Medyascope.tv

6 Ekim 2015 tarihli Medyascope.tv Özel Yayını: Selahattin Demirtaş

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la 6 Ekim 2015 günü yaptığımız ve Medyascope.tv stüdyosundan canlı yayınlanan söyleşi.

Yaklaşık 50 dakika süren söyleşimizin videosunu Sercan Tekin, deşifresini Sedat Ateş yayına hazırladı.

Yayının ses dosyasını aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:

RÇ: Önce medya ambargosuyla başlayalım. 7 Haziran öncesi Selahattin Demirtaş birçok yerde vardı, her yerde olmasa bile ve sizin partinizden diğer arkadaşlarınız da birçok yerde vardı, şimdi yok. Hiç mi yok, yoksa az mı?

Demirtaş: Hayır, daha az var. Medya üzerinde büyük bir baskı var. Sadece bizimle ilgili değil aslında, siz de günübirlik takip ediyorsunuz. Çalışanlar işten çıkarılıyor, gazeteciler dövülüyor, gazete binaları basılıyor polis tarafından veya sivil gruplar tarafından. Yönlendirmeyle basılıyor, hedef gösteriliyorlar…

RÇ: Kafasına silah dayanıyor…

Demirtaş: Silah dayanıyor DİHA muhabirinin olduğu gibi… Bütün bunlar aslında bütün muhalif kesime dönük, yayın yapamamaları konusunda merkezi iktidar baskısı şeklinde gelişiyor. Sadece HDP değil mevzu. Özel olarak, tabii ki HDP’yi baraj altında bırakmak, görünürlüğünü en aza indirmek için bilinçli, merkezi bir medya ambargosu da uygulanıyor. Bu ambargoyu, baskıyı kabul edip uyanlar da var uymayanlar da var tabii ki. Yani, hayır ben bildiğimi yaparım diyen medya grupları da var…

RÇ: Bizim gibi…

Demirtaş: Sizin gibi… (Gülüyor)

RÇ: Biliyorsunuz Refah Partisi’ni yıllarca izledim. Bu hareket medyaya rağmen, medyanın saldırılarına rağmen geldi. Açıkçası şunu düşünüyorum: HDP gibi toplumsal karşılığı olan bir hareketin, bir partinin büyük medyayla arasının iyi görünüyor olması belki de…

Demirtaş: Şöyle söyleyeyim: 7 Haziran seçimlerinin başarısı yapay bir müdahale şeklinde, şişirme bir operasyon şeklinde bir gerekçeye bağlandı. Oysa HDP’nin başarısı böyle değil, çok uzun yıllar verilmiş bir mücadele ve emek var. Ve toplum bizi yüreğinde hissetti, yani HDP’nin söylemi, politikası bu ülkeye yarıyor, ihtiyacımız var, bunu herkes yüreğinde hissetti. Yoksa bir abartıdan, bir illüzyondan ibaret değil HDP. O nedenle şu anda medya ambargosu bizi çok sarsmaz diye düşünüyorum. Ve biz buna rağmen HDP olarak büyüyeceğiz, buna rağmen gücümüzü artıracağız, topluma ulaşma imkânlarını, elimizde ne imkân varsa sonuna kadar kullanıp başaracağız. Bu çok daha değerli bence, bizim açımızdan çok daha değerli. Yani bunun bir saman alevi, geçici bir heves olmadığı, HDP’nin kalıcı, bir merkez siyasetine giriş yaptığını 1 Kasım’da sonuçlarla birlikte ispatlamış olacağız.

RÇ: Medya demişken, sizin birkaç kere konuk olduğunuz, Ahmet Hakan Coşkun… Ahmet Hakan’ı bugün ziyaret etmişsiniz…

Demirtaş: Birkaç kere değil aslında, daha önce programlarına konuk oldum ama seçim öncesi bir tek program yaptım Ahmet Hakan Bey’le. Ve Sayın Ahmet Hakan Coşkun çok sayıda siyasetçiyle her gün program yaptı, bütün siyasi partilerle yaptı. Fakat ne hikmetse benimle yaptığı program birilerinin gözüne battı ve bu konuda haksız bir suçlamayla, haksız bir hedef göstermeyle karşı karşıya kaldı. Yoksa istatistikler çıkarılsa görülecek ki Ahmet Hakan öyle HDP’ye torpil falan geçmiş değil. Bütün siyasi partiler bizden çok daha fazla çıktılar CNN’e ve Ahmet Hakan’ın programına. Ve Ahmet Hakan’ın programında bize sorulması gereken en net sorular da soruldu.

RÇ: Sıkıştırdı…

Demirtaş: Tabii ki yani bir toleranslı davranma, bir torpil geçme…

RÇ: Ama saz onda mıydı?

Demirtaş: Saz ondaydı, o belli ki…

RÇ: Rahatsız etti bazı kesimleri…

Demirtaş: … rahatsız etti ama o da çok haksız bir durumdu, hedefe konulmuş olması nedeniyle biz çok üzüldük, saldırıya uğramış olması gerçekten bizi derinden sarstı ve kendisini bugün ziyaret edip geçmiş olsun dileklerinde bulunduk.

RÇ: Ben de bugün telefonda konuştum, tekrar çok geçmiş olsun diyelim Ahmet’e. Evet yüzde 13 oy, 80 vekil… HDP geldi, sizin deyiminizle merkeze oturdu; bayağı etkili oldu; ama birdenbire HDP az konuşulur oldu, Kandil konuşulmaya başladı. Yani Kürt hareketinin yasal ayağı güçlü bir siyasi hareket olarak, ilk defa bu kadar güçlü bir şekilde ortaya çıktı, ama çatışma ortamının tekrar başlamasıyla beraber gölgede kaldınız. Doğru mu?

Demirtaş: Tabii ki ölümlerin, kanın, gözyaşının, çatışmanın, her gün cenazelerin olduğu yerde bir şekilde demokratik siyaseti öne çıkarmak kolay bir iş değil. Bu bir realite. Yani bu bizim başarısızlığımızdan kaynaklı değil ama reel durum, çatışmanın yeniden başlamış olması tartışmanın odağını daha çok savaşa kilitledi. Ve HDP olarak biz 1 Kasım seçimlerini, tarih olarak değil de seçim olacağını aşağı yukarı kestirebilmiştik. Yani 7 Haziran sonrasında biz tekrar ve erken seçim olacağını, 7 Haziran’dan birkaç gün önce kestirebilmiştik. Sonuçlar aşağı yukarı belli oluyordu, anketler barajı aşacağımızı gösteriyordu. AKP tek başına iktidar olamıyor, dolayısıyla bunlar bu seçimi kolay kolay kabul etmeyecekler ve çok hızlı bir şekilde bir tekrar seçime gidecekler diyorduk. Bunu görebiliyorduk, fakat çözüm sürecinin bozulmuş olması, çatışmaların başlamış olması HDP’nin başarısıyla doğrudan alakalı değil. Aslında öncesinde de Dolmabahçe mutabakatı reddedilmiş, müzakere masası seçim öncesinde devrilmişti aslında. Dolayısıyla “HDP barajı aştı, savaş çıktı” gibi doğrudan bir ilişki kurmak çok doğru değil, mantıklı da değil. Öncesinde bu kararlar aşağı yukarı verilmişti ve sadece onun uygulaması, pratiği seçim sonrasına kalmıştı.

RÇ: Peki sizin HDP olarak burada yapabileceğiniz hiç mi bir şey yok? Yani en azından diyelim ki AKP’yle ya da Cumhurbaşkanı’yla bağlarınız büyük ölçüde kopmuşa benziyor, eskiden ne kadar vardı bilmiyorum ama şu an kopmuşa benziyor, ama Kandil’le böyle değil.

Demirtaş: Biz çatışmaların başladığı ilk günden bu yana istikrarlı ve ısrarlı bir şekilde silahların susması için çaba sarf ettik ve bunu aleni, açık bir şekilde yaptık. Tabii ki yaptığımız başka görüşmeler de var kamuoyuna yansımayan ama, hani, çatışmaların vereceği zararı, buna gerek olmadığı ve biz siyasetçiler olarak rol üstlenmek, görev üstlenmek konusunda parlamentoya girerek hazır olduğumuzu defalarca ifade ettik. Fakat taraflardan biri, bu baskılar, bu demokratik çağrılara olumlu cevap verirken hükümet veya Cumhurbaşkanı kanadından olumsuz cevaplar gelmeye başladı; çok net olumsuz cevaplar verildi. Silahların susması değil, ya ‘son terörist kalıncaya kadar operasyon devam edecek ya da teslim olacaklar, silahlarını bırakacaklar’ gibi bir cevap verildi. Dolayısıyla HDP üzerine düşeni yapma gayreti içerisinde oldu. Bilemiyorum, tabii ki savaş çok daha ağır faturalar çıkarabilirdi bize. Belki HDP’nin ve barış isteyenlerin bu görünür çabaları birçok şeyi de önlemiş olabilir, yani savaşın daha yayılmasını, çok daha ağır faturaların, tahribatların ortaya çıkmasını da önlemiş olabilir.

RÇ: Nuray Mert en son yazısında “kekeme” dedi HDP’ye ve bayağı bir eleştirdi. Benzer çok eleştiriler görüyoruz. HDP’ye destek vermiş çevrelerde de var bu eleştiriler, sizler de herhalde tanık oluyorsunuz.

Demirtaş: İzliyorum, tabii ki, dinliyorum, okuyorum, hepsini tartışıyoruz. Hepsini saygıyla karşılıyoruz. Biz eleştiriden muaf bir parti veya hareket değiliz her şeyden önce. Onların hepsine bir değer biçiyoruz, anlamaya çalışıyoruz, yararlanmaya çalışıyoruz, bunu samimiyetle ifade edeyim. Fakat şu unutulmasın, bakın, 7 Haziran sonrasında parlamento hiç çalıştırılmadı. Hükümet, bir darbeyle, resmen el konularak tek başına iktidarlarmış gibi bir siyasi darbeyle karşı karşıya bırakıldı. Parlamentonun toplanmasına izin verilmedi ve HDP’nin demokratik siyaset ayağını, parlamento ayağını özellikle kullanmaması için şu dakikaya kadar toplanmadı, bizim ısrarlı çağrılarımıza rağmen. Dolayısıyla parlamentoda komisyonlar kurulamayınca, bir hükümet kurulamayınca demokratik siyaset askıda kaldı. O askıda kalma sürecinde de AKP resmen el koydu. Sürenin bir kısmını koalisyon arayışları içinde eski hükümetten kalan yetkilerini kullanarak götürdü, şu andaki kısmını da geçici hükümet, seçim hükümeti sıfatıyla yine AKP tek başına götürüyor. O nedenle HDP parlamentoyu veya 80 milletvekilinin gücünü yeterince kullanamadı eleştirileri yapılırken işin bu yönüne de dikkat edilmeli. Bir siyasi sivil darbeyle karşı karşıya kaldık. Kozların paylaşılacağı bir seçim takvimi önümüze çıktı ve biz bir yandan da seçime hazırlanmak zorunda kaldık. Öbür taraftan bölgede çok ciddi bir çatışma ve savaş ortamı var.

RÇ: Tam onu soracaktım. Bakıyorum milletvekilleriniz Yüksekova’dan Silvan’a, Silvan’dan Lice’ye…

Demirtaş: Yirmi dört saat her yerdeler.

RÇ: Kent merkezlerinde özellikle, Nusaybin’e, şu anda hâlâ sürüyor, Cizre’de uzun süre sürdü. Girmek istiyorlar giremiyorlar, vs. Sizin parti Meclis grubunuz şu anda bölgede çatışmaların yaşandığı yerlerde bulunuyorlar. Bu çatışmaların yaşanmasına engel olacak gücünüz yok mu parti olarak?

Demirtaş: Dediğim gibi olabildiğince elimizdeki bütün gücü kullanıyoruz. Belki sıfır noktasına getiremiyoruz çatışmaları ama önemli ölçüde çatışmaların büyümesini, yaygınlaşmasını ve daha büyük faturaların, tahribatların ortaya çıkmasını önlüyoruz diye düşünüyorum. Çünkü bahsettiğiniz gibi bütün milletvekillerimiz gerçekten sahada çatışmaların yaşandığı her yerde, ya canlı kalkan oluyorlar, ya onu kamuoyuna duyurmak, gündeme getirmek için basınç oluşturuyorlar, hükümetin bu tek taraflı baskılarına, dezenformasyonuna rağmen biz iki tarafın da silahları bırakması için çok uğraşıyoruz. Şimdi bakın bugün, Nusaybin’den söz ettiniz, Mardin milletvekillerimizden Mithat Sancar, Anayasa profesörü, elbette ki anayasa, hukuk konularında sunacağı çok katkı var. Uluslararası çatışma müzakerelerinin çözümleri konusunda uzman bir isim. Ama bugün nerde, Nusaybin’de, Nusaybin sınırında oturma eyleminde. Orda çünkü bir katliam var, bir yangın var, bir çatışma var, ölüyor insanlar, siviller de ölüyor, PKK’liler de, asker de, polis de… Bir milletvekili olarak kendi seçim bölgesindeki bu tür şeylere duyarsız kalamaz. Yani HDP’yi eleştirirken biraz sahadaki yangının büyüklüğüne de dikkat etmek lazım.

RÇ: Peki o yangını biraz deşecek olursak, çok ilçe var, bir bakıyoruz bir gün Cizre, bir gün Nusaybin, bir gün Yüksekova vs. Buralarda durup dururken olmuyor değil mi bunlar? Yani devlet bir sebep yokken, bugün Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı ilan edelim demiyor. Orada bir çatışma oluyor herhalde değil mi? Güvenlik güçlerine bir saldırı vs.

Demirtaş: Aslında, bizim giremediğimiz mahalleler var diyorlar, kentin tamamında sokağa çıkma yasağı ilan edeceğiz, hiç kimse sokağa çıkmasın, biz o mahallelerdeki hendekleri kapatacağız diyorlar. Gerekçe olarak bunları gösteriyorlar. Fakat bir kentin tamamını, üç gün, beş gün, Cizre’de olduğu gibi dokuz gün kesintisiz olarak eve hapsediyorlar. Orada bütün kent cezalandırılıyor, bütün kente dönük bakıyorsunuz operasyonlar yaşanıyor, bütün mahallelerde çatışmalar yaşanıyor. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle mahallelere girilemediği, gazeteciler bile giremediği için orada ne olup bittiğini öğrenemiyoruz. Ancak o mahallelerde yaşayanların sosyal medya aracılığıyla gönderdikleri görüntüler, attıkları haberler vs. ile olup bitenleri anlayabiliyoruz. Fakat bunların hiçbirine gerek kalmadan, ne sokağa çıkma yasağı ne hendek ne operasyon, hiçbirine gerek kalmadan sihirli bir formül vardı elimizde: masa, müzakere masası. Yani buna dönülmesi gerektiği konusunda hükümetten, Cumhurbaşkanı’ndan kimse tek bir kelime duymadı, duyamadı, gerekçesini de duyamadı, masayı niye devirdiniz sorusuna kimse mantıklı bir cümle duyamadı hükümet kanadından, kimse sormaya cesaret edemiyor çünkü kendilerine. Hiçbir gazeteci sormaya cesaret edemiyor. Süreç neden buzdolabında? Şehit aileleri bağırıyor, feryat figan ediyorlar cenazelerde haklı olarak, niye süreci bitirdiniz kardeşim, evlatlarımız niye ölüyor? Bunu açıklayan bir hükümet yetkilisi veya Cumhurbaşkanı görmedik. Israrla efendim, biz aldatıldık, kandırıldık, nerde aldatıldın, nerde kandırıldın? Nerde uzlaşmazlık oldu, nerde anlaşmazlık oldu? Niye masayı devirdin? Masa çözüm bulma zeminidir. Sen anlaşmış olsan masaya zaten gerek yok. Zaten sorunu rahatlıkla çözüyor olsaydın müzakere masasına gerek yoktu. Bir masa kurduğuna ve taraflar olarak masaya oturduğuna göre anlaşmazlık ne kadar derin olursa olsun masayı devirmeyeceksin. Bunu niye yaptıklarını açıklamadılar. Dolayısıyla sokağa çıkma yasağı, olağanüstü hal görüntüleri, hiçbirine gerek kalmadan bunların hepsini konuşabilirdin ve çözmek için uğraşabilirdin. Bunu bitirmiş durumdasın ve hükümet olarak bunu açıklamıyorsun, işi polise askere havale ettin, içinden çıkmaya çalışıyorsun.

RÇ: Özyönetim meselesi var. Ben geçenlerde Ahmet İnsel’le bir Periscope yayını yaptım. Ahmet İnsel bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor. Özerk yönetim ya da demokratik özerklik, kavram olarak neyse. Ama son dönemde, 7 Haziran sonrası yapılan ilanların yanlış olduğunu söylüyor ve bu konuda eleştiriler var. Siz bunlara parti olarak ne diyorsunuz?

Demirtaş: Özerklik biliyorsunuz parti programımızın bir parçası. Türkiye’de güçlü bir yerinden yönetim modeli uygulanmalı, bu aynı zamanda Kürt halkının Türkiye’de siyasete katılma, siyasi statü taleplerini de karşılayabilecek bir model olabilir. Türkiye’nin bütün şehirleri için de güçlendirilmiş yerel yönetim, şu hantal devlet modeline alternatif olabilir diye parti programımıza koyduk ve bunu savunuyoruz. İlanlar konusunda bizim bir itirazımız yok, bir eleştirimiz de yok. Eleştirdiğimiz kısım, bu işin bazı yerlerde silah görüntüsüyle, bir çatışma görüntüsüyle yapılmasıdır. Biz bunu doğru bulmadığımızı ifade ettik. Yani sivil halk meclisleri, sivil toplum örgütleri, oralarda yaşayan insanlar toplanıp, örgütlenip biz özyönetim istiyoruz diyebilirler. Bunu ilan ettik ve uygulanmasını, tanınmasını istiyoruz da diyebilirler. Bu insanların demokratik hakkıdır, fakat işin silahlı görüntüyle veya işin içine silah sokularak yapılmasını biz de eleştirdik, bazı yerlerde böyle yapıldı. Bu şekilde yapılması doğru değil. Bu hem konunun doğru anlaşılmasını engelliyor, hem de bunu gerekçe edip, bahane gösterip, hükümet çok sert bir şekilde halkın üzerinde ağır insan hakları ihlalleri ve baskı uygulamasının gerekçesi haline getiriyor. Bu yönünü biz HDP olarak eleştiriyoruz, doğru bulmadığımızı ifade ediyoruz. İçeriğini değil yöntemle ilgili bazı yerlerde sıkıntılar olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini belirtiyoruz.

RÇ: Demin Nusaybin vs. bazı yerlerden bahsederken sosyal medyadan gelen görüntüler dediniz, onu atlamayalım. Hacı Osman Birlik konusunda siz çok net bir tweet attınız ve dediniz ki unutmayacağız, siz de unutmayın dediniz. Gerçekten unutulacak gibi bir olay değil. İlk başta photoshop dendi, sonra bomba aranıyor vs. dendi. Başbakan sonuçta olayın doğruluğunu kabul etti ama siz yaptığınız açıklamada bunların yeterli olmadığını söylediniz. Dünden bugüne bir gelişme var mı bu konuda?

Demirtaş: Yok, etkili bir soruşturma yürütmeyeceklerini düşünüyorum ben, kesinlikle yapmayacaklar. Zaten İçişleri Bakanının son derece çiğ, insani duygulardan, hukuki yaklaşımdan uzak politik açıklaması da bunu doğruladı. Ne dedi İçişleri Bakanı? Olay olmuşsa müfettiş gönderip bakacağız, ama sırf bunun için de güvenlik güçlerinin moralini bozmaya gerek yok dedi. Böyle ucuz, bayağı bir açıklama olamaz. Orada insani bir trajedi yaşanmış; “ama”sız, “ancak”sız, arkasına önüne laf koymadan, bir cenazeye yapılmış işkence, küfür, hakaretten söz ediyoruz ve bu görüntülerle sabit. Bununla ilgili gereğini yap, yapacağını da ilan et, ve hemen yap, hemen yap, bunu öğrenmek birkaç saatlerini alır. O panzeri kim kullanıyordu, görüntüleri kim çekti, küfürleri kim attı, kim orda sürükledi, birkaç saatte bunu öğrenirsiniz, İçişleri Bakanı samimiyse. Bunun gereğini yap, halktan özür dile, o aileden özür dile, yaşanan bu insanlık onuruna aykırı durumu önce bir düzelt, sonra güvenlik güçlerine moral mi veriyorsun, başka bir şey mi yapıyorsun o senin bileceğin iş kardeşim. Ama dikkat edin, Başbakan’ın açıklamasına bakın, “roketli saldırı yapan teröristin cenazesine” diyor, yani önce suçluyor, ki o da daha belli değil, çünkü sağ yakalanıp infaz edildiğine dair ciddi ifadeler var. 28 kurşun var bedeninde, 26’sı da yakın, bitişik mesafeden atılmış. Dolayısıyla hani burada yeter ki kendileri siyasi olarak suçlanmasınlar da şu insani trajediyi geçiştirelim havası var. Utanç verici bir şey bu. Utanç verici.

RÇ: Ama kolay kolay unutulacak bir şey değil.

Demirtaş: Tabii ki unutmayacağız. Gücümüzü kazandığımız ilk anda, biz hükümette olalım ya da muhalefette olalım, 2 Kasım’dan itibaren hükümet bunun hesabını verecek, Başbakan Davutoğlu başta olmak üzere. Bunu örtmeye çalışsınlar bakalım. Roboski unutuldu mu zannediyorlar? Hayır. Bitti mi, hayır. Gezi’de katlettikleri çocuklar; bitti mi, hayır? Bunların hepsinin günü gelecek, bunların zaman aşımı da çok uzundur, öyle önümüzdeki yıl bitecek diye bir şey yok. Elbet vicdanlı hâkimler, savcılar da var bu ülkede, elbet parlamento da vicdan doğrultusunda bir hamle yapacak. Merak etmesinler. Nerde yaşandı bu? Bak, IŞİD yaptı bunu, ceset sürükleme işini, değil mi? Kim yaptı bunu, Ebu Gureyb’de yapıldı benzer işkenceler. Amerika orda yaptı. Yine kendileri çektiler hatırlarsanız, Ebu Gureyb’de, gardiyan polisler çektiler ve büyük kayıp yaşadılar Amerikalılar da. Bir laf vardır, evet belki Irak’ta savaşı kazandılar ama barışı hiç kazanamadılar. Bu işler böyledir. Yani oradaki meşruiyetin, savaşı, çatışmayı, haklılığınızın hiç olmadığının en somut göstergesidir. Ölen insandan artık devletin, vatandaşın hükmü kalkar. O artık Allah’a emanettir, tümüyle. Senin artık onu suçlaman, cezalandırman… İnsanlık dışı bir şeydir, yani dindışını falan bırakın… Böyle bir şey olamaz.

RÇ: 2 Kasım’dan, yani seçim sonrasından bahsettik ama tekrar bahsedelim. Bir izleyicimiz diyor ki “Seçimde yüzde 15 oy alabileceğinizi düşünüyorum, siz ne dersiniz?” Herhalde eyvallah diyeceksiniz değil mi?

Demirtaş: Ben oylarımızın ciddi derecede artacağını düşünüyorum, çünkü AKP o kadar teşhir oldu ki, ben arkadaşlarıma şunu söylüyorum, kendi hallerine bıraksak bile kendi kendilerini bitirecekler artık. Çünkü bir bataklığın içinde ilerliyorlar, yürüdükçe batıyorlar ve battıkça çirkefleşiyorlar, çirkefleştikçe etrafa zarar veriyorlar, kendilerine zarar veriyorlar. Çılgın, aklını yitirmiş bir politika yürütüyorlar. Böylesine çılgınlaşmış bir ortamda HDP sağduyusunu koruyor, aklını yitirmemiş vicdanlı insanlar HDP’de buluşmuşlar ve Türkiye’nin tamamını, herkesin geleceğini düşünen sağduyulu bir çizgi, bir politika yürütüyoruz. Hak ettiğimiz oy yüzde 13 değil aslında, yani bu çizgi Türkiye’de çok daha yüksek oyları hak ediyor, iktidara gelmeyi hak ediyor. Fakat bu seçimde bizim barajımız yüzde 13’tür. Geçen seçimde yüzde 10’du, şimdi yüzde 13’tür. Yani bu aslında iyiliğin barajıdır, iyi olmanın barajıdır. Türkiye toplumu iyilik etrafında buluşacaksa bunun barajı yüzde 13’tür. Bunu aşarsak, yüzde 15’e, daha da üstüne çıkarsak, evet, Türkiye’de umutlu olmaya devam edeceğiz, umutlu olmaya dair elimizde somut bir gerekçe olacak. Demek ki bir sürü iyi insan var bu ülkede ve insanın iyiliğini düşünüyor diyeceğiz.

RÇ: Geçen Ankara’daydım, sizin bildirge tanıtımında, daha önce İstanbul’dakini de izlemiştim, arada bayağı bir fark vardı.

Demirtaş: Şüphesiz, 7 Haziran’dan bu yana 500’den fazla insan çatışmalarda, şu veya bu şekilde yaşamını yitirdi. Sivil, asker, gerilla, polis, çocuk, kadın, bebek… 500’den fazla insan, sadece o günden bugüne. Ne uğruna? Yeniden iktidarını tek başına kurma uğruna, AKP’nin saltanatı uğruna. Dolayısıyla biz de arzu ederdik 7 Haziran öncesi gibi cıvıl cıvıl bir kampanya yürütebilmeyi, çok isterdik. Orta yerdeki bütün acıları görmezden gelen, bunlar yokmuş gibi davranan, vicdansız insanlar olamayız biz. Evet partiyiz, seçime giriyoruz, oy istiyoruz ama her şey oy uğruna feda edilemez diye düşünüyoruz. Biz en nihayetinde etten kemikten, ruhtan ibaret insanlarız. Bütün toplumun psikolojisi aynı zamanda bizi de etkiler; partimizi de etkiler, kampanyamızı da. Biz toplumun ruhuna, motivasyonuna uygun bir kampanya yürütüyoruz, ama ileriye dair umudu çoğaltarak, umudu büyüterek bir kampanya yürütüyoruz.

RÇ: Bu noktada, bir ara, Dağlıca’dan sonra ülke çapında, özellikle Batı bölgelerinde partililerinize yönelik, hatta Genel Merkezinize yönelik birtakım saldırılar oldu; biz onu canlı yayınladık hatta periscope üzerinden, göz göre göre attılar…

Demirtaş: Aleni bir şekilde polislerin gözetiminde yapıldı.

RÇ: Ama birçok yerde yapıldı, sadece orada değil.

Demirtaş: 400’den fazla, evet.

RŞ: Birçok yer yakıldı, alkışlarla canlı yayın vs. yaptılar. Ve birden de bitti.

Demirtaş: Bunu başlatan bitirir. Yani merkezden örgütlenmişti, Ankara’dan muhtemelen MİT organize ediyordu, Saray’ın talimatıyla yapılıyordu. Bunun yeterince yapıldığı düşünüldü herhalde, fazlası daha büyük tahribatlara, iç savaşa doğru götürecekti Türkiye’yi. Bunu göze alamadılar diye düşünüyorum. Fakat, Türkiye toplumu şunu bir görmeli ya, Allah aşkına; ne Dağlıca’nın sorumlusu HDP’dir, ne Iğdır’da polislerin havaya uçurularak katledilmesinin sorumlusu HDP’dir, ne de bu kadar PKK’linin, sivilin öldürülmesinin sorumlusu HDP’dir. Bu savaşı biz çıkarmadık, biz desteklemiyoruz, biz büyütmedik. Kararını da biz vermedik. Bitsin diye uğraşan tek parti biziz. Ve 400 binası yakılan tek partide biziz. Böyle bir vicdansızlık olabilir mi? Türkiye toplumunun bunu iyi okuması gerektiğini düşünüyorum. Evet Dağlıca’da askerler öldürüldü, evet üzüldük hep birlikte; fakat şu Şırnak’ta cenazesi yerlerde sürüklenen Kürt gencinden sonra hangi Kürt Türklerin işyerlerine saldırdı, hangi AKP binası yakıldı, hangi MHP binası yakıldı? Burada herkesin kendisine bir soru sorması lazım. Bu, Kürtlerin hassasiyetinin olmadığını, Kürtlerin onursuz olduğunu göstermiyor; Kürtlerin ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla sokaklara dökülmüş insanlar, şu tetikçileri, para verilmiş olanları bir kenara bırakıyorum, ama protesto ederken bir düşünün, yaktığınız işyeri, bina, bu ülkenin kardeşliğinin, barışının tek teminatı olarak kalmış bir partidir. Bu da biterse?.. Herkes kendi mahallesine dönecek. Yani biz kardeşlik için uğraşıyoruz. Bu partiyi bu yüzden kurduk. Sen buna saldırıyorsan, birilerinin ekmeğine yağ sürüyorsun. Bölünmek mi isteniyor, bu gerçekten isteniyorsa bu seçimde ortaya çıksın. HDP tam da özgür, eşit, birlikte yaşamı savunan bir parti olarak kuruldu, mücadele ediyor, seçime giriyor. Sen ona saldırırsan, Genel Merkezini yakarsan, Kürttür diye otobüsünü yakarsan, restoranını yakarsan oradan kardeşlik, barış nasıl çıkacak?

RÇ: Tam burada bir izleyici sorusu daha: “Seçimlerden önce büyük bir provokasyonla seçim yapılması engellenebilir mi, böyle bir ihtimal var mı?” Provokasyon yapılsa yapılsa büyük ölçüde size karşı yapılacak, çünkü 7 Haziran öncesinde…

Demirtaş: Evet, 7 Haziran öncesinde bakın ne çatışma vardı, ne savaş vardı, ateşkes, çözüm süreci sözde devam ediyordu ama buna rağmen 176 yerde biz saldırıya uğradık. Buna rağmen… Binalarımız bombalandı, mitingimiz bombalandı, Diyarbakır mitingi bombalandı. Biz bütün bu badireleri atlatarak seçime girdik. Barış dedik, kardeşlik dedik, bunları savunan bir parti olarak biz seçime girdik. Bu defa da ben diyorum ki, panik yapmaya, korkmaya gerek yok, tedbirli olalım, dikkatli olalım, provokasyonlara karşı duyarlı olalım ve 1 Kasım’da sandık başına gidelim. Ne yaparlarsa yapsınlar, biz o sandığın kurulmasını ve insanların oy kullanmasını sağlayacağız.

RÇ: 7 Haziran öncesi ısrarla, provokasyonlar olacak diyordunuz, geri adım atacağız, üstüne gitmeyeceğiz vs. Dedikleriniz de oldu aslında. Ben Diyarbakır mitingindeydim biliyorsunuz, orda mesela patlayan bombalara tepki olarak insanlar çıkıp devlet binalarına vs. saldırmış olsaydı herhalde bambaşka…

Demirtaş: Belki de arzulanan oydu, belki AKP binalarına, başka partilerin binalarına saldırılsın, bir kaos görüntüsü olsun, diye yaptılar onu muhtemelen… Ama biz sabırla, inatla hesabımızı sandıkta göreceğiz dedik ve onu yaptık. Bu defa da bu kararlılıktayız. HDP demokratik bir siyasi parti olarak başka bir amaç güdemez. Yani seçimlere giren bir partinin hedefi seçim kazanmaktır. Biz bunun için ilkelerimiz çerçevesinde tabii ki sağduyuyu koruyacağız, kendimizi de koruyacağız, halkı da koruyacağız, sandığı da koruyacağız ve seçimden bir kez daha, daha iyi bir başarıyla çıkacağız.

RÇ: Bildirge açıklanırken bir şey dediniz; bu gemide biz olmazsak gemi batar, hep beraber batarız, diye bir cümleniz var. Hatta ben onu twitt’ledim ve bazıları dedi ki, Selahattin Demirtaş tehdit ediyor.

Demirtaş: Bu bir tehdit değil, bir gerçektir. Türkiye’nin gerçekleri var, toplumsal gerçekleri var. Sen HDP gibi güçlü siyasi bir dinamiği hileyle, baskıyla parlamento dışına atarak Türkiye’de iç huzuru, barışı sağlayamazsın, bu benim tehdidim değil. Hani denensin görülsün diyeceğim ama biz toplumumuzu, halkımızı seviyoruz, yani hiçbir şekilde tehditle, tehlikeye atmak istemeyiz. Fakat biz bir dengeyiz. Suriye’ye baksın herkes, Suriye’de neden bu barış sağlanamıyor? Kürtler bir tarafta, Araplar bir tarafta, Sünniler, Şiiler, oradaki Hıristiyanlar bir tarafta, dünyanın her yerinden savaşçılar gelmiş, onlar bir tarafta… Nasıl bir denge sağlanabilir orda, sağlanamaz. Bu mümkün değil artık yani. Fakat ben her zaman şunu söylüyorum, Türkiye’de İslamcılar var, bir realite, bir gerçektir, siz onları dışlayarak Türkiye’de bir denge sağlayamazsınız, Kemalistler var, ulusalcılar var, bir dengedir. Onları dışlayarak, yok etmeye çalışarak Türkiye’de bir denge sağlayamazsınız. Milliyetçiler var, Türk milliyetçileri… E Kürtler de var, solcular var, Aleviler var, azınlıklar var, bunları da yok etmeye çalışarak, dışlayarak bir denge sağlayamazsınız. Yani biz de o geminin içindeki dengelerden biriyiz, ve siz onu gemiden atarak gemiyi istediğiniz şekilde yürütemezsiniz. Türkiye’nin bu dengeleri gözetilmek zorunda.

RÇ: Siz o dengeyi gözetiyor musunuz? Yani Kürtlere yönelik hassasiyet gösterilmesi çağrınızı biliyoruz, ama size karşı olan kesimler, sizlerin bu konuda onların hassasiyetini yeterince gözetmediğinize inanıyor.

Demirtaş: Bu konuda dikkatli davranan tek partiyiz diyebilirim. Kullandığımız dil itibarıyla da bakın, defalarca seçmenimize şu mesajı verdik biz, geçen seçim döneminden iyi hatırlanır: Nerde MHP’ye oy vermiş bir insan görürseniz, elini sıkın, oturun sohbet edin, düşmanımız değil; AKP, CHP, MHP ya da başka bir parti, bizim düşmanımız değil. Biz düşmanlık üzerine siyaset yapmıyoruz. Hatta mitinglerde dağılırken, seçim bürolarının önünden geçerken lütfen selam verin, gülümseyin onlara, çünkü en büyük kazanım budur dedik. Ülkemizin gerçekleridir bunlar. Yani oy, rekabet bunlar olacak seçim dönemlerinde ama seçim bittiğinde birlikte yaşayacağız. Ve birlikte yaşama, birbirinin yüzüne bakabilme pozisyonumuzu yitirmememiz lazım. HDP dışında kimler bu hassasiyeti gösterdi ki. Biz yaptık tam olarak bu dengeleri gözeten açıklamalar, konuşmalar, bütün farklı kimlikler, inançlarla ilgili en büyük hassasiyeti biz gösterdik. Herkese saygı duyan, her inanca, her dine, her mezhebe, her ibadethaneye, her yaşam biçimine istisnasız saygı duyan bizdik. Ve bunu Meclis Grubumuzda da çokkültürlü, çoğulcu bir demokrasiyle bir araya getirip sağladık bunu. Parlamentoda renk renk insanlar görürsünüz, Türk toplumu böyle bir toplum zaten, mono… değil ki, tek bir kişiden oluşmuyor ki. Bunu en çok sağlayan, en çok savunan parti de biziz.

RÇ: Peki bir de oy oranının yanı sıra çok önemli bir şey var, milletvekili sayısı. Siz MHP’yle eşit sayıda milletvekili aldınız. Bazı yerlerde kılpayı aldınız, bazı yerlerde kılpayı kaybettiniz. Siz herhalde çok ince hesaplar yaptınız.

Demirtaş: Çalıştık bunları, doğru.

RÇ: Gerçi milletvekili listelerinde çok az değişiklik var ama benim gördüğüm kadarıyla çok stratejik değişiklikler yapmışsınız.

Demirtaş: Yapmak zorundaydık, sonuçta seçime giriyoruz, halkımızı, seçmenimizi, siyasi çizgimizi, en iyi şekilde temsil etme iddiamız var. Bu da Parlamentoda milletvekili sayısıyla ölçülür. Oy oranıyla ve milletvekili sayısıyla. Bunu da artırabilmek için bazı yerlerde stratejik değişiklikler yaptık. Yani Hatay’da böyledir, Manisa, Aydın’da bizim için böyledir, İstanbul’da özellikle oy artırmak istiyoruz, milletvekili sayımızı artırmak istiyoruz. Hakeza kazanamadığımız son milletvekillikleri vardı, Diyarbakır, Van, Mardin, Batman…

RŞ: Diyarbakır’da o son bir taneyi de mi alacaksınız?

Demirtaş: Yani seçmen destek verirse niye olmasın? Sonuçta, dediğim gibi çoğulcu bir toplumuz. Çünkü muhafazakâr da var bizim çizgimizin içinde. Alevi de var, Süryani, Ezidi de var, işçi de var işveren de var; bunların hepsini bir arada tutan şey ne şu anda, barış, demokrasi, adalet. Bu üç temel ilke ve onun alt başlıkları var tabii. Biz ülkede buna ihtiyaç duyuyoruz, ve bu temel sorunlarımızı konuşarak, siyaset yoluyla, barış içerisinde çizmek istiyoruz diyen bütün kesimleri bir araya getirdik. Diyarbakır 11 milletvekiliyle, evet, gidin bunları Parlamentoda yapın derse, çok daha güçlenmiş oluruz, çok daha iyi olur.

RÇ: Peki, 7 Haziran öncesinde şöyle bir şey vardı; ne derece etkili olduğu konusunda çok tartışma var. Tayyip Erdoğan’ın önünün kesilmesi için HDP’nin barajı aşması lazım deyip, oy vermese bile destek veren, ya da sizi hiç sevmese bile neden olmasın diyenler olduğu söylendi. O konuda değişik rivayetler var, bunların oyları kaç puan etkilemiştir gibi. Ama şimdi nasıl olsa sizin barajı aşmış olduğunuzu gören bazı çevreler bunlar teröristmiş demeye başladı, yanlış mı görüyorum?

Demirtaş: Hayır, öyle ciddi bir oy oranı değildi o ve ciddi bir kopuş da yok ortada. Biz sırf Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerine kurulmuş bir siyasi hareket değiliz.

RÇ: Ama sizin parti grubunda konuşmanız…

Demirtaş: Bakın o konuşmamın öncesinde bir-iki cümle vardır. Uzun uzun anlatmayacağım demiştim, kullanacağım cümlede her şey aslında saklıdır, fakat bir cümleyle bütün bunları ifade edip kampanyamızı sürdüreceğiz demiştim. “Seni Başkan yaptırmayacağız” cümlesinin altında bu üç ilkemiz vardır, bakın: demokrasiye aykırıdır şu anda başkanlık dayatması; barışa aykırıdır, toplumsal barışa aykırıdır; adalete de aykırıdır, toplumsal adaleti de sağlamıyor. Dolayısıyla bizim üç ilkemize de aykırı olan bu dayatmayı tek cümleyle somutlaştırdık sadece. Yoksa kişi karşıtlığı üzerinden bunu yapmadık. Ha birileri Cumhurbaşkanından haz etmiyor diye bize oy vermişse, bunun da gayrimeşruluğu yoktur. Bunun neresi yanlış olabilir ki?

RÇ: Hayır, yanlışlığı tartışmıyorum…

Demirtaş: Sırf beni sevmeyen biri de AKP’ye oy vermiş olabilir. Saygı duyarım ona, yani bunda bir terslik yok ki. Efendim, Tayyip Erdoğan karşıtları HDP’de birleşti, bu büyük haksızlık, seçmen iradesi yanıltıldı… Hadi oradan derim onlara… Siz yüzde 52 oy aldığınızda tamamı sizin hayranınız mıydı yani? Yüzde 48 oy aldığınızda, hatta yüzde 36’larla 2002’de iktidara geldiğinizde Türkiye’nin tamamı sizin hayranınız mıydı? Yani oy verme nedenleri, saikleri değişebilir insanlarda ve hepimiz buna saygı duymak zorundayız. Bizim seçmenimize ne hakaretler yağdırıldı. Değil miydi Bahçeli, efendim AKP sözcüleri bunlar hepsi seçmenlere hakaret etmedi mi? Bize oy verenlere, affedersiniz şerefsizden tutun da bilmem nereye kadar götürdüler işi… Bunların seviyesi bu kadar işte. Dolayısıyla biz aynı gerekçelerin devam ettiğini düşünüyoruz. Çünkü Tayyip Erdoğan seçim sonucunu kabul etmemiştir, bir siyasi darbeyle devlete el koymuş durumda ve bütün bu açmazları çözebilecek tek parti siyasi dengeler açısından HDP’dir.

RŞ: Şunu söyleyeyim, o sizin grup konuşmanız 7 Haziran seçimlerine damga vurdu. Seçimin kaderini de belirledi, yani bu sizin başarınız, bunda kimsenin…

Demirtaş: Tabii ki başarımız, ben bu başarının toplumsal bir altyapısının, gerekçesinin olduğunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar haklıydılar HDP’ye oy vermekte. Çünkü başkanlık denen şey diktatörlüktür, bu tehlike de halen devam ediyor diyorum. Şimdi CHP, “HDP denklem dışıdır” gibi laflar söylüyor, kusura bakmasınlar ama denklemin tam merkezinde HDP var. HDP olmazsa, baraj altında kalırsa, buyursunlar bakalım AKP’yle hangi koalisyonu konuşacaklar? Ne yapacaklar merak ediyorum. MHP, CHP Parlamentoda ne yapacak? Tek başına bedavadan çoğunluğu elde etmiş bir AKP karşısında iki parti ne yapacak, merak ediyorum. Aslı denklem dışı olan onlar, denklemin merkezinde olan HDP’ydi, halen de öyledir.

RÇ: Peki, geçen seçim öncesi ve hemen ardından AKP’yle koalisyon meselesinde çok net duruşlar aldınız.

Demirtaş: Doğru.

RÇ: Ama diğer partiler hiç de öyle yapmadılar, onlar bayağı bir niyetlendiler. Şimdiki pozisyonda, şu âna kadar net bir şey görmedik, yine o kesinlikte bir pozisyon alıyor musunuz?

Demirtaş: Bakın birkaç şey söyleyeyim. Az önce ifade ettim. Biz 7 Haziran seçim sonuçlarının AKP tarafından kabul edilmeyeceğinden o kadar emindik ki, bütün siyasetimizi bir erken, tekrar seçim üzerine kurduk. AKP koalisyon arayışına filan girdiğinde de çok iyi biliyorduk, yani bunların niyeti koalisyon kurmak değil, zaman kazanıp yıpratıp seçime götürecekler. Dolayısıyla biz bu işlerle oyalanmayalım, kendi işimize bakalım dedik ve öyle yaptık. Haklı çıktık. Şunu da söyledik her zaman: Bir tekrar seçim sonrasında ülkenin gündemine yeni bir erken seçim gelmeyecektir. Acil bir seçim gelmeyecektir, bir yıl, bir buçuk veya iki yıl koalisyon tarafından Türkiye yönetilecektir. Ve biz o koalisyon ihtimaline de kapalı olmayacağız.

RÇ: Yani 1 Kasım’dan sonra koalisyon bekliyorsunuz…

Demirtaş: Tabii ki, bir koalisyon kurulmak zorunda olacak, ki tahminimiz öyle, öyle bir durumda da biz koalisyon görüşmeleri içinde bir taraf parti olarak kendi ilkelerimizi ortaya koyacağız. Kim bizimle görüşmek ister, kim görev alır, kim partimize gelirse de ilkelerimiz çerçevesinde hepsiyle görüşeceğiz, tartışacağız.

RÇ: Bu bağlamda CHP’yle ilişkileriniz nasıl? Bir görüşme yaptınız Kılıçdaroğlu’yla, bayağı olumlu, pozitifti, ama son dönemlerde sanki tekrar bir mesafe var gibi hissediyorum. Ama bilmiyorum, açıkçası merak ediyorum.

Demirtaş: Tabii ki CHP seçimde bizim ittifak yaptığımız, işbirliği yaptığımız bir parti değil en nihayetinde. Fakat gelecek Türkiyesi’nde Parlamentoda bir koalisyon şekillenecekse CHP, AKP, HDP bir tartışma içerisine girecekse biz CHP’nin demokrasiden, barıştan ve adaletten, bizim üç ilkemizden yana tavır almasını bekleriz. Ve bu konuda daha yakın görüyoruz. Yani AKP şu anda hakikaten Saraya kilitlenmiş, gözü dönmüş, güç zehirlenmesi yaşayan bir iktidardır. Ve CHP bu konuda duruşunu biraz daha netleştirirse, daha cesur çıkışlar yaparsa, özellikle iç barış konusunda, Kürt sorununun çözümü konusunda, yeni anayasa ve demokratik ilkeler konusunda cesur çıkışlar yaparsa, ben şunu dedim, biz HDP olarak, birlikte bir demokrasi, bir barış bloğu olarak hareket edebiliriz. Yani bunu bir seçim ittifakı ya da gelecekte bir koalisyon açıklaması olarak ifade etmedim, Parlamentonun dışında da çok sayıda demokrasi gücü var. Bizim ve CHP’nin dışında başka partiler var, Parlamentoya giremiyor ya da seçime girmiyor olabilirler, emek örgütleri, kadın hareketleri var. Bunlar ne doğrudan CHP’li ne doğrudan HDP’liler. Birçok hareket var böyle dışarıda, sol, sosyalist, ilerici, devrimci güçler var. Bütün bunlarla birlikte gelin gelecek Türkiyesi’ni birlikte şekillendirelim diyebiliriz. Sayımız yeterse hükümet kurabiliriz, sayımız yetmezse en azından hükümete yön verme, doğru bir muhalefet etme açısından birlikte hareket edebiliriz. Ya da bizden birileri hükümet ortağıysa bu ilkeleri hükümet üzerinde veya hükümet içinde yönlendirici ilkeler olarak kullanabiliriz. Yaptığımız çağrı buydu. CHP bu noktada katkı sunucu olsun isteriz tabii ki. Ben şahsen bunu isterim, ön açıcı olur. CHP’nin artık, HDP’yi bir öcü gibi görmektense gerçekten barış adına, özgürlükçü bir anayasa adına, özgürlükçü bir laiklik adına, emekten yana bir parti olarak işbirliği yapılabilir bir parti olarak görmesi CHP’nin yararına.

RÇ: Bir detay ama bence önemli, Levent Tüzel olayı. Bakanlığı kabul etmediği için aday gösterilmedi, yani öyle anladık. Ama aday listeleri açıklandıktan çok kısa bir süre sonra iki bakanınız da çekildi hükümetten. Burada bir çelişki yok mu?

Demirtaş: Şimdi burada mevzu şudur, bakın, bizim EMEP’le bir seçim protokolümüz var, bir seçim ittifakı, ilişkimiz var. Levent Tüzel grubumuzun milletvekilidir, dolayısıyla HDP’nin resmi üyesi olarak HDP’nin aldığı bir karara uymazlık yapamaz. Bu bir disiplin sorunudur. Gerekçelerine saygı duyuyoruz, fakat biz siyasi bir hamle yaptık, bu siyasi hamleyi, geri çekilmeyi de, bakanlıkta yer almayı da siyasi hamle olarak planladık. Detaylı konuştuk, tartıştık ve bir karara bağladık. İlan ettikten sonra partinin kararını tanımayan, başka bir açıklamayla, ittifak partimizin açıklaması ve kararıyla kamuoyuna duyurulması ve yansıtılması bizim siyasi hamlemizi zayıflatmıştır. Hem hükümete giriş hamlemizi hem çıkış hamlemizi zayıflatmıştır.

RÇ: Siz girerken çıkmayı da planlamış mıydınız?

Demirtaş: Elbette ki, yani ben açık söyleyeyim, biz bunların tamamını, bu hükümetle sürdürülemeyeceğini çok iyi bilerek girdik.

RÇ: Ama oraya mesela CHP de girseydi kalırdınız gibi geliyor bana?

Demirtaş: Hayır, biz CHP’ye göre tavrımızı belirlemedik, biz burada EMEP’i veya Levent Bey’i, işte, aldıkları karardaki gerekçeler yanlıştır, ondan dolayı tutumları yanlıştır anlamında ifade etmedik, ama parti disiplini ittifak hukuku anlamında çok önemli. Ben kendilerine de ziyaretlerinde ifade ettim sayın genel başkanlarına; EMEP bizim, yoldaş, dost partimizdir, o ilişkimiz halen sürüyor. Şu anda seçim kampanyamızda bizi destekliyorlar, seçim işbirliği kararı alındı zaten, birlikte bir deklarasyon da yayınladık, o halen sürüyor ama bir resmi seçim ittifakımız yok. Bu gerekçeden dolayı, yani dolayısıyla bir resmi seçim ittifakımız olmayan bir partiden, kazanılacak yerden aday kontenjan gösterme tartışması da olmadı. Kendilerinin de böyle bir teklifi olmadı. Bizim için burada önemli olan partinin siyasi hamlesinin doğru ya da yanlış, aldığı kararın boşa çıkarılmasıydı. Bu bizi zor durumda bırakan bir tutumdu ve eleştirdiğimiz nokta buydu, yoksa gerekçelerine saygı duyuyoruz.

RÇ: Sizin Türkiye partisi lafı üzerinden HDP çok tartışılıyor ama ben sizin ana akım partisi olma ifadenizi daha doğru buluyorum. Çünkü baktığımız zaman MHP mesela Türkiye partisi değil, çünkü en azından Kürt illerinde yok, CHP İç Anadolu’da, Doğu illerinde yok. Baktığımız zaman bütün yerlerden oy alabilen parti sayısı çok az zaten. Bir AKP var bir de kısmen siz varsınız. Ama ana akım partisi olma iddiası daha inandırıcı. 7 Haziran’dan bu yana geçen süre içerisinde yaşananlar sizin ana akım merkez partisi olma iddianızı zayıflattı mı güçlendirdi mi?

Demirtaş: Biz kendimizi zayıflamış hissetmiyoruz. Ama dıştan baktığınızda bütün bu kaos, savaş, kan revan içerisinde tabii ki HDP yıpranmadı demek yanlış olur. Yetersiz bir değerlendirme olur. Belki bizim eksiklerimizden, zaman zaman partinin geri çekilmesinden kaynaklı da boşluklar oldu. Ama HDP iddiasını yitirmiş değil. Ana akım bir siyasi partidir. Tabii ki biz diğer partiler gibi, “Türkiyelileşmek”ten aynı şeyi anlamıyoruz, aynı anlamda bir kavram olarak kullanmıyoruz. “Türkiyelileşmek”ten diğer partiler Türkleşme ve devletin resmi ideolojisine biat etmeyi anlıyorlar. Biz tam tersine ona karşı muhalif olarak kurulmuş bir partiyiz. Bu anlamda Türkiye bizim için çok renkli bir coğrafya ve bir toplumdur, çokdillidir, çok inançlıdır. Bütün ezilen kimliklerin inançları vardır ve Kürt halkının da bir gerçeği vardır. Tarihsel talepleri vardır, siyasi statü, anadil, ekonomik, sosyal, kültürel sorunları vardır. Bütün bunları aynı denge içinde çözmeye çalışan, ana akım siyasi bir partiyiz. Diğerlerinden çok farklıyız. Olmasaydık zaten onlardan birinde yer alırdık, yeni bir parti kurmaya gerek olmazdı. Farklılığımızı bu seçim kampanyasında geri kalan 25 günde de görünür hale getirmek istiyoruz. 2 Kasım’dan itibaren de bu iddiamızın ne kadar büyük olduğunu parlamentoda ispatlamak istiyoruz.

RÇ: Sizinle yayın yapacağımızı ilan ettikten sonra, özellikle Hüda-Par çevrelerinden Yasin Börü’yü sorun diyorlar. Bunu sadece Hüda-Par çevreleri değil AKP’liler de istiyor.

Demirtaş: Daha çok AKP’liler aslında…

RÇ: Bu meseleyi siz hallettiniz mi? Yani hallettiniz mi dediğim, yıllar boyunca…

Demirtaş: Hayır, halledilmemiş bir meseledir, bir mevzudur. Yasin Börü ve 44 HDP’li katledildi, 6 Hüda-Par’lı katledildi. Güvenlik güçlerinden öldürülenler, katledilenler oldu; toplam 52 kişi yaşamını yitirdi. Evet, Yasin Börü cinayeti, katliamı da çok vahimdir, çok trajiktir, çok acıdır. Ne sorumluları ortaya çıkarılabilmiştir, ne de gerçek failleri yakalanabilmiştir. Ama iyi ya da kötü, Yasin Börü cinayetiyle ilgili bir yargılama var, bir çarpıtma, bir komplo yargılaması olsa da gerçek failler maalesef yakalanamamış olsa da ortada bir yargılama var; ama 44 HDP’li katledildi o günlerde onunla ilgili tek bir gözaltı yok, açılmış bir dava yok. Dolayısıyla, ben AKP’nin bu işi siyasi amaçlar için kullanan kesimlerini bir tarafa bırakıyorum, bu işten gerçekten yüreği yanmış, insani olarak, ahlaki olarak yüreğinde onun acısını hisseden herkese şunu söylemek istiyorum: Bakın o günlerde bizim yaptığımız çağrıdan bağımsız büyük bir provokasyon yapıldı ve 44 HDP’li katledildi, HDP kimliğiyle. Evet, 6 Hüda-Par’lı katledildi fakat orada oynanan oyunu eğer doğru okuyamazsak, biz sürgit bu düşmanlığı büyüten bir politikanın değirmenine su taşırız. Herkesin kendisine sorması lazım. Çok şaibeli olaylardır o olaylar. Özellikle öldürme olayları, vahşice katletme olayları çok şaibelidir. Bakın, gerçek failleri yakalanmıyorlar, devlet neden yakalamıyor bunları? Niye sormuyorlar bunu kendilerine? Niye bu kadar insanı tutukladılar da gerçek faili bulamıyorlar? Çünkü dosyayı, davayı takip ediyorum, gerçekten istiyorum gerçek failler ortaya çıkarılsın, yargılansın, bunları hep birlikte öğrenelim, kim nasıl yapmış? Çünkü bu iş siyasi olarak da istismar ediliyor, işin özünden uzaklaştırılmaya çalışılıyor, HDP karşı şahsımda siyasi bir linç kampanyasına dönüştürülüyor ve maalesef bazı Hüda-Par çevreleri de buna zemin sunuyor. Zannediyorlar ki AKP gerçekten yürekleri yandığı için onlara sahip çıkıyor. Halbuki hiç de öyle değil, keşke öyle olsaydı, ama sadece bunu bir siyasi istismar malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok acı bir olaydı, trajik bir olaydır, ben bir kez daha üzüntülerimi paylaşmak istiyorum. Şöyle bir şey var, ben Börü ailesini çocukluğumdan beri tanırım…

RÇ: O kadar?..

Demirtaş: Tabii ki, benim ailem fırıncıdır, Börü ailesi fırıncıdır, geniş aileleri itibariyle söz ediyorum, yani Yasin Börü’nün çekirdek ailesini söylemiyorum; çocukluğumdan beri bildiğim, tanıdığım bir çevredir, ailedir. Bu kadar istismara açık durmaları da hakikaten beni üzüyor. Kendileriyle, özellikle Hüda-Par çevrelerinden bazılarıyla karşılaşmalarımızda bu konuyu anlatmaya çalışmıştım ama bazıları kendilerini kullandırmaya devam ediyorlar hâlâ, yazık böyle yapmamalarını… Hep birlikte bunun üstüne keşke gidebilsek.

RÇ: Bitirmek üzereyiz, uçağa yetişmeniz gerekiyor, bu kısa oluyor, ama son olarak şunu soracağım: 7 Haziran’dan bu yana çok sayıda insan öldü, bu insanların cenazeleri, vatandaşlarımız, kimisi çocuk, kimisi kadın, asker, kimisi militan değişik çevrelerden insanlar öldü. Görüyoruz, askerin polisin cenazesinde de Kürtçe ağıtlar yakılıyor, bazıları hatta görüyoruz Kürt hareketine yakın insanlar çıkıyor…

Demirtaş: Tabii ki partili ailelerimiz de çocuklarını askere gönderiyorlar sonuçta.

RÇ: Daha acısı kendini savunma imkânı olmayan insanlar öldürülüyor her iki tarafta. Bütün bunlara karşı gözler size çevriliyor. Çünkü insanlar… burada Kandil yok yani, Murat Karayılan, Cemil Bayık, onları bulup bir şey soramıyorlar. Böyle bir imkânları yok ama Selahattin Demirtaş var.

Demirtaş: Şunu söyleyeyim, bizim vicdanımıza güvenen insanlar için söylüyorum, geri kalan zaten özellikle hükümetin manipülatif tetikçileriyle ilgili söyleyecek bir şeyim yok, gerçekten elimizde ne güç varsa sonuna kadar kullanıyoruz. Siyasi olarak, örgütsel olarak ne varsa savaşı durdurabilecek sonuna kadar kullanıyoruz savaş büyümesin ve bir an önce bitsin, bu ölümler dursun diye. HDP’nin parti merkezinin, mevcut grubunun, ikili ilişkilerimizin, manevi gücümüzün, özel hatırımızın, kime neyimiz geçiyorsa hepsini sonuna kadar kullandık, kullanıyoruz. Bunları yapmasaydık, 500 insan öldü, belki 1500, 2000 insan ölecekti, bilemiyorum. Yani mutlaka bir şeyleri durdurabildik diye düşünüyorum ama sıfırlayamadık. Şimdi evet, yaşamını yitiren askerin, polisin içerisinde Kürt de var, ama yaşamını yitiren gerillanın içerisinde Türk de var… Bu etnik bir mevzu olmaktan ibaret değil yani cenazeler mevzusu. Biz hep şunu dedik: Ortak acı olarak biz görüyoruz, başkası görmüyor. Ben bir askerin taziyesine gidiyorum, gidebildim en azından, hepsine gitmek isterim, gerillanın, cenazesine, taziyesine de gidiyorum, fakat bir milletvekilimiz bir PKK’linin cenazesine katıldı diye linç edilebiliyor medyada. Cenazeye gitti, taziyeye, seçmenimiz bizim o. Bize oy veren insan, bize güvenen insan. Evladını yitirmiş çatışmada. Bir bakıyorsunuz akşam televizyonda, havuz medyasında, “milletvekili PKK’li teröristin cenazesinde”… Ben çok açık söyleyeyim, halkımızın acısına sahip çıkmayan milletvekiliyle ilgili kusura bakmasınlar ben soruşturma açtırırım, parti disiplini gereği. Sen oy almışsın o insandan, hassasiyetine dikkat edeceksin arkadaşım, cenazesine de gideceksin taziyesine de. Askerinkine de gidebiliyorsan gideceksin, polisinkine de, acısını paylaşacaksın. Hükümet çevresinden bugüne kadar tek bir PKK’linin acısıyla ilgili tek bir cümle duydunuz mu Allah Billah aşkına? Nerde ortak acı? Nasıl bir kardeşlik, nasıl bir barış? Kusura bakmasınlar, Kürt gençlerinin cenazesi panzere takılıp sürüklenecek, ondan sonra hukuktan, kardeşlik hukukundan falan… böyle bir şey olmaz. Bunu tek sağlayabilen, bu konuda tek cesaretli davranabilen biziz yani.

RÇ: Selahattin Bey, biliyorsunuz ki uçağınız olmasaydı ben sizinle sabaha kadar konuşurdum.

Demirtaş: Borcumuz olsun, en kısa zamanda, çünkü alternatif bir medya yarattınız, patron yok bir şey yok, rahat rahat konuşuyoruz (gülüyor).

Bunlar da ilginizi çekebilir: