Dünyanın Gidişi (7): Suriye için İstanbul’da dörtlü zirve

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Merhaba,

İstanbul cumartesi günü Suriye konusunda Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yanısıra BM Suriye özel temsilcisi Steffan de Mistura’nın da katıldığı toplantı, medyada İstanbul zirvesi ya da dörtlü zirve olarak da anıldı. Ne oldu bu toplantıda, ehemmiyeti nedir, beraber irdeleyelim istiyorum bu yayında.

Önce bellek tazeleyelim:

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan bu zirveyi neredeyse iki ay önce yapmak istemişti. Hatırlayın Cumhurbaşkanı Temmuz sonunda Güney Afrika Cumhuriyeti ziyareti sırasında İstanbul’da böyle bir dörtlü zirve yapılacağını duyurmuş, hatta 7 Eylül diye tarih de vermişti. Ama diğer ülkelerden “henüz erken” tarzında açıklamalar gelmiş ve toplantı yapılamamıştı.

Neden o sırada gönülsüzdü Rusya, Almanya ve Fransa. Anlamaya çalışalım.

Bir kere o sırada akut bir İdlib meselesi vardı. Ülkenin neredeyse %90’ında kontrolü sağlayan Suriye rejimi, Birleşmiş Milletler tarafından terörist kabul edilen en azılı cihatçı grupların denetimindeki İdlib’e topyekün operasyon yapmaya hazılanıyor, Türkiye ise böyle bir operasyonda İdlib’deki sivillerin katledileceği ve yüzbinlerce kişinin kaçarak Türkiye’ye doğru yeni bir mülteci akını başlatacağı gerekçesiyle uluslararası toplumu karşı teyakkuza davet ediyordu.

Suriyeli mülteciler dendi mi, özellikle Almanya’nın ve AB üyesi olarak Fransa’nın da tavrının “aman eyvah” olduğunu biliyorsunuz. Dolayısıyla öncelikle İdlib meselesinin çözüme bağlanmasını beklemeleri anlaşılabilir. Zaten zirve için erken derken, İdlib meselesine işaret ediyordu Alman ve Fransız yetkililer. Ayrıca yine o sırada Türkiye ile ABD arasında, Rahip Brunson’ın serbest bırakılmaması nedeniyle gerilim doruktaydı. ABD Türkiye’ye daha yeni yaptırım açıklamıştı ve Türkiye de ana akım medya üzerinden bu zirveyi ABD’ye karşı gövde gösterisi gibi lanse etmek istiyordu. Elbette Almanya ve Fransa bu tür bir çekişmenin tarafı olmak istememişlerdir.

Ama unutmayalım Suriye konusunda yerel ve uluslararası politikalarda asıl belirleyici ülke Rusya ve Rusya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu davetini zamansız bulduğunu saklamamıştı. Peki ne yapmıştı Rusya…

Onun yerine Türkiye’yi Astana süreci çerçevesinde tam da 7 Eylül tarihinde Tahran’a çağırdı ve Rusya-İran-Türkiye üçlü zirvesi yaptırdı. Hatırlayın olaylı da geçmişti bu zirve: Cumhurbaşkanı Erdoğan İdlib için ateşkes çağrısının sonuç bildirgesine eklenmesini isteyince Rusya Devlet Başkanı Putin “masada Suriye hükümeti ve terörist gruplar olmadığı için onlar adına karar alınamayacağını” söyleyerek, canlı yayında, diplomatik teamül açısından epey kaba bir üslupla Erdoğan’ı geri çevirmişti.

Prof. Dr. Aydın Sezer’in o günkü zirve değerlendirmesini, bu yayında yeniden not düşelim.

Peki Tahran zirvesi ardından ne geldi. Rusya 17 Eylül’de bu kez Türkiye’yi Soçi’ye davet etti ve İdlib’deki cihatçı “teröristler” sorununu uzun pazarlıklar sonucunda varılan mutabakatla, şimdilik Türkiye’nin önerdiği yöntemle çözmeyi kabul etti. Ama aslında Moskova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kerim Has’ın ifadesiyle bu kısa vadede taraflara manevra alanı tanıyan bir adımdı ve orta ve uzun vadede ise bölgedeki güvenlik riskleri Türkiye’ye doğru ötelenmiş oldu. Nitekim İstanbul zirvesinde Vladimir Putin Soçi mutabakatının geçici olduğunu hatırlatarak, eninde sonunda bu bölgenin akibeti konusunda karar verici konumda olanın Türkiye olmadığını/olmayacağını unutturmadı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da geçen ay, Türkiye ve Rusya arasında varılan İdlib mutabakatını ‘geçici bir önlem’ olarak değerlendirmiş ve muhaliflerin kontrolünde kalan İdlib bölgesinin bir süre sonra Şam yönetimine geçeceğini ileri sürmüştü.

Cumartesi gününe İstanbul zirvesine dönersek, sonuç bildirgesi açısından 7 Eylül’deki Tahran zirvesinin neredeyse tıpkısının aynısı olduğunu söyleyebiliriz. Zaten Macron da İstanbul için Astana’nın devamı dedi basın toplantısında. Nitekim İstanbul’dakinin sonuç bildirgesinde de Tahran zirvesinde olduğu gibi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılık ifade edildi; Suriye’de çözümün sadece askeri yollarla değil, diplomatik kanallarla olması gerektiği vurgulandı ve ülkenin geleceğine dair kararı da Suriyeliler alacak dendi.

Tabii mülteciler meselesi Avrupa’nın korkulu rüyası olduğundan, bu konuya vurgu Tahran’dakinden daha fazla oldu, evlerine geri dönebilmelerinin koşullarını sağlamaktan bahsedildi. Rusya bu konuda da inisiyatifi kimselere kaptırmak istemiyor olmalı ki, Putin mülteciler için uluslararası bir konferans toplamayı vaat etti. Almanya Şansölyesi Angela Merkel da, yeni bir mülteci akınını şimdilik ertelemiş olduğundan Soçi mutabakatından duyduğu memnuniyeti ifade etmeyi ihmal etmedi. Merkel, İdlib’deki ateşkesin sürdürülebilir olması için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını da vurguladı.

Avrupa Birliği’nin en önemli iki ülkesini İstanbul’da Astana sürecine resmen taraf yapmış olmanın keyfini çıkaran Putin ise, yayının başında da değindiğimiz üzere Merkel’in bu “sürdürülebilir ateşkes” vurgusuna tezat bir şekilde, bu ateşkesin dolayısıyla İdlib mutabakatını  kalıcı olmayacağını vurguladı. Putin: “Suriye’de şiddet oranı azaltıldı ama radikal güçler daha temizlenmedi. Temizlenmeleri lazım. Silahsızlandırılmış bölgenin geçici bir tedbir olduğunu düşünüyoruz. Hem muhalifler hem silahlı güçlerin çekilmesi için çalışma yapılmasını bekliyoruz,” dedi.

Rus liderin silahlı güçler derken Suriye’den çekilmesi gerekecek güçler arasına Türkiye’yi de dahil ettiğini de unutmayalım. Buna mukabil Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Putin’in radikal güçler olarak ifade ettiği Suriye’den temizlenmesi istenen gruplar arasında İŞİD ile birlikte PYD’yi de saydı. “911 kilometrelik sınırı olması nedeniyle Suriye’de yuvalanan terör örgütlerinden en fazla zarar gören ülkelerden biri Türkiye’dir,” diyen Erdoğan, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını IŞİD ve PYD’yi bertaraf etmek için düzenlediklerini söyledi ve “4 bin kilometrekarelik alanı terörden arındırdık” ifadesini kullandı.

Ruya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir çıkışı da İran’la ilgiliydi. İran’ın gözden ırak diye gönülden de ırak olmadığını “Muhalefetle verimli bir diyalog kurulmalı, Suriye hükümetine de bu çağırıyı yapıyoruz. Gerekli şartlar oluşursa, Anayasa Komitesi çalışmalarına başlayacaktır. İran olmadan bu konu çözülemez” sözleriyle hatırlattı.

Zirve sonundaki basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da Suriye lideri Beşşar Esad’a ilişkin soruya verdiği şu yanıtı kayda geçirelim: “Beşşar Esad’ın iktidarda kalıp kalmaması kararı bize düşmüyor. Egemen hükümete saygı gösterilmeli ama uluslararası baskı devam etmelidir.”

Zirveyi Doç. Dr. Kerim Has’ın Twitter paylaşımda söyledikleri ile özetlersek:

“Bu toplantı Ankara için prestij oldu ve Rusya’yla Suriye’de asimetrik ilişkiyi dengeleme fırsatı verdi”

Putin İstanbul zirvesinin tâli olduğunu, “Astana’yı daha çok sevdiğini” gizlemedi ve İdlib mutabakatının ara formül olduğunu İstanbul’dan dünyaya duyurdu”;

Berlin için Kerim Has’ın ifadesiyle “mülteci gelmesin, parayı düşünürüz” deme imkânını sağladı zirve ve Macron da “Boğaz havası alma” şansını yakaladı. Daha ne olsun…

Dörtlü zirve İstanbul Boğaz’ını arkasına almış liderlerin –maalesef ters ışıkta verdikleri için yüzlerinin pek net seçilemediği toplu fotoğraf çekimi ile ve Shakepeare’in dediği gibi  “iyi biten herşey iyidir” havasında sona erdi…

Erdi ermesine ama yine Kerim Has’ın uyarısına kulak verelim. Bugün Rusya Savunma Bakanlığı İdlib’deki silahlı grupların ateşkes ihlali yaptığını duyurdu. “İdlib meselesi yeniden radara giriyor,” dedi Twitter paylaşımında. Bu tür ihlallere engel olmanın Türkiye’nin sorumluluğu olduğunu biliyoruz. Türkiye Soçi mutabakatı çerçevesinde 15 km derinliğinde bir alanı silahlı gruplardan ve ağır silahlardan temizledi. Bir anlamda Suriye rejimi adına, Suriye rejiminin “tek kurşun” atmasına gerek kalmadan yapmış oldu bunu. Sırada ise yıl sonuna kadar Halep-Lazkiye ve Halep-Hama karayollarının güvenliğinin tesis edilmesi yükümlülüğü bulunuyor. Ateşkes ihlaline dair uyarılar, Türkiye Soçi mutabakatında vaat ettiklerini yerine getiremezse, söz konusu yolların ve diğer alanların “kurşun atılarak” ya da zor kullanılarak açılabileceğinin işareti olabilir. Bugünkü Dünyanın Gidişini de işte bu uyarı ile bitirelim. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus