Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu?

İSTANBUL (Medyascope) – Kürt siyaseti bölünüyor mu? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, DEM Parti’nin dönüşeceği yeni partiyi, tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın olası rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

Ruşen Çakır, Halkların Demokratik Partisi’nin (DEM Parti) dönüşeceği yeni partiyi, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın üstlenebileceği rolü ve Kürt siyasal hareketinde ortaya çıkabilecek olası bölünme risklerini ele aldı.

Yeni parti Türkiye partisi mi, Kürt partisi mi olacak?

Çakır, Abdullah Öcalan’ın yeni partinin Türkiye partisi olma iddiasını sürdürdüğünü ancak bunun karşılık bulup bulmayacağının şüpheli olduğunu söyledi:

“Öcalan’ın şu ana kadar söylediklerinden anladığım kadarıyla Türkiye partisi olma iddiası hâlâ var ama gerek sol gerek başka kesimlere yönelik söylediği şeylerin karşılığını bulup bulamayacağı şüpheli. Çünkü 2015’teki süreci, Türkiyelileşme sürecini Demirtaş ve Yüksekdağ yürütüyordu ve onların Kürt olmayan, Kürt hareketine mesafeli kişileri de çekme ihtimali vardı. Nitekim öyle oldu. Ama şimdi Öcalan’ın partisi olacak, Öcalan bunu yapabilecek mi? Öcalan bunu yapabilir mi?”

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yeni partide etkili bir rol üstleneceğini düşündüğünü anlatan Çakır, şöyle konuştu:

“Selahattin Demirtaş’ın bir şekilde bu partide olacağını düşünüyorum ve hatta güçlü bir şekilde olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yeni partinin, eğer o zamana kadar çıkar, umarım çıkar ve üzerinde siyasi bir yasak falan olmazsa, yapılacak olan bahardaki kongresinde eş genel başkanın birisinin Selahattin Demirtaş olacağı kanısındayım.”

Kürt siyaseti bölünüyor mu?
Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu?

Bölünme iddiası şimdilik erken

Çakır, gazeteci Sedat Bozkurt’un Kürt siyasetinde bölünme ihtimaline dair yazısı hakkında Bozkurt’un bölünme iddiasını erken bulduğunu belirtti:

“Orada söylediği birçok şeyi önemsemekle birlikte bölünme iddiasının çok erken olduğunu düşünüyorum. Orada söylediği, Kürt hareketiyle ittifak yapan birtakım sosyalist partilerin kopma ihtimali, evet, çok yüksek. Zaten süreçle beraber bunu gördük. Birçok parti içinde yer alan, bu ittifakın içerisinde yer alan ya da yakınında yer alan partiler, kişiler sürece bayağı eleştirel bakıyorlar ve kopuşlar olabilir. Ama bu tek başına çok belirleyici bir husus olmaz çünkü bu partilerin, bu kişilerin çok büyük bir ağırlığı yok.”

Baraj sorunu olmayacak

Yeni partinin seçim başarısına ilişkin değerlendirmede bulunan Çakır, baraj sorunu yaşanmayacağını öngördüğünü aktardı:

“Yeni dönemde kurulacak olan bir partinin baraj sorunu olacağını hiçbir şekilde düşünmüyorum. Büyük bir ihtimalle, özellikle bölgedeki ya da Kürt seçmendeki oyları çok artacaktır, çok bariz hatalar yapmadıkları müddetçe. Ve eğer Demirtaş gibi Türkiyelileşme perspektifine sahip ve bu konuda inandırıcı olacak kişileri partinin vitrinine etkili bir şekilde yerleştirirlerse, 2015 Haziran seçiminden daha büyük bir başarı bile söz konusu olabilir.”

Cumhurbaşkanlığı seçimi: “Kürtlerin kararını muhalefet de belirleyecek”

Olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin iktidarla birlikte hareket edeceği yönündeki iddialara değinen Çakır, ana muhalefetin tutumunun da belirleyici olacağını vurguladı:

“2023’te baştan Kılıçdaroğlu’nu desteklediler ama Kılıçdaroğlu ikinci turun öncesinde Ümit Özdağ’la protokol imzalayıp Kürtleri alenen sattı. Bunu yaşamış bir hareketi şimdiden, yarın iktidarla beraber hareket etme ihtimali üzerinden sorguya tutmak diyelim ya da sıkıştırmak bir yerden sonra çok anlamlı değil. Önümüzdeki dönemde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin kiminle birlikte hareket edeceğinin kararını tek başına Erdoğan ve Öcalan değil, aynı zamanda ana muhalefet partisi belirleyecek. Onların hangi konuda nasıl tutum aldıkları ve adaylarının kim olduğu belirleyecek.”

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.

Evet, dün DEM Parti kongresini yaptı. Bahsettiğimiz gibi bir formalite icabıydı. Esas kongreyi önümüzdeki yıl bahar aylarında göreceğiz. Burada hiçbir şey değişmedi denebilir. Fakat hepimiz şunu bekliyoruz: Daha sonra nasıl bir parti kurulacak? Aslında bu partinin birçok şeyi hazır. Bunu nereden biliyoruz? Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerden biliyoruz, onun anlattıklarından biliyoruz. Öcalan, adı muhtemelen Demokratik Cumhuriyet Partisi olacak olan yeni partiyi, daha doğrusu DEM’in dönüştürülmüş hâlini uzun zamandır çalışıyor. Bu konuda birtakım fikirler dile getiriyor, bir program hazırlıyor. Onu biliyoruz. Ve onu da kimlerle yapacak? Bu çözüm sürecinde çerçeve yasadan yararlanıp ülkeye Kandil’den, Avrupa’dan dönecek olanlar ya da cezaevlerinden çıkacak olanların da katılımıyla yapacak. Yani çok yeni isimlerin ya da uzun süredir yasal siyaset yapma imkânı olmayan bildiğimiz isimlerin katılımıyla yeni bir partinin ortaya çıkmasını bekliyoruz.

Peki bu parti nasıl bir parti olacak? 2015 Haziran seçiminde büyük patlamayı yapan Demirtaş-Yüksekdağ Eş Genel Başkanlığındaki Türkiye partisi iddiasındaki bir HDP gibi mi olacak yoksa bir Kürt partisi mi olacak? Birinci tartışma konumuz bu. Öcalan’ın şu ana kadar söylediklerinden anladığım kadarıyla Türkiye partisi olma iddiası hâlâ var ama gerek sol gerek başka kesimlere yönelik söylediği şeylerin karşılığını bulup bulamayacağı şüpheli. Çünkü 2015’teki süreci, Türkiyelileşme sürecini Demirtaş ve Yüksekdağ yürütüyordu ve onların Kürt olmayan, Kürt hareketine mesafeli kişileri de çekme ihtimali vardı. Nitekim öyle oldu. Ama şimdi Öcalan’ın partisi olacak, Öcalan bunu yapabilecek mi? Öcalan bunu yapabilir mi?

Öcalan’a yönelik çok sayıda birtakım yargılar var, düşünceler var ve Öcalan’ın çok güçlü bir, nasıl söyleyeyim, her şeyin merkezinde olma hâli var. Demirtaş, Yüksekdağ ve diğerleri böyle bir havada değillerdi. Bir ortaklaşa siyaset yapmanın çağrısını yaptılar ve karşılık buldular. Şimdi Öcalan gibi bir figürün yapacağı bir ortaklaşa siyaset çağrısı onlarınki kadar karşılık bulamayacak, öyle düşünüyorum. Ama öte yandan tabii ki Kürtleri daha fazla mobilize etme imkânı olabilecek bu partinin. Dolayısıyla kendileri istese de istemese de burada ağır basan yön Kürt kimliğinin daha fazla öne çıkacak olması.

İşte şimdiden bu ön işaretler üzerine birtakım değerlendirmeler yapılıyor ve dostum Sedat Bozkurt, Kısa Dalga‘da “Kürt siyaseti bölünüyor, Demirtaş bunun neresinde?” diye çok önemli bir yazı yazdı, iddialı bir yazı yazdı. Orada söylediği birçok şeyi önemsemekle birlikte bölünme iddiasının çok erken olduğunu düşünüyorum. Orada söylediği, Kürt hareketiyle ittifak yapan birtakım sosyalist partilerin kopma ihtimali, evet, çok yüksek. Zaten süreçle beraber bunu gördük. Birçok parti içinde yer alan, bu ittifakın içerisinde yer alan ya da yakınında yer alan partiler, kişiler sürece bayağı eleştirel bakıyorlar ve kopuşlar olabilir. Ama bu tek başına çok belirleyici bir husus olmaz çünkü bu partilerin, bu kişilerin çok büyük bir ağırlığı yok. Ama Sedat’ın iddia ettiği esas husus ileride bir yerde, ileriki zamanlarda – ki çok gecikmeden yaşanacak bunlar – bu yeni kurulacak olan Öcalan partisinin Erdoğan’la ortak hareket etme ihtimali ve bu ihtimale bağlı olarak da partinin içerisinden ve tabanından kopuşlar olma ihtimali.

O iki tane hususu, aslında üç hususu söylüyor. Bir; erken seçim, iki; anayasa, üç; cumhurbaşkanlığı seçimi. Yani cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda güçlü bir aday, ikinci turunda Erdoğan’a yaklaşmak. Şimdi bu önerme olmayacak bir şey değil, olabilir. Ama şunu da hatırlayalım. Daha önceki dönemde bir keresinde şöyle oldu. Doğrudan aday çıkartmadan Kılıçdaroğlu’nu destekledi Kürt hareketi, 2023’te. Öncesinde aday vardı ama ikinci tura kalmadı. Kalsaydı kimi desteklerdi bilmiyoruz ama büyük bir ihtimalle Muharrem İnce’yi desteklerlerdi. Ama Muharrem İnce’nin ikinci tura seçimi götürmesi diye bir şey mümkün olmadığı için bunu da göremedik. 2023’te baştan Kılıçdaroğlu’nu desteklediler ama Kılıçdaroğlu ikinci turun öncesinde Ümit Özdağ’la protokol imzalayıp Kürtleri alenen sattı. Böyle bir şeyi bir yerde tutalım. Bunu yaşamış bir hareketi şimdiden, yarın iktidarla beraber hareket etme ihtimali üzerinden sorguya tutmak diyelim ya da sıkıştırmak bir yerden sonra çok anlamlı değil.

Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Önümüzdeki dönemde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin kiminle birlikte hareket edeceğinin kararını tek başına Erdoğan ve Öcalan değil, aynı zamanda ana muhalefet partisi belirleyecek. Onların hangi konuda nasıl tutum aldıkları ve adaylarının kim olduğu belirleyecek. Adaylarının söylemi belirleyecek. Yani burada şimdiden olayı sadece Kürtler üzerinden düşünmeye çalışmak bana gerçekçi gelmiyor, hakkaniyetli de gelmiyor.

Bir diğer husus Selahattin Demirtaş meselesi. Demirtaş’ın işin içerisine girmeyeceği, yeni partide olmayacağı ihtimalini dillendirmiş Sedat. Ben çok emin değilim. Selahattin Demirtaş’ın bir şekilde bu partide olacağını düşünüyorum ve hatta güçlü bir şekilde olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yeni partinin, eğer o zamana kadar çıkar, umarım çıkar ve üzerinde siyasi bir yasak falan olmazsa, yapılacak olan bahardaki kongresinde eş genel başkanın birisinin Selahattin Demirtaş olacağı kanısındayım. Parti ne kadar kendisinin olursa olsun, Öcalan, Selahattin Demirtaş gibi bir ismi özellikle bu ilk dönemde geri plana itmeyecek kadar pragmatik ve akılcı bir siyasetçi diyeceğim. Şimdiden siyasetçi demeye başladık. Eğer esas başkanının Öcalan olduğu ama onun denetiminde Demirtaş’ın ve birtakım deneyimli kadroların olduğu bir parti karşımıza çıkarsa, işte o zaman işin rengi değişecektir, değişebilir. Ama sadece Öcalan’ın yönettiği ve oraya da partinin başına da kendisine kayıtsız şartsız bağlı birtakım “militanları” yerleştirdiği bir parti olursa, tabii ki bu partiden pek bir şey çıkmaz.

Bir diğer husus, son olarak şunu söylemek istiyorum; yeni dönemde kurulacak olan bir partinin baraj sorunu olacağını hiçbir şekilde düşünmüyorum. Büyük bir ihtimalle, özellikle bölgedeki ya da Kürt seçmendeki oyları çok artacaktır, çok bariz hatalar yapmadıkları müddetçe. Ve eğer Demirtaş gibi Türkiyelileşme perspektifine sahip ve bu konuda inandırıcı olacak kişileri partinin vitrinine etkili bir şekilde yerleştirirlerse, 2015 Haziran seçiminden daha büyük bir başarı bile söz konusu olabilir. Onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii ki bölünme ihtimali var. Bu arada şunu da söylemek lazım, Kürt siyaseti sadece Öcalan çizgisinde değil. Öcalan karşıtı, ona mesafeli başka küçük gruplar da var. Ama onların bir süre daha etkili olabilmesi çok fazla mümkün gözükmüyor. Demirtaş’ın mesafeli olduğu üzerinden yapılan Kürt siyasi hareketi analizlerinin sorunlu olduğu kanısındayım. Uzun bir süredir Demirtaş’ın Öcalan’la bir sorunu olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Ama bu, Öcalan’ın onunla sorunu olmadığı anlamına gelmiyor. Onu da vurgulamak lazım. Fakat şunu bekleyenler, Öcalan’a Demirtaş’ın meydan okumasını falan bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak. Ama Öcalan’ın Demirtaş’ın önünü denetimli bir şekilde açmasını umanların da hayal kırıklığına uğrama ihtimali yok değil.

Evet, burada bunu noktalayıp bugünün ithafına gelelim. Evet, Ferhan Şensoy. Liseli abimiz diyelim. Galatasaray Lisesi’nin yetiştirdiği son dönemdeki en parlak isimlerden birisiydi. Çekirdekten tiyatrocu, yurt dışında tiyatro yaptı, Türkiye’de tiyatro yaptı, sinemada da oynadı. Ama esas olarak tiyatrocu. Kimileri onu stand-up’çı diye söylüyorlar, özellikle “Ferhangi Şeyler”‘den dolayı. Ama onun yaptığı stand-up değil, bambaşka bir şey. Yani bambaşka değil aslında, tiyatro yapıyor. Münir Özkul’dan kavuğu almıştı, hatırlayacaksınız. Sonra kavuğu kime devretti? Yine liseden benim yakın arkadaşım, rahmetli Rasim’e devretmişti. Zaten Rasim de tiyatroya onun Ortaoyuncular’ında esas olarak çıktı. Bizim Ferhan Şensoy’u bilmemiz, bu da çocuklarıyla, tabii ki öncelikle “Şahları da Vururlar”‘laydı. İran devriminin ardından yaptığı o oyun çok büyük ilgi gördü, çok başarılıydı. Tiyatroda izlediğimi hatırlıyorum. Ondan bu yana sürekli olarak kendini var etti ve hiçbir zaman da, onu özellikle gördük, yaşadığı ortama rağmen hiçbir zaman eğilip bükülen birisi olmadı Ferhan Şensoy. İnandığı gibi, bildiği gibi yaşadı. Taviz vermeden Türkiye gibi bir ülkede sanatla yaşamanın imkânlarını sonuna kadar kullandı ve kendisini 5 yıl önce, evet tam 5 yıl önce 70 yaşında kaybettik. Kendisine buradan sevgilerimi ve bir liseli kardeşi olarak ayrıca saygılarımı, kardeşlik duygularımı iletmek istiyorum.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş