Kemal Can ile “5 Soru 10 Cevap” (3): Erdoğan’ın Almanya gezisi ve Batı ile ilişkiler

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

 

Soru 1- Almanya gezisinin anlamı ve önemi neydi?

 

Geçen hafta burada yaptığımız yayında iktidarın krize karşı önlem paketinin büyük ölçüde bir siyasi program olarak tasarlandığını ve yürütülmeye çalışıldığını konuşmuştuk. Aslında Almanya gezisi de, bu çerçevede ele alınabilecek bir şey. Çünkü; Almanya gezisinden çıkacak ekonomik sonuçlar ya da Türkiye’nin ekonomik ihtiyaçlarına nasıl karşılıklar geleceğine ilişkin tartışma biraz daha sürecek ama önde olan politik ihtiyaçlardı. O politik ihtiyaçlar ziyaret havasını büyük ölçüde belirledi. İktidar, krizin yapısal sorunlarını el almak yerine etki ve tepkilerini kontrol üzerine bir program yürütüyor. Burada da dış destek ekonomik olmanın yanında politik olarak gayet önemli. Politik olarak, “Batı” tarafından sıkıştırılma meselesi hem bahane ve gerekçe üretmek için, hem de bunu çözebilme yeteneğini gösterebilmek için kullanılıyor.

 

Almanya gezisinin bu çerçevedeki anlamı da; AKP’ye oy vermiş kalabalıkların bir tür liderlerini ya da Türkiye’yi ekonomik savaş yürüten batıya karşı tekrar gücünü toparlamış ya da onlarla eşit koşullarda pazarlık edebilir halde göstermek ihtiyacıydı. Oluşturulmak istenen bu resimdi. İşin bir başka cephesi de, Türkiye’de ekonomik kriz dolayısıyla oluşan tablodan endişeli ekonomik elitlerin, hakim sınıfların acaba çok kalıcı bir kopma yaşanır mı ya da batı sistemiyle uyumlanma konusunda ciddi arızalar çıkar mı endişelerini gidermeye dönüktü. Almanya gezisinin Erdoğan açısından başarılı olduğu bir tablodan bahsedebiliriz.

 

Soru 2- Batıyla sürekli değişen ilişki bir siyasi tutarsızlık mı?

 

AKP döneminde hem Avrupa hem Amerika ile ilişkilerde ve bölge politikalarında yoğun bir tutarsızlık içeren durumlarla çok sık karşılaşılıyor. Bu, iktidara yakın medyanın manşet çeşitliliğinde de görülüyor. Nazi suçlamasının yöneltildiği Merkel, kuvvetli dost haline dönüşebiliyor. Trump için “hiç bu kadar yakın değildik” manşetleri daha sonra düşmanlık manşetlerine yerini bırakabiliyor. Ama buna bir tutarlılık meselesi olarak baktığımızda, gördüğümüz politik resim yanıltıcı oluyor. Çünü AKP ve Erdoğan’ın dış politikası, tutarlılık üzerine değil ve fayda üzerine kurulan bir politika. Dolayısıyla seçmen de dış politika algısını da fayda esasına göre biçimlendiriyor. Tutarlılığa önemli bir mesele olarak yaklaşmıyor. Bundan bir fayda sağlayıp sağlamadığına bakılıyor.

 

İktidar bir ölçüde algıyı yöneterek dış politikasını idare ediyor. Burada çoğunlukla retorikle hakikat çelişiyor. İktidarın bir başka avantajı diğer aktörlerin de bu konuda son derece tutarsız bir çizgide yer almaları. Hem karşı taraf, hem de muhalif taraflar için bunu söylemek mümkün. Çünkü hem dış politika muhatapları hem de iktidarın dış politikasını eleştiren ana muhalefet aktörlerinin hepsinin aynı tutarsızlığı çeşitli biçimlerde yaşadığını ve popülistlerle ve oportünistlerin bir uyumu olduğunu ve dolayısıyla tutarsızlığın negatif bir mesele olarak iktidarı fazla etkilemediğini söyleyebiliriz.

 

Soru 3- Sağ iktidarların Batı ile ilişki geçmişleri nasıl?

 

Türkiye’nin Batı ile ilişkisi büyük ölçüde milliyetçilik parantezi ile tanımlanabilir bir ilişki. Belki iki temel kavram, haset ve hamaset kelimeleri ile özetlenebilecek bir tarihi arka plana sahip. Geri kalmışlığın, imparatorluk bakiyesinin bir tür psikolojik baskısı ve geçmiş zamanlara referansla hem batıya özenme anlamında hamaset, hem de aslından onlardan daha üstün olunduğu zamanlara referansla bir hamaset, büyük ölçüde batı ile ilişkilerin ruhunu biçimliyor. Ve burada özellikle sağ popülist çizginin sık sık hem düşman ihtiyacını hem dost ihtiyacını karşılayan muhatap haline geliyor Batı. Pek çok önemli meselede, NATO’ya girişte, AB meselesinde, Özal, Demirel, Erdoğan, hatta daha önce Menderes, bütün bu sağ popülist liderler, Türkiye’nin Batı ile kritik ilişkilerinin çok önemli başlatıcıları, önemli anlaşmaların, süreçlerin mimarlarıdır. Bunları büyük bir başarı hikayesi olarak anlatmışlardır.

 

Ancak yine aynı sağ popülist liderler, farklı dozda olsa da Batı düşmanlığı meselesini, sağ popülist politika içerisinde geçerli olan kültürel batı karşıtlığını – genelde bu işin iktisadı tarafı zayıftır- kullandıklarını hep görürüz. Aynı şekilde bu sürecin Türkiye’deki diğer politik aktörlerinin sağ popülist iktidarlar döneminde muhalefette olan tarafında, CHP’ nin temsil ettiği ve zaman zaman ulusalcı – Kemalist ağırlığı artan politik çizginin de, batı dünyasına ait olma hedefiyle batıyı düşman görme arasında çok fazla gel-git yaşadığına tanık oluyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin batı ile ilişkisi sadece bugün değil her zaman iki yönü olan bir iki yüzlülük içermiştir. Bu aslında bir geleneksel ilişki pratiği olarak işaret edilebilir.

 

Soru 4- Almanya ile “yakınlaşma” ve MCkinsey kararı ne söylüyor?

 

Almanya gezisinde ilk soruda da işaret ettiğim gibi Türkiye’nin ihtiyacı açıktı. Türkiye’nin ihtiyacı, iddia edildiği gibi kriz nedeniyle çok sıkışmadığı, bunu atlatabilir olduğunu göstermekti. Çünkü krizi halletmek değil krize dayanabilmek üzerine kurulu bir politik programı var. Dolayısıyla Almanya gezisi Batı aktörleri tarafından sıkıştırılacağı, dışlanacağı konusundaki genel algıyı değiştirmek ve orada hala pazarlık gücü olan bir aktör olarak varlığını devam ettirmeyi göstermeye dönüktü. Ayrıca Almanya gezisinden beklenen, krize karşı dayanma gücünü tamamlayacak dış destek resmini sağlamaktı. Almanya’nın ihtiyacı ise, göçmen meselesi, iç politikada oluşan aşırı sağın politik baskısı gibi meselelerde Türkiye ile ilişkilerini sıcak tutuyor görüntüsüydü. İlişki sürdürebilir ya da bazı şeyleri yaptırabilir olmak, bunun nasıl yaptırıldığından bağımsız olarak önemli. Bu yüzden, basın toplantısında hayret verici bakışmaya mal olsa da, “sorun çıkartmayan taraf” olmayı tercih etti Almanya.

 

Mckinsey’in ekonomi danışmanlığı meselesine kısaca değinmemiz gerekirse; bir kere ABD gerilimin iki taraf açısından da kontrollü biçimde sönümlendirilmeye çalışdığını görüyoruz. Ama özel olarak bir Amerikan şirketin ekonomi yönetimi danışmanlığına getirilmesini sadece bir yerlilik-millilik mesele olarak eleştirenlerin yoğunlaştığını görüyoruz. Bu danışmanlık işinin, asıl olarak ekonomideki keyfi yönetime sistem içi bir hakem tayin ederek bazı endişeli kesimleri yatıştırmak ya da yeni sistemin yarattığı yapısal sorunları çözebilecek liyakatta kadro etkisiğin telafi tarafı olabilir. Ama işin yine bir politik tarafı var: O da, yabancılara bir uyum gösterisi yapmak ve aşırı keyfiliğe karşı bir tür güvence ya da şahit tutmak şekilde özetlenebilir.

 

Soru 5 – Batı ile ilişkilerde yeni bir durum mu var ve buna güvenilir mi?

 

AKP ve Erdoğan’ın asıl olarak fayda esasına dayalı ve genellikle sınırları zorlayarak, yapılabilirliğini sürekli bir adım ileriye götürerek yürüttüğü bir ilişki pratiği var. Bu ilişki pratiği, diplomasiyi geliştiren, zenginleştiren, kökleştiren bir şey değil. Bu, fırsatları öne koyan, bir zorlama ve pazarlık zemini yaratıyor. Dostluk pekiştirme gibi kavramlar kullanılsa da, aslında pekişen bir şey yok. Mevcut durumun, pazarlık şartlarının aynen devam ettiği bir tablo var. Ne kadar güvenilmez ise şimdi de o kadar güvenilmez. Bu anlamda bir yapısal değişimden söz edilip edilemeyeceğini söylemek için çok erken.

 

Batı ile yumuşama ya da kriz dolayısıyla dış desteğe ihtiyaç duyulmasının bir yumuşamaya, adalet ve demokrasi açısından bazı normalleşme çabalarına yol açıp açmayacağına ilişkin tartışma açısından da, durumu değiştiren bir şey olduğunu görmüyoruz. Belki de, dışarıya bu kadar yumuşak olmaya başlamak, içerideki sertliğin artırılmasına bile yol açabilir. Bu krize karşı yürütülen programın esası kontrol olduğu için, dış desteğe bağlı olarak içerde bir demokratikleşmenin tam tersi beklenebilir.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar