Pierre-Jean Luizard: “IŞİD’i Musul’da ezersiniz ama başka bir yerde ortaya çıkar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’de IŞİD Tuzağı (İletişim Yayınları) kitabıyla bilinen Fransız araştırmacı Pierre-Jean Luizard ile Gaëlle Lebourg’un yaptığı ve 9 Haziran 2017’de lesinrocks.com’da yayınlanan söyleşiyi İlker Kocael çevirdi.

Pierre-Jean Luizard
Pierre-Jean Luizard

Irak ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri hem Musul hem Rakka’da ilerliyorlar. IŞİD neden geriliyor?
IŞİD nispeten geriliyor, çünkü Musul’a yönelik taarruz sekiz aydan beri sürüyor. Ve ABD’nin propaganda kokan zafer açıklamalarının aksine, Rakka’nın yakın zamanda düşmesi pek kolay görünmüyor. Rakka’da Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrol ettiği mahallelerde nüfus çok az; IŞİD ise en kalabalık mahallelerde savunmaya çekilmiş durumda.
Burada üzerinde durmamız gereken nokta, tam tersine, IŞİD’in direnç kapasitesi. IŞİD, tüm komşu devletlerle birlikte ABD ve Rusya başta olmak üzere büyük güçleri birleştiren, daha önce benzeri görülmedik uluslararası koalisyon karşısında tek başına. Karşı karşıya olduğumuz şey yalnızca bir terörist grup değil, toplulukları karşı karşıya getiren bir savaştan bahsediyoruz. IŞİD Ortadoğu’daki mevcut kaosun sebebi değil. Asıl olarak kaos, özellikle devletlerin başarısızlığı ve çöküşü IŞİD’e kapıları açtı. IŞİD, Irak ve Suriye devletlerinin enkazı üzerinde yükseldi. IŞİD gerilese bile, bu çatışmaların biteceği anlamına gelmeyecek; çünkü özellikle Musul ve Rakka’da iktidarı kimin devralacağı sorusunun yanıtı henüz yok.

IŞİD, Musul ve Rakka’daki gerilemesinin ardından yerel düzeydeki ayrışmalar üzerine oynayarak yeniden toparlanabilir mi?
Evet. IŞİD, kendi halifeliğini ilan ettiği topraklar üzerinde siyasi kurumsallaşmaya giderek kendisini El Kaide’den ayırdı. Ancak IŞİD birkaç aydan beri bu topraklardaki hakimiyetini kaybetmeye başladığı gerçeğini kabullendi; çünkü asıl projesi Suriye ve Irak’ta –özellikle de Arap ve Sünni topluluklar arasında- elde ettiği desteği korumak. IŞİD’in toplumsal tabanı akşamdan sabaha buharlaşmayacak.
Irak, Suriye ya da Kürt güçleri ne zaman belli bir bölgede ilerlese, oralarda suiistimaller oluyor. Bugün, Musul’da Şii milislerin varlığı suiistimaller yoluyla hissediliyor; aynı Irak’ta geri alınan şehirlerde yaşandığı gibi.
Suriye’de şu anda bir tarafta Amerikalılar tarafından silahlandırılan Kürtler ve diğer tarafta Türkiye, Rusya, İran, Bağdat yönetimi hatta Beşar Esad rejimi arasında kurulan konjonktürel ittifak arasında yaşanan büyük bir mevzi savaşı var. Bahsettiğim ittifakın amacı Arap topraklarında Kürtlerin ilerlemesini durdurmak. Fırat ve Cezire bölgesinde yaşayan Bedevi Arap nüfusu ile yerleşik Kürt köylüleri arasında tarihsel bir çatışma olduğunu da söyleyelim. IŞİD buradaki tek aktör olmadığında da yeni çatışmalar ortaya çıkacaktır.

Toprağa sahip olmayan IŞİD hayatta kalabilir mi?
Evet. IŞİD’in toprağa sahip olmadan hayatta kalabilmesi pekala mümkün. Irak ve Suriye’de mevcut kurumlar reforme edilmedikçe IŞİD gelişmeye devam edebilir. Hem Suriye’de hem Irak’ta IŞİD’e biat eden toplulukların önemli bir bölümü ona sadık kalacaktır. Irak’ta bu topluluklar Şii çoğunluklu bir hükûmetin geri dönmesinden korkuyorlar (pek de haksız sayılmazlar); Suriye’de ise gruplar ABD-Kürtler koalisyonuna karşı Beşar Esad’ın silahlı kuvvetlerinin geri dönmesi konusunda kaygılılar. IŞİD burada, kendini tehdit altında hisseden toplulukların koruyucusu olarak sunma fırsatını yakalayacaktır; toprağa sahip olmasa bile.
IŞİD Musul ve Rakka’yı kaybetse bile, bu şehirler muhtemelen şehir gerillalarının mekanı olacaktır; bu konuda IŞİD’in elinin yüksek olduğunu biliyoruz. Ayrıca IŞİD, Irak topraklarının tamamına terörist eylemler yoluyla yayılacaktır.

Bugün kaosun olmadığı bir IŞİD-sonrası dönemi düşünmek mümkün mü?
IŞİD-sonrası döneme hâlâ pek yakın sayılmayız, IŞİD kontrol ettiği toprakları kaybetse bile. Toprak hakimiyeti kalmasa bile; her şeyden çok “yasal” otoritelerin (Irak ordusu ya da Beşar Esad’ın ordusu) geri dönüşünden korkan topluluklar için kötünün iyisini temsil etmeye devam edecek. Bana göre bu, yersiz bir korku da sayılmaz.
Topraklarının bir bölümünü kaybetmesi sonrasında IŞİD’in komşu güçler (bir tarafta Türkiye ve Katar diğer tarafta Suudi Arabistan) tarafından desteklenen diğer Sünni Arap liderlikleriyle yarışa girmesi muhtemel. Bugün Suudi etkisine karşı kurulan bir Türkiye ve Katar ittifakı var; ve her birinin elinin altında belli sayılarda milis güçler var, örneğin Irak’ta. Türkiye tarafından eğitilen ve donatılan Sünni Arap milisler, IŞİD Musul’u kaybettiğinde bölgede onun yerini almayı planlıyor.

IŞİD’i alt etmek için, tek cephede mi savaşmak gerek? Çatışmaya müdahil olan Batılı ve bölgesel güçler IŞİD’i birinci düşmanları olarak mı görmeli?
Bölgesel ve uluslararası aktörlerin çıkarlarının bir araya gelmesi mümkün değil. Bunu Suriye’de çok net görüyoruz; Batı’daki “kullanışlı” Suriye Rus etkisi altında olacak; ülkenin doğusu ise Amerikan etkisine bırakılacak. Diğer taraftan Suudi Arabistan ve Katar’ın karşı karşıya gelmesi; Suriye ve Irak’ın geleceği üzerinde bir mutabakata varılmasının imkânsız olduğunu gösteriyor.
IŞİD’in en büyük kozu; Irak ve Suriye’de nüfusun çok büyük bir bölümü (özellikle de Irak’taki Sünni Arap topluluklar) tarafından meşru addedilmeyen devlet kurumlarının sürekliliği. Uluslararası ve bölgesel güçler çözüm arayışlarında topluluklar arasındaki çatışmaları (özellikle de Sünni-Şii çatışmasını) ve mevcut devletlerin kapasite yetersizliğini dikkate almadığı sürece; IŞİD-sonrası dönemden bahsetmek mümkün olmayacak.
IŞİD, reforme edilme imkânı artık kalmamış ve can çekişen devlet kurumları üzerinde yükseliyor; Irak ve Suriye devletleri bunun örnekleri. Bugün tanık olduğumuz savaşın en temel sebeplerinden biri bu kurumlar olsa da, uluslararası camia akıntıya karşı kürek çekerek bu devletlere arka çıkmaya devam ediyor. Hem uluslararası hem de bölgesel düzeyde sağlanan ve bu devletlerin ömrünü uzatmayı amaçlayan mevcut mutabakat, IŞİD’in elindeki en büyük koz. Yerel halk nezdinde bu kurumlar asla yeterli ölçüde meşruiyete sahip olamayacak; bu şekilde de halk haydut devlet ve talancı rejimlere karşı IŞİD’i kötünün iyisi olarak görmeye devam edecek.
Suriye ordusu geri döndüğünde Halep halkının nasıl bir muameleye maruz kaldığına –kimyasal silahların kullanımıyla- şahit olduk. Toplulukların önemli bir bölümünün devlet otoritesinin yeniden tesisine sıcak bakmadığını hesaba katmak gerek. Buna rağmen uluslararası camia Irak ve Suriye devletlerini hâlâ meşru olarak görüyor. Suriye’ye gelince Ruslar’ın müdahalesi sonrasında, Batılılar Beşar Esad rejimine son verilmesi talebini de neredeyse seslendirmez oldular.

IŞİD’e karşı çözüm devlet kurumlarını tamamen yenilemekte mi yatıyor?
IŞİD’e karşı çözüm; Irak ve Suriye’deki mevcut yönetimlerin meşru ve yasal yönetimler olmadığı, süregiden çatışmaların bir parçası olduğu gerçeği etrafında şekillenecek uluslararası ve bölgesel bir mutabakata varmaktan geçiyor olabilir. Uluslararası camianın uluslararası bir konferans düzenleyerek; IŞİD altında yaşayan topluluklara referandum fırsatının sunulacağı sözünü vermesi gerek. Bu referandumda şu soru sorulmalı: “Hangi devlet altında ve hangi sınırlarla yaşamak istersiniz?” Bu kez, 1920’de olanın tam tersine, uluslararası camia umutsuzluk dolayısıyla IŞİD’in boyunduruğu altına girmiş bu toplulukların iradesine saygı göstermeli.

Yani çözüm askeri değil siyasi olmalı mı diyorsunuz?
Bu türden bir savaşta askeri çözüm olmaz. IŞİD’i Musul’da ezeriz ama başka bir yerde ortaya çıkar. Zaten IŞİD; Irak’ta Fırat Vadisi’nde ve Suriye’de Deyrizor’da önemli şehirleri elinde tutuyor. Belki zayıflatılabilir, ama ortaya çıkma sebepleri bertaraf edilmedikçe IŞİD’in yok olması söz konusu değil.
Bu sebepler savaşta olan ülkelerin dışındaki aktörlerin yaptıkları tercihlerde yatıyor. Yine hatırlatayım, Irak ordusu Musul’u ancak Şii milislerin yardımıyla alabilir; bu da Musul’da yaşayanların Irak ordusunun ilerlemesine neden bu kadar şiddetli bir şekilde karşı durduğunu açıklıyor. Aynı şey Suriye için de geçerli: insanlar Şam rejiminin geri dönmesinden olduğu kadar Arap şehirlerinin Kürtler tarafından “işgal” edilmesinden de çekiniyor.

Suriye ve Irak’ta gerilediğine göre, IŞİD’in başka ülkelere –mesela Afganistan’a- çekilmesi olası bir durum mu?
IŞİD tüm topraklarını kaybetse bile Irak’ta Sünni Arap grupların içinde muhtemelen çoğunluğa sahip olarak var olmaya devam edecek. Bana göre Musul şehri alındığında orada barışı sağlamak mümkün olmayacak. Suriye ve Irak resmi otoritelerinin kontrol etmekte güçlük çekeceği topraklar var olmaya devam edecek. IŞİD’in toprakları olmadığında bile gerilla bölgeleri olacak; IŞİD Suriye-Irak sınırına yakın çöllere çekilecek.
Suriye’de işler daha da karışık çünkü Türkiye güney sınırında bir Kürt bölgesinin oluşturulmasını asla kabul etmeyecektir. Dolayısıyla Türkiye Kürtler’in ilerlemesini durdurmak için yüksek ihtimalle Beşar Esad rejimiyle yakınlaşacaktır. Suriye’de nüfusun yüzde 10’undan daha azına sahip olan Kürtler’in Araplar’la çatışmalı tarihi; çoğunluğu IŞİD’in Kobani Kuşatması’nı destekleyen Arapların oluşturduğu bölgede yeni çatışmaların yolunu açabilir

IŞİD’in son zamanlarda yaşadığı başarısızlıklar onun uluslararası alanda daha aktif olması ve terör saldırılarını sıklaştırmasına sebep olabilir mi?
IŞİD topraklarını kaybedince, uluslararası alana yayılacak ve maalesef bu da bizim Batılı ve demokratik ülkelerimizde yaşanan saldırıların artışı anlamına gelecek. IŞİD bize saldırarak, ABD’nin başı çektiği uluslararası koalisyona katılımımızın karşılığını vermek ve Ortadoğu’da yaşadığı kayıpların öcünü almak istiyor.
IŞİD’in Suriye ve Irak dışında başka yerlerde büyüme ihtimali de var; örneğin Afganistan’da, Mısır’da Sina’da ya da Filipinler’de. Şimdiye kadar IŞİD’ın çok fazla hedefinde olmayan Endonezya gibi ülkelerde de IŞİD’e bağlılığını ilan eden grupların ortaya çıkma riski var.
Son olarak Ortadoğu ülkeleri de büyük risk taşıyor, özellikle Mısır’da bulunan Sina’nın IŞİD’in uğrak noktası haline gelmesi gerçeğini göz önüne alırsak. Suudi Arabistan da selefi-cihatçıların önemli bir hedefi. Sünniliğin liderliği için uluslararası ölçekte bir kavga verilecek: selefi-cihatçı akımlar Suudi Arabistan’ın Vahhabileri hatta Katar ile kavgaya tutuşacaklar, ideolojik olarak daha üstün olduklarını kabul ettirmeye çalışacaklar.

Trump’ın iktidara gelmesi IŞİD’e karşı mücadelede yeni bir dönemi mi işaret ediyor?
Evet, tabii. Trump bir cepheyi tercih etti, Sünni Suudi Arabistan cephesini –yani İran ve Şii’lerin karşı cephesi. Tabii şu çelişkiye de işaret etmemiz gerek: Trump İran’ı terörizm yuvası olarak işaret etti, ama aynı zamanda Mayıs ayında gerçekleştirilen İran seçimleri; İran sisteminin bölgedeki diğer ülkelere nazaran vatandaşlarına en fazla özgürlük sağlayan ve siyasi tartışmalara en fazla alan açan sistem olduğunu gösterdi.
Suudi Arabistan, Şii İran’ın düşmanı, selefi-cihatçıların tehdidi altında. Vahhabi krallık içeride selefilik tarafından kemiriliyor. Kraliyet ailesi içerisinden bile kendilerini incitilmiş hisseden bazı kollar IŞİD’e biat ettiler. Birçok kişi Suudi Arabistan’ın –özellikle çöl bölgelerinin- IŞİD’in merkez üssüne dönüşme ihtimalinden korkuyor. Irak ve Suriye’de geri çekilme ile beraber uyuyan hücrelerin uyanma riski var.
Tahran’da Çarşamba günü gerçekleştirilen çifte saldırıyı IŞİD üstlendi, bu da Şii-Sünni çatışmasını daha da alevlendirecek. Trump’ın izlediği siyaset tehlikeli, çünkü Şiiler ve Sünniler arasındaki mezhepsel nefreti körüklerken Suudi yöneticilerin ABD’nin ayrıcalıklı müttefikleri imajını pekiştirecek. Selefi-cihatçılar ise ahlâk dışı olarak adlandırdıkları ABD-Vahhabi krallık ittifakını yıllardır yerden yere vuruyorlar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus