f15b7f6_14018-1qrz40o.vx6h

Bir grup girişimci küresel ısınma tehdidine karşı demokratik, kendi kripto parasına sahip yapay adalar inşa ediyor

Le Monde gazetesinden Yves Eudes’in haber analizine göre; bir grup girişimci ve bilim insanının ortak projesiyle denizler üzerinde inşa edilecek yapay adalar, gelecekte insanlığın yeni yerleşim yerleri olacak. Demokratik, vergi yükünden uzak, ekolojik bir yaşam kurmayı hedefleyen liberter aktivistler projelerini hayata geçirmeye başladı.

Hollanda’nın Delft şehri merkezli DeltaSync şirketi, çoğu insanın hayalini kurduğu bir projeyi hayata geçiriyor: Denizler üzerinde yapay adalar inşa etmek. Küresel ısınmanın, milyonlarca insanın yaşadığı deniz kenarındaki yerleşimleri tehdit etmesi ve yol açacağı muhtemel göç dalgası projeyi cazip hâle getiriyor. Enerji ve su bakımından kendi kendine yeten, hindistancevizi meyvesinin lifleriyle zenginleştirilip tuzlu su tarımına elverişli hâle getirilen 1000 metrekarelik platformlar geleceğin yerleşim merkezleri olarak görülüyor. Yüksek teknolojiyle tasarlanan yapay adalar; materyal, enerji, iklimleme, filtreleme, su arıtımı ve geri dönüşüm konularında inovasyonlarla destekleniyor.

DeltaSync’le birlikte benzer hedef güden Blue21 şirketinin Space@sea programı, Avrupa Birliği’nin desteğini çoktan kazanmış durumda. Blue21’in yöneticisi mimar Bart Roeffen amaçlarını şöyle ortaya koyuyor: “Dünyanın en sert suları olan Kuzey Denizi’nin şartlarına uygun bir platform yaraacağız. Eğer işe yararsa, başka denizlerde de başarılı olacaktır.” Blue21, 10 yıl önce Kaliforniya’da başlatılan “seasteading” (deniz çiftliği) adlı hareketin de üyesi.

Devletin baskısından uzaklaşıp denizlere açılmak

2008’de Silikon Vadisi’nde, bir grup girişimci ve bilişimcinin kurduğu Seasteading Enstitüsü, projenin uygulanabirliğini test ediyor. Bu girişimcilerin arasında bulunan Patri Friedman (Google’da mühendis) ve Peter Thiel (zengin işadamı) liberter görüşleriyle tanınıyorlar ve projenin başından beri şöyle bir amaç güdüyorlar: Gitgide müdahaleci-tahakkümcü hâl alan devletlerin hâkimiyetinden uzaklaşmak için denizlere açılmak. Zaten Blue Frontiers’in ünlü yöneticisi Joe Quirk, Patri Friedman ile birlikte yazdığı bir makaleye şu başlığı koymuştu: “Yüzen ulusların çevre sorunlarını çözmesi, fakirleri zenginleştirmesi, hastalıkları iyileştirmesi ve siyasetçileri özgürleştirmesi üzerine.”

Quirk, fikirleri için temelde Burning Man Festivali’nden ilham aldığını söylüyor. Her yıl ağustos ayında Nevada Çölü’nde kurulan ve kendi kendini yöneten “şehir”, seasteading hareketine yön vermiş: “Çölün ortasında yeni yaşam kurallarına sahip bir toplumun, yeni bir kültürün doğuşuna şahit olduk. Hem de organizatörlerin müdahalesi olmadan” diyor Quirk ve devam ediyor: “Bütün süreç, varyasyon ve doğal seçilime göre evriliyor; fakat artık eskimiş modele takılıp kalan hükûmetler bu evrimin dışında. Bizim adalarımız sayesinde gönüllülük, ademimerkeziyetçilik, bireysel özgürlük ve anlaşma kültürü esasına dayanan mikrodevletler kurabiliriz. Eğer üstünde yaşadığınız adanın yönetilme biçiminden hoşnut değilseniz, evinizin üstünde bulunduğu platormu söküp bir başka adaya bağlanabileceksiniz.”

Özgürlükçü düşünceler, ekonomideki son gelişmelerden de yararlanıyor. Blue Frontiers çoktan “Ethereum” isimli bir kripto parayı internette satışa çıkardı. “Varyon” adıyla da anılan kripto paranın değeri Ocak 2018’de 1300 ABD doları kadardı; eylül sonunda ise 200 dolara düştü. Finansal kullanımının yanında, Ethereum’un; şeffaf bir anlayış getiriyor ve medenî haklarından ticarî anlaşmalara, enerji tüketiminden referandumların düzenlenişine dek pek çok alanda kullanılması hedefleniyor.

Hedef küresel ısınmaya direnmek

Projenin önde gelen isimlerinden Dorjee Sun “Küresel ısınma sonucu okyanusların yükselmesi sebebiyle pek çok ada su altında kalma tehdidi altında. Başka yerlere göç etmek yerine, ada sakinleri, yapay adalar inşa edip oldukları yerlerde kalabilir” diyor. Şimdiden Pasifik Okyanusu’ndaki bazı takımada ülkelerinin hükûmetleri projeye yatırım yapmaya ve yapay toprak almaya başladı. Ancak sorun ilk adanın nereye yerleştirileceği.

2015 yılında Fransız Polinezyası Turizm Bakanlığı da yapmış iş adamı Marc Collins, ilk yerleşim yeri için aday oldu. Fransa’nın ve Polinezya hükûmetinin, kara toprakları ve deniz sahasından ödün vermeyeceğini düşünen Collins, aynı zamanda adalardaki halka projeyi anlatıyor. Tahiti’de, Rüzgaraltı Adası’nda ve Tuamotu atolünde yerel yönetimlerle görüşmelerini sürdürüyor.