Ekonomi Tıkırında (17): Memleketin hali iyi değil

Sedat Pişirici Ekonomi Tıkırında’nın 17.bölümünde Türkiye’nin IMF ile olası bir anlaşmanın peşinde olduğu söylentilerini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Tuğba İçer

İyi günler, iyi haftalar. 

Yeni bir haftanın başında, Türkiye ekonomisinde işler tıkırında mı, değil mi bakmak için yine karşınızdayım. Bu haftaya bendeniz şahsen pek sağlıklı başlayamadım, o yüzden program sırasında aksıracak tıksıracak olursam şimdiden özür dilerim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hafta sonu partisinin Ankara-Kızılcahamam’da gerçekleştirdiği 28. istişare ve değerlendirme toplantısında konuştu. Bir ülkede iktidardaki partinin genel başkanı, ülkenin cumhurbaşkanı konuşuyorsa o ülkeyle ilgilenenler de elbette o konuşmaya kulak verirler. Konuşmada yerli yabancı ekonomik karar alıcıları ilgilendirecek bölümler şöyleydi, dedi ki Erdoğan: “Bu yılın ilk çeyreğinde ekonomide dengelenme devam etti. Göstergelere baktığımızda tüm verilerin artık olumlu bir yönde yükselişe işaret ettiğini görüyoruz. Güven endekslerinden, sanayi üretimine ve kapasite kullanım oranlarına kadar her konuda müsbet haberler de geliyor.’’

Belli ki Türkiye İstatistik Kurumu’nun bu sabah açıkladığı Ekonomik Güven Endeksi bilgileri dünden Erdoğana ulaştırılmış çünkü o her ne kadar “güven endekslerinden müsbet haberler geliyor” dese de kazın ayağı pek öyle değil. Ekonomik Güven Endeksinin seviyesi 84,7. Bu seviye geçen ay 81,9’du. Buna bakarak “güven yükseldi, güven arttı, artıyor” denilebilir. Gel gelelim Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi açıklamasının sonunda şu söyleniyor: Ekonomik Güven Endeksi’nin 100’den büyük olması, genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösterir.” Endeks 100’den küçük 84,7 seviyesinde.

Erdoğan konuşmasının devamında şöyle söylüyor: “Şimdi önümüzde seçim gerilimi yaşamayacağımız dört yılı aşkın bir süre bulunuyor. İhtiyacımız olan yapısal dönüşümleri birer birer hayata geçirmekte kararlıyız. Geçtiğimiz 17 yıldaki tecrübelerimiz bize önümüzdeki dört yılda çok büyük başarılara imza atabileceğimizin güvenini veriyor. Esasen ekonomide son 9,5 ayda yaşananlar ülkemizin ekonomik gerçeklerinden kaynaklanmış da değildir. Bir dönem sınırlarımıza atılan füzeler bombalar, sıkılan kurşunlar ne ise son aylarda ekonomimize yapılan saldırılar da aynıdır.’’ 

“Hatta” diyor Erdoğan, “Bir ay öncesinde de benzer girişimler oldu. Hemen tedbirlerimizi alıp, kimse farketmeden önünü kestik. Silahlı ve diplomatik teröre nasıl teslim olmadıysak, ekonomik teröre de teslim olmadık, olmayacağız.’’

Bir ricası var Erdoğan’ın yatırımcılardan, iş dünyası temsilcilerinden ve vatandaşlardan, diyor ki: “Biz bu ülkede yatırımcımızın girişimcimizin karşımızında değiliz ama bu milletin karşısında olanlar da bilsinler ki onlar da bizi karşılarında bulurlar. Her türlü desteği veren biziz, ülkelerimizin teşvik bölgelerini onların emrine veren biziz -kimse bu “onlar”-, altı ayrı bölgede her türlü desteği bu güne kadar verdik veriyoruz, bundan sonra da vereceğiz ama kalkıp da fırsatçılığa girişirlerse orada kusura bakmasınlar. Gelin kararlarımızı başkalarının bizimle ilgili niyetlerine göre değil, kendi hedeflerimize, kendi ihtiyaçlarımıza kendi çıkarlarımıza göre verelim.”

Erdoğan bunları söylerken memlekette enflasyon %20, işsizlik %15 oranında. Kişi başı yıllık gelir 10 bin doların altında, gösterge faiz %21, iç borç 600 milyar liradan fazla, dış borcumuz 446 milyar dolar. Akaryakıtın litresi 7 lira, dolar 6 liraya dayanmış neredeyse, 5 lira 94 kuruş. Euro 6 lira 63 kuruş, bankalardaki mevduatımızın yarısı döviz. Türkiye’nin risk primi 460; bu seviye 2018 yılında, bir yıl önce 360’dı. 

Efendim tablo bu iken, partililerinizin önünde konuşup, ekonominin aktörlerini itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz, iş dünyasını itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz, ana muhalefet partisini itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz, Meclis’in üçüncü büyük partisini şeytanlaştırmaya çalışıyorsunuz. Bakınız kızgın demir böyle soğumaz. Ne demişti Erdoğan 18 Nisan 2019’da Memur-Sen’in genel merkez hizmet binasının açılışında yaptığı konuşmada: “Dönem kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir.’’

Bu konuşmadan bir hafta sonra Cumhuriyet Gazetesi’nin eski çalışanlarının bir bölümü yeniden cezaevine gönderiliyorsa kızgın demir soğumaz. O eski Cumhuriyet çalışanlarından Orhan Erinç, Hakan Kara ve Musa Kart, sırf yargılandıkları tarihten önce hakkında FETÖ soruşturması yürütülen turizm şirketi ETS Tur’a telefon açtıkları, oradan seyahat satın aldıkları için FETÖ’cü olmakla suçlanıp, bir de bu nedenle hüküm giyerken; o tarihte de şimdi de ETS Tur’un sahibi olan Mehmet Ersoy şu anda Erdoğan hükümetinin Turizm Bakanı ise kızgın demir soğumaz. Kucaklaşmak birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinlemek istiyorsanız, mesela saldırıya uğrayan ana muhalefet partisi liderini bizzat ziyaret ederek geçmiş olsun dileğinizi iletecekseniz. Kucaklaşmak birlik ve beraberliğinizi yeniden perçinlemek istiyorsanız mesela Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacak

dediklerine kulak vereceksiniz. Kucaklaşmak birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinlemek istiyorsanız mesela sırf barış istedi diye, barış bildirisine imza attı diye, KHK ile üniversiteden uzaklaştırılan, işsiz güçsüz, parasız pulsuz bırakılan akademisyenleri görevine iade edeceksiniz. Kucaklaşmak birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinlemek istiyorsanız yurttaşları kutuplaştırmaktan vazgeçeceksiniz. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bakın bu gün Suriyeli komşularımızın iç savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınmalarının sekizinci yıldönümü. 29 Nisan 2011’de, Türkiye’ye ilk 252 Suriyeli girmişti, şimdi Türkiye’deki Suriyeliler’in sayısı 3 milyon 600 bini aştı. 5 Eylül 2012’de Erdoğan “En yakın zamanda Şam’a gidip Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyordu, bugün Suriyeliler Türkiye’nin camilerinde namaz kılıyor.

Devlet adamı öngörülü olmak zorunda, devlet adamı ciddi olmak zorunda, devlet adamı lafının arkasında durmak zorunda, devlet adamı samimi olmak zorunda, devlet adamı inandırıcı değil inanılır olmak zorunda, devlet adamı güvenlikçi değil güvenilir olmak zorunda. Bir yerel seçimi geride bıraktık, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin büyük şehirlerde yenildiği ortada. Eğer önümüzde seçimsiz dört yıl var diyorsanız, eğer bu dört yılda ekonomiye odaklanacağız diyorsanız İstanbul sonuçlarını hala zorlamanın, seçimi Yüksek Seçim Kurulu’ndan çevirmeye çalışmanın bir alemi yok. Neden? Çünkü bir ekonomik kriz içindeyiz. Kriz yönetiminin iki temel kuralı vardır: Bir, krizi kabul edeceksiniz. İki, krizden etkilenen kitle ile güvenilir, dürüst, ilgili, duyarlı bir iletişim kuracaksınız. Öyle “Türkiye ittifakı” diyerek kaçamak yollara sapmayacaksınız. Ama eğer sapıyorsanız, Türkiye ittifakı kurmak istiyorsanız, Türkiye’nin AKP-MHP seçmeninden, iktidarınızı destekleyen medyadan, iktidarınızı destekleyen iş dünyasından, iktidarınızı desteleyen kamu görevlisinden ibaret olmadığını kabul edeceksiniz. Türkiye ittifakı kurmak istiyorsanız, açık olacaksınız, şeffaf olacaksınız, adil olacaksınız. Türkiye ittifakı kurmak istiyorsanız demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, insan haklarından yana olacaksınız.

Bizim İstanbul’da duyduklarımızı Ankara’dakiler de duyuyordur elbette. Deniyor ki “IMF’ye gidecekler ama bunu seçmenlerine nasıl anlatacaklarını bilemiyorlar”. Deniyor ki IMF, “Size para vermeyiz yanınıza güvenilir bir ortak alın da gelin” demiş. Deniyor ki IMF “Bir büyük koalisyon kurun, ekonomi yönetimini de muhalifinize teslim edin” demiş. Deniyor ki “bu yüzden Türkiye ittifakı lafları edilmeye başlanmış” ve deniyor ki “bu amaçla bir kez daha istikşafi görüşmeler başlamış”. Eğer öyleyse şahsi siyasi ikballerini bir yana bırakıp, memleketin gerçek bekası adına aradıklarını bir an önce bulmalarını dilerim çünkü Süleyman Demirel’e atfedilen bir söz vardır: “Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz, iyidir derim, iki kelimeyle anlatın derseniz iyi değildir’’ demiş. 

Memleketin hali iyi değil efendim, iyi günler. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar