İSTANBUL (Medyascope) – “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” yayın dizisinin dördüncü bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu eski milletvekili Şerafettin Halis oldu. Halis, Aleviler tarafından yayımlanan ve kamuoyunda geniş tartışma yaratan bildiriyi ve Alevilerin çözüm sürecindeki konumunu Çakır’a yorumladı.
Ruşen Çakır’a konuk olan eski milletvekili Şerafettin Halis, Alevilerin çözüm sürecindeki konumunu değerlendirdi. Alevilerin yayımladığı bildirinin imzacılarından olan Halis, metnin çözüm sürecine veya Kürtlere karşı kaleme alınmadığını vurguladı.
“Kürtler ve Aleviler arasında herhangi bir mesafe yok”
Çakır’ın, geçmişten bugüne Kürt siyasi hareketinin içerisinde çok sayıda Alevinin yer aldığını hatırlatarak, son tartışmaların Aleviler ile Kürtler arasında bir mesafe yaratıp yaratmadığı sorusuna “Kürtler ve Aleviler arasında herhangi bir mesafe yok” diye yanıt veren Şerafettin Halis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kürt siyasetiyle Kürt Alevileri arasında açılmış bir makas var. Dolayısıyla yapılan yanlışlar o makası daha büyük bir açıya doğru evriltebilir. Alevileri sürecin karşısında göstermeye çalışmak kabul edilemez. Biz bildiride barıştan yana olduğumuzu söyledik. Barışı kendisine şiar etmiş bir topluluğun ya da bu topluluğa ait bireylerin barışa karşı olması mümkün olmaz.”

Çözüm sürecine karşı olmadıklarını özellikle belirten halis, “Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan hiçbir insan bu barış sürecine karşı gelemez. O bildiride en ufak bir süreç karşıtlığı ya da Kürt karşıtlığı olsaydı, bir tek cümle ya da bir tek kelime olsaydı, o bildiriyi hiçbirimiz imzalamazdık. Bu kadar net ve açık” dedi.
Şerafettin Halis, Alevilerin tarihsel hafızasını dikkate almayan siyasi söylemlerin barış sürecine zarar verebileceğini söyledi. 2013 Nevroz mesajında da benzer tartışmaların yaşandığını hatırlatan Halis, “2013’te de aynı şey yaşandı. Nevroz’da okunan mektuptan sonra Kürt-İslam eksenindeki bir ittifakın Alevileri inciteceğini söyledik” diye konuştu.
Halis, Aleviler ile Kürtler arasında toplumsal düzeyde bir çatışma veya kopuş beklemediğini fakat siyasal aktörlerin kullandığı dilin önemli olduğuna dikkat çekti:
“Tarihin hiçbir döneminde toplumlar arasında kıyımlar, kavgalar, katliamlar kendiliğinden olmamıştır. Toplumlar arasındaki kavgalar, elitlerin ve bilgi sahibi olanların kendi çıkarları için ortaya sundukları argümanlar üzerinden gelişmiştir.”







