Ekonomi Tıkırında (2): Paran çoksa, borcun yoksa, ekonomin güçlü olur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sedat Pişirici, Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri yorumladı.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler!

Sizlerle geçen hafta yine bugün, bu saatte, Ekonomi Tıkırında adını verdiğimiz programda buluşmuştuk ilk kez. Bu hafta programın ikincisinde tekrar karşınızdayız.

Geçen hafta ilk program nedeniyle bir ufuk turu yapmış, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu duruma bakmaya çalışmış, büyük fotoğrafı görmeye, analiz etmeye uğraşmıştık. Onun ardından geçen günlerde -yani geçen hafta devamı boyunca- hükümet yerel seçim öncesi bir dizi ekonomik önlem açıkladı. Onlar bunu “müjde” diye verdiler. Neydi efendim bunlar? Bir tanesi futbol kulüplerinin borçlarının yeniden yapılandırılacak olmasıydı, toplamda 10 milyar lirayı aşan kredi borcu var bankalara futbol kulüplerinin. Bu biz sıradan vatandaşları neden ilgilendiriyor anlayabilmiş değiliz. Ama şu, biz sıradan vatandaşları ilgilendiriyordu; kredi kartı borçlarının Ziraat Bankası tarafından yeniden yapılandırılması kararı alındı, karar hükümet tarafından da açıklandı. Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu verilerine göre 2018 yıl sonu itibariyle Türkiye’de vatandaşların, kredi kartı sahiplerinin toplam borcu 103 milyar lirayı aşmış durumda. Ziraat Bankası aracılığıyla bu borçlar tek çatı altında toplanacak denildi. Kredi kartı borcu olan vatandaş, Ziraat Bankası’ndan alacağı krediyle bu borcu ödeyecek, Ziraat Bankası da daha sonra taksitle, oradan aldığı kredi kartı borcunu ödeme kredisini kapatacak. Buna bugün Vakıflar Bankası eklendi. Vakıfbank da benzer bir uygulamaya gidiyor ama sadece kendi müşterileri için anladığım kadarıyla. Vakıf Bankası da müşterilerinin kredi borçlarını yeniden yapılandıracak, ayrıca ticari kredi borcu olan müşterilerinin bu borçlarını yeniden yapılandıracak. Hükümetin açıkladığı bir başka ekonomik önlem, esnafa kredi kullandırmak oldu. Halk Bankası 350 bin esnafa 22 milyar lira kredi verecek. Bir dördüncü önlem, küçük orta boy işletmelere, KOBİ’lere kredi kulandırılacak olması. Bizzat Hazine ve Maliye Bakanı açıkladı bunu geçen hafta; 13 bankadan 20 ile 40 bin kobiye toplam 20 milyar lira kredi kullandırılacak. Aslında bu dört açıklama hükümete göre müjde, dört ekonomik önlem paketi de bir şeye işaret ediyor: işletmelerin çarkları dönmüyor. Siz, ben, biz sıradan vatandaşlar da kendimize göre bir işletmeyiz; ev geçindiriyoruz, kendimizi geçindiriyoruz, çalışıyoruz, maaş alıyoruz, iş yapıyoruz, gelir elde ediyoruz. Bunun karşılığında şahsımızın, ailemizin, şirketimizin ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Dolayısıyla bizler de “ekonomik birim”iz ama hükümetin açıkladığı müjdeler gösteriyor ki Türkiye’de esnafın, KOBİ’nin, kredi kartı kullanan vatandaşın, işletmesinin çarkları dönmüyor, bir işletme sermayesi krizi yaşıyoruz en azından.

Geçen hafta aynı zamanda meclis grup toplantısı esnasında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “ihtiyaç sahibi vatandaşların aylık 150 kilowatt saat elektrik tüketimini devlet olarak biz üstleniyoruz” açıklamasını yaptı ve devamında bu kapsamda 2,5 milyon üzeri hanede 80 liralık elektrik faturasını devletin karşılayacağını söyledi ki bu da bir başka vahim durum. Türkiye’de 22 milyon hane bulunuyor, Erdoğan’ın söylediğine göre bu 22 milyon haneden 2,5 milyon hane, en azından 2,5 milyon hane -ki bunun da üzerinde olduğunu bizzat Erdoğan söyledi- 80 liralık elektrik faturasını karşılayamayacak durumda ve bu hanelerin elektrik faturalarını karşılama edimini devlet üstleniyor.

Bu açıklamaların ardından geçen hafta cuma günü 11 Ocak’ta, Anadolu Ajansı’nın bir haberi düştü. Ajansın Merkez Bankası verileri üzerinden yaptığı habere göre Türkiye’nin cari işlemleri Kasım 2018’de 986 milyon dolar fazla vermiş. Cari işlemleri Türkiye’nin, üst üste dört aydır fazla veriyor. Yani Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye’nin cari işlemleri fazla veriyor. Bu ne demek? Yani bu dört ayda Türkiye’nin dışarıdan ithal ettiği mallar dışarıya ihraç ettiği mallardan çok daha az! Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ayları dedim dikkat ederseniz; dört ay üst üste cari işlem fazlası veriyoruz. Dolar kuru ne zaman Türkiye’de 7 lira 20 kuruşu görmüştü? 13 Ağustos’ta, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’den ithal edilen çelik ve alüminyumdan alınan gümrük vergisini iki katına çıkarma kararını uygulamaya başladığı gün. Erken açılan Asya piyasasında dolar-TL kuru 7 lira 20 kuruş görmüştü. Hatta o gün hatırlarsanız Hazine ve Maliye Bakanı “Paramız doğrudan bir Amerikan başkanı tarafından hedef altına alındı” demişti. Dediğim gibi, yani bu geçen dört ayda Türkiye’nin sattığı aldığından fazla. Bu geçen dört ayda Türkiye’ye ihracat yapıyor ama ithalatı azaldı.

Bu iyi bir şey mi ? Bu iyi bir şey değil. Neden değil? Türkiye’nin üretimi ithalata dayalı. Üretimimizde ithalatın payı yüzde 65 oranında. Yani ithalat yapamıyorsak aslında üretim de yapamıyoruz anlamına geliyor bu, ki bugün TÜİK, Kasım 2018 sanayi üretim endeksi verisini açıkladı, buna göre sanayi üretimi Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 oranında düştü. İmalat sanayindeki gerileme ise yüzde 7,1 oranında. Böylece cari işlemleri dört aydır üst üste fazla vermesi de karşılık. Sanayi üretimimiz de dört aydır üst üste gerilemiş oldu:

Ağustos’ta 1,1 oranında gerilemişti.

Eylül’de 2,5 oranında gerilemişti.

Ekim’de 5,7 oranında gerilemişti.

Kasım’daki gerileme de 6,5 oranında oldu.

Bu gelişmeye bugün yansıyan bir başka gelişme ne oldu? Amerikan Başkanı Trump’ın tweetleri. Dün gece -bize göre, Türkiye saatine göre gece saatlerinde- iki tweet attı, o tweetlerden özetle şunu söyledi: “Suriye’den çok gecikmiş geri çekilmemize başlarken IŞİD’in hilafetinin kalıntılarını sert biçimde birçok açıdan vuruyoruz. Yeniden toparlamaları durumunda da yakındaki üstten yeniden saldıracağız. Şunu söylemeliyim, Kürtleri vurmaları durumunda da Türkiye’yi ekonomik açıdan yıkama uğratacağız. 20 millik bir güvenli bölge olacak, aynı şekilde Kürtlerin de Türkiye’yi provoke etmelerini istemiyoruz”. Tekrar edelim, tweette bizi ilgilendiren kısmı şu ki, “Kürtleri vurmaları durumunda da Türkiye’ye ekonomik açıdan yıkama uğratacağız”. Gerçi bu açıklama gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Danışmanı İbrahim Kalın tarafından, gerekse Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yanıtlandı. Dolar kuruna baktığımızda bu açıklamanın vahametine uygun bir yükseliş kurda olmadı, en azından 13 Ağustos 2018 tarihinde 7 lira 20 kuruşu gördüğü gibi bir sıçrama olmadı dolar kurunda, 5 lira 50 kuruş civarlarında seyrediyor dolar kuru. Ama biz bu haftaya, bir tarafta cari açık bir tarafta da sanayi üretimdeki gerileme ve onun üzerine de Amerikan Başkanı Donald Trump’ın bu tehdidiyle başlamış olduk.

Bakın geçen haftaki ilk programda tabloyu şöyle özetlemiştik, genel tabloyu bir hatırlatalım:

-İşte kamunun ve özel sektörün toplam borcu Türkiye’nin 448 buçuk milyar dolar.

-Enflasyon 2018 yılı sonu itibariyle tüketici fiyatlarında yüzde 20.

-Efendim büyümemizde bir daralma var yine en son TÜİK açıklamasına göre 2018 yılının ikinci çeyreğinde büyüme yüzde 1,6 oranında oldu. Buraya nereden geldik? İlk çeyrekteki 7,3; ikinci çeyrekteki 5,2’den giderek daralıyor ekonomimiz.

-OECD ve IMF, Türkiye’yle ilgili tahminlerini revize etmek zorunda kaldılar 2018 için. 3,2 diyor OECD, IMF 3,5. 2019 içinse her iki uluslararası kuruluş da 0,5-0,4’lük büyümelerden söz ediyorlar.

-3 milyon 750 bin vatandaşımız resmen işsiz, genç işsizlerimizin oranı yüksek yüzde 21,6.

-Konkordatolar aldı başını gitti denilebilir. Ticaret Bakanlığına 846 şirket geçen konkordato ilan etti. Hürriyet Gazetesi yazarı Erdal Sağlam’ın geçen hafta yazdığına göre ise 1549 şirket.

Şimdi efendim, bu tablo karşınızda bakınız siyasi iktidarın sürekli tekrarladığı iki şey var: “Türkiye dünyanın en büyük 17. ekonomisi”, ikincisi “Türkiye bölgede oyun kurucu”.

Hanımefendiler, beyefendiler,

Borcumuz çok paramız yok! Az önce size aktardığım veriler gösteriyor ki hızla bir ekonomik krizin içine yuvarlanıyoruz. Büyük ekonomi olmakla, büyük ekonomik güç maalesef olunamıyor. Paranız yoksa, bırakın oyun kurucu olmayı oyuna almıyorlar sizi. Mevcut düzeni sürdürmek için dahi borçlanmaya ihtiyacınız varsa zaten borçlu olduğunuz ve bir de yeniden borç istediğiniz mahfillerle kavga etmek çok akıllıca bir iş olmasa gerek. Camdan evde oturan komşusuna taş atarken iki kere düşünmek zorunda. Herhalde bu ülkede hiç kimse yarın işsiz kalmayı, aç ve açıkta kalmayı, bu kış günlerinde soğuktan titremeyi, her sabah belirsiz bir geleceğe uyanmayı istemez. Ama bu karanlık gelecekten de onu görmezden gelerek, onu duymazdan gelerek ve ondan söz etmeyerek kurtulmamız mümkün değil. Lafla peynir gemisi yürümüyor, hamasetle gerçekler maalesef ötelenemiyor.

Şimdi efendim görev ülkeyi yönetme sorumluluğunu sırtlananlarda, önce onlar harcamalarını kısmalılar. Önce devlet tasarruf etmeli, önce siyasi iktidar örnek olmalı. “İtibardan tasarruf olmaz” lafı pazardan soğan patates alamayan vatandaş için boş bir laftan öteye gitmiyor. Harcamadan tasarruf etmekle itibar kaybedilmez efendim. Öte yandan “düşmanlarımızı kahredeceğiz” lafıy ise bebeğine mama alamadığı, bez alamadığı için, bunu alacak para bulamadığı için kahrolan annenin babanın bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor. İçerideki enflasyon canavarı dışarıdaki hayali siyasi canavardan çok daha tehlikeli bir hale geldi. Bir laf vardır bilirsiniz “Satranç bittiğinde şahı da veziri de piyonları da aynı kutuya koyarlar” derler. Oyun kurucu olalım derken bir bakmışız hepimizi aynı kutuya koymuşlar, paketlemişler.

Şimdi karamsar bir değerlendirme oldu ama ne yazık ki bana göre gerçek de bu. Bunlar iyi günlerimiz! İktidar sahipleri samimi uyaranlara kulak verirlerse bu sıkıntılı günler atlatılır. Yoksa duyacağımız tıkırtı, ekonominin düzgün dönen çarklarından gelen tıkırtı değil, boş mutfakta cirit atan farelerin ayak seslerinden gelen tıkırtı olacaktır.

İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus