Trump, Müslümanlar, İslam dünyası ve İslami hareketler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/304625100″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. ABD’nin yeni başkanı Donald Trump ayağının tozuyla, gelir gelmez vaat ettiği ve kolay kolay yapamaz denilen, yani kampanyada vaat edilen ama bunu gerçekleştiremez denilen birçok şeyi yapmaya başladı. Öncelikle Meksika’ya duvar emrini verdi. İslam ülkelerinin bazılarından gelecek olan turistlere vize konusunda çok büyük zorluklar çıkarılması, hatta vizelerin geçici olarak durdurulması söz konusu. Suriye’den göçmen kabulünün önünü tamamen kapatması söz konusu. Ve bir dizi olay var.

Dünya sistemini daha kötüye doğru değiştirme

ABD’nin yeni başkanıyla beraber hem ABD içerisinde hem de dünyada çok şey değişeceğe benziyor. Çünkü Trump gerçekten daha önce, yakın zamanda gördüğümüz başkanlardan farklı bir başkan olacak ve kişisel görüşüme göre herhalde şu anda baba Bush’u, oğul Bush’u aratacak denli berbat bir başkanlık performansına dünyanın hazır olması gerekiyor. Çin’le bir kapışma söz konusu, bunun hazırlıkları söz konusu. Ticari olarak zikrediyor ama olayın kesinlikle siyasi boyutu olacaktır. Rusya’yla yakınlaşma ihtimalinden bahsediliyor ama bunun ne derece olacağı hâlâ şüpheli. Öte yandan uluslararası kuruluşlarda, BM’ye bağlı kuruluşlarda Amerika’nın desteğini, bağlılığını azaltmaya yöneleceği bekleniyor. NATO’yla ilgili dile getirdiği çok şey var.
Sonuçta adım adım, her icraatıyla beraber dünyada varolan birtakım kurulu sistemleri değiştireceği, ama bu değişimin iyiye doğru olmayacağı gözüküyor. Tabii ki var olan sistemin, dünyada oluşmuş olan sistemin iyi bir sistem olduğunu söylemek kesinlikle mümkün değil. Bunun değişmesi talebini de dile getirmek son derece doğru. Ama Trump’ın kötüyü beterleştirme potansiyeli çok ciddi bir şekilde önümüzde duruyor ve dünyayı çok kötü bir dört yıl bekliyor dersek herhalde abartmış olmayız.

ABD sivil toplumunun direnci

Bu kolay olmayacak tabii. ABD’de bir kurulu düzen var, müesses nizam ya da İngilizce deyimiyle establishment var. Buradan bir direnç gelecektir. Trump’ın ekibi içerisinde birtakım unsurlar, bakanlar, üst düzey yöneticiler onu birtakım normların içerisine çekmek isteyecektir. Ama daha önemlisi, ABD’nin içerisinde çok güçlü bir sivil toplum var ve bu sivil toplum Trump’ı belli ölçülerde sorgulayacak, onun faaliyetlerini engellemeye çalışacak, onu belli yerlerde durdurmaya çalışacaktır. Bütün bunların hepsini var sayabiliriz.
Ama şunu söylemek çok zor: Uluslararası alanda Trump’ı dengeleyebilecek çok fazla güç yok. AB kendi içerisinde çok ciddi krizler yaşıyor ve Avrupa ülkelerinin birçoğunda Trump’a benzeyen sağ popülist, aşırı sağ hareketler yükselişte, böyle bir sorun var. AB’nin bir güç olarak ABD’nin karşısında durması pek mümkün değil. Rusya’nın durumu demin söylediğim gibi tam belli değil. Çin’in ise Trump ABD’siyle sorunlar yaşayacağı kesin, ama Çin’in de Trump’ı daha evrensel, insan hakları, hukuk devleti gibi kavramların içerisine çekmek isteyeceğini düşünmek hiç gerçekçi olmaz. Çünkü bütün bu sorunların hepsi Çin’de çok ciddi bir şekilde yaşanıyor.
Yani önümüzdeki dönemde hem ABD içerisinde, ama daha önemlisi küresel anlamda evrensel insan hakları, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti gibi kavramların çok daha aşınması, birçok kazanımın kaybedilmesi ihtimali çok güçlü. Zaten yerel olarak bunlara yönelik çok ciddi tehditler var ülkelerin kendilerinde. Şu anda en önemli süper güç olan ABD’nin de bu değerlere karşı kayıtsız ve hatta kimi durumda karşı pozisyon alması durumunda çok daha kötü günleri yaşama ihtimalimiz kuvvetle muhtemel.

Müslümanları sevmeyen bir başkan

Burada bu yayının başlığına gelecek olursak; Trump’la beraber önümüzdeki dönemde İslam dünyası, Müslümanlar ve İslamî hareketler ayrı ayrı, kimi zaman aynı anda Trump’ın icraatından çok ciddi bir şekilde etkilenecekler. Bir kere şunu biliyoruz: Trump net bir şekilde terörizm diye, radikalizm diye söylüyor, ama aslında İslam dinini ve Müslümanları sevmeyen birisi. Daha önceki başkanların ve Amerikan üst düzey yöneticilerinin dikkat ettiği terminolojilere dikkat etmiyor. İlk andan itibaren İslamî terörizm diye girdi. Terörizmi İslam’la yan yana getirdi. Bundan öncekiler genellikle burada daha nüanslı, daha dikkatli davranırlardı. En fazla İslamcı ya da cihatçı gibi kavramlarla terörizmi yan yana getirirlerdi. Trump İslam dinini getirebiliyor.
Müslümanlara yönelik, ABD’ye yeni Müslümanların gelmesinin önünü tıkamaya yönelik, göçlerin önünü tıkamaya yönelik bir yığın vaadi vardı. Bunları hayata geçireceğe benziyor. Bir de tabii ABD’de yıllardan beri varolan, yaşayan Müslümanlara yönelik birtakım uygulamalara gitmesini bekliyoruz. Hatta ilk başta 2. Dünya Savaşı sırasında ABD’de yaşayan Japonların başına geldiği gibi bunların toplama kamplarında toplanmasını bile insanlar hatırlamıştı. O kadar olmayabilir –en azından ilk aşamada– ama ABD’de Müslüman kimliğiyle varolmak çok zorlaşacağa benziyor.
Bu noktada önemli bir not düşeyim: Bu sabah gördüğüm, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın bir tweet’i vardı. Orada şunu söylüyor Albright: “Bir Katolik olarak yetiştirildim. Sonra Protestanlığı seçtim, ama daha sonra ailemin köklerinin Yahudi olduğunu öğrendim. Ama şimdi kendimi Müslüman olarak kaydettirmeye hazırım. Dayanışma için.” Albright gibi establishment’ın içerisinden birisinin de bu konuya dikkat çekmesi çok önemli. Çünkü ABD’de Müslüman olmak başlı başına giderek zorlaşacak. Ama Albright örneğinde olduğu gibi ABD içerisinde birçok insan da Trump’ın bu adımlarına karşı bir mücadele yürütecek.

ABD Müslümanlarının durumu

ABD’de Müslümanların değişik değişik orijinleri var. Kimisi Ortadoğu’dan, kimisi Asya’dan, kimisi Afrika’dan, kimisi de çok eskiden beri orada yaşayan siyah Amerikalıların içerisinden sonradan Müslümanlığı seçenler var. Bunların hepsi, büyük bir kısmı ABD’de çok ciddi bir şekilde entegre olmuş durumdalar. Her ne kadar güçleri oranında üst düzeyde temsil edilmeseler bile ABD’deki İslam varlığı hiçbir zaman radikalizmle anılan bir varlık değil. Daha fazla uyumla, entegrasyonla açıklanan bir varlık. Ama 11 Eylül saldırısıyla beraber büyük bir İslam karşıtlığının yükselmesiyle beraber ABD’de dengeler çok ciddi bir şekilde değişmişti. Müslümanların konumunda da büyük değişiklikler yaşanmıştı. Algı özellikle değişmişti. Ama daha sonra, özellikle Demokrat başkanların döneminde bir normalizasyon yaşandı. Obama’nın ikinci adının Hussein olmasının da gösterdiği gibi iyice bir normalizasyon yaşanırken, Trump’la beraber tekrar bir kötüye gidişin yaşanacağı kesin.
Bir boyutu, zaten ABD’de yaşayan Müslümanlar, onların kurumları; bir diğer boyutu da ABD’ye gelme ihtimali olan Müslümanların, sadece göç etmek anlamında değil, turistik amaçlı olsun ya da ticari vs. diğer amaçlarla olsun, Müslüman ülkelerden insanların giriş çıkışının zorlaşacağı –zaten kolay değildi– bir dönemle karşı karşıyayız.

BOP’un aslı

ABD’den İslam dünyasına geçtiğimiz zaman ise bizi çok daha net bir şekilde kötülükler bekliyor diyebiliriz. İnsanların aklına genellikle Büyük Ortadoğu Projesi –daha sonra genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi adını almıştı– bu geliyor. Bu, biliyorsunuz 11 Eylül saldırısından sonra Bush döneminde yeni-muhafazakârların (neo-conların) gündeme getirdiği bir uygulamaydı. Bu uygulamanın ana esprisi, terörle mücadele için, İslam ülkeleri kaynaklı terörle mücadelenin yolu olarak İslam ülkelerinin geliştirilmesi gibi bir perspektifi vardı. Bu “ılımlı İslam” olarak adlandırıldı genellikle. Kesinlikle başarısızlığa uğramış bir projedir.
Ama burada sanıldığının aksine neo-conlar, yani yeni-muhafazakârlar İslam ülkelerinde otoriter ve totaliter rejimlerin yerine daha çoğulcu, demokratik rejimler arzu ediyorlardı. Bu Müslümanları çok sevdiklerinden değil, otoriter/totaliter rejimlerin terör hareketlerini doğurduğu saptamasından hareketle bunların yerini demokratikleşmenin alması gibi bir niyetleri vardı. Ve bu ülkelerde, özellikle Ortadoğu’da sivil toplumun güçlendirilmesi yolunda birtakım çalışmalara giriştiler. Çok büyük paralar akıttılar ama tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.
Arap Baharı’nda bunun tekrar yeşereceği düşünüldü. Hatta birçok yerde İslamcılar iktidara da geldi. Ama bu da çok kısa sürdü. En büyük net örnek de Mısır’daki olaydır. Şimdi Trump’ın perspektifi seçim kampanyasında söylediklerinden, duruşundan, seçtiği kadroya baktığımızda çok kabaca şöyle bir pozisyonu tarif edebiliriz: “İslam dünyasında ne halleri varsa görsünler, yeter ki bizim başımıza musallat olmasınlar” yaklaşımı. Bu şimdi bir yerden bakıldığında, “İyi işte, ABD bize bulaşmasın, biz de kendi sorunlarımızı kendimiz çözelim, özgür, bağımsız bir şekilde hareket edelim” perspektifi getiriyor. İyi bir şey, ama İslam dünyasının dinamiklerine baktığınız zaman, tek tek ülkelere bakın, buralardaki sivil toplumun gücüne, daha doğrusu güçsüzlüğüne bakın. Çoğulculuk hemen hemen hiçbir yerde yok; varolan yerlerde de Türkiye gibi çoğulculuktan çoğunlukçuluğa doğru çok bariz kayışlar var. Az sayıdaki demokrasi deneyiminde de büyük ölçüde aşınmalar, geri gitmeler var — ki bu anlamda da maalesef Türkiye tekrar başı çekiyor.
Böyle bir ortamda ABD’nin ve diğer küresel güçlerin kendi haline bıraktığı bir İslam dünyasının kendi ayakları üzerinde doğrulup özgürleşmesi, demokratikleşmesi tabii ki bir temennidir. Ama hiçbir şekilde realist bir karşılığı olmayan bir temenni. Dolayısıyla bir şekilde genel olarak baktığımızda, ABD tam anlamıyla İslam dünyasının kendisini ilgilendiren kısmıyla ilgilenecek — ki bu da daha çok ekonomi olacaktır. Örneğin CIA’e yaptığı ziyarette Irak’la ilgili söylediklerini hatırlayacak olursak, “O petrolleri niye almadık? Keşke alsaymışız, belki bir dahaki sefere deneriz” anlamına gelecek şeyler söylemişti Irak’ın işgalini kastederek. Böyle birtakım emperyal niyetler olabilir. Ama onun dışında kendi haline bırakmak, kendi haline bırakırken de buradan doğabilecek tehlikeler –ki kendisine göre en önemli tehlike: 1) Terörizm; 2) Göç dalgası– bunları da oralarda halletmek gibi bir perspektife sahip olacak.

Gizli CIA hapishaneleri

Nitekim Suriye’de güvenlikli bölgeler hazırlanması için Dışişleri Bakanlığı’na ve Pentagon’a, Savunma Bakanlığı’na talimat vermiş Trump. Bu tamamen sivillerin Suriye’de rahat, güvenli bir şekilde yaşamasını istemek gibi bir kaygı değil, onların Suriye’nin dışına çıkıp kendilerinin güvenliğini tehdit etme ihtimalinin önünü kesmek için yapılan bir şey. Yine de Türkiye’nin öteden beri dile getirdiği bir talepti bu biliyorsunuz, Suriye’de güvenlikli bölge meselesi. Bir anlamda yine makul gibi görünebilir.
Ama bir diğer husus, radikal İslamcı gruplar, özellikle şiddete başvuran gruplarla mücadele konusunda çok sert uygulamalara gitmesi kuvvetle muhtemel. Bunun bir yeri Suriye, bir yeri Irak olabilir. Ama onun dışında tüm İslam dünyası ve hatta Batı’da yaşayan İslami gruplara, cemaatlere, topluluklara yönelik de çok sert birtakım uygulamalar gündeme gelebilir. Örneğin ilk dile getirilenlerden birisi, bir zamanlar Avrupa ve başka ülkelerde, ABD’nin dışında birtakım yerlerde CIA’in denetiminde yerel yönetimlerle işbirliğiyle kurulmuş olan, “kara mekân”lar vardı [black sites]. Yani gizli hapishaneler vardı. CIA birtakım şüphelileri dünyanın dört bir yanında –diyelim ki Bosna-Hersek’te– alıyor, kaçırıyor –ortada yargı vs. yok tabii– ve diyelim ki Polonya’da, Polonyalı çok az sayıda yetkilinin bildiği bir yerde sorguluyor. İşkence ediyor tabii. Ve o kişiler kimdirler, nedirler, kayıtları vs. yok. Böyle bir uygulama Bush döneminde vardı. Daha sonra böyle bir uygulamaya tepkiler oldu. Önce ortaya çıkmış –ki bunu Amerikan basını ortaya çıkarmıştı, yanılmıyorsam Washington Post ortaya çıkarmıştı– ardından bunları lağvetmişlerdi. Trump bunları tekrardan hayata geçirmeyi vaat ediyor.
İkinci olarak, yine 11 Eylül’ün ardından birtakım sorgulamalarda işkence uygulamalarını CIA hayata geçirmişti. Özellikle su kullanarak vs. Bunlardan da çok büyük tepkiler üzerine vazgeçilmişti. Trump’ın tekrar bunları gündeme getirmesi söz konusu. Her ne kadar CIA’in başına geçmesi beklenen kişi Senato’daki mülakatta böyle bir emrin geleceğini sanmadığını, gelirse de uygulamayacağını söylemişse de, Trump’ın işkenceyi pekâlâ işe yarayan bir yöntem olarak Amerikan çıkarları için işkenceyi, –tabii kime yönelik olarak? Potansiyel terörist olarak gördüğü, büyük çoğunluğu İslam ülkelerinden kişilere yönelik olarak– işkenceyi tekrardan gündeme getirme ihtimali var. Obama’nın vaat edip de bir türlü kapatamadığı Guantanamo’nun Trump döneminde tabii ki kapanmayacağını biliyoruz.

Müslüman Kardeşler terör listesine girebilir

Bunlar çoğaltılabilir. Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz: Önümüzdeki dönemde Trump’ın Müslümanlara ve İslam ülkelerine yönelik uygulamalarında çok sert olacağını varsayabiliriz. Bu çok net bir şekilde gözüküyor. Birtakım evrensel değerleri, kuralları umursamayacak. Ama en sertinin de kendine göre radikal olarak, terörist olarak gördüğü gruplara karşı olacağını kesinlikle görüyoruz. Örneğin Müslüman Kardeşler herhalde çok geçmeden Trump yönetimi tarafından terör örgütü ilan edilecek, ki bu çok eski bir tartışmadır, Müslüman Kardeşler’in terör örgütü olup olmadığı tartışması. Genel eğilim terör örgütü olmadığı yolundadır ki önceki Amerikan yönetimleri –buna Cumhuriyetçi başkanların dönemleri de dahil– Müslüman Kardeşler’le Mübarek döneminde dahi olsa, sonrasında da düzenli bir şekilde ilişkiler kurarlardı ve onu meşru bir toplumsal siyasi güç olarak görürlerdi. Ama şimdi Müslüman Kardeşler, ki Müslüman Kardeşler Mısır merkezli olmakla birlikte dünyanın dört bir tarafında, Arap dünyasında özellikle varlığını sürdüren bir yapı. Bunların hepsinin terör listesine girme ihtimali kuvvetle muhtemel.

AKP çevrelerindeki Trump memnuniyeti

Buradan hareketle Türkiye’ye gelecek olursak, şunu çok net söyleyebiliriz: Trump’ın kazanma ihtimali ortaya çıktığı zaman Türkiye’de siyasi iktidarın yakın çevresi ve iktidarın sözcüleri bundan çok fazla rahatsızlık duymadılar. Hatta memnun oldukları söylenebilir. Bunun bir nedeni Hillary Clinton’ın gelmesi durumunda Suriye’de Kürtlerle olan ilişkinin kuvvetlenerek süreceği beklentisi. Bir diğeri Fethullah Gülen ve grubunun Hillary Clinton’a yatırım yapmış olduğu yönünde söylentiler, birtakım maddi yardımlar yaptığı gibi vs. söylentiler yüzünden Trump’ı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kolaylıkla anlaşabileceği birisi olarak görerek, pekâlâ iş görülebilir, tamamen karşılıklı çıkar üzerine iş görülebilir birisi olarak algıladılar ve bayağı da mutlu oldular. Ama bu mutluluğun çok uzun süreceğini sanmıyorum. Zaten geçen Afrika seyahatinden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan kısaca, çok açmamakla birlikte Trump’ın bazı açıklamalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti.
Diyelim ki Müslüman Kardeşler örgütünü terör listesine alması durumunda Müslüman Kardeşler’i dünyada sahiplenen bir Türkiye, bir Katar var. Buna herhalde bir şey deme ihtiyacı hissedeceklerdir. Bir diğer şık, Filistin meselesinde Trump çok net bir şekilde aşırı ölçüde İsrail yanlısı ve Filistinlileri hiçbir şekilde gözetmeyen, önemsemeyen pozisyonlar alması bekleniyor. Buralarda çok sorun olacak. Ve mesela hep dile getirilen ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma ihtimali. Bunlar çok büyük gelişmeler olur, ama hiç de şaşırtıcı olmaz.
Onun ötesinde de Türkiye’yle kuracağı ilişkilerde de, birtakım çıkar temelli ilişkiler olmakla beraber genel olarak Müslümanlara ve İslamcılara bakışı nedeniyle Türkiye’nin bundan bağımsız olamayacağını, Türkiye’nin de Trump’ın zihniyetindeki algının içerisinde –belki biraz farklı olabilir ama yine de– hazzetmediği ülkeler arasında girme ihtimali çok kuvvetle muhtemel. Sonuçta önümüzde çok zor bir dönem var. Tüm dünya için zor bir dönem var Trump’la beraber. İslam dünyası ve Müslümanlar için çok zor bir dönem var. Ve işin acı tarafı, İslam dünyası ve Müslümanlar, ya da Müslüman olması şart değil, İslam dünyasında yaşayan insanlar, vatandaşların Trump’a karşı birlikte bir duruş, ya da Trump çizgisine, duruşuna karşı birlikte bir duruş sergileme ihtimali çok fazla gözükmüyor.

İslam dünyasında radikalizm daha da artar

Bu Trump uygulamalarının terörü gerekçe göstererek İslam dünyasına yapacağı uygulamaların, birtakım faaliyetlerin, saldırıların, operasyonların, şu bu, birtakım terör örgütlerine darbeler indirmekle beraber İslam dünyasındaki radikalizmi daha da artıracağını kestirmek için kâhin olmak gerekmiyor. Ve İslam dünyasının şu anda Trump’tan gelebilecek kötülüklere –ki gelmeye başladı– karşı sığınabileceği az sayıdaki limandan birisi de ABD’de varolan, kendi deyimleriyle ilerici kamuoyu. Tekrar Albright’ın tweet’ine dönecek olursak, bereket ABD’de birileri bu gidişata, Trump’ın genel olarak uygulamalarına, ama özel olarak Müslümanlara yönelik yapmayı düşündüğü şeylere ses çıkartacak bir kamuoyu var ABD’de.
Ama acı olan şu ki İslam dünyasında tek tek ülkelere bakalım ya da bir bütün olarak bakalım, bir ortak kamuoyu yok. İslam dünyası kendi içerisinde çok ciddi bir şekilde bölünmüş durumda. Ülkelerin her biri kendi içerisinde çok ciddi bir şekilde bölünmüş durumda. İç savaşlar var. Mesela Yemen’de, bir ölçüde Libya’da, Suriye’de, Irak’ta hâlâ savaşlar sürüyor. Çok ciddi sorunlar var.
Ve İslam dünyasında özgürlük, demokrasi, hukuk devleti gibi kavramlar büyük ölçüde yok. Varolduğu bilinen yerlerde de bunlar çok ciddi bir şekilde aşınıyor. Türkiye bir zamanlar bu anlamda bir model olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının ilk yıllarında, özellikle AB sürecinde katettiği, attığı adımlardan hareketle Türkiye bir model olarak zikredilirdi. Artık Türkiye Batı’da da, İslam dünyasının içinde de ileriye dönük bakışlarda bir model olarak görülmüyor. Tam tersine bir kötü örnek olarak zikredilir oldu. Bu da bizim ayıbımız olsa gerek.
Söyleyeceklerim bu kadar. Tekrar toparlayacak olursak: Trump tüm dünyaya çok ağır bedeller ödeteceğe benziyor. Kendi halkına da ödetecek. Ama tüm dünyaya daha fazla bedel ödetecek. Kendisini destekleyenleri tatmin etmek için dünyanın geri kalan kısmından bir şeyler kopartmaya çalışacak. Onlara birtakım kötülükler edeceğe benziyor. Ve buradan tüm İslam dünyasında yaşayan insanlar birinci derecede zarar göreceğe benziyor. Ve şu anda görüldüğü kadarıyla da İslam dünyasının içerisinden –ki zaten böyle bir dünyanın olup olmadığı tartışmalı– buna verilebilecek bir cevap, bir direniş işareti gözükmüyor. Bu olsa olsa zaten varolan ve İslam dünyasını iyice felç eden terörist hareketler, El Kaide, IŞİD gibi hareketler… Belki onlar yok olacak, ama yerlerine belki daha beterlerinin gelmesine yol açacak. Sonuçta size iyi şeyler söyleyemediğim için üzgünüm, ama gerçekçi olmakta yarar var. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus