleceğini düşünmek zorundaydı, çünkü o yıprandığında bütün yönetimin yıpranması kaçınılmazdır.
Öyle de oldu, Beşiktaş maçından sonra hakkında hepsi birbirinden olumsuz binlerce paylaşım yapıldı.
Sosyal medyayı göz ardı ediyorum, demenin bugünün ortamında hiçbir manası yok; işler iyi gittiği müddetçe görmezden gelebilirsiniz ama işler terse döndüğünde kayıtsız kalamazsınız.
Cihan Kamer bütün mesuliyeti üzerine alarak basın toplantısına çıkmak yerine Oğuz Çetin’in başında olduğu “futbol aklı” bir sunum yaparak neyi neden yaptıklarını anlatsaydı, tepki bu kadar büyümezdi.
De ki büyüdü, kıyamet koptu, o zaman da profesyonellerden birini görevden alırsın, insanları sakinleştirirsin.
Ama Cihan Kamer’i görevden alamazsın.
Görevden alamayacağın birini ateşe atmak çok riskli, tehlikeli ve bu ölçüde de gereksiz bir şey.
Daha kötüsü, Aziz Yıldırım kötü gidişi engellemek için doğrudan kendisi konuşmaya başladı.
Maç sonu açıklamalar yapıyor, tepkiyle doğrudan muhatap oluyor, hepsini tek başına sırtlanmaya çalışıyor.
Bu kimin fikri bilmiyorum ama yanlış, gereksiz ve yıpratıcı.
Bu kulübün bir iletişimcisi yok mu?
“Futbol aklı” nerede?
Bu “futbol aklının” birincil görevi sorunları çözmek değil, çıkacak sorunları engellemek, engelleyemediğinde büyümesini önlemek, o da olmadığında bütün sorumluluğu üstlenmek olmalı.
Aziz Yıldırım az ve öz konuşmalı.
Racon kesilecekse Başkan kessin eyvallah, ama bu racon tırnak mıdır kardeşim sürekli kesilsin, bir kesersin, karşılık aldığında beklersin, gerekiyorsa bir daha kesersin.
Ama sen kameralar önünde Mert Müldür dediğinde İsmail Kartal’ı ateşe atıyorsun çünkü oynatmazsa senin lafın çiğnenmiş olur, oynatırsa kendi otoritesi zayıflar.
Benim bu yazıyı yazdığım cuma öğle saatlerinde İsmail Kartal’ın istifa kararından vazgeçip geçmeyeceği belli değildi.
Aziz Yıldırım’ın İsmail Kartal’a kol kanat gererek pazartesi günkü maçta takımın başında olması gerektiğini anlatması lazım.
İşte başkanlık, Aziz Yıldırım’ın tabiriyle “liderlik” buralarda kendini gösteriyor.
Aziz Yıldırım’ın işi bu, buralardaki pürüzleri gidermek, gerektiğinde çok güçlü bir şekilde konuşmak ama ne kendinin ne de ekibinin yıpranmasına yol açacak yerlerde gözükmek.
O alanları “futbol aklı” yürütmeli.
Şöyle düşünün, Aziz Yıldırım yönetiminde yer alan herkes çok önemli iş insanları.
Birçok insan o şirketlerden alışveriş yapıyor, aldıkları mal ve hizmetlerde çeşitli sorunlarla da karşılaşabilirler ama hiçbiri santrali aşıp da bir müdüre derdini anlatamaz.
Fenerbahçe’de her eleştiriyi Başkan ve yönetimi göğüslemeye çalışıyor.
Ayrıca, İsmail Kartal’ın da büyük takım teknik direktörü olduğunu idrak etmesi gerekiyor artık.
“Topyekün savaş” ortamında kimse zayıf düşemez.
Nereye gidiyorsun İsmail Hoca, kime küsüyorsun?
Fenerbahçe’nin naifliğe, narinliğe, kırılganlığa, alınganlığa ayıracak bir günü bile yok bu “ya hep ya hiç” sezonunda.
Aziz Yıldırım bu ipe sapa gelmez eleştirileri hak eden bir Başkan olmadı hiçbir zaman.
Başkan şu iletişim sorununu gidererek başlasaydı bu sezona, bugünkü girdaplı kaos yaşanmazdı.
Gene de eylül ortasındayız, büyütecek bir şey yok, biraz sükûnet kâfi.
İki galibiyetle, bir seriyle ortam değişir, enseyi karartmayın.
Göreceksiniz, Aziz Yıldırım sezon sonunda dördüncü yıldızı stada gene helikopterle indirecek.














