Faruk Eren anlattı – 12 Eylül Askerî Darbesi: 46 yıldır bitmeyen yas, öfke, adaletsizlik

İSTANBUL (Medyascope, Buse Ok) – 12 Eylül Askerî Darbesi’nin üzerinden 46 yıl geçti ancak darbenin yarattığı toplumsal travma ve adalet arayışı sürüyor. Darbe döneminde üç yıl cezaevinde tutulan gazeteci Faruk Eren, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin ardından yaşadıklarını, ağabeyi Hayrettin Eren’in gözaltında kaybedilmesini, 18 yaşında tutuklanarak Metris Cezaevi’nde geçirdiği 36 ayı ve 30 yılı aşan yargılama sürecini anlattı.

12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu. Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, siyasi partiler kapatıldı; sendikaların, derneklerin ve demokratik kitle örgütlerinin faaliyetleri durduruldu. 12 Eylül döneminde 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askerî mahkemelerde yargılandı, 517 kişi hakkında ölüm cezası verildi, 50 kişi idam edildi. Cezaevlerinde sistematik işkence ve kötü muamele uygulandı; çok sayıda insan gözaltında kaybedildi. İşkence, uzun gözaltı süreleri ve kaybetmeler dönemin karanlık tablosunun bir parçası oldu.

Darbenin üzerinden 46 yıl geçti. Darbecilere yargı dokunulmazlığı sağlayan Anayasa’nın geçici 15. maddesi 2010’da kaldırıldı. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya 2014’te müebbet hapis cezasına çarptırıldı ancak iki sanığın temyiz sürecinde hayatını kaybetmesi nedeniyle dava düştü. Böylece 12 Eylül’ün sorumlularına ilişkin kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı ortaya çıkmadı.

Gazeteci Faruk Eren de 12 Eylül’ün hayatını değiştirdiği isimlerden biri. Darbe döneminde henüz 16 yaşında olan Eren, 1982’de yakalandı ve üç yıl askerî cezaevinde tutuldu. Ağabeyi Hayrettin Eren ise 21 Kasım 1980’de İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kaybedildi. Ailesinin Hayrettin Eren’in akıbetini öğrenmek için yürüttüğü mücadele 46 yıldır sürüyor. Türkiye’nin 12 Eylül’le yüzleşip yüzleşemediğini, darbenin bugüne kalan mirasını ve Hayrettin Eren’in gözaltında kaybedilmesinin ardından yaşanan süreci Faruk Eren’e sorduk.

46 yıldır bitmeyen 12 Eylül | Faruk Eren anlattı
12 Eylül Askerî Darbesi: 46 yıldır bitmeyen yas, öfke, adaletsizlik

“Annem, ‘Kalkın, ihtilal oldu’ diyerek bizi uyandırdı”

Faruk Eren, 12 Eylül 1980 sabahı annesi tarafından erkenden uyandırıldıklarını söyledi. O sırada evde babası, annesi, büyük ablası ve kendisinin bulunduğunu anlatan Eren, darbe haberini radyodan öğrendiklerini belirtti:

“Evimiz polis tarafından bilinmiyordu, darbeden üç ay önce sürekli basılan Hasköy’deki evimizi terk edip Avcılar’da bir eve taşınmıştık. Yeni evimizi akrabalarımız dahi bilmiyordu. Abim Hayrettin Eren 1978’den beri aranan bir devrimciydi. Ben de 1980’in yazından beri polis tarafından aranıyordum. Abim ve küçük ablam evde yoktu. Ablamın nerede olduğunu biliyorduk ama abimin nerede olduğunu bilmiyorduk. Hepimiz abim için endişeleniyorduk. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Acaba yakalanır mı ya da daha kötü bir şey olur mu diye düşünüyorduk. Evimizin penceresinden sokakta dolaşan askerleri görebiliyorduk. Bir süre sonra sanırım öğle saatlerinde o zamanlar tek televizyon kanalı olan TRT’de Kenan Evren diğer cunta üyeleriyle birlikte yönetime neden el koyduklarını anlatmaya başladı. Ailecek öfke ve endişe içinde izledik. Sokağa çıkma yasağı sanırım iki gün sürdü. Yasak bitince abim de ablam da eve geldi. Ama kabus daha yeni başlıyordu.”

“Arabamız burada, o zaman oğlum da burada”

Darbeden yaklaşık bir ay sonra, 21 Kasım 1980’de aile, Hayrettin Eren’in gözaltına alındığını öğrendi. Arkadaşlarının verdiği bilgiye göre Hayrettin Eren, Saraçhane’de bulunan Haşim İşcan Geçidi’nde bir arkadaşıyla buluştuğu sırada gözaltına alınmıştı. Gözaltına alındığı sırada babasına ait otomobili kullanıyordu.

Aynı operasyonda yakalanan kişiler Karagümrük Karakolu’na götürüldü. Hayrettin Eren’in yakalanmasının ardından grup, dönemin İstanbul’daki en bilinen işkence merkezlerinden biri olan Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edildi.

Faruk Eren, ailesinin edindiği bu bilgi üzerine annesinin Karagümrük Karakolu’na gittiğini anlattı:

“Annem Karagümrük Karakolu’na gitti. Burada gözaltı defterinde abimin adını gördü. Polisler, abimin ve aynı operasyonda yakalanan sekiz kişinin Gayrettepe’ye götürüldüğünü söylemiş. Annem de aynı gün Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gitmiş. Anneme Hayrettin Eren diye birinin orada olmadığı söylenmiş, ama annem Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinde babama ait otomobili görmüş. ‘Arabamız burada, o zaman oğlum da burada’ deyince oradan tartaklanarak uzaklaştırılmış. Ertesi gün Karagümrük Karakolu’na yeniden gittiğinde gözaltı defterinde abimin adının bulunduğu sayfanın yırtılmış olduğunu görmüş.”

O günlerde annesini ve babasını, gözaltı süreci tamamlandıktan sonra ağabeyini cezaevinde ziyaret edebileceklerini söyleyerek teselli etmeye çalıştıklarını belirten Eren, “Ancak o dönemde gözaltı süresi 90 gündü ve bu süre uzatılabiliyordu” dedi.

Aile, araya tanıdıklar koyarak Hayrettin Eren’den haber almaya çalıştı ancak sonuç alamadı. Bir süre sonra cezaevlerini dolaşmaya başladılar.

12 Eylül Askerî Darbesi: 46 yıldır bitmeyen yas, öfke, adaletsizlik

“Çok ağır işkenceler gördüğünü ve öldürülmüş olabileceğini yazdı”

Hasdal’da Hayrettin Eren ile birlikte yakalanan arkadaşlarından biriyle konuşabildiklerini söyleyen Faruk Eren, “Bize ulaştırabildiği bir notta abimin çok ağır işkenceler gördüğünü, öldürülmüş olabileceğini yazdı. Aslında annem Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü’ne abimi sormak için gittiğinde gözaltına alınabilirdi. Nihayetinde polis evimizin yerini öğrenmek istiyordu, ben aranıyordum. Annemi sadece oradan uzaklaştırmakla yetindiler. Bu, polisin niyetinin ne olduğunu gösteriyordu” diye konuştu.

Eren, o dönemde “gözaltında kayıp” kavramını henüz bilmediklerini belirterek, “O günden bu yana abimden hiç haber alamadık” dedi.

Hayrettin Eren’le aynı operasyonda gözaltına alınan kişiler, yargılandıkları mahkemelere verdikleri dilekçelerde onunla birlikte yakalandıklarını bildirdi. Dilekçelerinde Hayrettin Eren’in de kendileriyle birlikte yargılanması gerektiğini söylediler ancak herhangi bir cevap alamadılar.

Faruk Eren, bu kişilerin normal şartlarda Devrimci Sol ana davasında yargılanmaları gerekirken ayrı bir davada hızla yargılandıklarını, haklarında ceza verildiğini ve İstanbul dışındaki cezaevlerine gönderildiklerini anlattı.

“18 yaşında girdim, 22 yaşında çıktım”

Kendisinin de polis tarafından aranması nedeniyle annesiyle babasının o dönemde yasal yollardan fazla girişimde bulunamadığını belirten Eren, iki yıl sonra, Kasım 1982’de tutuklandı.

Tutuklandıktan sonra Metris Cezaevi’ne gönderilen Faruk Eren, burada 36 ay tutuklu kaldı. Cezaevine girdiğinde 18 yaşında, çıktığında ise 22 yaşında olduğunu belirten Eren, Metris’te geçirdiği yıllarda yüzlerce insanla tanıştığını, çeşitli insanlık hâllerini gördüğünü ve çok şey öğrendiğini söyledi:

“Ama en çok aklımda kalanlar açlık grevleriydi. Zulme karşı direnmenin iyi hissini yaşadım. Dayanışma ruhunun, yoldaşlık ruhunun ne olduğunu öğrendim.”

“Çıkarıldığım mahkemelerde abimin akıbetini sordum”

Faruk Eren, tutuklanmasının ardından çıkarıldığı mahkemelerde ağabeyi Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Annesiyle babası da bütün resmî kurumlara başvurmaya başladı.

Ailesinin, Millî Güvenlik Konseyi, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı dahil olmak üzere çok sayıda kuruma resmî dilekçeler verdiğini söyleyen Eren, şöyle devam etti:

“Sadece Millî Güvenlik Konseyi’nden cevap geldi: ‘Hayrettin Eren adlı şahıs halen aranmaktadır.’ Annemle babam TAYAD ve İHD aracılığıyla abimin akıbetini öğrenmeye ve adalet arayışına devam etti, ömürleri bu arayışla sona erdi.”

46 yıldır bitmeyen 12 Eylül | Faruk Eren anlattı
12 Eylül Askerî Darbesi: 46 yıldır bitmeyen yas, öfke, adaletsizlik

“Bugün yaşadığımız her olumsuzlukta 12 Eylül’den bir iz bulabiliriz”

Faruk Eren, yaklaşık bin 400 kişinin yargılandığı davanın Türkiye tarihinin en kalabalık siyasi davası olduğunu söyledi. Kesintisiz devam etmese de yargılama sürecinin 30 yılı aştığını belirten Eren, ilk kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu aktardı. Faruk Eren, yargılamanın yaşamlarını ve geleceğe ilişkin planlarını etkilediğini ifade etti.

Faruk Eren, 12 Eylül darbesinin Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısında köklü değişikliklere yol açtığını söyledi. Darbenin ardından 1960 Anayasası’nın kaldırıldığını ve yerine darbe anayasasının getirildiğini belirten Eren, demokrasiyi sınırlandıran yasaların çıkarıldığını, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) gibi kurumların oluşturulduğunu söyledi:

“Kapitalizm neoliberalizm dönemine geçmişti, Türkiye de bu dönemden nasibini aldı. Zaten darbe de bu nedenle yapılmıştı. Ayrıca sola yönelik büyük bir ideolojik saldırı başladı ve bunda başarılı da olundu. Bugün yaşadığımız her olumsuzluğun kökeninde 12 Eylül darbesinden bir iz bulabiliriz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş