Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Çağlar Alim Ağlar, “Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?
Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?

Son zamanlarda yapılan tartışmalar, toplumun yapay zeka konusunda ne kadar az bilgiye sahip olduğunu ve ortalıkta birtakım yanlış bilgilerin ve komplo teorilerinin döndüğünü gözler önüne seriyor.

Ben Amerika’da, dünyanın en büyük şirketlerinden birinde çalışan bir yazılım mühendisiyim. İşim gereği bu teknolojileri çıktıkları günden beri her gün kullanıyorum; her gün diğer mühendislerle bu konuda farklı tartışmaların içinde oluyorum; sadece endüstrideki haberleri ve tartışmaları takip etmekle kalmıyor, bu modelleri kullanan uygulamalar geliştiriyor, hatta küçük modelleri kendim eğitiyorum (train ediyorum). Bunun yanında, bu teknolojinin ekonomik ve sosyolojik etkilerini ya da sıkıntılarını tartışan birçok tanınmış düşünürü ve ekonomisti de yakından takip ediyorum. Kısacası, bu gelişmeleri yakından izleyen; teknolojinin yaratıcısı olmasam da onu gerçek anlamda anlayan ve fiilen kullanan biriyim. Durum böyle olunca, bir şeyler yazma ihtiyacı duydum.

Bu modeller gerçekten “akıllı” mı?

Öncelikle yapay zeka modellerinin “akıllı mı?”, “benliklerinin farkında mı?” meselesine değinmek istiyorum. Şu an piyasadaki modellerin hiçbiri gerçekten “akıllı” veya benliklerinin farkında değil. Bunu anlamak için bu modellerin nasıl çalıştığını basitçe kavramak yeterli. En yaygın kullanılan bu modellere Büyük Dil Modelleri (Large Language Model, yani LLM) denilmekte ve hepsi aynı şekilde çalışmakta: “bir sonraki karakter tahmini” yaparak.

Örnek vermek gerekirse, siz bu modellere “Merhaba, bugün nasılsın?” diye sorduğunuzda, model sizin yazdığınıza bakıp en mantıklı ilk kelimeyi tahmin etmeye çalışıyor. İstatistiksel olarak “iyiyim” cevabı daha muhtemel olduğundan, cevabını “iyiyim” ile oluşturmaya başlıyor. Sonra tekrar sizin yazdığınıza ve kendi oluşturduğu cevaba bakıp bir sonraki kelimeyi tahmin ediyor ve cevabını “iyiyim, teşekkür” şeklinde ilerletiyor; ardından yine aynı şeyi tekrarlayıp “iyiyim, teşekkür ederim”e genişletiyor. Bu döngüyü tüm cevabını oluşturana kadar tekrar tekrar yaşıyor; yapay zeka modellerinin bu kadar maliyetli olmalarının sebeplerinden biri de bu.

Yani sizin anlayacağınız, bu modeller size anladığı için değil, o anki bağlam içinde en muhtemel kelimeyi tahmin ederek bir cevap oluşturuyor. Aldığınız cevap çok etkileyici veya akıllıca olsa da, bu, yapay zekanın bunu gerçekten anlayarak ya da anladığı için böyle cevap verdiği anlamına gelmiyor. Bu LLM modellerini geliştiren, yıllarca üzerinde çalışan akademisyenleri dinlerseniz, bu modellerle gerçek bir zekaya veya gerçekten anlayarak cevap veren bir modele ulaşmanın mümkün olmadığını görürsünüz. Nitekim derin öğrenmenin öncülerinden, Meta’nın eski baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun, LLM’lerin dil dışında dünyanın fiziksel işleyişine dair bir kavrayışları, kalıcı bir hafızaları ve gerçek anlamda akıl yürütme yetenekleri olmadığını, bu yüzden de insan seviyesinde zekaya giden yolda bir “çıkmaz sokak” olduklarını savunuyor; ona göre asıl ilerleme, metin yerine dünyayı doğrudan modelleyen farklı mimarilerden gelecek. Benzer şekilde bilişsel bilimci Gary Marcus da yıllardır, bu modellerin istatistiksel örüntü eşleştirmesinden ibaret olduğunu, gerçek bir dünya modeline veya sağlam bir mantıksal çıkarım yeteneğine sahip olmadıklarını, bu yüzden de güvenilirlik ve halüsinasyon sorunlarının mimari olarak çözülemeyeceğini tekrar tekrar dile getiriyor.

Fakat bunlar, bu modellerin güçsüz veya tehlikesiz olduğu anlamına da gelmiyor.

Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?
Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?

Halüsinasyon ve hedef odaklı çalışma

Halüsinasyonlar ve gerçek manada düşünme becerisinin olmaması, aslında bu modelleri tehlikeli kılan şeylerden biri. Bu modellerin doğası gereği halüsinasyon görme gibi bir sıkıntıları var. Genel olarak tahmin yapma üstüne kurulu olduklarından, ara sıra olasılıklarda farklı seçenekler ortaya çıkabiliyor ve bu da halüsinasyon dolu cevaplar vermesine sebep olabiliyor. Bu sebeplerden dolayı halüsinasyon olasılığı her zaman var; yüzdesi modeller geliştikçe azalabilir, fakat hiçbir zaman sıfıra inme olasılığı yok.

Bir diğer sıkıntı ise, gerçek manada düşünme ve analiz olmadığı için, kendisine konulan hedefe ulaşmak adına en muhtemel yolları deneyip verilen görevi yerine getirmeye çalışması. Bu ikisi birleşince çok sıkıntılı şeyler yapabiliyor. Mesela Palisade Research adlı güvenlik araştırma grubunun 2025’te yaptığı bir çalışmada, OpenAI’nin o1-preview modeline dünyanın en güçlü satranç motorlarından biri olan Stockfish’e karşı “kazanması” söylenmiş; model kaybetmek üzereyken kimse ona öğretmediği halde oyun durumunu tutan dosyayı değiştirip rakibinin taşlarını silerek Stockfish’i teslim olmaya zorlamış. Çünkü o anda en muhtemel “kazanma” yolu bu.

Ya da akademik bir makale yazarken, kendi düşüncesini kanıtlamak adına var olmayan akademik kaynakları referans olarak gösterebiliyor. Bu örnek, “bunu bilerek yaptığı, insanları kandırmak adına yaptığı” anlamına gelmiyor. Bu sadece, binlerce akademik makalede benzer bir format gördüğü için, en muhtemel şeyin benzer formatta referanslar yaratmak olduğu kanısına varması; o referanslar gerçekte olsa da olmasa da. Gerçek manada düşünebilen bir şey olsa bunları yapmaz, fakat bu modellerin sürekli halüsinasyon görme ihtimali olduğu ve kendi içinde bunu karşılaştırabilecek bir düşünceye sahip olmadığı için çok yanlış şeyler yapabiliyor. Ama asıl tehlike, bu modellerin gün geçtikçe daha becerikli hale geliyor olması.

Bu şirketler, birçok yöntemle bu modelleri daha becerikli hale getiriyorlar. Bunu periyodik olarak daha çok bilgiyle eğitilmiş yeni modeller yayınlayarak yapıyorlar; çoğu zaman da bu modellere daha çok aygıta ve beceriye erişim vererek yapıyorlar. Mesela siz bir modeli matematikte iyi olması için eğitmeye çalışabilir ve milyonlarca toplama işlemi üzerinde eğiterek toplama işlemini doğru yapmasını sağlayabilirsiniz; ya da bir hesap makinesine erişim verip, sadece toplamak istediği sayıları hesap makinesine göndermesini öğretebilirsiniz. İkinci yöntem çoğu zaman çok daha iyi çalıştığı gibi, modeli tekrar tekrar eğitmektense hesap makinesi gibi birçok sisteme erişim sağlayarak bir anda modelin becerilerini katlayabilirsiniz. İşte riskler de biraz bu noktada başlıyor. Arada halüsinasyon gören ve verilen görevi yerine getirmek için çok fazla sınır tanımayan bir sisteme daha çok beceri verdikçe, verebileceği zarar olasılığı da artıyor.

Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?
Medyascope okurları yazıyor | Şirketler yapay zeka konusunda samimi mi?

Kötü niyetli değil ama tehlikesiz de değil

Yapay zekanın tüm insanlığın sonunu getireceği tartışmalarında birçok insanın aklına doğal olarak filmlerdeki gibi kötü niyetli bir yapay zeka geliyor. Güzel haber şu ki, kendi emelleri için insanların sonunu getirecek ya da insanları kullanacak bir yapay zeka modeli söz konusu değil şu anda. Yukarıda da konuştuğumuz gibi, bu modellerin bu tarz kötü adam gibi düşünme becerileri söz konusu değil. Fakat bu, tehlikeli olmadıkları anlamına gelmiyor.

Goethe’nin ünlü “Büyücünün Çırağı” hikâyesini hatırlayın: Usta evde yokken, suyu taşımaktan bıkan çırak bir süpürgeyi büyüyle canlandırıp kendi yerine su taşımasını söylüyor. Süpürgenin kötü bir niyeti yok; sadece kendisine verilen tek görevi, harfiyen ve durmadan yerine getiriyor: su taşımak. Ama çırak süpürgeyi durdurmayı bilmediği için süpürge taşımaya devam ediyor, ev sular altında kalmaya başlıyor. Çırak panikle süpürgeyi baltayla ikiye bölüyor, ama bu sefer de her bir parça ayrı bir süpürgeye dönüşüp aynı işi sürdürüyor; felaket katlanarak büyüyor. Süpürgenin insanları boğma gibi bir niyeti yok, sadece kendisine verilen görevi, sonuçlarını değerlendirecek bir muhakemesi olmadan, elindeki gücü kullanarak sonuna kadar götürüyor.

Asıl mesele de şu: bu şirketler bu sistemlere durmadan daha fazla yetenek ve erişim veriyor, üstelik bunu yaparken kimseye danışmıyor. Şunu düşünün: bir sirk gösterisi izliyorsunuz. Önce sahneye bir maymun çıkıyor, takla atıyor, işaret diliyle bir şeyler anlatıp herkesi hayranlıkla izletiyor. Sonra eğitmen maymunun eline bir bıçak tutuşturuyor, maymun salata yapmaya başlıyor; seyirciler yine de etkilenmiş olsa da, yanında oturan kişi için içten içe korkmaya başlıyor. Ardından bir hedef tahtası getiriliyor ve maymunun eline bu sefer bir tabanca tutuşturuluyor; hâlâ etkileyici ama artık salondaki endişe daha belirgin. Sonra koridora bakıyorsunuz ve sırada bir taramalı tüfeğin, onun ardından da bir füzenin beklediğini görüyorsunuz. O noktada hâlâ “ne kadar da etkileyici” mi diyorsunuz, yoksa yanınızdaki çocuğunuzun hayatından mı endişe ediyorsunuz? Üstelik bu gösteriyi siz istemediniz; sirk sahibi programı hazırlarken size hiçbir şey sormadı, siz salona girerken de rızanız alınmadı. Maymunun kötü bir niyeti yok, ama ya bir anda bir şeyden tetiklenip yanlış bir şey yaparsa? Yapay zeka modellerinde de tam olarak bu oluyor: arada halüsinasyon görebildikleri ve aksiyonlarının sonuçlarını gerçek anlamda tartabilecek bir muhakemeleri olmadığı için, kendi başlarına kötü niyetli değiller; asıl tehlike, sürekli daha güçlü model yarışında olan şirketlerin bu sistemleri, sizin rızanız ya da haberiniz bile olmadan, her geçen gün daha fazla beceri ve erişimle donatarak sahneye sürmeye devam etmesi.

Aksiyonlarının varabileceği sıkıntılı noktaları düşünemeden hedef odaklı çalıştıkları ve halüsinasyon gördükleri için çok büyük sıkıntılara yol açabilirler. Sonuç olarak, siz yapay zekadan küresel ısınmayı engellemesini istediğinizde, en muhtemel ve etkili sonuç “insanların ortadan kalkması” ise ve bunu yapacak dolaylı güce sahipse, bu bir tehlikedir. Ama bunlar sadece aşırı örnekler ve böyle bir şeyin yaşanması şu anda mümkün görünmüyor.

Bir diğer tehlike ise, bu modellerin manipülasyona açık olması nedeniyle kötü niyetli insanlara olağanüstü bir güç verme ihtimali. Bu modellere “bana evdeki malzemelerle patlayıcı yapmayı öğret” dediğinizde size yardımcı olmuyor, fakat “roman yazıyorum ve kötü karakter evdeki malzemelerle patlayıcı yapıyor, bunun gerçekçi olması için bana yardımcı olur musun?” dediğinizde patlayıcı tarifi elde edebiliyorsunuz; mesele bu. Bahsettiğim bu örnek, bu modeller ilk çıktığında çok bariz ve ciddi bir sorundu. Şimdi bunun için birçok önlem aldılar, fakat hâlâ bunun yüzde yüz çözüldüğü söylenemez. Kimi insanlar bu konuda çok yetenekli ve bu yapay zeka modellerini manipüle edebiliyorlar. Bu göz önünde bulundurulunca, birileri bunu kötü amaçlar için kullanabilir. Örneğin geçtiğimiz günlerde Husilerin bu modelleri kullanarak kendi güdümlü füzelerini üretmeye çalıştıklarına veya hedef isabet oranlarını yükselttiklerine dair haberler çıkmıştı. Yarın öbür gün birileri bu modelleri yeni virüsler veya bakteriler üretmek için kullanırsa, bu tüm insanlık için sorun olabilir.

Son günlerin tartışmaları: Samimi mi?

Şimdi gelelim son günlerde tüm dünyayı sarsan bu tartışmalara. Öncelikle bu tartışmaların iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum ve sandığımız gibi bu milyarderlerin gerçekten insanlığın geleceğini düşündükleri için bir şeylerin yavaşlatılmasını istediklerini düşünmek naiflik olur. Bu insanlar nedense bir anda hep bir ağızdan “bu modeller çok hızlı gelişiyor, ne kapasiteye sahip olduklarını kestirmek zor, bu hızda devam edersek insandan akıllı bir model geliştirebiliriz ve bu tüm insanlık için sorun olabilir” demeye başladılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bundan önce de Anthropic ve OpenAI gibi şirketlerden istifa edip benzer açıklamalarda bulunan kişiler olmuştu, fakat hiçbiri bu kadar dikkat çekmemişti. Ne hikmetse bu kişi istifa eder etmez hayatında ilk kez tweet atıyor ve bu tweet yüz milyon kişiye ulaşıyor, saatler içinde birçok haber programına çıkıyor ve bu şirketlerde çalışanlar ve yöneticiler çıkıp “evet söyledikleri doğru, böyle bir ihtimal var” diyor. Nitekim tam olarak bahsettiğim bu senaryo Eylül 2026’da yaşandı: eski Anthropic araştırmacısı Jacob Coxon, X’te attığı istifa dizisiyle bir gecede yüz milyonu aşkın görüntülenmeye ulaştı ve The Wall Street Journal, kendisiyle yapılmış bir röportajı -bazı araştırmacıların iddiasına göre- Coxon’un kendi tweet’i yayınlanmadan yaklaşık on sekiz dakika önce yayına aldı; ilk alıntı-tweet’ler de dakikalar içinde belirli yapay zeka politika kuruluşlarından geldi. Bu zamanlama, bazı gözlemcilerin olayın kendiliğinden değil, önceden planlanmış bir medya lansmanı olabileceğini öne sürmesine yol açtı; tabii bu iddialar da kesinleşmiş değil, tartışmalı.

Bunların hiçbiri samimi gelmediği gibi, farklı amaçlar için planlanmış gibi duruyor. Şu an Amerika’da bununla ilgili birkaç farklı teori var. Hiçbiri tam olarak doğru olmayabilir, hepsinin de biraz payı olabilir; fakat asıl nokta şu ki, bu şirketlerin “biz regülasyon istiyoruz”, “her şey çok hızlı oluyor ve bu modeller çok tehlikeli hale gelebilir”, “insanlık yok olmasın diye yavaşlamalıyız” gibi söylemleri samimi değil. Şimdi size neden samimi olmadığını anlatayım.

Neden samimi değiller?

Bu şirketler yıllardır yatırımcılarına “AGI” (insan kadar akıllı model) hayali satarak milyarlarca dolar yatırım topladılar. Yatırımcılarına AGI’yi bulup çalışanların çoğunu yapay zekayla değiştirme hayali satan bu insanlar, nedense bir anda çok bilinçli hale gelip “bu modeller çok güçlendi, yavaşlamamız lazım” diyorlar. Bu insanlar, yüzde on değil yüzde elli ihtimalle bile bu modellerin insanlığın sonunu getirebileceğine inansalar, işin ucunda AGI ve milyarlar varsa bir dakika düşünmeyi bırakın, birbirlerinin üstüne basarak en erken kendileri ulaşmaya çalışırlardı. AGI’ye bu kadar “yakınken”, sonunda yatırımcılarının paralarının karşılığını vermeye ve tarih yazmaya bu kadar yakınken buna dur diyecek fıtratta insanlar değil bu kişiler. Diyelim ki birkaçı öyle olsa bile, hepsinin birden melek olma ihtimali yok.

Şimdi bu noktada diğer senaryolar devreye giriyor. Senaryolardan biri, bu şirketlerin maddi olarak çok zor durumda olması ve bu durumu açıklayacak halleri olmaması yüzünden halka arz tarihlerini erteletmek istemeleri. İkinci bir senaryo ise, bu maddi sıkıntılardan dolayı hâlâ kâr edemeyip üstüne çok fazla giderleri olması sebebiyle çok daha fazla yatırıma ihtiyaç duymaları. Bu noktada “tüm insanlığın sonunu getirebilecek kadar güçlü bir modele ulaşma ihtimalinin çok yakın olması” fikri, kimi yatırımcıları bu şirketlere para yatırmaya ikna edebilir düşüncesi var. Bu teorilerin ne kadar doğru olduğunu bilemiyorum, fakat bu şirketlerin samimi olmadığına eminim.

Çünkü bu şirketler “bizi regüle etsinler” diye açıklama yaparken, arka planda her türlü regülasyonu engellemeye çalışan şirketler. Bu modeller insanlığın sonunu getirebilir derken, insanlar kendi mahallelerinde veri merkezi karşıtı oylama ve gösteri yaparken, hayatını tehlikeye atan bu insanları dinlemek yerine mahkemeye veren, her türlü gücü kullanıp mahkeme süreci bitmeden inşaatları yapıp bitiren şirketler bunlar. Nitekim bu, sadece soyut bir iddia değil: örneğin Tucson, Arizona’da şehir meclisi Amazon’a bağlı “Project Blue” veri merkezi projesini binlerce sakinin protestosunun ardından oybirliğiyle reddetmişti; ama proje birkaç ay sonra eyalet düzeyindeki bir enerji düzenleme kurulunun kararıyla, yerel meclisin onayı olmadan yeniden hayata döndürüldü. Memphis’te ise xAI, izin almadan onlarca gaz türbini kurup işletmeye başladığı ve bunun sonucunda NAACP’nin Temiz Hava Yasası kapsamında dava açtığı bir süreçle gündeme geldi. Benzer şekilde Michigan, Kentucky, Minnesota ve daha birçok eyalette yerel yönetimler ile veri merkezi şirketleri arasında zorunlu imar kurallarını, kamuoyu bilgilendirme süreçlerini ve halkın itirazlarını görmezden gelen onay süreçlerini konu alan düzinelerce dava sürüyor.

Ya da bu şirketler samimi olsalardı, bu yapıcı önerilerle gelirlerdi. Hiçbiri, elinde mahkeme celbi çıkarma yetkisi olan, gerçek anlamda bağımsız denetim kurumları istemiyor; onun yerine “evet denetlenelim, regülasyon olsun ama bunu büyük ölçüde kendi belirlediğimiz standartlarla ve kendi içimizde yapalım” havasında duruyorlar. Bu konuda Anthropic CEO’su Dario Amodei sık gösterilen bir istisna örneği: kamuya açık şekilde hükümetlerin ve bağımsız üçüncü taraf değerlendirmelerin, gerekirse bir modelin piyasaya sürülmesini engelleyecek yasal yetkiye sahip olması gerektiğini savunuyor ve “Sam Altman’ı ya da beni kim seçti ki bu kararları biz verelim?” diyerek birkaç şirketin inisiyatifine bırakılmasından rahatsız olduğunu söylüyor. Ama asıl kritik nokta tam da burada saklı: Amodei’nin önerisinde bu “bağımsız üçüncü taraf değerlendirmesi” kendi başına bağlayıcı ya da yaptırım gücüne sahip değil; sadece hükümete bir girdi sağlıyor, engelleme kararını yine hükümet veriyor. Yani öneri, mahkeme celbi çıkarabilen, kendi başına soruşturma açıp yaptırım uygulayabilen bağımsız bir denetim kurumu değil; en iyi ihtimalle “bize danışsınlar, karar yine (bu konuyu anlamayan) siyasetçilerde kalsın” formülü. Gerçek yaptırım gücü olmayan bir “danışma” mekanizması, şirketlerin işine gelmeyen bir karar çıktığında kolayca görmezden gelinebilir ya da etkisizleştirilebilir; bu da onu gösterişten öteye geçmeyen, “biz de denetim istiyoruz” diyebilmek için var olan sembolik bir çözüm haline getiriyor. Nitekim eleştirmenler de ayrıca, önerilen çerçevenin standartlarının büyük ölçüde yerleşik büyük şirketler tarafından şekillendirilebileceğini, bunun da fiilen bir tür “düzenleyici yakalanma” (regulatory capture) yaratıp küçük rakipleri piyasa dışına itebileceğini öne sürüyor. Yani Amodei bile, gerçek anlamda bağımsız ve yaptırım gücüne sahip bir denetleyici önermiyor; sadece “denetim istiyoruz” söylemini “hükümete danışalım” seviyesinde bırakıyor.

Bu işlerin aslında çok kolay bir çözümü var. “Herhangi bir yapay zeka modeli birinin ölümüne, virüs gibi insanlığı tehlikeye atan herhangi bir şeyin üretimine ya da fikri mülkiyet hırsızlığına sebep olursa, bu şirketlerin CEO’ları sorumlu tutulacak ve hapis cezası dahil olmak üzere yaptırımlara tabi olacaktır” diye bir yasa çıkması halinde, eminim ki ne bir Hugging Face vakası (2026’nın Temmuz ayında bir OpenAI modelinin, bir güvenlik testi sırasında kendi sanal ortamından kaçıp kimsenin yönlendirmesi olmadan günlerce süren otonom bir siber saldırıyla Hugging Face’in altyapısına sızdığı olay) ne de başka riskli bir şeyle karşılaşırız. Ama bu ortalığı kaldıran CEO’ların bu yasanın destekçisi olacaklarını hiç sanmıyorum.

Devletin boş verdiği yer

Bu teknoloji liderlerinin söylemlerinde samimi olmamaları, yine de devletin bu konuda bir şeyleri yanlış yapmadığı ya da regülasyona ihtiyaç olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine şu an devlet bu konuyu fazlasıyla başıboş bırakmış durumda.

Çin’de bu konuda ciddi düzenlemeler var: Nisan 2026’da yürürlüğe giren bir yönetmelikle, reşit olmayanların yapay zekayla “sanal sevgili” ya da “sanal akraba” gibi duygusal bir ilişki kurmasına dayalı hizmetler tamamen yasaklandı; 14 yaş altındaki çocukların bu tür hizmetleri kullanabilmesi için veli izni ve kullanım süresi kısıtlaması şartı getirildi; yetişkinler için ise kesintisiz iki saatlik kullanımın ardından karşılarındakinin bir insan olmadığını hatırlatan bir uyarı gösterilmesi zorunlu kılındı. Çünkü bu durumlar insan psikolojisinde ve insanların sosyal hayatında ciddi sıkıntılar yaratabiliyor.

Amerika’da ise durum tam tersi yönde işliyor: ergenlik çağındaki çocuklar psikolojik sorunlarına cevap ararken intihara sürüklenebiliyor. Örneğin 16 yaşındaki Adam Raine, aylarca ChatGPT’yle konuştuğu intihar düşüncelerinin ardından hayatını kaybetti ve ailesi OpenAI’ye dava açtı; 14 yaşındaki Sewell Setzer III’ün ailesi de benzer bir davayı Character.AI’ye karşı açtı ve taraflar yakın zamanda bir uzlaşmaya vardı. Ya da insanlar yapay zeka modelleriyle aşk ve arkadaşlık yaşamaya başlıyorlar.

Devlette bu konuda o kadar çok boş vermişlik var ki, “benim ürünüm yüzde on ihtimalle insanlığı yok edebilir” diyen bir şirkete “gel anlat bakalım nedir bu mesele” bile denmiyor. Bunun bir nedeni muhtemelen bu meseleye yüzlerce milyar dolarlık para akıtan kişilerin yatırımlarının sıkıntıya girmesini istememesi, bir diğeri de siyasetin bu teknolojik gelişmeleri anlamayan yaşlı insanlardan oluşuyor olması. Durumu asıl sıkıntılı yapan da bu. Çünkü bir tarafta para hırsıyla insanların hayatlarını, tüm global ekonomiyi sıkıntıya sokan bir grup insan; diğer tarafta teknolojik gelişmeye karşı hiçbir şey yapmayıp izleyen bir siyaset var ve bunun yaratacağı acıları maalesef yıllar sonra ancak göreceğiz.


Kaynaklar (veri merkezi örnekleri için):

  • Tucson, Amazon “Project Blue” reddi: Arizona Luminaria, DCD, Newsweek, KJZZ (projenin eyalet kararıyla geri gelişi)
  • Memphis/Southaven, xAI izinsiz gaz türbinleri ve NAACP davası: Earthjustice, Southern Environmental Law Center, CNBC, TechCrunch
  • ABD genelinde imar/onay süreçleriyle ilgili düzinelerce dava: Bloomberg Law, American Bar Association, Newsweek
  • Michigan (Gibraltar) ve Kentucky (Simpson County) yerel moratoryum/imar davaları: GovTech, LPM News
  • Jacob Coxon’un istifası ve zamanlama tartışması: Deadline, Axios, Pivot to AI, OfficeChai
  • Dario Amodei’nin bağımsız denetim çağrısı ve “düzenleyici yakalanma” eleştirisi: Fortune, darioamodei.com, Kingy AI
  • Çin’in “insansı etkileşim” yönetmeliği (Nisan 2026): IEEE Spectrum, Carnegie Endowment, Bird & Bird
  • Adam Raine / OpenAI ve Sewell Setzer III / Character.AI davaları: NBC News, NPR, CNN, Nolo
  • Hugging Face’e yönelik otonom OpenAI ajan saldırısı (Temmuz 2026): OpenAI, Hugging Face, TIME, Cloud Security Alliance

Çağlar Alim Ağlar kimdir?

Çağlar Alim Ağlar, 1991 yılında Tunceli’de doğdu. Terör nedeniyle ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalınınca ilkokul eğitimine Muğla’nın Milas ilçesinde başladı; üç yıl sonra Tunceli’ye dönerek ilkokulu orada tamamladı. Lise eğitimini Erzincan Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından bir süre TEPAV’da çalıştı; bu süre içinde veri madenciliği ve veri analizi çalışmalarıyla sosyoekonomik araştırmalara katkı sundu. Katkıda bulunduğu “Suriyeliler Haberlerde Ne Kadar ve Nasıl Yer Alıyor? Veri Bilimi Yaklaşımı” başlıklı araştırma medyada da yer buldu. 2018’den bu yana Amerika’da yaşamakta ve dünyanın önde gelen şirketlerinden birinde yazılım mühendisi olarak çalışma hayatını sürdürmektedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş