Foreign Affairs: “Rusya ve Çin’in izlediği dış politika otoriter rejimlerin sayısını artırıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Andrea Kendall-Taylor ve David Shullman imzasıyla Foreign Affairs’te yayınlanan “How Russia and China Undermine Democracy – Can the West Counter the Threat?” (Rusya ve Çin Demokrasinin Altını Nasıl Oyuyor? Batı Bu Tehdide Nasıl Karşı Koyabilir?) başlıklı yazıda küresel jeopolitiğin Rusya ve Çin’e doğru kaydığı, Batı merkezli küresel düzene meydan okuyan bu iki ülkenin izlediği dış politikanın demokrasiye dayalı siyasal sistemleri zayıflatmayı amaçladığı ve Moskova ve Pekin rejimlerinin kendi etki sahalarındaki ülkelerde popülist ve milliyetçi aktörleri destekleyerek otoriteryanizmi güçlendirdiği ifade ediliyor.

Söz konusu yazıda yer alan çarpıcı tespitler şöyle:

Rusya ve Çin, demokrasiyi zayıflatarak Batı nüfuzunun çöküşünü hızlandırmak istiyor

“Rusya ve Çin’in faaliyetleri ABD liderliğindeki küresel düzene meydan okuma şeklinde ortak bir noktada birleşiyor. İki ülke arasındaki ortak anlayışın merkezindeki inanç ise demokrasinin zayıflamasının Batı nüfuzunun çöküşünü hızlandırabileceği ve hem Rusya hem de Çin’in jeopolitik hedeflerine ilerleme sağlayabileceğidir.

Moskova ve Pekin, Batı demokrasisini zayıflatmayı kendi konumlarını güçlendirmenin bir yolu olarak görüyor

Rusya ve Çin, başta ABD olmak üzere Batı tarafından yürütülen demokrasiyi destekleme faaliyetlerini Batı’nın nüfuzunu genişletmek ve Moskova ve Pekin rejimlerini zayıflatmak için yürütülen üstü örtülü girişimler olarak görüyor. Rusya ve Çin, Batı demokrasisini zayıflatmayı kendi konumlarını güçlendirmenin bir yolu olarak görüyor. Örneğin Kremlin’in 2016’daki ABD başkanlık seçimlerine müdahalesi, kısmen ABD demokrasisini lekelemeyi ve Moskova’ya, Washington’un diğer milletlere kendi seçimlerini nasıl yapacaklarını söyleme hakkı olmadığını söylemesine imkân vermeyi amaçlamıştı. Kendi namı hesabına Çin liderleri ise demokratik normları aşamalı olarak zayıflatmak ve Çin’in Leninist-kapitalist yönetişim markasının meşruluğunu artırmak için bir yol olarak gördü.

Rusya’nın ve Çin’in dış politika taktikleri ortak bir çizgide birleşiyor

Rusya ve Çin’in bu çabalarının demokrasiye yönelik tehdidini artıran iki faktör var. Birincisi, Rusya’nın ve Çin’in dış politika taktikleri yeni ve ortak bir görevde birleşiyor. Her iki devletin yaklaşımları birlikte düşünüldüğünde demokrasi üzerinde güçlü bir aşındırıcı etkiye sahip olduğu görülüyor. Seçimlere müdahale de dahil olmak üzere Rusya’nın demokratik kurumlara saldırısı, yolsuzluğun yayılması ve dezenformasyon kampanyaları bazı aktörlerin demokrasiye bağlılığını zayıflatıyor. Çin’in faaliyetleri ise Rusya’nın demokratik kurumları zayıflatma ve demokrasiye bağlılığı azaltma çabaları olmadan muhtemelen daha az tesirli olacaktır.

Rusya uzun süredir Doğu Avrupa ve Balkanlar’da demokrasinin itibarını sarsmaya çalışıyor

Bu dinamikler daha çok, uzun süredir Rusya’nın demokrasinin itibarını sarsmaya çalıştığı ve AB’nin, Çin’den büyük çaptaki altyapı yatırımlarıyla ortaklaşa varlık gösterdiği Doğu Avrupa ve Balkanlar’da görünür durumda.

Moskova, popülistlerin ve AB karşıtı unsurların gücünü artırmaya çalışıyor

Çin ve Rusya, artan milliyetçiliğin ve Batı’nın demokratik kurumlara desteğinin karşı konulması gereken bir dış etki olarak nitelendirildiği egemenlik söylemi dalgasından nemalanıyor. Rusya’nın Ortadoğu’da yaptığı gibi Çin de uzun zamandır Güneydoğu Asya’da özellikle Kamboçya gibi otoriter eğilimli hükümetlere bu hikâyeyi satıyor. Bugün Moskova’nın liberal olmayan popülistlerin ve AB karşıtı unsurların gücünü artırmaya çalıştığı ve onları ulusal egemenliğin yurtsever savunucuları olarak betimlediği Avrupa’da bu mesajın yankısı artıyor. Rusya, Brexit’e ve Katalanlar’ın bağımsızlığına destek vererek müdahale etmek de dahil olmak üzere proaktif bir şekilde AB entegrasyonuna karşı milliyetçi duyguları besledi. Bu kampanyalar, Kremlin’in Avrupa’daki bölünmeleri büyütme ve AB’yi daha az birleşik ve belirleyici aktör haline getirme gayesine ivme kazandırıyor.

Jeopolitik gücün Rusya ve Çin’e doğru kayması, otoriter yönetimlerin sayısını artırıyor

Jeopolitik güçteki mevcut kaymalar, Rusya ve Çin’in demokrasiye yönelik arz ettiği tehdidin gücünü artıran ikinci faktördür. Tarih, dünyanın bir ya da daha fazla otoriter güç tarafından idare edildiği zaman daha fazla ülkenin otoriterleştiğini gösteriyor. Jeopolitik dalgalardaki değişim bugün, demokrasiyi geliştirmede gösterilen faktörlerin geriye doğru işlediği ve otoriter yönetimlerin yayılmasına daha fazla olanak sağlayan koşulları yarattığı anlamına geliyor.

Rusya ve Çin koşulsuz mali yardım ve silah yardımı kartını kullanıyor

Uzun süredir Çin ve Rusya, kendilerine dost olan diktatörlükleri desteklemek için bu rejimlerin dayanıklılığını artıran çok sayıda doğrudan eylemde bulundu. Bunlardan daha görünür olanı, Rusya’nın Venezüela ve Çin’in Kamboçya’da yaptığı gibi, borçları ve yatırımları kuşatılmış otoriter rejimleri takviye etmek için kullanmalarıdır. Rusya ve Çin ayrıca, Batı’nın insan hakları ve hukukun üstünlüğü reformları konusunda baskı yapacakları araçların etkisini azaltan koşulsuz mali yardım ve silah yardımı şeklinde de teklif götürüyor.

Çin ve Rusya diğer ülkelere kendi vatandaşlarını nasıl kontrol edebileceklerini öğretiyor

Çin ve Rusya proaktif bir şekilde, hayatta kalma stratejilerini hükümetlere ve ülkedeki kontrolünün desteklenmesine ihtiyaç duyan liderlere iletiyor. Her iki ülke de Batı destekli devrimlere sadece kendi rejimlerini yayılmaya karşı koruyarak değil, aynı zamanda diğer hükümetleri Batı’ya angaje olmadaki tehditler konusunda ikna ederek ve kendi vatandaşlarını nasıl kontrol edebileceklerini ve demokratik istilalara karşı nasıl korunabilecekleri öğreterek mukabele ediyor. Özellikle Çin, yüz tanıma sistemleri satan ve otoriter hükümetlere cep telefonu ve internet işlemlerini daha etkin bir şekilde nasıl izleyebilecekleri konusunda eğitim veren şirketleriyle sayesinde halkı gözetleme gibi polisiye taktiklerin ihracatçısı olmuş durumda.

Çin ve Rusya’nın ilişki kurduğu devletlerde otoriterleşme eğilimi artıyor

Rusya ve Çin geniş bir yelpazedeki diğer devletlerle etkileşim kurdukça jeopolitik değişiklikler de bu çabaları kuvvetlendiriyor. Çin’in artan gücü ve Rusya’nın kendine güveni, otoriter eğilimleri teşvik etmek için daha büyük fırsatlar yaratmasını sağlayacak olan ticaret ve himaye ağlarını genişlettiği anlamına geliyor. Ancak, aynı görüşteki otokratları desteklemenin ötesinde Rusya’nın ve Çin’in uluslararası faaliyetleri demokrasileri zayıflatabilir. Rusya ve özellikle Çin’in güçlenen ilişkileri şimdi otoriteryanizm dalgasının küresel çapta güçlenmesi riskini artırıyor.

Putin ve Şi Cinping modeli, güçlü adam idaresinin başarısı ve cazibesini izleyen liderler için örnek niteliğinde

Jeopolitikteki kaymalar, demokrasiyi zayıflatmak için Rusya ve Çin’in kasten otokrasi ihracını kullanmak zorunda olmadığı anlamına da geliyor. Yönetişim modellerini ihraç etmek için kasıtlı bir stratejileri olmasa bile Çin’in yükselişi ve Rusya’nın kendine güveni, diğer liderlere kendi modellerinin başarısı ve meşru bir rejim nasıl oluşturulduğuna dair algıları değiştiren güçlü bir mesaj gönderiyor. Örneğin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’in güçlü adam taktiklerine hayran görünüyor ve kendi kontrollerini artırmak için Putin’in repertuvarındaki unsurları benimsiyor. Şi Cinping kendi gücünü pekiştirdikçe Çin sistemi şu an daha çok Rusya’nınkine benzemeye başlıyor. Önemli farklılıklar olmasına rağmen Şi ve Putin birlikte, güçlü adam idaresinin başarısı ve cazibesini izleyen liderlere güçlü bir mesaj gönderiyor ve otokrat liderlerin iktidarda kalmasını kolaylaştırarak dünya çapında otoriter eğilimleri güçlendiriyor.

Otoriteryanizme karşı sivil toplum, siyasal partiler ve bağımsız medya güçlendirililebilir

Batı’nın bu trendi durdurabilmek için uygulayabileceği araçlar var. Demokratik yönetişimin olumlu modellerini sürdürmeye ilaveten ABD ve ortakları, en çok risk altında olan ülkelerdeki demokratik direnci destekleme çabalarını iki katına çıkarmalıdır. Bir ülkenin sivil toplumu, siyasal partileri ve bağımsız medyası ne kadar güçlü olursa otoriter güçlerin demokratik kurumlara yönelik saldırıları daha az etkili, otoriteryan anlatı ve modeller ise daha az cezbedici olur. Çin ve Rusya’nın nüfuzuna karşı en etkili silah, ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla çalışarak ülke içindeki seçmenleri kendi demokrasilerine karşı yıkıcı yabancı faaliyetlere karşı direnmek için güçlendirmek olacaktır.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus