Roula Khalef: Batı’nın, genç Arap reformcu liderler efsanesi çöküyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Financial Times’ın Lübnan kökenli Yayın Yönetmen Yardımcısı Roula Khalef’in 18 Ekim’de kaleme aldığı yazıyı Oğul Tuna çevirdi.

 

Roula Khalef

Batı’da uzun zamandır bir efsane hâkim: Dik kafalı, eski Arap despotların devri sona ererken modern görünümlü çocuklarının dönemi başlayacak. Konuyla ilgili söz sahibi olmayan halklar, oğlun babadan daha iyi olacağını umut eder. Batılı hükûmetler de buna kendilerini ikna eder ve oğlana bunu başarması için yardım etmeye girişir.
Geride bıraktığımız on yıl boyunca Batı’nın Ortadoğu politikası defalarca “genç Arap reformcu” efsanesine dayandı.
Bu mit kendini değişik isimlerle gösterdi: Suriye’de Başşar el Esad (uzun süre iktidarda olan Hafız Esad’ın oğlu), Libya’da Seyfülislam (Muammer Kaddafi’nin oğlu), Mısır’da Cemal Mübarek (eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in oğlu) ve şimdi de Suudi Arabistan’da Muhammed bin Salman (Kral Salman’ın oğlu).
Değişen heyecan miktarıyla birlikte bu isimlerin hepsi Batı başkentlerinde desteklenip onurlandırıldı. Fakat değişmez biçimde, hepsi de babaları kadar, hatta bazen daha da acımasızca, baskıcı olduklarını kanıtladı.

Seyfülislam Kaddafi

Önce oğul Mübarek vardı

Bu durum 33 yaşındaki Suudi Prens Muhammed’le de bir kez daha ortaya çıktı. Muhammed bin Salman, babasının da dahil olduğu geçmişteki prenslerle özdeşleşen daha sofistike Suudi baskı şekillerinden yola çıkarak kendisiyle aynı fikirde olmayan herkese karşı topyekûn savaşa girişti.
Bu savaşın kurbanlarından biri, iki hafta önce İstanbul’daki Suudi konsolosluğunu ziyaret ettikten sonra kaybolan Suudi yazar Cemal Kaşıkçı oldu gibi gözüküyor. Kaşıkçı’nın öldürüldüğü iddiası, uluslarası tepkiye ve reformcu prens efsanesine kendini kaptırmış Batı kuruluşlarında ağırbaşlı bir mateme sebep oldu.

Cemal Mübarek
Başşar Esad

Prens Salman’ın Batı’yı baştan çıkarmasından çok önceleri, ortada Cemal Mübarek’le yaşanan romantik ilişki vardı. Kahire’deki Batılı diplomatların Cemal Mübarek’in Hüsnü’ye halefi olarak en çok yakışan kişi olduğunu tartıştıklarını hatırlıyorum. Hem de Mısır’ın bir monarşi olmadığını ya da eski yatırım bankacısı Cemal’in bu yüksek makamı hak etmek için fazla niteliğe sahip olmadığını dikkate almadan. Sonuçta Cemal’in çevresindeki yozlaşmış kişiler orduyu uzaklaştırdı ve babasıyla halk arasındaki kızgınlığı artırdı. 2011’de devrim patlak verdiğinde halkın ve ordunun ortak bir amacı vardı ve Mübarek devrildi.
Bundan daha gülüncü; Libya’nın son diktatörünün iyi giyimli, İngilizce konuşan oğlu Seyfülislam’ın etrafında toplanan rezil diplomatlar ve iş insanlarıydı. Libyalılar Kaddafi’ye karşı ayaklandığında Seyfülislam bir savaşçı olarak ortaya çıktı ve babasınınkiyle aynı zehri püskürdü. 2011’de halk ayaklanmasının başlangıcında yaptığı bir konuşmada, “son erkek, son kadın, son mermiye dek rejim için savaşmaya” ant içmişti.

Babalarından daha acımasız ve hoşgörüsüz çıktılar

Başşar el Esad’ın iktidarının ilk günlerinde; bu göz doktorunun, çekici karısıyla birlikte Avrupalı liderlerin dikkatini cezbettiğini ve onları Suriye’yi karanlık günlerden döndürmeye hazır olduğuna ikna ettiğini hatırlatmak isterim. On yıl sonrasında halk isyanıyla karşılaştığında ise, bunu, babasının acımasızlığını gölgede bırakan bir acımasızlıkla cevapladı.
Ortadoğu’nun daha aydınlanmış bölgelerinde bile genç kuşak yöneticiler, babalarından daha otoriterler. Birleşik Arap Emirlikleri’nin herkesçe saygıyla anılan son hükümdarı Şeyd Zaid bin Sultan el-Nahyan’ın oğulları, babalarının tanıdığı hoşgörüyü kimseye göstermedi.

Muhammed bin Salman

Değişimin riski

Peki, genç Arap reformcu efsanesine ne sebep oldu? Bunun bir sebebi, kısmen, demokratik olmayan bir Ortadoğu’da devamlılığa değer atfedilmesi ve değişimin çok riskli bulunması (Kaosun takip ettiği Arap baharı sonrasında Batı’da iyice yerleşen bir tavır). Ayrıca şeffaflıktan ve hesap vermekten uzak sistemler devam ederken dahi ekonomik reformlardan bahsedebilen yeni yöneticiler kabul edilebiliyor.
Batılıların temenni dolu düşüncelerinin genelde bir dayanağı yoktur. Evet, gençliğin daha enerji dolu olduğu doğru. Ancak tecrübesizlik bu enerjiyi yanlış bir yöne kanalize edebilir. Deneyimsizlik güvensizlikle birleşir: Çocuğun gücünü pekiştirme ihtiyacı, onu eski danışmanlarla saf tutmaya iter. Daha dar güçlerle yönetirler ve kendi paranoyak içgüdülerine yenik düşerler.
Batılı siyasal düzenin tekerrür eden hatası gençliği, değişime bağlılıkla karıştırması ve yurtdışına seyahat eden, sanata ve dijital dünyaya ilgi gösteren genç yöneticilerin sorumlu bir şekilde hareket etmeye yatkın olduklarını varsaymasıdır. Maalesef, Ortadoğu bize çağdaşlığa eğilimin zulümle bağdaşabileceğini gösteriyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus