Ruşen Çakır yazdı: Kılıçdaroğlu’na saldırı ve sakinliği muhafaza etmenin önemi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’nın Çubuk ilçesinde saldırıya uğraması bizlere çok şey söylüyor. Öncelikle Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun diyerek saldırı hakkında üç noktaya dikkat çekelim:

1) Görüntülerden, hiç de kendini kaybetmiş bir güruhun Ankara Valiliği açıklamasındaki gibi “müessif bir protestosu”yla değil, önceden planlanmış çirkin bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

2) Böylesine bir saldırının önceden haber alınamaması ve başladıktan sonra da kolayca engellenememesi ise hiç anlaşılmıyor. 

3) Bu tür güruhlar, yakın tarihimizdeki bol miktarda örnekte görüldüğü gibi, kendilerini güvenli hissetmezlerse böylesi saldırılara kalkışmazlar. Gerek saldırı sırasında, gerekse sonrasında başlarına pek bir şey gelmeyeceğinden emin olarak hareket ederler. Bakalım bu saldırının hesabını devlet faillerinden gerçek anlamda sorup bizi şaşırtacak mı!

Elverişli siyasi zemin

Çubuk saldırısı için ülkedeki siyasi zeminin epey elverişli olduğunu söyleyebiliriz. Bu zemini iki ayrı dönemde ele almak gerekiyor:

  1. Yerel seçimler öncesi iktidar bloğu, yani AKP ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı kampanyasını neredeyse sadece “beka sorunu” üzerine inşa etti. Bu bağlamda Millet İttifakı’nı oluşturan CHP ve İYİ Parti, hatta onlara yakın duran SP bile, PKK, FETÖ ve benzeri örgütlerle işbirliği içinde olmakla itham edildi. Özellikle HDP’nin Batı’daki büyükşehirlerde aday göstermeme kararı ardından CHP’ye ve lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik suçlamalar en üst düzey isimlerden, oldukça açık ve sert bir biçimde dile getirildi.
  2. Yerel seçim sonrası ise iktidar koalisyonunun özellikle İstanbul sonuçlarını kabul etmeme ısrarı ve bu yönde yapılıp söylenenler nedeniyle gerilim ortadan kalkmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı” çağrısı özellikle seçimden galip çıktıklarını düşünen muhalefete ikna edici gelmedi. Nitekim iktidara yakın bazı isimler ve yayın organları Hakkari’deki şehitlerin sorumlusu olarak muhalefeti, hatta Ekrem İmamoğlu’nu göstermekte tereddüt etmediler.

Muhtemel siyasi sonuçlar

Çubuk saldırısı akıllara hemen 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrası atmosferi getirdi. O tarihte de AKP ciddi bir seçim yenilgisi almış, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan koalisyon hükümetine izin vermeyip ülkeyi 1 Kasım’da yeniden seçime götürmüştü. Ve bu zaman dilimi Türkiye’nin terör saldırılarına en çok maruz kaldığı kara bir dönem olarak tarihe geçmiş, ardından AKP yeniden tek başına iktidara gelmişti.

Soruları şöyle sormak lazım:

  1. Çubuk saldırısı YSK’nın bu hafta vermesi beklenen İstanbul kararını nasıl etkiler?
  2. YSK’nın 2 Haziran’da İstanbul seçimini yenileme kararı alması halinde ülkedeki gerginlik tırmanır mı?
  3. Gerginliğin tırmanması halinde sonuç ne olur?

Sakinliği muhafaza etmek

Bu sorulara başkaları da eklenebilir ancak 4 yıl içinde başta iktidar ve muhalefet yapıları olmak üzere çok şey değişti. Özellikle de 31 Mart’ta gördüğümüz gibi muhalefet, iktidarın bütün gayretlerine rağmen sakinliğini muhafaza ederek ciddi bir başarı elde etti.

Eğer muhalefet her türlü kışkırtmaya rağmen sakin ama sandıktan aldığı güçle kararlı bir şekilde ileriye doğru bakar ve yürümeye devam ederse bu soruların pek bir anlamı olmayacaktır.

Çubuk saldırısı, 31 Mart’ın mağluplarının, Türkiye’de bir dönemin kapanmasını istemeyenlerin son çabalarından biri olarak görülmeli. Çoktan eskimiş “yeni Türkiye”nin bu tür bildik yöntemlerine karşı “yepyeni Türkiye”nin dili, söylemi ve davranışlarını geliştirmek ve bunları hayata geçirmek gerekiyor.

31 Mart’ta bu yapıldı, bundan sonra da yapmak, 31 Mart’ın sağladığı moral üstünlükle çok daha kolay olacaktır. Nitekim Çubuk saldırısıyla neredeyse aynı saatlerde yapılan İstanbul Maltepe Mitingi’nin kazasız/belasız tamamlanması provokasyonlara gelmemenin hiç de zor olmadığına taze bir örnek.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar