Mümtaz’er Türköne yazdı: Zulm ile abad olmanın mantığı

Tarihe, insanlık tecrübesinin laboratuvarı olarak bakarsanız anlam vermekte zorlandığınız birçok gündem kendi mantık dünyasında yerli yerine oturmaya başlar. Siyaset deyince 2500 yıl önce isimleri konmuş, 2500 yıl boyunca yenisi icat edilmemiş kavramların, olguların ve dünyaların içinde yaşıyoruz. Gök kubbe altında yeni bir söz, yeni bir akıl, daha önce icat edilmemiş yeni bir strateji yok.

Yöneten, duyguları akıl hanesinde hesaba katacağı bir parametre olarak görür, ancak bütün kararlarını soğuk bir mantığın halkaları arasına sebep sonuç ilişkilerini kurarak yerleştirir. Hiçbir iktidar zulme, haksızlığa keyfi öyle istediği için yönelmez. Hak edilmemiş veya meşruiyetini kaybetmiş bir iktidar ancak baskı kurarak, zulüm çarklarını işleterek hükmünü sürdürebilir. Zulmün artması çaresizliktendir; güç sahibi yönetme hakkını gönüllü rızadan ve itaatten alamadığı için kaba kuvvet gösterilerine, hukuk dışında iş görmeye yönelir.

İktidar uğruna kardeşlerini, evladını katleden bir monarkın ruh ve akıl dünyasını kavrayabilmek için şu basit soruyu sormalısınız: Başka çözüm bulabilir miydi?

Machiavelli’nin vurguladığı üzere siyaset ahlâk değildir; siyasetçi bahanelere değil sonuca bakar.

Yönetilen ise, başına vuran sopanın acısı içinde dişlerini sıkar, kinini-öfkesini büyütür, fırsatını bulunca başını kaldırır. Yokluk, yoksulluk içinde çocuğunun gözlerinin içine bakamayan babanın, karısına yemeğe koyacak bir kaşık kıymayı alamayan kocanın, en değerli dayanağı olan umudunu kaybeden gençlerin, yaklaşan ölümün korkusunu bile aşan geçim telaşı ile sağına soluna bakan emeklinin bir düdüklü tencereye sıkışan duygu dünyalarına empati kurmayı deneyin.

Zulm ile abad
Mümtaz’er Türköne yazdı: Zulm ile abad olmanın mantığı

Haksızlığın-hukuksuzluğun nedeni?

İki ihtimali gözden geçirmemiz gerekiyor.

Birincisi, baskı ve zulmün bir iktidar tekniği olarak işe yarayacağı ve iktidarın ömrünü uzatacağı hesabı.

Bu hesap için iki ana enstrüman devreye giriyor. Zor veya şiddet araçları birincisi. İkincisi ise yüksek bir propaganda gücü eşliğinde algı üretme ve gerçeği tepetaklak etme becerisi.

Dünya tarihinde örnekleri çok: Halkın üzerine ateş açacak ordu veya polis birlikleri, insanları ölüm korkusu ile sindirmek, toplu tutuklamalarla hapse tıkıp muhalefeti susturmak bu hesabın en çok bilineni ve uygulananıdır. Bunun için elinizin altında her emrinize sadakatle itaat eden bir silahlı gücün ağzınıza bakıyor olması lâzım.

Yetmez. Uluslararası ortamın uygun olması, sizle özel ilişkiye girmiş dış desteğin mevcudiyeti gerekir.

Komplolar, entrikalar da zor ve şiddet araçlarının yaygın kullanımına gerekçe olarak devreye sokulabilir. Böylece haksızlığın-hukuksuzluğun nedenlerinden ikincisine, algı üretme yeteneğine geliyoruz.

Her baskı yönetiminde hedef tahtasının ilk sırasına iletişim araçlarının yerleşmesinin sebebi, iktidar gücünü algı ile sürdürme niyetidir. Basının sesi kısılır, muhalif kalemler susturulur, tek taraflı bir halkla ilişkiler faaliyeti şeklinde yandaş medyanın önü sonuna kadar açılır, arkasına cazip destekler yerleştirilir.

Halk ekonomik olarak iyi durumda ise bu algı faaliyeti karşılığını bulabilir.

Nesnel olarak haksızlığın hukuksuzluğun artışı, muhalefeti susturmak için artan baskılar algı üretme kapasitesini aşarak iktidarın arkasındaki halk desteğini azaltıyorsa, hazırlanmakta olan komplolardan korkmanız ve operasyonlarla hazırlanan tuzaklara karşı dikkatli olmanız gerekir.

İktidarlar ve destekçileri

Siyasî rekabet doğal olarak liderlere odaklanır. Lider hem gücü temsil eder hem de eleştirilerin odağında yer alır. Ancak bütün liderler, oluşturdukları iktidar mimarisini sürdürmek ve destekçilerini beslemek zorundadır. Bu yüzden otokratik eğilimlerin, dikta yönelişlerinin arkasında her zaman bir azınlık iktidarı, yani oligarşi yer alır. Oligarşi otokrasiye baskı düzenekleri dahil iktidar araçları sunar; aynı şekilde liderin lütuflarına ve korumasına mazhar olur.

Siyasi partiler arasında demokratik rekabetin adaletten uzaklaştığı, iktidarın güç kaybını dikta araçları ile telafi etmeye yöneldiği hassas evrede, tek kişinin etrafına yerleşen bu imtiyazlı azınlığa, yani oligarşiye dikkat etmeniz gerekir. Gücün zıvanadan çıkması, genel kural olarak yetkili ama sorumlu olmayan bu şımarık oligarşinin eseridir.

Mantık şöyle işler: Yönetici azınlık içinde şansın ve sadakatin eseri olarak yer alanlar, Yağma Hasan’ın böreğine dalarken ölçüyü kaybederler. Ölçü kaybı iktidar tutkusu ve imtiyazlar için suç işlemeye başlayarak kendini gösterir. Ön safta elinde kılıç muhalefeti kesip doğrayanlar için iktidarın kaybedilmesi tam olarak felaket demektir. Değişen bir şey olmayacağı için daha fazla kesip doğramaya ve böylece zulüm araçları ile iktidarı oligarşik diktaya yönelerek ayakta tutmaya çalışırlar.

Lider dokunulmazdır. Herkes onun arkasına saklanır. İktidarın sona ermesi liderler için ahir ömürlerinde hatıralarını yazacakları bir emeklilik evresi olarak görülebilir. İktidar adına işledikleri suç nispetinde Oligarşinin emekliliği ise senede birkaç ay güneşi görebildikleri yüksek duvarlar arasında geçer.

Parti ve bürokrasi

Borsa soygunu, yol açtığı kalıcı hasarla birlikte iktidarın oligarşik yapısını yerle bir etti.

Organize bir stratejinin devrede olmadığı, bir savunma hattı oluşturulamadığı aşikâr.

Dağılan mantık ve muhakeme zincirinin aktörleri, hala ellerinde tuttukları gücü kullanarak kendi geleceklerini güvence altına almaya çalışıyorlar. Artan baskıların ve hukuksuzlukların, vatandaşın zulüm olarak algıladığı işlerin tamamı çaresizliğin eseri. Çaresizlik büyüdükçe, zulüm de artıyor.

Nereye kadar?

Borsa soygununa AK Parti Meclis grubundan gelen vicdanî tepkilerin artan dozu, panik halinde oligarşik diktaya yönelişin sebepleri hakkında bir fikir veriyor. AK Parti iktidardan düşerse, Meclistekilerin bir dönem sonra yeniden iktidara gelme, hiç olmazsa muhalefette itibarlarını sürdürme şansları var. Bürokrasiden ve finans kapitalden gelen ve şu anda darmadağın olan oligarşinin böyle bir şansı yok. AK Parti örgütsel olarak, bürokrat-teknisyen ağırlıklı bu oligarşik diktaya dahil edilmedi. Bu yüzden hala demokratik rekabetin makul ve mantıklı aktörü olmayı sürdürme yeteneği var.

Oligarşik diktanın ise “ya hep, ya hiç” mantığı dışında bir alternatifi yok.

Önümüzdeki tablo bu paniğin eseri. Artan baskıların mantığını bu çaresizlikte aramak, hiç olmazsa başımıza gelenlerin bir kısmını açıklayabilir.

Temel kural bu ayrıcalıklı oligarşi için değişmeyecek: “Zulm ile abad olanın ahiri berbat olur.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş