Kemal Can ile “5 Soru 10 Cevap” (24): Beka Davası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Devlet Bahçeli geçtiğimiz cumartesi günü Twitter’da bir paylaşımda bulundu: “Beka, tasarlanmış bir propaganda kavramı, dönemsel ihtiyaçlara cevap veren bir söylem aparatı, içi dolmamış/doldurulmamış bir ifade aracı, gerçeklerin maskelendiği hamaset sığınağı değildir. Aksi iddialar ise tamamıyla hezeyandır.”

Kemal Can bu haftaki programında Bahçeli’nin tweeti üzerine “beka sorunu” söylemini şu sorular üzerinden ele aldı:

Beka söylemi neden bu kadar yoğun ve yüksek dozda kullanımda?

Beka tasarlanmış bir propaganda kavramı mıdır?

Beka dönemsel ihtiyaçlara cevap veren söylem aparatı mıdır?

Beka, içi doldurulmamış bir ifade aracı mıdır?

Beka, gerçeklerin maskelendiği hamaset sığınağı mıdır?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar bugün beka davasını konuşacağız. Çok yeni bir kavram değil ama herkesin fark ettiği gibi özellikle iktidar sözcülerinin aşırı kullanımına maruz kalıyor ve bu anlamda güncelleşmiş durumda. 

Beka söylemi neden bu kadar yoğun ve yüksek dozda kullanımda?

Beka davasının asıl sözcüsü uzunca bir süredir MHP ve aslında doğrudan Devlet Bahçeli. 31 Mart seçimlerinin önemini anlatırken kurduğu strateji zaten bu beka davası üzerine kuruluydu. Cumhur ittifakının mevcudiyetini de büyük ölçüde bu tez üzerine kuruyor. Dolayısıyla, beka davasını meselesini konuşmak demek, iktidar adına MHP’nin belirleyiciliğini ve sözcülüğünü de konuşmak demek. Beka davası meselesi daha önce de gündeme geldi. 7 Haziran 1 Kasım 20115 dönüşümünün peşinden 15 Temmuz, ardından referandum ve seçimlerde temel temalardan biriydi.  Bugün çok daha yoğun gündemde, çünkü iktidarın kurduğu savunma stratejisinde beka davası hiç olmadığı kadar kritik bir öneme sahip. İki açıdan; birincisi, iktidarın taşıyıcı ve mecburi ortağı olan MHP’nin söylem düzeyinde de, etki düzeyinde de belirleyiciliğini tanımlayan bir kavram olduğu için. 

İkincisi de, iktidarın seçmenini konsolide etmek için, ki bunu geçtiğimiz hafta Erdoğan da işaret etti, “konsolidasyonu korumak zorundayız” dedi. Dolayısıyla bu konsolidasyonu korumanın sihirli formülü olarak da beka davası aşırı yoğunluklu ve yüksek dozda tekrar tedavüle girdi. Çünkü propaganda da, reklamda da bilinen bir gerçektir; ya yeni bir şeyi dolaşıma sürerken çok fazla tekrar ederek onu kafalara yerleştirmek istersiniz ya da etkisi zayıflamış artık söylendiği anda büyük etki yaratmayan şeylerin tekrarla etkisini büyütmeye çalışırsınız. Bahçeli attığı bir tweetle, beka ne değildir anlatmış. Aslında bunları 4 soru yaparak tartışabiliriz. 

Cümle şu; “Beka tasarlanmış bir propaganda kavramı, dönemsel ihtiyaçlara cevap veren bir söylem aparatı, içinde dolmamış bir ifade aracı, gerçeklerin gölgelendiği bir hamaset sığınağı değildir. Aksi iddialar tamamıyla hezeyandır.”  

Beka tasarlanmış bir propaganda kavramı mıdır?

Beka kavramının bir toplumsal-siyasal geçmişi var bu ülkede. Bu toplumun ve Türkiye siyasetinin genetik kodlarına işlemiş özellikle sağ popülist dilde çok net ifade edilen, seçmende de siyasetçide de sembol karşılıkları olan bir mesele.  Çünkü, beka davası bilindiği gibi Osmanlı’nın son dönemindeki dağılan imparatorluğun temel toplumsal siyasal reaksiyonunu biçimleyen ruh halini ortaya koyuyor. Böyle bir kavramsal derinliği var. Yani aslında döneme ilişkin değil, neredeyse birkaç yüzyıllık bir temel refleksin adı beka davası. Ama bu işin sahiciliği ya da geçmişi olması bir propaganda kavramı olmasını engellemiyor. 

Türkiye’de özellikle son 5-6 yıldır -belki biraz daha geriye götürebiliriz- AKP iktidarının savunma üzerine kurulmuş iktidar stratejisinin bir parçası beka davası. Son yıllarda ve şimdi, ülkenin bekası ile iktidarın bekasını eşitleyen bir pozisyon oluştu. Bu, güncel bir propaganda aracı. İktidarın bekasını memleketin bekası ile ilişkilendiren ya da eşitleyen bir özel propaganda faaliyeti.  Bahçeli’nin söylediği gibi beka davasının bir geçmişi, bir sahiciliği olabilir ama bugün kullanımı itibariyle basbayağı propaganda kavramı olduğunu söyleyebiliriz. 

Beka dönemsel ihtiyaçlara cevap veren bir söylem aparatı mıdır?

AKP’nin ilk döneminde -2010’a kadar götürülebilir- beka davası, ülkenin bölünme tehlikesi, batılı düşmanlar, emperyalizm, ekonomik kuşatma gibi kavramların itibarsızlaştığı, geçmişe ve “derin devlete” ait negatif meseleler olarak işaret edildiği günler yaşadık. MHP’nin temsil ettiği milliyetçiliğin bile ayaklar altına alındığı kullanıldığı bir dönem geçirdik. Bu dönemdeki hamaset temaları ya da beka davasına ilişkin bütün hatırlatmalar bir takım geçmişe ilişkin siyasi meseleler olarak gündeme getiriliyordu. Ama ne oldu daha sonra? AKP’nin “bu geçmişten kurtuluyoruz, ayak bağlarımızdan kurtuluyoruz, dünya ile bütünleşiyoruz, dünya ekonomik sistemi ile entegre oluyoruz, batıya açılıyoruz hikayesi büyük ölçüde bittiğinde; bu hikayenin sürdürülemez olduğu ortaya çıktığında yeni bir stratejisi kurulma ihtiyacı ortaya çıktı ve bu da çok bildik eski devlet reflekslerinin üstlenilmesi ve devamı oldu. 

Yeni ittifaklar buna göre biçimlendi. 2015’ten sonra bunu çok net biçimde gördük. Zaten daha sonra da cumhur ittifakı tablosu ortaya çıktı. Burada mesela ilginç bir nokta;  yine o geçmişte ayaklar altına alınan milliyetçilikle MHP bir yandan da temel devlet reflekslerini temsil ettiği için CHP  bir tür eskimiş devlet aklını ve siyaset aklını temsil etmekle suçlanıyorlardı ama şu anda ilginç biçimde MHP bir iktidar ortağı neredeyse söylemi tamamen kuran bir iktidar ortağı buna karşı CHP devlet çıkarlarının en dışındaki hatta artık yeni söylemde düşmanlaştırılmış güruha dahil edilen bir siyasi aktöre dönüştü. Dolayısıyla bir dönemsel ihtiyaçlara karşılık gelen söylem aparatına dönüştüğünü söyleyebiliriz beka davası söyleminin. 

Beka içi doldurulmuş bir ifade aracı mı?

Beka davasının ve ruh halinin elbette bir düşmanlar tarifi var. Bu düşmanlar, ülkenin varlığına kast etmiş her türlü dış mihrak ve onların içeride olduğuna inanılan uzantıları. Bir de bunun kültürel bir tarafı var: özellikle din teması üzerinden kurulan batı karşıtlığı, haçlılar endişesi ya da kültürel tehditler dünyası var. Dinsel motifler, bir takım milliyetçilik temaları ile bir tür kabalaştırılmış anti-emperyalizm içeren ulusalcı sol temalarını da buna eklemek mümkün. Beka davasının sürekli yanında taşıdığı Türkiye’nin düşmanları çantası var. Ama bugün özellikle içerideki beka tahdidi meselesinin abartı dozunun çok büyüdüğünü görüyoruz. Çünkü HDP’liler zaten dahil edilmişti ama giderek pazarcı esnafının da hatta giderek CHP’lilerin de ülkenin içeriden çökertilmesi için bütün dış şer odaklarıyla işbirliği içinde olmakla suçlandığı görülüyor. Aslında siyasi rolleri de olmayan bakanların ağzından bunlar söyleniyor. Beka davasının muarızları cephesi, düşman cebi büyütülüyor. İçerisine CHP seçmeni de olan diğer %50, kutuplaşmanın diğer tarafının tamamının beka davasının karşıtı olduğu gibi bir algı yaratılıyor. 

Bu genişletme ve herkesi düşmanlaştırma, elbette içi doldurulması ya da ikna edilmesi zor bir tablo yaratıyor. Çünkü, bu ülkenin yarısının diğer yarısının hain olduğuna inandırılması hiç de kolay değil. Siyaseten buna itiraz etmiyor olabilirler ama buna gerçekten inandırmak çok kolay değil. İç düşmanlar açısından içini doldurmak zor olduğu gibi dış düşmanlar açısından da çeşitli tutarsızlıklar cereyan ediyor. Bir yandan Türkiye’ye ekonomik olarak diz çöktürmeye çalışan, büyük bir saldırı içerisinde olduğu inanılan Trump, en yakın siyasi lider ya da stratejik ortak olmaya devam ediyor. Seçimden sonra ilk görüşülecek bir dost, çok önemli insan olarak ifade ediliyor. Ekonomik krizin sebebi düşmanlarla ekonomik ilişkileri geliştirme anlamında hiçbir problem yaşanmıyor. Anti emperyalizm söylemi hiçbir ekonomik hamle için karşılık üretmiyor, bu alana hiç dokunulmuyor. Uluslararası sermayenin Türkiye’deki faaliyetleri artarak devam ediyor, beka tartışmaları sürerken. Dolayısıyla, hem içeride hem dışarda içi doldurulmamış ve büyük tutarsızlıklarla yürüyen bir ifade beka davası.

Beka gerçeklerin maskelendiği hamaset sığınağı mı?

Krizin bütün göstergeleri ve kamuoyu anketlerindeki tablo, giderek ekonomik kaygıların büyüdüğünü, belirleyiciliğin arttığını gösteriyor. Siyasi endişelerin ya da güvenlik, beka davası gibi soyut tehditlerin yerine, yaşanmakta olan problemlerin siyasette daha belirleyici olmaya başlayacağına dair işaretler artıyor. Dolayısıyla, burada bir maskeleme ihtiyacının ortaya çıktığı ortada. Zaten Bahçeli’nin de, daha önce Erdoğan’ın da “patlıcan, biber meselesi çok önemli değil yarın onu ucuzlatırız, asıl memleket meselesi önemli” sözleriyle, yaşananları görünmediğini iddia ettikleri daha büyük bir problemle örtme ya da öncelik sırasını değiştirme hamleleri yaptıklarını görüyoruz. İktidarın bekası ile ilgili endişenin en çok iktidarda oluşmaya başladığını görüyoruz. Yani Erdoğan’ın söylediği “konsolidasyonumuzu korumamız gerekir, Bahçeli’nin söylediği “aman beka çok önemli başka her şey önemsiz” benzeri sözler, hem gündemi belirleme ve kontrol etme açısından, hem de kendi pozisyonlarını açıklama açısından iktidarın bir beka meselesi ile yüz yüze olduğunu düşündürüyor bize.

Çünkü, gerçek verilerle daha iyi şartlar ya da problemlerin nasıl düzeltileceğine dair projeler, geleceğe dair umutlar ortaya koyamadığınızda, yani yeni bir hikaye kuramadığınızda, geçmiş endişeler ve hamasetten başka bir şey kalmıyor elde. Beka meselesinin biraz altı boş bir hamaset söylemi haline gelmesi, hedefi, öznesi belirsiz bir büyük korku heyulası ile yaşananı perdelemek ihtiyacı ile ilişkili. Bu hamaset barajı, öncelikli olarak dış politika meselelerinde de muhalefeti de zaman zaman kuşatan bir işlev görüyor. Yani, sadece kendi seçmenini hamasetle kontrol etmek, gaza getirmek değil, muhalefetin muhalefet yapma imkanlarını da hamasetle perdelemek mümkün oluyor. Ekonomik krizin ilk günlerinde de yaşandı. Türkiye bir ekonomik saldırı altında, dolayısıyla bu konuda muhalefet etmek ihanettir tezi ile bu krizin ismi konularak bir hamasetle baraj kuruldu. Dolayısıyla, bu hamasetin yayıldığı ve sessizce kabul gördüğü çevreler biraz muhalefet cebine de yayılabiliyor. Hamasetle, gerçekleri kapatmak, gerçekleri değiştirmek, yeni bir gerçeklik algısı yaratmak yanında, gerçeklerin ortaya çıkmasıyla ilgili de bir baraj oluşturuyor. Bu yüzden de kullanışlı bir hamaset sığınağı olarak işlev görüyor beka davası.

Muhtemelen seçime kadar çok duyacağımız beka davasını konuştuk bu hafta. 

Tekrar iyi haftalar. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus