Putin’in Rusyası: “İdeolojisiz bir hırsızlar iktidarı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Rusya’da başkanlık seçimlerine dört ay kala, kampanyanın manzarası beliriyor. Muhalefet temsil edilse bile, Putin’in tekrar seçileceği garanti. Avrupa’daki radikal örgütlenmeler üzerine çalışan, İngiltere’deki Legatum Enstitüsü’nün uzmanı, Ukraynalı araştırmacı Anton Shekhovtsov, sonuncu olması gereken dördüncü bir görev döneminin merceğinden Putinciliği tanımlamayı deniyor.

Anton Shekhovtsov
Anton Shekhovtsov

Ukraynalı siyasetbilimci Anton Shekhovtsov uzun süredir Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerle ilgileniyor ve blogunda bu konu üzerine sürekli yazılar yazıyor. Son kitabı “Rusya ve Avrupa Aşırı Sağı”nda (Russia and the Western Far Right, Eylül 2017, Routledge), Rus iktidarıyla Avrupa’daki aşırı sağcı partiler ve ideolojiler arasındaki geçişleri ve mevcut bağları inceliyor. Önümüzdeki 19 Mart’ta yapılacak olan başkanlık seçiminin sürprizsiz sonuçlanacağının düşünüldüğü esnada, Putin sisteminin boşluklarını tanımlayabilen bir yaklaşımı var.

anton-shekhovtsov-russia-and-the-western-far-right
Bu seçim kampanyası başlangıcında ise yeni bir çehre ortaya çıkıyor: Kremlin politikasının bazı unsurlarını, özellikle de Kırım’ın ilhakını açıkça eleştiren Ksenia Sobçak. Rusya’nın güncel bağlamında bu adaylık ne anlama geliyor? Vladimir Putin’in dördüncü görev döneminde beliren hedef ne? 1999’da ülke yönetimine gelişinden beri Putin nasıl tavır değişiklikleri gösterdi? Paris’e uğraması vesilesiyle, Ukraynalı araştırmacıyla Mediapart’dan Amélie Poinssot’nun yaptığı ve 26 Kasım 2017’de yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Kitabınızda Moskova’nın “kullandığı farklı ideolojik araçların” Putinciliği “komünist ve çarcı, milliyetçi ve enternasyonalist simgelerle, Rus tarihindeki olayları ve kişilikleri birbirine karıştıran felsefi buyrukların seçmeci ve çıkarcı bir derlemesi” haline getirdiğini yazıyorsunuz. Bu yığışımın hedefi ne?
Bütün dünya güçlerinin bir ideolojisi vardır. Sovyetler Birliği ideolojik bir güçtü; kendini komünist bir devlet olarak tanımlayan bir devletti ve bir dünya gücüydü. Bugün Rusya aynı düzeye erişmek istiyor, ama ideolojik bagaj olmaksızın. 2012/2013’te yaşanan muhafazakârlığa çark ediş ve Moskova’nın halihazırda dünyadaki geleneksel değerlerin ve kafasında “hakiki” Avrupa değerleri diye kurduklarının savunucusu gibi konumlanması olgusu, bu güç istencine bağlı bence.
Nitekim Avrupa’daki aşırı sağ hareketlere gösterdiği ilginin Rusya’daki iç gelişmelerle hiç alâkası yok. Daha ziyade dış etkenlere –özellikle de Sovyet-sonrası devletlerdeki renkli devrimlere– ve Rus elitleri arasında hayli yaygın olan bir Batı-aleyhtarlığına bağlı bu.
Kamuoyu yoklamalarına göre, Rus halkı elitlerden daha az Amerikan aleyhtarı ve daha az Batı aleyhtarı. Bu duygu gerçekte bilhassa medya organlarının retoriğinde dışa vuruyor kendini. Elitler ise çocuklarını Amerikan üniversitelerine gönderiyor, paralarını Batılı bankalara yatırıyor, Batı şirketlerine yatırım yapıyorlar… bir yandan da Amerikan aleyhtarı görüşler beyan ediyorlar; zira Batı’nın Rusya’da bir rejim değişimi tezgâhlamakta olduğuna tamamen kanaat getirmişler.
Dolayısıyla Putin sisteminin baş hedefi rejimi korumak. Bu rejimi dışarıya karşı savunmak ise Batı’nın birliğini bozmaktan ve Batılı demokrasileri istikrarsızlaştırmaktan geçiyor. Bunların en nihayetinde birbirlerinden mücerretleşeceği, her birinin kendi sorunlarına bakacağı, böylelikle de Rusya’ya karşı işlere kalkışamayacakları fikri bu. En azından günümüzdeki Rus elitleri böyle düşünüyor.

2004’te olan bitenler (“Turuncu Devrim”) ve akabinde, 2013-2014’te olup bitenlerden (Maydan Ayaklanması) sonra, Rusya’nın Ukrayna’daki gelişmelerden hâlâ korktuğunu düşünüyor musunuz?
Rus iktidarı Ukrayna’nın modernleşme ve demokratikleşme sürecine engel olmaya uğraşıyor. Rus elitleri için, Ukrayna ulusu daima, Rusya’yla ve Belarus’la beraber daha büyük bir bütünün parçası olmalıdır. Oysa Ukrayna Batı’yla yakınlaşması üzerinden modernleşmeyi ve demokratikleşmeyi başarırsa, o zaman Rusya Federasyonu halkı, bunun kendi evinde de mümkün olduğunu düşünecektir; bu da Putin rejiminin sonu olacaktır. Dolayısıyla bu sistemi korumak için Rus iktidarının Ukrayna’daki bu Batı yanlısı eğilimi engellemeye ihtiyacı vardır. Donbass’taki melez savaş bundandır. Olduğu haliyle bu toprak parçasına ihtiyaçları yoktur Rusların; Ukrayna’nın Batı’ya katılmasına engel teşkil eden bir durumu sürüncemede bırakmak için Donbass’a ihtiyaçları var.

Vladimir Putin’in ideolojisini nasıl nitelersiniz?
Putin’in hakiki bir ideolojisi olduğunu düşünmüyorum. Bence Rus toplumunda ideolojiye inanan çok az kimse var zaten.
Putin’in Rusyası otoriter bir kleptokrasi (hırsızlar iktidarı). Siyaset bilimi anlamında, otoriter rejimlerin ideolojisi olmadığını düşünen Juan Linz’in çalışmalarının takipçisiyim. Totaliter rejimlerin ideolojisi vardır. Ama otoriter rejimlerin ideolojisi yoktur; sadece özel anlarda özel konularda toplumu seferber etmek için farklı ideolojileri kullanırlar. Nispeten esnek, pragmatik, kinik rejimlerdir bunlar.
Putin’in rejimi herhangi bir anda İmparatorluk Rusyası’na atıfta bulunabiliyor… Ama ihtiyaç duyarsa Stalin’e atıflar da kullanabiliyor… sonra da onu eleştiriyor, bir yandan da Sovyetler Birliği’nin bazı veçhelerini övüyor. Ulusal marş bu esnekliğin çok iyi bir örneği. Müziği hâlâ aynı, ama sözler değişti.

Bununla birlikte Putin’in söyleminin zeminini belirleyen değerler çok muhafazakâr…
Evet, rejim muhafazakâr bir kuvvet gibi konumlanıyor, zira dünya düzeyinde ön planda bir aktör olmak istiyor. Liberal-demokratlar kategorisinde oynasa kendini kabul ettiremez.
Burada söz konusu olan, kanaatler değil. Rus toplumu da muhafazakâr değil. Üstelik kürtaja karşı muhafazakâr değerleri savunan o elitler de dahil olmak üzere: Yurtdışında seyahate gittiklerinde, Batılı değerlerle hiçbir sorunları olmaz!
Aynı şey eşcinsellik konusunda da geçerli. “Eşcinselliğin teşviki”ni yasaklayan bir kanun var elbette. Ama toplumun bir talebi değildi bu. Bu metni, kısmen aralarında bölünmeler yaratarak büyümekte olan muhalefet hareketine misillemede bulunmak için elitler istedi. Amerikan çiftlerin Rus çocuklarını evlat edinmesini yasaklayan kanunun konusu da buydu.
Pussy Riot vakasını alalım. Rus yöneticileri, bölünmelere yol açmak için dinî veçheyi öne çıkararak bu hikâyeyi kullanmaya karar verdiler. Ama aslında, Pussy Riot’un 2012’de Moskova’daki bir kilisede sergilediği performans o kadar da skandala yol açmamıştı. Yönetim sert tepki gösterme kararı aldı. Bunun sonucunda muhalefette bölünmeler oldu, çünkü Pussy Riot’u destekleyen de vardı desteklemeyen de… Rusya’da denenip kanıtlanmış bir yöntemdir bu: Muhalefetin bağrındaki bölünmeleri kışkırtmak.
Ama Rus toplumuna genel olarak bakarsanız, geleneksel değerlerin hâkimiyeti altında değildir. Dindar bile değildir. Kiliseye düzenli olarak giden az kimse vardır. Küçük bir azınlıktır bunu yapan. Bunun bir başka göstergesi, boşanmalardır: Rusya’da hem orta sınıflarda hem elitlerde çok sayıda çift boşanmaktadır. Bizzat Putin de eşinden boşanmıştır…

Muhafazakârlığa bu yöneliş, Vladimir Putin’in rasyonel bir tercihinden mi ileri geliyor yani?
Evet, bence rasyonel bir tercih oldu bu. Konuşmalarını tahlil edince görüyoruz bunu: İktidardaki ilk yılları ile 2012-2013’ten beri konuşmaları arasında, vermek istediği ülke imajı derinlemesine değişti. Buna paralel olarak, çok sayıda uluslararası değişim yaşandı. Benim gözümde, söylem değişikliği, ülke içindeki durumdan ziyade, bu uluslararası değişimler ortamında Rusya’nın doldurmak istediği yere bağlı. Kremlin’i Batı aleyhtarı bir duruş sergilemeye iten, Sovyet-sonrası dünyadaki renkli devrimler. Ukrayna olayları ise Rus medyalarının tavrını değiştirdi. Böylelikle, sadece Rusya’nın ne kadar güzel bir ülke olduğunu gösterme amaçlı meşru bir softpower aracından ibaret olan Russia Today televizyonu, “RT” adını aldığından beri, yurtdışında yürütülen politikaları etkilemeye uğraşan bir darkpower aracı haline geldi.
Bu değişimler dönemine Arap Baharı da damgasını vurdu. Rus establishment’ı/müesses nizamı bunu da Batı tarafından tezgâhlanmış telakki ediyor. Onlara göre, bütün bu devrimler ABD ve Amerikalıların Avrupa’daki müttefikleri tarafından düzenlenmiştir. Ayrıca 2012’de Amerikan Kongresi tarafından Magnitski Yasası kabul edildi: Rusya’yı hedefleyen ilk anlamlı yaptırımlardı bunlar. Bu yaptırımlar sadece yolsuzluğa karşı mücadelenin simgesi olup hapishanede işkencede can veren avukat Sergey Magnitski’nin ölümüyle ilişkili olmakla suçlanan Rus devlet görevlilerini değil, insan haklarını ihlal etmekle suçlu yurttaşları da etkiliyor.
Son olarak, Rus elitleri Rusya’da 2012’de düzenlenen protesto gösterilerinde Amerikan parmağı gördüler. Aynı şey 2013’teki Ukrayna ayaklanması için de geçerli… Kısacası, bütün bunlar Batı’nın etkin bir biçimde Rusya’nın etkisini azaltmaya çalıştığı fikrini güçlendirdi.

Kitabınızda, Rus siyasî kişilikleriyle Avrupa’daki farklı aşırı sağ partiler arasında geçmiş ya da halihazırdaki bağları tasvir ediyorsunuz. Özellikle Vladimir Jirinovski, Sergey Glaziev ve Aleksandr Dugin’in üzerinde duruyorsunuz. Bu kişiler bugün ne temsil ediyorlar?
Vladimir Jirinovski, kötü bir şekilde Rusya Liberal-Demokrat Partisi diye adlandırılan aşırı sağ partinin lideri hâlâ. İktidara karşı o hayalet muhalefetin bir parçası. Parlamento’da, Kremlin tarafından alınan bütün kararları destekliyor. 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında Avrupa’daki aşırı sağ hareketleriyle bağlar kurulmasında hayli etkin olmuştu. 2000’li yılların başında Dünya Vatansever Partiler Kongresi’ni kurmuş olmasına rağmen, bu bağlantıları daha üst bir düzeye çıkarmayı beceremedi. Bu örgütün yıllık toplantılarına katılım her yıl azaldı.
Aleksandr Dugin ise, kendi tarafında, 1980’li yılların sonundan beri bu bağları kuruyor; Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerle en büyük temas şebekesini de o elinde bulunduruyor. Amerikan aşırı sağı da dahil olmak üzere hepsiyle çalışmaya devam ediyor. Ama Putin’in ideoloğu değil, hatta bugün Kremlin’e epey uzak. Velinimeti olan Konstantin Malofeev onu Tsargrad TV ve Katehon adlı think tank’teki görevlerinden uzaklaştırmıştı. Malofeev şimdi onun yer almadığı yeni projeler başlatıyor.
Aslında Dugin, Malofeev için bile epey zehirleyici hale geldi: Rus establishment’ında düşmanları var ve faşist çevrelere yakın gözükmek istemeyen Kremlin’in itibarına gölge düşüren çok sayıda faşist bağlantısı var. Putin’in Rusyası’nın kendini anti-faşist bir devlet olarak takdim ettiğini unutmayın! Rus devlet medya kuruluşları Putin’in ılımlı biri olduğunu göstermeye ihtiyaç duyduklarında bazen Dugin’i kullanıyorlar: Tezatı göstermek için Dugin hazır…
Sergey Glaziev görünüşte Putin’in bir danışmanı; ama Putin’in çok sayıda danışmanı var. Onun düşündüklerinin bugün çok ağırlığı olduğunu sanmıyorum. Ukrayna’da Kiev karşıtı gösteriler düzenlenirken onlara hayli faydası oldu: 2013-2014 Kışı’ndan sonra sızan telefon dinleme dökümleri, yetkilileri zor duruma düşürmek için Ukrayna’daki ajanlara talimatlar verdiğini gösteriyordu.

Kremlin’le Avrupa’daki aşırı sağ hareketler arasındaki bağlar bugün o kadar da önemli değil mi?
Kremlin aşırı sağla bağlar kurmak için sistemli bir biçimde uğraşmıyor. Hükümet partileriyle ilişkilerinin durumuna bağlı bu: Mainstream/ana akım politikacıları satın alabilirse, aşırı sağa doğru dönmez. Ulusal bağlamlara göre değişiyor.
Putin’in ana hedefi rejimi korumak; dolayısıyla da hasım gördüğü Batı’yı zayıflatmak. Yolsuzlukla ikna ederse, yetiyor bu ona. Kaldı ki hükümet ya da devlet başkanı bir hasmını yolsuzluğa sevk etmek, Avrupa’nın birliğini zayıflatmayı da sağlar. Buna mukabil Rus Başkanı hasmına erişemezse, o zaman aşırı sağla bağlar arar — ki Avrupa toplumlarını istikrarsızlığa sürüklemenin bir yolu da bu.

Kremlin’in hangi ülkelerdeki hükümet partileriyle iyi ilişkileri var?
Moskova Fransa’da Cumhuriyetçiler’le çok iyi anlaşıyor. Fillon’la, Sarkozy’yle iyi ilişkileri var… Fillon’un başkanlık seçimini kaybettiği doğru; ama ilhak edilmiş Kırım’a giden Les Républicains (LR) siyasetçilerinin sayısına, kaçının Rusya’ya gittiğine, ya da kaçının Rusya’ya karşı yaptırımların kaldırılmasını desteklediğine bakarsanız, parti içinde hayli bir yer tutuyorlar.
Kremlin’in Avusturya Muhafazakâr Partisi (ÖVP) ile de iyi ilişkileri var [genç başkanı Sebastian Kurz şu sıra Avusturya hükümetinin başına geçiyor]. Bu ilişkiler ticari bağlarla destekleniyor. Rus aktivistlerin bu sonbaharda Avusturya’daki milletvekili seçimlerine aşırı sağdan yana müdahale etmemiş olmalarının nedeni bu; zaten ülkenin büyük şirketleriyle bağları olan hükümet kuvvetleriyle işbirliğine girmeyi tercih ediyorlar; oysa FPÖ’yü [aşırı sağcı parti] sadece küçük ve orta ölçekli şirketler destekliyor.

Kremlin Avrupa’nın birliğini bozmak için sizce nasıl hareket ediyor?
Mesela Batılı STK’ların Putin rejimine karşı çalıştığından eminler. Bugün bu kadar çok vakfın ve STK’nın Rusya’da “yabancı ajanları” gibi görülmesi bundan; Rusça’da “nüfuz ajanları” gibi bir çağrışımı var bunun. Söz konusu STK’ların gerçek çalışması hakkında yanılmak bu. Çoğunun politikayla hiç alâkası yok! İktidar, Batı’nın Rusya’da bunu yaptığını düşünerek, yurtdışında bizatihi Rus yanlısı örgütler finanse etmeye koyuldu.
Bu stratejide, sadece aşırı sağa destek söz konusu değil yani. Rus aktörler –sadece Kremlin değil– Avrupa Birliği’nin bağrında bölünmeye yol açacak her şeyi destekliyorlar. Katalan referandumunu, Brexit’i desteklerler… Rus medya kuruluşları Katalonya’daki olayları, düpedüz AB için istikrarsızlaştırıcı olmasından ötürü büyük ölçüde ön plana çıkarmışlardı. Sadece bu nedenle. Twitter üzerinde, Kremlin yanlısı troller Britanya referandumunun hemen sonrasında son derece aktif olmuşlardı; bunun sonucunda da Britanya toplumunun içindeki çelişki büyümüştü.

Polonya’daki güncel durum hakkında ne dersiniz? Varşova’da iktidarda olan hükümet Moskova’ya karşı çok hasmâne görünse bile, Rus medyasına nasıl yansıyor bu?
Hukuk ve Adalet Partisi’nin [PiS, Polonya’daki aşırı-muhafazakâr parti] seçilmesi Rusya’nın çok işine geldi. Zira tam Rus iktidarının Avrupa Birliği’ne yapmak istediği şeyi yapıyor. PiS çelişki getiriyor. Polonya’yı Brüksel’e karşı ayağa kaldırıyor. Orta ve Doğu Avrupa’da “illiberal” bir blokun oluşumuna katkıda bulunuyor… Önceden bu alanda sadece Macaristan vardı. Şimdi ardından başka ülkeleri çekebilecek Polonya da var. AB için bundan daha rahatsız edici ne olabilir? Kaczyński’nin partisinin seçimleri kazandığı akşam Kremlin’de şampanya patlatılmıştır herhalde… PiS’in Smolensk Felaketi [Nisan 2010’da çok sayıda Polonyalı yöneticinin can verdiği uçak kazası] üzerine söyleminin radikalleşmesine, uçağın kalıntılarının Polonyalı yetkililere teslim edilmesine bugüne kadar karşı çıkan Kremlin’in katkıda bulunmuş olması bile mümkündür. Bunu fütursuzca yaptıklarını düşünüyorum, zira ülkeye ancak istikrarsızlık ve kutuplaşma getirebilir bu.

Putin’e karşı adaylığını koyan Ksenia Sobçak, kampanyasına başladı… Önümüzdeki Mart yapılacak başkanlık seçiminde muhalefetin bir şansı var mı?
Genadi Zyuganov da Komünist Parti’den aday. Ayrıca belki, Yabloko [“elma”] Partisi lideri Grigori Yavlinski –bir liberal– de olacak. İkisinin de hiç şansları yok. Boşa harcanmış bir enerji bu. 1990’lı yıllardan beri ortadalar, Parlamento’da temsil edildiler; bugün temsil edilmiyorlar artık.
Putin aday olmaya karar verirse seçilecektir, bu kesin. Acabası yok bunun.
Ksenia Sobçak’a gelince; liberal cepheden de olmak üzere çok sayıda kişi, yani Putin’e muhalefet, Sobçak’ı başkanlık idaresinin bir ürünü gibi görüyorlar; üzerine yıkılan cezai kovuşturmalar sebebiyle aday olamayan Navalny’nin yerine muhalefete verilen biri gibi. Önümüzdeki başkanlık seçiminde Ksenia Sobçak’ın rolünün Putin’e karşı her tür protestoyu etkisizleştirmek olacağını zannediyorum.
Rusya’da çok dar bir çevreyle sınırlı kalan liberal cephenin üyeleri tarafından desteklenecek. Sonra kaybedecek, ama dürüst bir oyunda kaybettiğini söyleyebilecektir. Gelecekteki her tür protesto tipi üzerinde dağıtıcı bir etkisi olacaktır bunun.
Bununla birlikte, tartışmaya hakiki konuları getirecektir; özellikle de Kırım konusunu – Kırım’ın ilhakına karşıydı–, yolsuzluğu… Sahici bir muhalifi andırması gerekiyor! Rejim hakkında çok eleştirel şeyler söylemesine bu yüzden izin verilecektir. Ama bizatihi Putin hakkında değil. Ona saldırmayacağı konusunda teminat verdi. Onunla kişisel bağları var: Babası 1990’lı yıllarda Putin için çalışmıştı ve o dönemde babasına yardım ettiği için Putin’e minnet duyuyor.

Sobçak’ın varlığı kampanyaya muayyen bir ifade özgürlüğünün gelmesine katkıda bulunamaz mı?
Gerçekte muhalefet zaten şimdiden Putin’e karşı hayli güçlü biçimde ifade ediyor kendini. Ksenia Sobçak’ın adaylığının mainstream çevrelere eleştiriyi getireceğini düşünmüyorum. Zira başlıca medya organları hep devlet denetiminde; onun denetiminde olmayanlar ise kendi kendilerini sansürlüyorlar. Sobçak’ın getireceği anlatıyı yansıtmayacaklardır. Sadece muhalif medya onun ajandasına ilgi gösterecektir.

Putin’in tekrar seçilecek olması Avrupa aşırı sağıyla ilişkileri hangi yöne sürükler?
Her ülkedeki sağ kuvvetlerin nasıl yapılandığına bağlı bu. Putin 2011’de Marine Le Pen’i desteklemek istemiyordu, çünkü Rus elitleri Sarkozy veya Hollande ile ilişkide olmayı tercih ediyorlardı. Hollande çöktüğü zamandır ki Kremlin Le Pen’i destekleme kararı aldı.
Şu anlığına, Putin’in dördüncü bir başkanlık dönemiyle Avrupa aşırı sağ hareketleri arasında doğrudan bağ görmüyorum. Bu yeni gelişmenin uluslararası olaylara bağlı olacağını düşünüyorum.
Bu dördüncü görev dönemi aslında Putincilik için hayatî olacak: Putin’in bir halef bulmaya ihtiyacı var. İktidardan ayrıldığında onun güvenliğini temin edecek birine. Elitlerin ise yeni bir idareciye ihtiyaçları var. Zira Rus elitlerinin gözünde Putin sadece bir başkan değil; yarış halindeki elitler arasındaki çatışmaları yöneten de o. Son sözü o söylüyor, hakem o; aralarında bir iç savaş çıkması riskine girmek istemiyorlarsa, elitlerin de bu kişiye ihtiyaçları var.
Putin’in çok nazik bir konumda bulunduğunu bundan söylüyorum. Eğer o kişiyi bulamazsa, güvenliğini garantiye alamaz. Bulursa da Putincilik sürecektir. Önümüzdeki görev döneminin hedeflerinden biri bu. Ona bir de, git gide zayıflayan bir ulusal ekonominin idaresi ekleniyor. Şimdilik ortalıkta dolaşan hiçbir isim yok. Rus medyası Dimitri Medvedev’in yükselişinden önce yapabilmiş oldukları gibi birinin reklamını yapmaya girişmediler bu sefer. Putin’in yakın çevresinin, onun yerini kimin alabileceğini henüz görmediği kuvvetle muhtemel.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus