Ekonomi Tıkırında (42): İşte asıl gafiller

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Genel Müdürlüğü‘nün hazırladığı ve 22 Kasım 2019 Cuma günü Türkiye’nin camilerinde okunan hutbede Müslümanlar, maddi ve manevi sıkıntıları nedeni ile isyan ve intihar etmemeleri için uyarılarak tevekküle davet edildi. Sedat Pişirici, Ekonomi Tıkırında‘nın 42. programında, Türkiye’nin ekonomik verileri ışığında bu hutbenin gerçekliğini değerlendirdi, hutbede sözü edilen ayetlere karşılık Kur’an-ı Kerim’de dikkat çeken başka ayetler olduğunu da hatırlattı.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler, iyi haftalar. 

Bugün sizlerle biraz din ve ahlak sohbeti yapacağız. Türkiye’nin camilerinde her cuma Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan merkezî bir hutbe okunur. Geçen hafta 22 Kasım Cuma günü okunan hutbenin başlığı “Musibetler Karşısında Mümin Tavrı”idi. Hutbeyi gelin hep birlikte okuyalım: 

“Muhterem Müslümanlar!” diye başlıyor hutbe ve bir meselden bahsediyor: 

“Peygamber efendimiz bir gün, çocuğunun kabri başında feryat eden bir kadına rastladı. Acılı anneye, ‘Allah’a isyan etmekten sakın ve sabret’ diyerek nasihatte bulundu. Üzüntüsünden Allah resûlünü tanıyamayan kadın, ‘Bana karışma! Benim başıma gelen senin başına gelmedi ki!’ deyiverdi. Bir müddet sonra kendisine nasihat edenin resûl-ü ekrem olduğunu anlayınca peygamberimizin huzuruna gelerek özrünü beyan etti. Bunun üzerine rahmet elçisi, şu özlü tavsiyede bulundu: ‘Gerçek sabır, musibetin geldiği ilk anda gösterilen sabırdır.”

Hutbe devam ediyor: 

“Hayatın akışı içinde her birimizin yaşadığı zorluklar, çile ve kederler, maddi ve manevi sıkıntılar olması mukadderdir. Çünkü bu dünya, adı üstünde, ‘imtihan dünyası’dır.” “Başa çıkmak için uğraştığımız imtihanlardan çok daha fazlasını resûlullah yaşamıştır” diyerek peygamberin yaşadıklarını anlatıyor hutbe. 

Üçüncü bölümle devam ediyor hutbe: 

“Kıymetli Müslümanlar! Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede yüce rabbimiz şöyle buyurur: ‘Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!’ Elbette hiçbirimiz zorluklarla karşılaşmayı arzu etmeyiz. Ancak müminler olarak biliriz ki, hayatın güzel anları kadar, sıkıntılı zamanları da dünya imtihanımızın birer parçasıdır. Cenab-ı hak, insanı bazen elindekileri alarak bazen de fazlasıyla nimet vererek imtihan eder. Bu yüzden, musibet karşısında isyan etmek, kırıp dökmek ya da kötü söz söylemek yerine öncelikle sabırlı ve metanetli olmaya gayret gösteririz. Sağduyu ve akl-ı selim ile hareket ederiz. Sıkıntıyı aşmak için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Bizler, her musibetten dünyamıza ve ahiretimize yönelik dersler çıkartırız. Benzer sıkıntılara maruz kalmamak için hata ve ihmallerimizi gözden geçiririz. İlim sahibi, tecrübeli insanlardan yardım alır, ondan sonra da rabbimize tevekkül ederiz.”

Peygamberin bir hadis-i şeriflerinde buyurduğuyla hutbe devam ediyor: 

“Müminin hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.’ O halde, iyi günde olduğu kadar, kötü günde de hayata tutunmak ve rabbimizle aramızdaki bağdan güç almak, imanın güzelliğindendir. Bunalmış bir insanın, çaresizliğini şiddete dönüştürmesi, kadın ve çocuklardan öfkesini çıkarması ise zulümdür.” Hutbe herhalde intihar edenlere atıfta bulunuyor:

“Hiçbir sıkıntı, anlaşmazlık ya da bunalım, kadına şiddeti reva gören bir zihniyetin mazereti olamaz.  (Başka bir atıf) Çünkü şiddet, kul hakkı çiğnemektir; acı ve nefret tohumlarıyla aileyi zehirlemektir. Hâlbuki mümin, elinden ve dilinden merhamet yayılan, çevresine güven ve huzur aşılayan kimsedir. Zorluklar karşısında kişinin kendisine ya da ailesine zarar vermesi asla çözüm değildir. Dinimiz, ne kendinin ne de başkasının ıstırabını dindirmek amacıyla bile olsa Allah’ın emaneti olan canına kıymaya kesinlikle izin vermez. Çünkü dert varsa, dertlere derman olan Allah vardır.”

Hutbe son bölümüyle devam ediyor:

“Aziz Müslümanlar! Acılarımızı isyana ve zulme dönüştürmeyelim. Yaşadığımız zorluklar karşısındaki metanetli tavrımızın, Allah katında nice kolaylığın müjdecisi olacağını unutmayalım.”

Diyanet, cuma hutbesinde “zorluk, çile, keder, maddi sıkıntı içindeki Müslümanlar’a “İsyan etmeyin” diyor, diyor da gel de isyan etme! 

En son işsizlik verisi Ağustos 2019’a ait. Oran yüzde 14, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ilan edilen işsiz sayısı 4 milyon 650 bin kişi. İşin varsa sorun yok ama işsizsen hadi gel de isyan etme! 

Bu yılın başında yüzde 20 olan tüketici fiyatları enflasyonu ekim ayında yüzde 8,5 olarak ilan edilmiş ama kimse bana inanmıyor. Herkes, “Sen çarşıdaki, pazardaki hayat pahalılığını görmüyor musun” diye soruyor. Paran varsa sorun yok ama paran yoksa gel de isyan etme!

Bir dolar alabilmek için 5,74 lira ödüyoruz, bir avro alabilmek için 6,33 lira veriyoruz. Dövizin varsa sorun yok ama dövizin yok, üstüne üstlük bir de döviz borcu varsa gel de isyan etme!

Düğüne, nişana, sünnete gitsen gram altın 270 lira, çeyrek altın 441 lira, yarım altın 882 lira, tam altın bin 816 lira. Bilezik takayım desen 22 ayar bileziğin tanesinin fiyatı 246 lira. Durumun varsa sorun yok ama durumun yoksa gel de isyan etme!

Elektriğe, doğalgaza zam üstüne zam gelmiş, İstanbul’da en ucuzundan kıymanın kilosu 35 lira olmuş, ev kira boğaz satın, gel de isyan etme!

Geçen hafta Gelir İdaresi Başkanlığı 2018 yılı vergilendirme dönemine ilişkin gelir ve kurumlar vergisi rekortmenleri açıkladı. Önce genel verilere bir bakalım: Türkiye genelinde 2018 vergilendirme dönemi yıllık gelir vergisi beyanlarına ilişkin olarak, 2019 yılı mart ayında 3 milyon 540 bin 136 mükellef tarafından yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmiş. Bu mükelleflerin yüzde 29,69’a -neredeyse yüzde 30- denk gelen 1 milyon 50 bin 965’i İstanbul iline kayıtlı. Verilen yıllık gelir vergisi beyannameleriyle 87 milyar 914 milyon 102 bin 970 lira matrah beyan edilirken, beyan edilen bu tutar üzerinden 23 milyar 617 milyon 67 bin 834 gelir vergisi tahakkuk ettirilmiş. Yani bu kadar bir gelir vergisi alınmış, alınacak. Tahakkuk eden verginin ise yüzde 50’sine denk gelen 11 milyar 822 milyon 949 bin 798 lirası İstanbul’dan elde edilmiş. Türkiye geneli, gelir vergisi mükelleflerinden en fazla vergi tahakkuk eden ilk 100 mükellefin 85’i de İstanbul’dan. Memlekette gelir vergisinin yüzde 50’den fazlasını İstanbul ödüyor, İstanbul olmasa hazine bitmiş. 

Kurumlar vergisine bakalım; Gelir İdaresi Başkanlığı’nın açıkladığı 2018 yılı vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin ilk 10’u şöyle: Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, İş Bankası, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, İskenderun Demir Çelik, Ereğli Demir Çelik, Vakıflar Bankası, Yapı Kredi Bankası, Eti Maden İşletmeleri. İlk 10 rekortmenin altısı banka, ilk sıradaki de Merkez Bankası. Diğer ikisi, Ziraat ve Vakıflar Bankası, kamu bankası. Kalan üç taneden Garanti’nin sahibi İspanyollar, Yapı Kredi’nin yarısı İtalyanlar’ın ama onlar da banka vergi rekortmeni olmasına rağmen “Türkiye’de resesyon var” deyip hisselerini ortakları Koç’a satarak Türkiye’den ve bankadan çıkmak istiyor. Diğer özel banka İş Bankası’na ise iktidar göz koymuş durumda, “Ne yapsam da CHP’nin bankadaki hisselerini el koysam, bankanın kârını hazineye aktarsam” diye bakıyor. Sonuç kurumlar vergisinde ki ilk 10 rekortmenin altısı banka -birincisi Merkez Bankası. 

Merkez Bankası’nın kârı, bankalara kullandırdığı borca uyguladığı faizden elde edilen gelirden doğuyor. Yani, “faiz sebep enflasyon netice” diyen bir iktidarın yönettiği Türkiye’de, kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin ilk 10’unda yer alan altı banka, vergisini ödediği kârını faizden elde eden kurum. Faizsiz bankacılık yaptığını iddia eden dört adet katılım bankasıysa ilk 100 kurumluk rekortmenleri listesinin 14, 40, 59 ve 71. sırasındalar. Bir başka deyişle kurumlar vergisi rekortmeni 100 kurumun içinde faizden gelir elde eden banka sayısı altı, faizden gelir elde etmediğini iddia eden banka sayısı dört. Sonuç: “Faiz sebep enflasyon netice” diyen bugünkü iktidar, bu altı bankanın ödeyeceği toplam 26 milyar 771 milyon lira vergiyi -bugünkü kurla yaklaşık 4,6 milyar dolar- çatır çatır harcayacak, “faizden geldi” demeyecek. 

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere: Gelir vergisi rekortmenlerinin ilk iki sırasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, isimlerinin ve ödedikleri vergi miktarının açıklanmasını istememiş. Aynı şekilde, 10. sıradaki rekortmen de öyle. Gelir İdaresi Başkanlığı açıkladığı 2018 yılı vergi rekortmenleri listesinin ilk 10’u şöyle: 

1- Adının açıklanmasını istemeyen mükellef 

2- Adının açıklanmasını istemeyen mükellef 

3- Rahmi Koç 

4- Merhum Şarık Tara

5- Erman Ilıcak -hani Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın müteahhidi-

6- Koç Holding hissedarı Suna Kıraç 

7- Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç 

8- Şarık Tara’nın oğlu Sinan Tara 

9-Avukat Gönenç Gürkaynak 

Gelir vergisinde ilk 100’e giren rekortmenlerine 57’si, adının ve ödediği vergi miktarının açıklanmasından kaçınmış. Öte yandan kurumlar vergisi rekortmeni ilk 100 firmanın da 27’si, adının ve ödediği vergi tutarının gizli kalmasını istemiş. Şimdi soru şu: Bir vergi rekortmeni adının ve ödediği verginin gizli kalmasını neden ister, neden açıklanmasını istemez? Korkudan mı utançtan mı, neden? 

Şimdi bakınız, öyle bir memlekette yaşıyoruz ki “ekonomik krize, ekonomik kriz demeyin” diyorlar diyeni teröristle suçlamaya hazırlanıyor. Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki insanlar açıkça ekonomik sıkıntı nedeniyle intihar ediyor, iktidar sahipleri gıklarını çıkarmıyor, ama bunu yazan medyayla intiharlarda kullanılan siyanür suçlanıyor. Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki gelir vergisi rekortmeniyle, kurumlar vergisi rekortmeni adının ve ödediği verginin açıklanmasını istemiyor. Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki işsizliği, yoksulluğu, yoksunluğu, hayatın pahalılığını, çaresizliğin çığlığını kavramıyorlar, görmüyorlar, duymuyorlar. Sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı cuma hutbesinde Bakara, Enfal ve Hucurat sureleri üzerinden Müslüman’a gözdağı veriyor: “Bu bir imtihan, isyan etmeyin”. Bakara, Enfal ve Hucurat surelerinin bulunduğu Kur’an-ı Kerim’de bir de Araf suresi var. O surenin 179. ayeti şöyle diyor:

“Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”

İyi günler efendim. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus