Andrew Sheng & Xiao Geng: Çin’in sistem reformunu test etmek

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

25 Temmuz 2018’de project-syndicate.org’ta çıkan bu makalenin yazarlarından Andrew Sheng, Beijing Tsinghua Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Son kitabı From Asian to Global Financial Crisis (Asya Krizinden Küresel Finansal Krize).

andrew sheng
Andrew Sheng

Diğer yazar Xiao Geng ise Pekin Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve Hong Kong Uluslararası Finans Enstitüsü’nün başkanı. Yazıyı Okan Yücel çevirdi.

Xiao Geng
Xiao Geng

Tarihçi Wang Gungwu yakın zamanda şu gözlemi yapmıştı: Batı, ideoloji odaklı düşünürken, Çin, uzunca bir süredir sistem odaklı düşünüyor. Büyük ve hızlı değişimlerin yaşandığı, özellikle ABD’nin dünyanın kalanına olan yaklaşımında temelden bir dönüşümün meydana geldiği şu günlerde Çin’in sistem reformu yaklaşımı da teste tabi tutuluyor.
ABD Trump yönetimi ile birlikte, yaklaşık 70 yıldır bağlı kaldığı kural temelli ve çoğulcu düzeninden vazgeçmiş gözüküyor. Bunun yerini “Önce Amerika” (America First) ajandasının ışık tuttuğu ikili anlaşmalar almış durumda. Bu ajandanın kılavuzluk ettiği faaliyetler arasında, Trump’ın bazı seçmen bölgelerini memnun etmek adına koyduğu yüksek gümrük vergilerini açıklarken gösterdiği mazeretler de mevcut.
Bu yaklaşım, gerçekleştirilen her görüşmeye yeni bir belirsizlik halkası ekliyor, ancak Trump yönetiminin, oyunun küresel kurallarını değiştirme kararı ABD’nin geleceği için de umut verici değil. Bütün bunlar sonucunda, küresel arz zincirinden en büyük faydayı sağlayan Amerikan şirketleri bir ticaret çatışmasının da en büyük zararını görecek taraf olacak.
Üstüne üstlük, ABD uzunca bir süredir dünyanın en büyük piyasası olmasının da etkisiyle, tüketim ve yumuşak gücün (soft power) birlikte ilerlediğini keşfetmişti. Ancak bugün ABD, büyük bir eşitsizlik, finansal ve borç ile ilgili kısıtlamalar, politik kutuplaşma ve para politikasını normalleştirme zorunda oluşu nedeniyle, iç pazardaki tüketimi arttırmayı teşvik etmekte ciddi zorluklarla karşı karşıya.

Çin’deki sistematik zihniyet yapıları

Bu durum Çin için de alarm veriyor. Özellikle Batı’nın artık Çin’in gerçekleştirdiği bütün iç politika hamlelerini jeostratejik bir tehdit olarak algılaması bu sıkıntıyı arttıran bir unsur. Ancak Çinli liderler bu engelleri aşmak için yeterli olanaklara sahipler. Bu olanakların başında gelen araç ise ülkelerinin karar alma yöntemlerini yaklaşık bin yıldır şekillendiren sistematik zihniyet yapıları. Bu tecrübe ve zihniyet onların kompleks ekonomik, sosyal ve siyasî ayarlamalarını hem içerdeki yozlaşmadan hem de dış tehditlerden koruyor.
2012 yılından beri gerçekleştirilen reformları düşünelim. Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nde, Çinli liderler ülkelerinin nüfusunun yaşlanmasından dolayı, demografik bölünmüşlüğün sönümlenmekte olduğuna işaret etmişlerdi. Bu durum (yabancı yatırımlar ve ticaret gelirleri sayesinde) sorun olmaktan çıkıyordu.
Bu sorunu aşmak, kaynak paylaşımında, piyasalara daha kritik roller vermeyi gerektirdi. Bundan sonraki aşamada ise, neo-liberal düşünceye göre, diğer her şey eşit olduğu zaman, piyasalar ekonomik süreçleri en uygun hale getirecekti. Devletin tek yapması gereken ise geri kalan her şeyin eşit olmasını sağlamaktı. Bu da iki yapı taşı talep ediyordu; sistematik yozlaşmasının giderilmesi ve istikrar ile büyümeyi tehdit eden sosyal eşitsizlikleri çözecek yapısal reformlar.
Böylece Çin Devlet Başkanı Şi Cinping yolsuzluk karşıtı bir kampanya başlattı. Ve hükümet; altyapı, araştırma ve geliştirme (ar-ge), teknolojik eğitim ve sosyal güvenlik ağı gibi alanlara yatırım yapmaya başladı. Bu reformlar Çin’in sistematik zihniyetini sağlamlaştırırken, küresel sistemin büyümesine de katkı sağladı.
Ne yazık ki, Çin’in çabaları da artan bir şekilde merkantilist ve yağmacı olmakla niteleniyor ve bu nitelemelere getirilen cevap da Trump’ın kendi gümrük politikalarına yöneltilen eleştirilere verdiği cevaplara benzemekten öteye geçemiyordu. Dış dünyadan gelen bu baskılar, Çin’i; teknoloji, kaynak ve finans alanlarındaki bozulmalar sonucunda ekonomisinde meydana gelecek kırılganlıkları azaltmak için reformlarını hızlı bir şekilde güncellemeye ve düzenlemeye itiyor.

Çin’in ikilemi

Ancak Çin’in yapacağı düzenlemeler bir ikilemle karşı karşıya. Reformlarının hızının düşmesi, ekonomisini olumsuz anlamda etkileyebilir ve bir “kaybet-kaybet” ticaret savaşını körükleyebilir. Çin’in, şu an yaşadığı stres testine direnmesi için, küresel talep ve istikrara katı sunması, tüketimi arttırması ve ülkesindeki eşitsizlikleri azaltması gibi birtakım reformları hızlandırması gerekebilir.
Bütün bunlar, yeterli performans serilemeyen ticarî ilişkileri ve sanayideki yolsuzlukları elimine ederken aynı zamanda aşırı kapasite sorununu çözebilir ve yolsuzluğa karşı topyekûn bir savaş anlamına da gelebilir. Bunların yanında dünyanın en büyük ve en fazla para koruması yapan sınıfı olan Çin orta sınıfının da iç pazardaki tüketim gücünü harekete geçirebilir.
Dış ticaret, kıyı bölgelerini, karasal bölgelerden daha büyük bir meydan okumaya ittiği için, farklı yerel koşullara eşlik edip uyum sağlayacak yapısal ayarlamaları gerçekleştirecek politikalar da gerekebilir. Neo-liberal ideolojinin dikte ettiği, her yere uyum sağlayacak kesin bir pratikten ziyade lokalize hale getirilmiş çözümler daha faydalı sonuçlar doğuracaktır.
Bu durum tarih tarafından onaylanmıştır. ABD, Hong Kong, Singapur ve pek çok İskandinav ülkeleri gibi, küresel olarak en iyi performans gösteren ekonomiler, her zaman evrensel değerleri; bölgesel, yerel ve ulusal koşullara adapte etmişlerdir. Bu durum reform dönemindeki Çin için de geçerlidir.
Reformların hızlı bir şekilde gerçekleştirildiği dönemde, Çin şehirleri ve eyaletleri, yerel ve küresel marketlerin gerekliliklerine göre politika adapte etmek ve buna bağlı olarak farklı bürokratik yapılar geliştirmek konusunda yetkilendirilmişlerdi. Hızlı büyüyen şehirler arasındaki yarışmada her şehir kendi göreceli avantajını kullanıyordu. Örneğin, Shenzhen, Zhuhai, Dongguan, Foshan, Guangzhou ve Hong Kong gelir akışı ve endüstriyel yenilikler gibi araçları daha az dinamik bölgelerdeki sorunları çözmek için kullanabiliyorlardı.
Son derece kompleks ve dinamik değişimlerin yaşandığı böylesi bir çağda, Çin sistematik ama yerelleşmiş yaklaşımını sürdürmelidir; çünkü daha önce tecrübe ettiği eşsiz kalkınma ve büyümeye bu sayede ulaşmıştır. Bu da ulusal veya eyalet bazında gerçekleştirilecek reformların bölgesel ihtiyaçlarla uyumlu olmasına bağlıdır. Kalkınma sorunlarına yönelik olarak geliştirilen sistematik cevaplardan en kanıtlanmış olanı bölgeler arası rekabetin yanı sıra işletmelerin dış rekabeti arttırmasına da alan açmaktır. ABD hangi öngörülemez politikayı uygularsa uygulasın, bu gerçeklik tarih devam ettikçe var olacaktır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus