Ekonomi Tıkırında (23): İstanbul Türkiye değildir

Ekonomi Tıkırında’da Sedat Pişirici, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kaynaklarının ve imkanlarının, İstanbul’un ve Türkiye’nin ekonomisini düze çıkarıp çıkaramayacağını değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Zeynep Duru Güzelil

İyi günler, iyi haftalar. Uzun bir bayram tatilinin ardından Ekonomi Tıkırında’nın yeni bir bölümünde karşınızdayım. Bakalım memleket ekonomisi tıkırında mı, işlerimiz tıkırında mı, değil mi. 

Geçen Ekonomi Tıkırında’da “Ekonomik krizi takdimimizdir” demiş ve memleket ekonomisinin resmen resesyonda olduğunu söylemiştik. Neydi mevzu: Art arda iki çeyrekte ekonomi küçüldüğü zaman teknik olarak bunun adına resesyon deniyor. 2018 yılının son çeyreğinde Türkiye ekonomisi % 3 küçülmüştü. 2019’un ilk çeyreğinde de ekonomi, % 2,6 oranında küçüldü. Bu da bir resesyona tekabül ediyor. 

Enflasyonumuz neydi? Yine geçen hafta mayıs ayı enflasyonuna bakmıştık, tüketici fiyatlarında %18,71, üretici fiyatlarında % 28,71’lik bir oran görmüştük. Gıda enflasyonu ise yüzde 28,44 oranındaydı. Son işsizlik verimiz, Şubat 2019’a ait % 14,7. Bu da resmi olarak 4 milyon 730 bin kişinin işsiz olduğu anlamına geliyor. Kişi başı yıllık gelir memlekette 10 bin doların altında uzunca bir süredir. 8 bin 500 dolar civarında bir milli gelirimiz var kişi başı. Gösterge faize baktım biraz önce buraya oturmadan, % 22,9 oranındaydı. Dolar 5 lira 77 kuruş seviyesinde, euro 6 lira 53 kuruş. Memleketin 600 milyardan fazla iç borcu, 446 milyar dolar seviyesinde de dış borcu var. Bankalardaki mevduatımızın yarısı döviz. Türkiye’nin risk primi 480’in üzerinde, 486 civarında. 

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun 6 Mayıs’ta aldığı bir karar ile iptal edildi. Ve sadece bu seçim, İstanbul’da sadece büyükşehir belediye başkanlığı seçimi 23 Haziran’da tekrar edilecek. Gerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş büyükşehir belediye başkanı ve 23 Haziran’da tekrar belediye başkan adayı olan Ekrem İmamoğlu, gerekse Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın vaatlerine baktığımızda, seçimin sanki İstanbul Büyükşehir Belediyesi için değil de Türkiye Cumhurbaşkanlığı için yapılıyor olduğuna kanaat getirebilirsiniz. 

Gerçekten, Türkiye’yi bilmeyen, İstanbul’u bilmeyen, bu seçimle ilgili çok da bilgisi olmayan birisine hem İmamoğlu’nu hem Yıldırım’ı dinletsek, seçimin Türkiye için yapılan bir seçim olduğunu zannedebilir. Bunda şu algının da etkisi var şüphesiz: Her ne kadar Türkiye siyasi tarihinde ilk ve tek de olsa, Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’te kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından önce başbakanlığa, ardından cumhurbaşkanlığına kadar uzanmış olması ve cumhurbaşkanı olduktan sonra da Türkiye’nin yönetim sistemini değiştirmeyi başarması. Eskiden esprisi yapılırdı, askeri liseye giren bir çocuk general olmaktan ziyade bir gün Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmayı hayal eder diye. Uzunca bir süredir de Türkiye’de belediye başkanı olanların aslında sistem değişmeden önce başbakan, sistem değiştikten sonra cumhurbaşkanı olma hayalleri kurduğu söylenebiliyor. Dedim ya, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan başlayarak başbakanlığa ve cumhurbaşkanlığa kadar uzanması da, yeni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olacak şahsiyetin -adaylardan, partilerden bağımsız olarak söylüyorum- cumhurbaşkanı olabileceğine delalet sayılabiliyor kimi çevreler tarafından. Bu Binali Yıldırım için geçerli olabilir mi? Kendisi memleketin son başbakanı, bu adaylıktan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olursa eğer 23 Haziran’da seçimi kazanıp, Binali Yıldırım gözünü cumhurbaşkanlığına diker mi, onu bilemeyiz. O konuda zaten Adalet ve Kalkınma Partisi çevrelerinde söylenen bir şey yok. Ama Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanması halinde doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi rakibi olabileceğini söyleyen çok. Peki bu gerçekten öyle midir? İstanbul bu kadar etkili midir, İstanbul Türkiye midir, değil midir, biraz ona bakalım istiyorum. 

Türkiye’nin nüfusuna bakalım: 82 milyon 3 bin 882 kişi, 2018 yılı adrese dayalı sayım sonucuna göre. Aynı sayımın sonucuna göre İstanbul’un nüfusu ise 15 milyon 67 bin 724 kişi. Türkiye nüfusunun %18,4’ü İstanbul’da ikamet ediyor, diyelim ki 20, %80’i İstanbul dışında yaşıyor. İstanbul bu açıdan bir Türkiye sayılabilir mi, sayısal olarak sayılamaz. Ama deniliyor ki bu nüfusun içinde bir toplamı var, Türkiye’nin her yerinden, 81 vilayetin 80’inden insan İstanbul’da yaşıyor. Bu açıdan İstanbul, Türkiye’nin bir kopyası, Türkiye’nin kendine göre küçük bir örneği.

Türkiye’nin 2019 bütçesine bakıyorum: 1 trilyon 29 milyar 334 milyon 445 bin lira. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 bütçesi ise 23 milyar 800 milyon lira. Türkiye’nin bütçesi, İstanbul’un bütçesinin 40 katı hatta daha da fazla. Devlet Personel Başkanlığı’nın Mart 2018’de yayınladığı kamu personeli sayısına ilişkin verilere göz atıyorum: Türkiye’deki toplam kamu personeli sayısı 3 milyon 129 bin 324 imiş Mart 2018 verilerine göre. Aynı verilere göre bu 3 milyon 129 bin 324 kamu personeli içinde 212 bin 400’ü mahalli idarelerde, yani belediyelerde çalışanların sayısı. İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde kaç kişi çalışıyor, kesin bir veri bulamadım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinde var ise de çok iyi saklamış olmalılar, orada da göremedim. Ama üç aşağı beş yukarı 80 bin kişinin İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde çalıştığı söyleniyor. Sayıştay raporu var önümde, 2017 yılına ait. İstanbul Büyükşehir Belediye’sini denetlemiş Sayıştay. Oradaki bir bölümde diyor ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyon yapısıyla ilgili: Bir genel sekreterliği var, 7 genel sekreter yardımcılığı var, 25 daire başkanlığı var, 100 müdürlüğü var. İç Denetim Birim Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Yapı Koordinasyon Merkezi AYKOME, Ulaşım Koordinasyon Merkezi UKOME ve yanı sıra iki bağlı kuruluş İSKİ ve İETT artı 28 şirket İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni oluşturuyor. Karşımızda dev bir organizasyon var. Bu dev organizasyonun bütçesi, dediğim gibi 2019 yılı bütçesi, 31 Mart seçiminden önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Mevlüt Uysal tarafından açıklanan bütçesi, 23 milyar 800 milyon lira. İSKİ ve İETT’yi de buna kattığımızda İstanbul Büyükşehir Belediyesi toplam bütçesi 34 milyar lirayı buluyor. Büyük bir para, gerçekten büyük bir kaynak. Bu büyük kaynağı son 25 yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor. Elbette şimdi bu kaynağı yönetecek kişi ya da siyasal partinin değişmesi Türkiye siyasetini de etkileyecek. 

Türkiye siyasetini etkileyecek de, İstanbul Türkiye’yi kurtarır mı? İstanbul’un ekonomisi, Türkiye ekonomisini düze çıkartır mı? Hatırlarsanız yine hem burada, Ekonomi Tıkırında programında, hem açık oturumlarda 31 Mart seçimlerinden önce AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Binali Yıldırım’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla birlikte katıldığı, yanılmıyorsam Bayburtlular’la birlikte yaptığı bir sabah kahvaltısı progamında şunları söylediğini size anlatmıştım: Ne demişti Binali Yıldırım Bayburtlular’la sabah kahvaltısında, o saate kadar Türkiye’de ekonomik kriz olduğunu AKP’nin hiçbir sözcüsü kabul etmezken, “Ekonomik krizi aşmanın yollarından bir tanesi İstanbul’un ekonomisini düzeltmektir. İstanbul’un ekonomisini düzelttiğimizde Bayburtlu gençlere de iş imkanı sağlayacağız. İstanbul’un ekonomisini düzeltirsek Türkiye’nin ekonomisini de düzeltiriz” demişti. Gerçekten de programın adında “İstanbul Türkiye değildir” saptamasında bulunduğumuz gibi İstanbul’un ekonomisini düzeltmek Türkiye’nin ekonomisini düzeltmek anlamına gelebilir mi? Ya da İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı olan kişi, hangi siyasi partiden olursa olsun, İstanbul’un ekonomisini düzeltmek, İstanbullu’nun ekonomisini düzeltmek dolayısıyla Türkiye’nin ekonomisini düzeltmek, yola koymak gücüne sahip midir? Bence değildir.

Bence İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı, sadece İstanbul’un büyükşehir belediye başkanıdır. İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı, hangi partiden olursa olsun önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, belediyenin kendisinin ekonomisini düzeltmekle yükümlüdür, görevlidir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göz attım. Büyükşehir belediyesinin görev ve sorumlulukları bölümünde pek çok görev ve sorumluluk sayılıyor, ama hiçbirinde ne İstanbul’un ne de Türkiye’nin ekonomisini düzeltmek gibi bir görevi olduğunu yazıyor büyükşehir belediye başkanının. Açıkça yazdığı bir yer var: “Büyükşehir belediye başkanının görevi” diyor, “Beldenin ve belediyenin hak ve menfaatlerini korumak, belediyeyi stratejik bir plana uygun olarak yönetmek, belediyenin ekonomisini muhafaza etmek.” 

O zaman benim aklımda İstanbul’da yaşayan bir seçmen olarak şu geliyor: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olsa da Binali Yıldırım olsa da, İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı İstanbul’daki işsizler için istihdam yaratabilir mi ya da yaratmalı mıdır? İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı İstanbul’da, zaten tıklım tıkış olmuş bu kentte, yeni ekonomik faaliyet alanları yaratabilir mi ya da yaratmalı mıdır? İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı bunları yaparak Türkiye ekonomisini de etkilemeye, kurtarmaya muktedir midir? Böyle bir iktidar vermekte midir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, o başkanlığı yapacak olan insana? Elbette vermemektedir. Elbette İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Türkiye’yi, Türkiye ekonomisini, topyekun Türkiye’yi kurtaracak bir makam değildir. Öyle olsaydı, bu şehrin büyükşehir belediye başkanlığını yapan, oradan başbakanlığa, oradan cumhurbaşkanlığına uzanan Recep Tayyip Erdoğan, bu 25 yılın sonunda Türkiye ekonomisini resesyona sokmuş olmazdı. 

Dolayısıyla 23 Haziran’da oyunuzu şu partiye verirsiniz, bu partiye verirsiniz. Ama unutmayınız ki, kim olursa olsun İstanbul’un büyükşehir belediye başkanı ne Türkiye’yi kurtarabilir ne Türkiye ekonomisini kurtabilir. Türkiye ekonomisini kurtaracak olan, düze çıkaracak olan bambaşka bir siyasal anlayış, bambaşka bir siyasal kadro, bambaşka bir siyasal yaklaşımdır. Bugün Ekrem İmamoğlu’nun karşısında bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eski çalışanı Binali Yıldırım da, bu makama aday olmadan önce İstanbul’un bir ilçesinin belediye başkanı olan Ekrem İmamoğlu da hangisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olursa olsun, o makama geldikten sonra İstanbul’un ekonomisini, Türkiye’nin ekonomisini düze çıkaracak bir güce sahip olmayacaktır. 

Lütfen 23 Haziran’dan sonra hayal kırıklığına uğramamak için bunu bir kenara yazınız. Türkiye ekonomisinin düze çıkmasını, kendi ekonominizin tıkırında olmasını istiyorsanız, kurtuluşu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nda değil, başka yerlerde arayınız. 

İyi günler. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar