İSTANBUL (Medyascope) – “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” yayın dizisinin dördüncü bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu eski milletvekili Şerafettin Halis oldu. Halis, Aleviler tarafından yayımlanan ve kamuoyunda geniş tartışma yaratan bildiriyi ve Alevilerin çözüm sürecindeki konumunu Çakır’a yorumladı.
Ruşen Çakır’a konuk olan eski milletvekili Şerafettin Halis, Alevilerin çözüm sürecindeki konumunu değerlendirdi. Alevilerin yayımladığı bildirinin imzacılarından olan Halis, metnin çözüm sürecine veya Kürtlere karşı kaleme alınmadığını vurguladı.
“Kürtler ve Aleviler arasında herhangi bir mesafe yok”
Çakır’ın, geçmişten bugüne Kürt siyasi hareketinin içerisinde çok sayıda Alevinin yer aldığını hatırlatarak, son tartışmaların Aleviler ile Kürtler arasında bir mesafe yaratıp yaratmadığı sorusuna “Kürtler ve Aleviler arasında herhangi bir mesafe yok” diye yanıt veren Şerafettin Halis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kürt siyasetiyle Kürt Alevileri arasında açılmış bir makas var. Dolayısıyla yapılan yanlışlar o makası daha büyük bir açıya doğru evriltebilir. Alevileri sürecin karşısında göstermeye çalışmak kabul edilemez. Biz bildiride barıştan yana olduğumuzu söyledik. Barışı kendisine şiar etmiş bir topluluğun ya da bu topluluğa ait bireylerin barışa karşı olması mümkün olmaz.”

Çözüm sürecine karşı olmadıklarını özellikle belirten halis, “Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan hiçbir insan bu barış sürecine karşı gelemez. O bildiride en ufak bir süreç karşıtlığı ya da Kürt karşıtlığı olsaydı, bir tek cümle ya da bir tek kelime olsaydı, o bildiriyi hiçbirimiz imzalamazdık. Bu kadar net ve açık” dedi.
Şerafettin Halis, Alevilerin tarihsel hafızasını dikkate almayan siyasi söylemlerin barış sürecine zarar verebileceğini söyledi. 2013 Nevroz mesajında da benzer tartışmaların yaşandığını hatırlatan Halis, “2013’te de aynı şey yaşandı. Nevroz’da okunan mektuptan sonra Kürt-İslam eksenindeki bir ittifakın Alevileri inciteceğini söyledik” diye konuştu.
Halis, Aleviler ile Kürtler arasında toplumsal düzeyde bir çatışma veya kopuş beklemediğini fakat siyasal aktörlerin kullandığı dilin önemli olduğuna dikkat çekti:
“Tarihin hiçbir döneminde toplumlar arasında kıyımlar, kavgalar, katliamlar kendiliğinden olmamıştır. Toplumlar arasındaki kavgalar, elitlerin ve bilgi sahibi olanların kendi çıkarları için ortaya sundukları argümanlar üzerinden gelişmiştir.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?’’ yayın dizimizin 6. bölümündeyiz. Eski milletvekili Şerafettin Halis’le birlikteyiz. Şerafettin Bey, merhaba.
Şerafettin Halis: Merhaba Ruşen Bey.
Ruşen Çakır: Siz o meşhur bildiriye imza attınız ve ortalık karıştı. Öncelikle niçin imzaladığınızı sormak istiyorum. Sonra tepkiler üzerinden devam edelim.
Şerafettin Halis: Evet. Ruşen Bey, tabii ‘‘meşhur bildiri’’ dediniz. Gerçekten de 8 gündür gündemden düşmeyen bir bildiri. Dijital kanallar üzerinde, algoritmalarda milyonlarca, on milyonlarca insan izledi, okudu. Tabii ben önce bildirinin müsaade ederseniz dilinden, biçiminden bahsedeyim. Şimdi bildiri, diplomatik bir nezaket ve diplomatik bir disiplinle yazılıyor. İçinde hiçbir hakaret ögesi olmayan bir bildiri. Ama buna rağmen o bildiri bir kesim tarafından ciddi salvolarla ateşe atılmıştır. Şimdi şöyle söyleyelim, eğer bu bildiri okunmuş olsaydı arkadaşlarımın değerlendirmeleri daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Şimdi bu bildiriyi ya okumadılar… Ben bunu söylerken trolleri falan kastetmiyorum, yani sorumluluk düzeyindeki insanlardan söz ediyorum. Bu bildiri okunmuş olsaydı eleştirilere tepki daha farklı olurdu. Ya bildiriyi okumadılar ya da bildiriyi anlamadılar. Bu da doğru olmaz, anlamadılar demek de belki de doğru olmaz. Çünkü bize karşı tepki gösteren yöneticilerin hepsi de belli düzeyde donanım sahibi, entelektüel birikim sahibi olan insanlar. Ya da anladıkları halde, anladıkları halde diyorum, bu bildiriyi anlamak istemediler. Şimdi böyle olunca da bu tepkilerin adı riyakârlıktır. Bakın ben riyakârlık sözcüğünü tırnak içine alıyorum ve özellikle söylüyorum. Çünkü bu söz bana ait değil, tepki veren DEM Parti’nin Eş Genel Başkanı Sayın Bakırhan’a aittir. Eğer bu söz Bakırhan’a ait olmasaydı, bu tepkilere yaklaşımım benim belki daha nazik, daha estetik bir sözcükle karşılık bulurdu. Ama ne yazık ki bir partinin eş genel başkanı bu imzayı atan kendi partidaşlarını, partidaşlık, yoldaşlık yapmış arkadaşlarını riyakârlıkla suçlama cesareti mi diyelim, mahareti mi diyelim… Şimdi bildiriye tepkiler nereden geliyor? İdris-i Bitlisi-Yavuz ittifakının Öcalan tarafından söylenmediği, bunun bir uydurma olduğu, son gazeteciliğin yapmış olduğu yayının da gerçekten doğru bir şey verdiği üzerineydi. Şimdi bunun anlaşılması için her şeyden önce bu söz Öcalan tarafından söylendi mi, söylenmedi mi ona bakmakta yarar var diye düşünüyorum. Şimdi Öcalan 2013 Nevruz mesajında aynen şöyle diyor, okumak zorundayım tek tek.
Ruşen Çakır: Tabii.
Şerafettin Halis: “Bugün Kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan halk bilmelidir ki Kürtlerle 1000 yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.” 2013 Nevruz bildirgesi. Abdullah Öcalan PKK’nin 12. kongresine gönderdiği mektupta metinde aynen şöyle diyor, bu metin 25 Nisan 2025 tarihli: “Sonuçta iki gelenek de hem Nakşi geleneği hem Alevi geleneği ya da Sünni Alevi geleneği; aslında her ikisi de uydurma. Kapitalist modernite, ulus devletçilik ideolojik olarak gelişirken, Kürt inkârı temelini bu iki kavramla atıyorlar.” Şimdi bu Kürt inkarı temelinin bizimle bugün ne ilişkisi var? Yeri geldiğinde açıklanır. “19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında böyle bir uydurma Alevilik inşa edilmez.” Yani Alevilere biçilen değer burada belli oluyor. Devam ediyor, “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir. Osmanlının Ortadoğu imparatorluğu haline gelmesinde rol oynayan Ridaniye, Mercidabık, Çaldıran savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının ürünüdür. Kürtler imparatorluğun asıl kurucu unsurlarından biridir.” Geçiyoruz, Öcalan’ı kitaplaştıran İmralı notlarına. Sayın Altan Tan ziyaret ederken Sayın Öcalan aynen şunu söylüyor: “Sayın Altan Tan bilirsin, İslamcılık 40 yıllık rüyaydı, rüyalarımızı gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunuyoruz. Demokratik Halklar Birliği’ni geliştirirken İslam enternasyonalizmi önermemin sebebi budur. Sosyalizmi arayacaksak İslam içinde arayacağız.” Sayfa 318-309. Bir önceki okuduğum sayfa da 19’du.
Ruşen Çakır: Pardon, burada sözünüzü keseceğim. Şimdi anladığım kadarıyla, birçok kişiyle bu konuyu konuştuğum için, bildiriye yakın duranların büyük bir kesimi şu anda sürmekte olan sürecin, Öcalan’ın verdiği mesajların Alevileri dışladığı hatta Alevileri karşısına aldığı kanısında. Siz hangi görüştesiniz? Dışlıyor mu, karşısına mı alıyor yoksa ikisi birden mi?
Şerafettin Halis: Dışlamıyor da karşısına da almıyor. Şimdi doğrusunu söylemek gerekirse Sayın Öcalan bunlarla Alevileri önemsemiyor, burada bir önemsememe var. Burada Alevileri kendi siyasi alanındaki mücadelede özne değil nesne olarak görmek durumu var. Yani biz bunu değerlendirirken Öcalan’ın Kürtlere düşmanlığını, Öcalan’ın Kürtleri dışlamasını, Öcalan’ın Kürtlere karşı olması gibi bir düşünceyi savunmadık. Böyle bir inanç da gütmüyoruz. Ama sonuç itibariyle Öcalan’ın bu sözleri 500 yıllık toplumsal bellekte ciddi bir travma yarattı ve bu travmanın da bu sözlerinin kanatılması ister istemez Alevi toplumunun hassasiyetlerinde bir gedik açtı, bir kapı açtı. Şimdi bunları ben niye okudum?
Ruşen Çakır: Peki burada şöyle bir şey var, şimdi zamanında Demokratik Toplum Partisi’nde, ki Kürt hareketinin partilerinden birisiydi, orada aktif bir şekilde siyaset yaptınız. Sizden önce ve sonra da çok sayıda Alevi kimliğine sahip kişiler bu partilerin içerisinde yer aldılar, yönetici oldular, milletvekilliği yaptılar, halen de aktif olarak bunu yapanlar var. Ve onun da ötesinde bu hareketin içerisinde yasa dışı alan dahil olmak üzere çok sayıda tarihinde özellikle binlerce Alevi var. Yanlış söylemiyorum herhalde değil mi? Peki bu nasıl oluyor? Aslında bu kadar iç içe gibi olan Kürtler ve Aleviler arasında şimdi mesafeler mi ortaya çıkıyor yoksa bu aldatıcı bir durum mu?
Şerafettin Halis: Kürtlerle Aleviler arasında herhangi bir mesafe yok. Kürt siyasetiyle Kürt aydınları arasında açılmış bir makas var. Dolayısıyla o açılmış makasta kendilerinin yaptıkları yanlışlar makası daha büyük acıya doğru evriltti. Şimdi ben Sayın Öcalan’ın bu İdris-i Bitlisi hakkında söylediklerini neden okudum? Şimdi onun bir açıklamasına geleyim. Bizim bildiriden sonra, bu nezaket diliyle yazılmış, kaygıları ifade eden bildiriden sonra Genel Merkez İnançlar Komisyonu bir açıklama yaptı. Bu kadar açık ve net söylenmiş bugüne kadarki sözlere rağmen Genel Merkez İnanç Komisyonu aynen şöyle diyor: “Öcalan’ın bu bağlamda bir değerlendirmesi bulunmamaktadır.” Düşünebiliyor musunuz? O kadar sözden sonra şimdi kendileri eğer bundan haberdar değillerse hiç kusura bakmasınlar demek ki Abdullah Öcalan’ın söylediklerinden haberleri yok ya da çok da önemsemiyorlar demektir. Eğer gerçekten bunları bildikleri halde bu cümleyi kullanmışlarsa “Öcalan’ın bu bağlamda bir değerlendirmesi yoktur” sözlerini gerçekten söylemiş oldular, o zaman bir riyakârlık var burada. “Alevilerin sürecin karşısında gösterilmeye çalışılması kabul edilemez.” Şimdi bildiri, Alevileri sürecin karşısına çıkartmak gibi bir içerik taşımıyor. Biz bildiride barıştan yana olduğumuzu, hatta barışı kendimize şiar edinmiş olduğumuzu belirttik. Böyle bir topluluğun ya da bu topluluğa ait bir bireyin barışa karşı olması mümkün olmaz. Şunu söylüyorum, akıl ve ruh sağlığı yerinde olan hiçbir insan bu sürece, bu barış sürecine karşı gelemez. Akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayanlarla beraber ırkçı, milliyetçi hezeyanları olan insanlar karşı gelebilir. O kadar net ve açık konuşuyoruz. O bildiride en ufak bir süreç karşıtlığı ya da Kürt karşıtlığı olsaydı, bir tek cümle ya da bir tek kelime olsaydı bu bildiriye biz imza atmazdık. Bu kadar net ve açık. Ben şimdi bütün arkadaşlarımıza, tepki gösterenlere bu bildiriyi bir daha okumalarını öneriyorum.
Ruşen Çakır: Peki, Alevilerden nasıl tepki geldi bildiriye? Onu da merak ediyorum, size destek mi, eleştiri mi, hangisi daha yoğun?
Şerafettin Halis: Alevilerden eleştiri yok Ruşen Bey. Bugüne kadar telefonlarım cevaplanıyor, mesajlaşıyoruz. Toplum içindeyiz işte geziyoruz, tozuyoruz. Ciddi tebrikler var, ciddi dayanışma mesajları var. Tepki sadece DEM Parti görünümündeki ve Kürt siyasi hareketinin şu ya da bu oranda etki altındaki kesimlerden, kurumlardan geldi. Düşünebiliyor musunuz? Toplum bizi desteklerken daha önce de DEM Parti’de milletvekilliği yapmış, bugün içlerinden biri Alevi milletvekili, bunlar kendi toplum kaygıları ve toplum düşüncelerine ters düşen açıklamalar yaptılar. Çok ilginçtir, ben hem okudum hem dinledim kendilerini, kendileri de söylediklerine çok inanmıyorlar. Öyle bir açıklama hali var ki bu arkadaşlarımızdan, işte biri bir ocak dergahını ve Alevi değerlerini araçsallaştırarak cevap vermeye çalışıyor. Bir başkası bir yerde vermeye çalışıyor. İdris-i Bitlisi-Yavuz ittifakını kanlı ittifak olarak görmekle beraber “ama”, “fakat”, “lakin” gibi bir bağlaçla devam ediyorlar. Biliyorsun anayasalarda ya da yasalarda vardır, “herkes konuşma ve düşünce hürriyetine sahiptir” der, ama arkasından da aynen “ama”, “fakat”, ‘‘ya da’’ gelir, bağlaç koyar, işi bitirir. Şimdi bu arkadaşlarımız da böyle yaptı. Fakat bu arkadaşlarımızın söylediklerinden ziyade beni asıl ilgilendiren DEM Parti’nin sorumlu eş genel başkanının tepkileri ve yaklaşımıdır.
Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım. Sizler için “sokaktan aldık, vekil yaptık” gibi şeyler söylediler. Sizi ve herhalde Müslüm Bey’i kastediyor. İki tane çünkü milletvekilliği yapmış kişiler var. Sonra özür diledi yani toparlamaya çalıştı ama o herhalde sizi bayağı bir rahatsız etmiştir.
Şerafettin Halis: Şunu söyleyeyim; biz 98’den beri Sayın Bakırhan’la beraber partide, parti meclisinde, MYK’da, şu anki parti grubu içinde benim samimi olduğum 3-4 arkadaşım var ki ancak bizim sokaktan devşirilmiş olmamıza kızmadım, alınmadım ben. Şimdi sorun şurada, yani bizi tanımlarken küçümseyenler, ‘‘Bunların neresi aydın? Öcalan’ı eleştirmekle aydın mı olunur?’’ dediler. Evet, eleştirmek aydının hakkıdır. Çünkü aydın önce itiraz kurgusu üzerinde düşünür. İtiraz kurgusu üzerinde düşünmeyen insana ‘‘aydın’’ demezler, ‘‘biatkâr’’ derler. Tabii şöyle teşekkür edeyim bir daha Sayın Bakırhan’a. Bakırhan’ın bu tür tepkileri bildirgemizin etkisini iki katına çıkardı. Bu bir. İkincisi de literatüre aydın tanımı üzerine yeni bir görüş getirdi. Şimdi aydının dünyada, yani evrensel boyutta kabul edilmiş ortak bir tanımı yok. Ama bu ortak tanıma en yakın tanımlarda şu var: ufku geniş, entelektüel donanımı olan ve itiraz kültürü olan insandır aydın. Eğer itiraz kültürü yoksa sizde orada gelişme olmaz, özgürce düşünme olmaz. Neymiş? Aydın olmak şunu getiriyor: Demek ki biat edeceksiniz, iradenizi teslim edeceksiniz, kutsallar yaratıp kutsallara…
Ruşen Çakır: Peki süreç sürüyor. Ekim ayında muhtemelen karar çıkacak ve dağdakiler, cezaevindekiler, Avrupa’dakiler gelmeye başlayacak ve süreç bir şekilde yoluna devam edecek. Örgütün feshi, silah bırakması vesaire. Yani bir yolda gidiliyor. Şimdi bu sürece Aleviler bu tartışmaların ışığında bundan sonraki aşamalarda nasıl yaklaşacaklar? Yani uzaktan mı izleyecekler? Dahil olmaya mı çalışacaklar? Yoksa net bir şekilde, açık bir şekilde mesafe mi alacaklar? Yoksa bu Kürt hareketiyle Alevi hareketi arasında yaşanan bu tartışmalar, gerginlikler vesaire çözülebilir mi?
Şerafettin Halis: Şimdi şöyle söyleyelim. Bu barış süreci için atılan her adım, yapılan her girişim bizi sevindirir. Cezaevleri boşalacaksa, silahlar teslim edilecekse evet olmalıdır. Şimdi bizim barışa karşı olmadığımızı, barış sürecine karşı olmadığımızı defalarca söyledik, buradan da ikinci üçüncü defa söylüyorum. Tabii böyle bir sürecin gelişmesine Aleviler karşı olmazlar. Biraz önce söylediğim gibi aynı sözü kullanıyorum: Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan hiçbir Alevi bu sürecin karşısında olmaz. Ancak Aleviler barış süreçlerinde kendilerini görmek isterler; nesne değil özne olmak isterler. Şimdi böyle bir tarafın hegemonyasında nesne olma gibi bir algının yaratıldığı yerde ortaklıklar olmaz. Biz ne diyoruz? Evet, Alevi kurumlarıyla DEM Parti arasında bir ilişkinin olması bizi rahatsız etmiyor. Ancak Alevi kurumlarıyla DEM Parti ya da bir başka parti arasındaki ilişki arka bahçe hizmetine dönüşürse biz bunu reddederiz, kabul etmeyiz. Eğer gerçekten yol arkadaşlığı yapacaksak, gerçekten yeniden dizayn edilecek bir demokratik Türkiye için mücadele edeceksek o zaman kimse kimsenin mücadelesinin bir parçası değil, eşiti olmalıdır. Yani Alevi hareketi değil, Alevi dünyasının mücadelesi, ne Kürt demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır ne de genel Türkiye mücadelesinin bir parçasıdır. Genel demokrasi mücadelesinin bir eşiti olarak kendimizi görmek istiyoruz bu mücadelede, bu yasal mücadelede. Aksi takdirde sonuç itibarıyla niyet ne olursa olsun irade dışı gelişmeler bizi dışarıda bırakabilir, bizi daha kötü bir konumda bırakabilir. Yani bu bildiri üzerine olumsuz bir gelişme mi oldu? Hayır. O bildiri üzerine eğer karşımızdaki insanlar bizim kaygılarımızı anlamış olsalardı bugün biz çok daha farklı bir şekilde konuşmuş olacaktık. Aynı şey 2013’te de yaşandı. Öcalan’ın biraz önce okuduğum Nevruz mektubundan sonra Kürt-İslam sentezli bir ittifakın Alevileri inciteceğini, gelecek tanımayacağını söyledi ve yine 1000 yıllık İslam kardeşliğinin bir aktör ittifak olduğunu söyledi. O aktör ittifakta kimler öldürüldü? Aleviler katledildi, Ermeniler katledildi, Süryaniler vesaire. Şimdi böyle bir tarihi referans üzerinde bir söylem geliştirmek ister istemez niyetten bağımsız olsa bile bugüne kadar kurbanlık görülmüş toplumlarda ciddi bir travmayı kanatır. Biz bunu söyledik, bu bildirgenin bundan başka bir amacı yok. Travmaları kanatmayın, eşitler olarak bu mücadele içinde yürüyelim. Bundan başka bir kasıt ve amacımız olmaz. Biraz önce tepkilerden bahsederken ben aslında şunu söylemiştim: Asıl bizi ilgilendiren partinin eş genel başkanının söylemleridir. Bakın ben müsaade ederseniz Bakırhan’ın söylemlerini, bilmeyenler için sizin aracılığınızla öğrenmelerine vesile olalım. ‘‘Kürt hareketi Kürt olduğu kadar da Alevi hareketidir,’’ iyi, güzel. ‘‘Sabotaj, ama bildiri sabotajdır. Kimse bizi Alevilikten test etmesin.’’ Şimdi kendileri kendilerini test ettiler, onu okuyacağım. ‘‘Alevi karşıtlığını savunuyor bu bildiri. Alevi öğretmeni milletvekili yaptık. Riyakârlık olur bunların yaptığı. Ucuz siyaset. Neyi eleştiriyorlar? Yani nedir, eleştirilmesi denir? Sokaktan alıp milletvekili yaptık. Hangi aydın bunlar, neresi aydın?’’ gibi sözler ve devamı var. Şimdi böyle olunca bir kere şunu söyleyeyim: Söylemi ne olursa olsun her şeyden önce pratik çok daha önemlidir ve iknada pratik çok daha samimi şekilde rol oynuyor. Şimdi bakın, ‘‘test etmesin bizi’’ diyorlar ama biz testlerine bakalım. Ruşen Bey, 2010’da benim milletvekilliğim döneminde Diyanet İşleri yasası geldi Meclis’e. Bizim parti programımızda Diyanet İşleri’ne bakışımız şuydu; netice Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasıydı. Bu Diyanet İşleri Başkanlığı’na büyük yetkiler veren, neredeyse bütün yetkileri veren bu yasaya herkes oy verdi. Bir tek oy çıktı. Onu da ertesi gün Radikal gazetesi haber yapmıştı, o oyun sahibi de belli oldu tabii. Şimdi bunu geçiyoruz, 4+4+4 eğitimi yasası görüşülürken, ki bu İslami bir eğitim müfredatına yol açtı, buna DEM Parti’nin tavrı ne oldu diyebilirsiniz? DEM Parti sakin ve suskun bir şekilde, küçük, utangaç eleştirilerle kaldı ve birkaç maddeyi de onayladı. Dayağı yiyen başkaları oldu, başka partiler oldu. Onu geçiyoruz, günümüze geliyoruz. Şara Türkiye’ye gelirken, Şara’ya karşı bu partinin tepkileri ne oldu? Üstelik o partinin bir eş genel başkanı da Alevi. Mazlum Abdi tokalaşırken, el sıkışırken Şara’yla, Alevi kadınları ve Alevi gençleri rastgele katlediliyordu. Bu tokalaşma esnasında bu katliama dair bir tek söz söylenmemiş olmasına nasıl bir tepki gösterdiler? İşte bunların hepsi testtir. Yine bugün üzerinden baktığımızda niyetten bağımsız da olsa eğer İdris-i Bitlisi-Yavuz ittifakı üzerinden bir referans gösteriliyorsa buna tepkilerinin ne olması gerektiği ortada. Yani ne olması gerektiğinin ötesinde suskunlukları ortada, öyle söyleyelim. Eğer bugün bu referansla yani bu Alevileri incitmiştir, kanatmıştır demiş olsalardı, biz niyetten bağımsız bunların testlerini görmüş olacaktık. Olmadı.
Ruşen Çakır: Çok sağ olun Şerafettin Bey yayınımıza katıldığınız için. Çok teşekkürler.
Şerafettin Halis: Ruşen Bey, daha çok konuşulacak şey var. Ben son olarak müsaade ederseniz Mustafa Karasu’nun bir tehditvari açıklaması var, buna dair de birkaç söz söylemek isterim. Zaten bugüne kadar yasal alanda ya da platformlar üzerinden bize tehditvari hakaretler yaptı. Ama Sayın Mustafa Karasu da KCK yürütme konseyi üyesi biliyorsunuz. Aynen şunu diyor. Öncelikle ben diyorum ki, bildirgeyi okuduğunu çok zannetmiyorum Mustafa Karasu’nun. Mustafa Karasu eğer bu bildirgeyi okusaydı yine Bakırhan gibi benzer sözleri kullanmazdı. ‘‘Yani bir nevi sürece sabotaj…’’ Düşünebiliyor musunuz? Bilmem tarihte bir olay yaşanmış, oradan çekiştir, buradan çekiştir. Bir kere sabotaj değil; tam manasıyla Alevilerin Kürtlerle birliğini isteyen, beraber görünmek isteyen bir bildirge. Eğer tarihte bu olay çekiştiriliyorsa olayı çekiştiren budur. Sayın Öcalan bunu yıllardır gündeme getiriyor. ‘‘Onların bildirgesi suya yazılmış bir yazı gibidir. Alevi kurumları ‘bizi temsil etmiyor’ diye tavır aldılar.’’ Karasu’ya şunu söyleyeyim: Bu bildirge gerçekten suya yazılmış bir bildirgeyse neden muhatap alıp da cevap vermek zorunda kaldın? Bu bildirge gerçekten suya yazılmış bir yazıysa neden… Şöyle söyleyeyim: ‘‘Temmuz bildirgesinde demokratik cumhuriyet ve üçüncü yol kapsamında değişim ve yeniden yapılanma kongresi’’ olarak adlandırılan değişim kongresi kongreye iki gün kala neden iptal edildi? Kapsamlı gelişim neden bir sonraki döneme bırakıldı? Bu kongrenin böyle geçiştirilmesi, asıl kapsamlı gelişimlerin sonraya bırakılması bu bildirgenin hükmüdür ve bu bildirgenin arkasında milyonlarca Alevinin olduğunu bildiklerindendir. Sayın Karasu’nun bu söylemlerini gerçekten doğru bulmuyoruz, bu bir tehdit dilidir. Yani bu tehdit diliyle Alevilerle Kürtleri siyasi alanda yürütemezsiniz. Tarihin hiçbir döneminde toplumlar arasında kıyımlar, kavgalar, katliamlar olmamıştır Ruşen Bey. Toplumlar arasındaki kavgalar elitlerin ya da iktidar sahiplerinin kendi çıkarları için ortaya sundukları argümanlar ya da propaganda muhasebeleri üzerine gelişmiştir. Bugün de gerçekten Kürt ve Alevi toplumu arasında herhangi bir husumetin olacağına ben inanmıyorum. Ancak siyasilerin böyle bir tarafın kaygılarına yönelik tutumları ister istemez bu kaygıları kuşkuya, sonuçları ister istemez kopmaya götürüyor. Tabii bu bizim temenni ettiğimiz bir şey değildir. Kürtlerin Alevilerin her zaman birliği Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisi için önemlidir, bunların mücadelesi Türkiye demokrasisi için önemlidir.
Ruşen Çakır: Çok sağ olun. Burada noktayı koyalım. Eksik olmayın Şerafettin Bey. ‘‘Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?’’ yayın dizimizin 4. bölümünde Demokratik Toplum Partisi’nde milletvekilliği yapmış Şerafettin Halis’le konuştuk. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.“








