Tüm yönleriyle ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Çin ve ABD arasında başlayan ticaret savaşları uzun zamandır dünya gündeminin üst sıralarında yer alıyor ve bir süre daha en önemli gündem maddesi olmaya devam edecek gibi gözüküyor. ABD’nin uyguladığı gümrük politikalarına Çin’in benzer şekilde karşılık vermesi tansiyonu iyice yükseltti ve şu anda, özellikle uluslararası organizasyonlar duruma çare bulmaya çalışıyor. Peki bu ticaret savaşları nasıl başlamıştı? Hangi aşamalardan geçti? Şu anda durum ne? Bu derleme haberde, sorunun hem Çin ve ABD’nin hem de uluslararası kuruluşların penceresinden nasıl değerlendirildiğini aktarıyoruz.

Ticaret savaşlarının başlaması

Temelde iki ülke arasında patlak veren ancak bütün dünyayı etkileyen ve ilgilendiren ticaret savaşını başlatan hamle ABD Başkanı Donald Trump’tan gelmişti. Trump’ın 1 Mart’ta ilan ettiği kararla birlikte çelik ithalatında yüzde 25, alüminyum ithalatında yüzde 10 gümrük vergisi uygulanmaya başlandı ve bu, ticaret savaşlarının fitilini ateşledi. Bu karara yönelik ilk tepki Çin’den gelmişti. Çin Ticaret Bakanlığı’nın ticari tedbir ve soruşturma ofisi şefi Wang Hejun yaptığı açıklamada, “Çin, ABD’yi çok taraflı ticaret sistemine saygılı olmaya ve aldığı önlemleri acilen iptal etmeye davet ediyor” demişti. Başta AB olmak üzere diğer önemli kurumların da benzer açıklamalarına rağmen Washington’ın 6 Temmuz’da Çin’den ithal edilen 34 milyar dolar değerindeki 800’den fazla ürüne yüzde 25’lik ek gümrük vergisi uygulama kararıyla ticaret savaşındaki gerginlik seviye atlamış oldu.

Bir sonraki aşamada ise ABD, 17 Eylül’de, Çin’den ithal edilen 200 milyar dolarlık ürüne daha 24 Eylül’den itibaren yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını bildirdi. Trump, Çin’in misillemeye gitmesi durumunda yaklaşık 267 milyar dolarlık Çin menşeli ürünü kapsayan üçüncü tarife paketinin anında yürürlüğe gireceğini vurgulamıştı. Sonrasında ise şöyle bir açıklama yapmıştı: “Bugün, 7 hafta süren kamuoyu bildirim süresi, oturumlar ve geniş yorum imkânlarının ardından ABD Ticaret Temsilciliği’ne (USTR) yaklaşık 200 milyar dolarlık Çin ithalatına yönelik ek tarifeleri uygulamaya başlama direktifini verdim. 24 Eylül’de yürürlüğe girecek ve yıl sonuna kadar yüzde 10 seviyesinde kalacak tarifeler, 1 Ocak 2019’dan itibaren yüzde 25’e yükselecek.”

Çin’in ABD’ye sattığı malların yarısından fazlasına ek gümrük vergisi getiriliyor

Trump kararın alınmasından bir gün önce attığı tweet ile durumu daha net bir hale getirmişti. Trump tweet mesajında,  uygulanan gümrük politikalarının ABD’ye yaradığını savunurken kendileri ile adil ticaret anlaşmaları yapmayan herkese de aynı tarifenin uygulanacağını belirtiyordu.

ABD’nin ek gümrük vergisi getirdiği ürünler arasında çanta, pirinç ve tekstil yer alıyor. Böylece, Çin’in ABD’ye sattığı malların yarısından fazlasına ek gümrük vergisi getirilmiş oldu.

Çin ise ABD’nin kararlarına öncelikli olarak yazılı açıklamalarla karşılık vermişti. Trump’ın ilk gümrük vergilerini artırma kararı sonrası Çin Demir ve Çelik Kurumu’ndan yapılan açıklamada da “ABD ticari korumacılık peşinde. Bu adım, küresel çelik endüstrisine ve tüketicilerin çıkarlarına ciddi zarar verecek” denilmişti. Çin Komünist Partisi’nin yayın organlarından Global Times’ta ise “Çin bir ticaret savaşına dâhil edilmek istemiyor. Ancak, Trump hükümeti Çin’in yüksek teknolojili gelişimini frenlemek ve yüksek teknoloji endüstrisini marjinalize etmek istiyorsa, mesele başka bir hal alacaktır” diye yazdı. Bunun ardından Çin de 34 milyar dolarlık ABD ürününe yüzde 25’lik gümrük vergisi getirdi ve ABD’nin gümrük tarifelerine aynı şekilde misilleme yaparak karşılık verdi. Devamında ise bu rakam ABD’den ithal edilen ürünler için 60 milyar dolarlık bir seviyeye ulaştı. Bu tarifelerden şu ana kadar 5 bin Amerikan ürünü etkilendi.

Çin ve ABD açısından durum değerlendirmesi

Amerikan ticaret yetkililerinin açıkladığı 2016 yılı verilerine göre, Çin’in ABD ile ithalat ve ihracatı içeren toplam dış ticaret hacmi 578,2 milyar dolar. Yani ABD, Çin’in en çok ticaret yaptığı ülke. Bu miktarın 115,6 milyar doları ABD’nin Çin’e sattığı ürünler, 462,6 milyar doları ise Çin’den aldığı ürünler. Bu da ABD’nin Çin ile 347 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı olduğunu ortaya koyuyor. Teoride, gümrük vergileri ABD yapımı ürünleri ithal edilenlerden daha ucuz hale getirecekti. Yerel işadamları ve ulusal ekonomiyi canlandırmak temel amaçtı. Trump’ın uzun dönem hedeflerinden biri bu adil görmediği ticaret sisteminde verilen açıkları kapatmak.

Trump’a göre Çin, Amerikan teknolojisini, işlerini çalıyor ve ABD’li şirketler Çin’e giriş yapmak istediklerinde de onların pazara girişini engellemek için kirli oyunlar çeviriyor. Yani Trump aslında, “adil olmayan” bir ticaretten bahsederken buna vurgu yapıyor. Trump bu süreçte Amerikan teknolojisinin ve zekâ üstünlüğünün adil olmayan yollardan Çin’e transfer edilmesini durdurmak istediğini defalarca tekrarladı.

Çin ise ABD’yi ekonomik tarihin gördüğü en büyük ticaret savaşını başlatmakla suçluyor. Çin’e göre ABD, aynı anda hem ticari dengeleri bozarken hem de işbirliği çağrısı yaparak kendisiyle çelişiyor. Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu da ekonomiyi girilen ticaret savaşına hazırlamak için, daha fazla yabancı ticaretine izin vereceğini duyurdu.

Çin’in karşı adımları en çok Trump’un oy depolarını etkileyecek

Doğrudan iki ülkenin iç siyasetini de etkileyen bu ticaret ağı içerisinde iki ülkenin de önlem olarak atabileceği adımlar mevcut. Çin, sağlık ve güvenlik kontrolleri, vize başvurularının reddedilmesi veya ertelenmesi gibi önlemler ile Çin’de iş yapan ABD’li şirketleri zor duruma sokabilir. ABD’deki şirketlerin hayatını zorlaştırması, ABD’nin iç pazarına da olumsuz olarak yansıyabilir. Çin’in karşı atak olarak uyguladığı gümrük tarifeleri hem sektörü hem de ürünleri hedef alıyor. Kimyevi maddeler ve otomobil üretimi Trump’ın ABD’de en çok destek aldığı bölgelerde gerçekleştiriliyor.

Ünlü ekonomist Dani Rodrik de temmuz ayının ortalarında kaleme aldığı yazısında bu duruma değinmişti. Rodrik’e göre; “Trump’ın fazla düşünmeden ortaya koyduğu ticari korumacılık politikası kendisinin seçilmesinde önemli payı olan çalışan ve işçi sınıflarına pek de yardımcı olmuyor.”

Özellikle 6 Kasım’da gerçekleştirilecek ara seçimlerde bu ticaret savaşlarının etkilerinin hissedilebileceği de konuşuluyor. Rodrik aynı yazıda, Çin ve AB’nin, bir ticaret savaşının içine çekilmeyi reddetmeleri gerektiğini yazmış ve Trump’a “Kendi ekonomine zarar vermekte özgürsün, biz kendimiz için en iyi işleyen prensiplere bağlıyız” mesajını vermeliler demişti. Ticaret savaşı için karşılıklı misilleme hamlelerine gerek olduğunu kaydeden Rodrik, Çin’in böyle bir tutumdan uzak kalması gerektiğini ifade etmişti.

İktisatçı Ding: “Bir ticaret savaşının kazananı olmaz”

Eski bir IMF olup halen Standard Chartered Bank’ta baş danışman görevinde bulunan Çinli ekonomist Shuang Ding ise, iki ülkenin ekonomilerinin gerçek manada birbirine bağımlı olduğunu söylüyor. Ding yine de Çin ekonomisinin ABD’ye daha çok bağımlı olduğunu, buna karşılık eğilim olarak ABD’nin Çin’e bağımlılığının arttığını, Çin’in ABD’ye bağımlılık düzeyinin ise zamanla azalmakta olduğunu söylüyor. Bu karmaşık bağımlılık ilişkileri içinde Ding’e göre, bir ticaret savaşının kazananı olmaz. Doğru soru daha ziyade “Kim daha çok kaybedecek?” olmalı. Ding, Çin’in zor duruma düşmesinin ABD açısından ilk aşamada bir Pirus zaferi olabileceğini ama bu savaşın iki tarafa da büyük zarar vereceğini düşünüyor. Çin uzmanı iktisatçı, ABD açısından özellikle tarım, motorlu araçlar, enerji ve bankacılık piyasasının ciddi şekilde etkileneceğini düşünüyor.

Çinli tüketiciler ticaret savaşı başladığından bu yana daha az harcama yapıyor

Pekin Üniversitesi öğretim üyesi ve Hong Kong Uluslararası Finans Enstitüsü Başkanı Xiao Geng ise Çin’in yapacağı düzenlemelerin bir ikilemle karşı karşıya olduğunun altını çiziyor. Ticaret savaşı yüzünden yapılmakta olan reformların hızının düşmesi, Çin ekonomisini olumsuz anlamda etkileyebilir ve bir “kaybet-kaybet” ticaret savaşını körükleyebilir. Çin için şu anki en önemli mesele küresel talep ve istikrara katkı sunması, tüketimi artırması ve ülkesindeki eşitsizlikleri azaltması. Bunların yanında dünyanın en büyük ve en fazla para koruması yapan sınıfı olan Çin orta sınıfının da iç pazardaki tüketim gücünü harekete geçirmesi gerekiyor. Ancak New York Times’dan Alexandra Stevenson’ın geçen hafta paylaştığı verilere göre, Çinli tüketiciler ticaret savaşı başladığından bu yana daha az harcama yapıyor. Çin bununla mücadele etmek için özel sektörü göreve çağırdı ve geçen hafta yapılan açıklamaya göre 362 milyar dolar değerinde 1.222 altyapı projesi özel sektör tarafından finanse edilecek.

Çin’in dezavantajları

ABD’deki Claremont McKenna Koleji’nde öğretim üyesi olan, China’s Crony Capitalism (Çin’in Ahbap Çavuş Kapitalizmi) kitabının yazarı Minxin Pei ise şöyle düşünüyor: “Çin’in son dönemdeki harcamaları ve yatırımları ABD ile zayiatı bol, uzun soluklu bir yarışa girmeye hazırlandığını gösteriyor. Ancak Çin’in ekonomisi böyle bir savaştan galip çıkmak için öncelikli olarak gerekli olan, harcamaları yönetecek kaynakları bulmak konusunda yeteri kadar donanımlı değil. Eğer Çin’in büyük bir verimliliğe sahip olan ekonomisini güçlendiren bir sürdürülebilir büyüme modeli olsaydı, bu savaşın maliyetini yüklenebilirdi. Ancak Çin ikisine de sahip değil. Makro düzeyde; yaşlı nüfusun artması, yüksek borçlanma oranı, ABD’nin başlattığı ve şiddeti giderek artan ticaret savaşı gibi sebeplerden dolayı Çin’in ekonomik büyümesi ivme kaybetmeye devam edecek gibi gözüküyor. Bütün bunlar Çin Komünist Partisi’nin sınırlı kaynaklarını kurutabilir.”

Kaletsky: “ABD şirketleri ticaret savaşını göze alamaz”

Rus asıllı ünlü İngiliz iktisatçı ve “Kapitalizm 4.0, Yeni Bir Ekonominin Doğuşu” (Capitalism 4.0, The Birth of a New Economy) kitabının yazarı Anatole Kaletsky ise ticaret savaşındaki dezavantajlı tarafın ABD olduğunu iddia ediyor. Kaletsky’e göre ABD, Çin ile girdiği gümrük savaşlarını kazanamaz. Bunun en önemli nedeni ABD iş dünyasının, bir bütün olarak bakıldığında, Çin ithal ürünlerini ikame edecek düşük ücretli işçiler bulamayacak olması. Kaletsky şöyle devam ediyor:

“Çin’in ithalatını düşürmek için uygulanan gümrük politikalarını savunan az sayıdaki ABD’li işletmenin ücretleri artırarak yeni fabrikalar kurması gerekir ki, bu da enflasyon ve faiz oranlarının baskılanması anlamına gelir. Kapasite fazlasının da var olmadığını hesaba katarsak Çin ürünlerini ikame edecek yeni yatırımlar ve işe alımlar, Çin ile gümrük savaşına girilmeden önce daha fazla kâr eden şirketlerin bu kârların düşmesini göze alarak vermek zorunda oldukları kararlara bağlı. Dolayısıyla ABD’nin bu gümrük politikalarının uzun yıllar devam edeceğine ikna olunmadan, hiçbir şirket Çin ile mücadele etmek için yeni yatırımlar veya işe alımlar gerçekleştirmeyecek.
Çin iş dünyasının bu konuda yeterince bilgi sahibi olduğunu düşünürsek, ABD’nin gümrük tarifeleri ile mücadele etmek adına ihracat fiyatlarını düşürmeyeceklerdir. Bu da ABD’li ithalatçıları gümrük vergilerini ödeyerek maliyetleri ABD’li tüketicilere veya, daha düşük kâr etmek üzere, hisse ortaklarına yüklemesi anlamına gelir. Yani gümrük vergileri Trump’ın inandığının aksine, Çin için cezalandırıcı olmayacak. Hatta esas zararı, satın alımlardaki vergiler yükseldiği zaman olduğu gibi, ABD’li tüketiciler ve işadamları görecek.

Şurası doğru ki Çinli ihracatçılar ve diğer üreticiler ABD’nin gümrük politikalarından faydalanırken mütevazı kayıplar tecrübe edebilirler. Ancak eğer talep yönetimi ihracattaki kayıpları karşılayabilirse bu durumun Çin’in büyümesi, istihdamı ve şirket kârları üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Çin hükümeti çoktan para politikalarını gevşeterek ve vergileri azaltarak iç pazardaki tüketimi ve yatırımları artırmaya başladı bile.”

Çin bir yandan ABD’nin kısıtlamalarına aynı şekilde karşılık verirken, bir yandan da sakin bir retorik kullanıyor ve bu gerginliğin sorumlusunun aslında ABD olduğunun altını çizerken bu konu üzerinde uluslararası örgütlerle mutabık kalıyor. Trump ise zaten bu savaşı kendi başlattığının farkında ve bunu seçim kampanyası ile bağdaştırıp “Önce Amerika” (America First) sloganının altını dolduracak bir politika olarak sunuyor. Çin lideri Şi Cinping ise henüz ekonomik politikalarında radikal değişikliklere gitmese de Çin pazarında artık yerli şirketler daha avantajlı konumda ve onların yatırımları hem ulusal zenginliğe katkı sunacak hem de iç pazardaki rekabeti arttıracak şekillerde kullanılıyor.

Farklı aktörlerin reaksiyonları

Uluslararası ticaret örgütleri Trump’a hem bu yılın başında hem de kısa zaman önce ekonomik yaklaşımını gözden geçirmesi çağrısında bulundu.  IMF ve Dünya Bankası’nın Bali’deki yıllık toplantısında küresel politik karar alıcılar, uluslararası sistemdeki ticari gerginliklerden duydukları endişeyi dile getirdi.

Uluslararası Para Fonu( IMF) açıkladığı rakamlarda, ilk aşamada ticaret savaşının dünya ekonomisi için taşıdığı risklere dikkat çekse de bu yıl ve önümüzdeki yıl için yüzde 3.9’luk küresel büyüme tahminini değiştirmedi. Ancak Fon daha sonra küresel büyüme tahminini hem bu yıl hem de bir sonraki yıl için yüzde 3.7’ye çekti. Ve bunun en büyük nedeninin de Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşları olduğunu belirtti. IMF’ye göre bu karşılıklı ticaret savaşının frekansının yükselmesi, 2020 yılına gelindiğinde küresel büyümenin yüzde 0.5’ini yok edebilir. Bu ticaret savaşının yalnıza Çin ve ABD adına sonuç doğurması beklenmiyor. Pek çok ülke de bu ticaret savaşından olumsuz etkileniyor. The Economist dergisinin haberine göre, Çin’den ABD’ye ithal edilen malların yaklaşık yüzde 30’u 3. Dünya Ülkelerinin katkısıyla elde ediliyor ve bu ülkeler de yaşanan gerginliklerden paylarını alıyor.

The Guardian’da yer alan bir başka habere göre ise, ABD ile dünyanın geri kalanı arasında yükselen ticari gerilim, küresel ekonomiyi 430 milyar dolar zarara uğratabilir. IMF’ye göre, ekonomik gerginliğin tırmanışından bütün ekonomiler zarar görecek olmakla birlikte, Birleşik Devletler, küresel pazarda ihracat vergilerinin göreceli olarak daha yüksek oranda artması sebebiyle, kendisini bu küresel ekonomik gerginliğin odağında bulabilir.

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim da küresel büyümenin yavaşlamasının yoksulluğu azaltmak için verilen mücadelede çoktan etkisini göstermeye başladığını belirtiyor ve ticaret savaşlarındaki gerginliğin artmasının pek çok şirketin yatırımlarını askıya aldığı konusunda uyarıyor. Kim’e göre bu durum büyümeyi engelleyecek ve bütün ülkeler bunun olumsuz etkilerini hissedecek.

Benzer açıklamalar Dünya Ticaret Örgütü’nden (DTÖ) de gelirken, Trump ise DTÖ’ye saldırmayı sürdürüyor. Trump’a göre, küresel ticaret sistemi uzun zamandır Amerikan’ın ulusal çıkarlarının ve Amerikalı işçilerin aleyhine işliyor.

Şu anki durum

Ticaret savaşlarına ilişkin en son gelişme ise Çin’in büyüme rakamları. Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun verilerine göre Çin ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 6.7 oranında büyüdükten sonra üçüncü çeyrekte yavaşlayarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6.5 büyüdü. Çin ekonomisi böylece küresel mali krizin en şiddetli seviyede olduğu 2009 yılının ilk çeyreğinden bu yana yıllık bazda en zayıf çeyrek dönem büyümesini kaydetti.

Çin Merkez Bankası Başkanı Yi Gang, piyasadaki dalgalanmaların büyük ölçüde yatırımcı eğilimlerinden kaynaklandığını ve hisse senedi değerlemesinin ekonomik temellerle uyumlu olmadığını belirtti. Üst düzeydeki düzenleyiciler ise, likidite sorunlarıyla karşılaşan firmalar ve özel sermaye şirketleri için destek sözü verdi. 

Hangi liderin koltuğu daha rahat?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise bu konuyla ilgili kendi kendilerine yetmenin önemli olduğunun altını çizerek People’s Daily gazetesine şu açıklamayı yaptı: “Uluslararası alanda, Çin için ileri bir teknolojiyi ve kilit uzmanlıkları edinmek her geçen gün daha zor olacak. Tek tarafçılık ve ticari korumacılık yükseliyor, bizi de kendimize yeten ve güvenen bir politikaya zorluyor. Bu kötü bir şey değil.”

Şi’nin bazı muhaliflerine göre, kendisinin ve partisinin bu mücadeleden istediğini alması durumunda destekçileri de artacak ve gücü belki de hiçbir şekilde tartışılamayacak bir noktaya gelecek. Columbia Üniversitesi’nden Prof. Andrew J. Nathan’a gore Şi’nin koltuğu, Trump’ın koltuğundan daha rahat ve bu kendisi için bir avantaj.

Çin Komünist Partisi Başkanvekili Liu He’ye göre ise son çeyrekteki büyüme rakamının oluşturduğu durumun psikolojik etkisi, materyal etkisinden daha büyük ve ABD ile Çin bu konularla ilgili temas halinde. Liu He’nin açıklamalarına bakılırsa, ABD ve Çin ticaret savaşı ile ilgili olarak geçen eylül ayında bir araya geldi.

Pek çok özel şirketin ve yabancı kuruluşların çağrıları altında Şi ve Trump’ın 29 Kasım’da Buenos Aires’te düzenlenecek G20 zirvesinde bir araya gelerek bu konuyu tartışmaya açmaları bekleniyor. G20 toplantısının yanı sıra yine 6 Kasım’da ABD’de gerçekleşecek ara seçimler de yaşanmakta olan ticaret savaşlarına doğrudan etki edebilecek bir başka unsur olarak öne çıkıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus