Gelecek Partisi’nin geleceği: İlk izlenimler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisi bugün resmen kuruldu ve adı da Gelecek Partisi olarak açıklandı. Bu partinin geleceği nasıl? İlk günden izlenimler.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Ahmet Davutoğlu’nun lideri olduğu parti resmen kuruldu. Partinin adı Gelecek Partisi ve partinin ambleminde çınar yaprağı olacağı söyleniyor, ancak bu logo yarın sabah Ankara’da Bilkent Otel’deki toplantıda açıklanacak. Sosyal medyada dolaşan birtakım görseller var, ama bunların doğruluğundan şu anda emin olmak mümkün değil. Partinin adı bir ara “Yaşam ve Adalet Partisi” diye dolaşıyordu; konuşulmuş, belli ki vazgeçmişler, ama bence isabetli de olmuş. Çünkü, “adalet” kelimesinin yeni partilerden herhangi birisinde kullanılmasının onların aleyhine olacağını, AKP’nin lehine olacağını düşünüyorum. Bir kere her şeyden önce, “adalet” kelimesini kullanıldığınızda AKP’nin devamı olma dışında çok fazla bir şansınız kalmıyor, hatta AKP’nin devamının dışında onun bir nevi şubesi gibi algılanabilirsiniz. Şimdi, yarın partinin kurucularıyla toplantı yapılacak, orada programı da okunacak ya da dağıtılacak, Ahmet Davutoğlu herhalde bunları ana hatlarıyla anlatacak. Ben de orada gazeteci olarak orada olacağım, izleyeceğim ve oradan Medyascope’ta izleyicilere aktaracağım. Ama şu haliyle de birtakım şeyleri söylemek mümkün. “İlk izlenimler” dememin nedeni de bu. 

Öncelikle şunu vurgulamak lâzım: İki parti söz konusu ve bunlardan en hazırlıklısının Ahmet Davutoğlu’nun partisi olduğu anlaşılıyor. Çünkü bayağı bir bürokrasi var; kurucuların saptanması, onların evraklarının hazırlanması ve bugün gördük, İçişleri Bakanlığı’na girdiler ve birkaç saat içeride kaldılar. Bunu daha hızlı yaptılar, erken yaptılar. Babacan’ın partisinden önce kurmuş olmaları iyi mi, kötü mü? Sanki daha iyi; daha erken davranmış olmalarının da bir beceriklilik gösterdiği muhakkak. Buradan şunu çıkarmak mümkün; Davutoğlu bu partiye herhalde başbakanlığı ve AKP genel başkanlığını kaybettiği andan itibaren bir şekilde hazırlanıyordu. Hatırlıyorum, onun bu görevlerden ayrılmak zorunda kalmasından bir müddet sonra, İstanbul’da Levent’te ofis olarak kullandığı bir yerde baş başa sohbet etme imkânımız olmuştu. Hoca’yla genellikle olduğu gibi, büyük ölçüde ben onu dinledim. Orada bir şeyler sezmiştim, ama bunun bu kadar hızlı bir şekilde bir partiye dönüşeceğini açıkçası tahmin etmemiştim. Bir şeyler yapmak istediği barizdi, ama sanki AKP içerisinde kalıp yapmayı tercih eder gibi gelmişti bana. Fakat Erdoğan, Pelikanlar üzerinden yapılan tasfiyenin ardından belli ki ondan tam anlamıyla kurtulmak istemiş ve ona parti içerisinde tekrardan bir şey yapma alanı tanımadı. Bence Davutoğlu’nun esas tercihi ayrı parti kurmak değildi; AKP’de tekrar etkili bir şekilde iktidar sahibi olmaktı; bunu mecburen yaptı. Baktığımız zaman ortaya çıkan birtakım isimler var; örneğin bugün İçişleri Bakanlığı’na giden heyetteki isimler var. Bunların bir kısmını zaten biliyorduk, AKP’de görev yapmış eski milletvekilleri, eski il başkanları ve bazı bürokratlardan –mesela valiler, büyükelçiler– bahsediliyor, yarın hepsini daha net bir şekilde göreceğiz. Bunlar belli ki özellikle Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı sırası çalıştığı, daha sonra tabii ki en önemlisi AKP genel başkanı olup aynı zamanda başbakanlığı üstlendiği dönemde onunla aynı dalga boyunda hareket etmiş isimler dikkat çekiyor. Onun dışında da doğrudan partinin içerisinde yer almamakla birlikte –yani il yöneticisi ya da milletvekili olmamakla birlikte– bürokraside yer alan kişiler var; mesela YÖK’ün eski başkanı Yusuf Ziya Özcan var, birtakım büyükelçiler, valiler, teknokratlar var. Bunlardan kendine bir ekip kurmuş ve dolayısıyla şunu görüyoruz ki Gelecek Partisi büyük ölçüde Ahmet Davutoğlu’nun merkezde olduğu ve ona inanan, onu önemseyen, ona güvenen, siyasette ya da bürokraside tecrübeli birtakım isimler tarafından oluşturulan bir nevi kadro hareketi. “Kadro hareketi” deyince akla çok büyük davalar geliyor. Burada böyle İslamcılık vs. gibi bir dava olduğunu çok sanmıyorum. Davutoğlu’nun İslamcılığı da aslında biraz farklı bir İslamcılık’tır; Davutoğlu’nun bir tarzı var –stratejik derinlikte büyük ölçüde dile getirdiği ve sonraki icraatlarında da gördüğümüz–, bunu benimseyenler tarafından oluşturulmuş bir harekete benziyor. 

Tabii burada önemli olan sıfır kilometre isimler olacak. Kimlerin olacağını yarın göreceğiz, gençlerden, kadınlardan bahsediliyor. Acaba hangi kesimlerden, hangi geçmişlerden insanlar ilk defa katılacak? Mesela Sefer Üstün, Ankara’da Medyascope’tan Batu Bozkürk’e verdiği söyleşide, “Toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak sürpriz kurucular var” dedi. Onları açıkçası çok merak ediyorum, yarın onu göreceğiz. Şu haliyle baktığımız zaman, şu âna kadar ortaya çıkan isimlere baktığımız zaman bunlar –AKP içerisinde siyaset yapanlar da dahil ya da bürokraside yer alanlar da dahil– çok sert siyasetçi, kavgacı siyasetçi gibi bilinen isimler değil. Tabii birtakım istisnalar vardır, onlar zamanla daha net ortaya çıkar; benim isimler arasında gördüğüm ve yeni bir harekete çok da yakıştığını düşünmediğim isimler var –şimdi isimleri vermek istemiyorum–; değişik nedenlerle, değişik dönemlerde yaptıklarıyla örneğin, bir zamanlar Fethullahçılarla ittifak döneminde onlarla beraber hareket eden isimler de var, Fethullahçı olmamakla beraber. Ama baktığımız zaman, çoğunluğunun böyle çok sert, kavgacı, kendisinden olmayanları dışlayıcı isimlerin çok fazla olmadığını görüyoruz –ya da ben öyle düşünüyorum–; bunun pozitif bir husus olduğunu belirtmek lâzım. Davutoğlu’nun kendisi de böyledir zaten; genellikle hep hocalığından da gelen bir şeyle ikna edici bir şekilde biraz da ders verir gibi tane tane konuşur. Çok fazla sertleştiğini görmemişsinizdir; ama sertleşebileceğini ima eden, onun çok meşhur “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmeye kalkmasın” lafını biliyoruz; bunları yaptığı oldu, ama ötekileştirici dile çok da fazla başvurmuş bir isim değil. Yanında yer alan isimlerin de büyük bir kısmının böyle olmadığını biliyorum. Çok yakından tanıdığım isimler de var. Burada tabii şu da var: Davutoğlu’yla beraber hareket ettiğini bildiğim bazı isimlerin partide kurucu olarak yer almayacağını biliyorum, öğrendim. Hatta bazen şu ya da bu nedenle partiye hiç üye olmayacaklar; Gelecek Partisi’nin içerisinde özellikle entelektüel donanımı fazla olan ama partiye katılmayacak ya da en azından kuruluş döneminde katılmayacak olan isimlerin de olduğunu kayda geçirmek lâzım. Bir anlamıyla isimlere baktığımız zaman, çoğu üniversite mezunu, yazan çizen isimler çok. Mesela bugün eski kadim dostum Hakan Albayrak’la telefonda sohbet ettim, gerçekten o da kurucuları arasındaymış, o zaten uzun bir süredir Davutoğlu hakkında çok yazıp çizen birisi, Karar gazetesindeki yazılarından biliyoruz. Ama bizim Hakan’la tanışmamız 80’li yıllara gider. Hakan’ın mesela böyle bir partide yer alması benim için ilginç. Onun ilk defa bir partide böyle aktif bir şekilde yer aldığını görüyorum, ama bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Hakan gibi bir insanı siyasette aktif bir şekilde yer almaya sevk etmiş olması da Recep Tayyip Erdoğan’ın bir başarısı olsa gerek; çünkü Hakan Albayrak uzun bir süre Recep Tayyip Erdoğan’ı cansipârâne bir şekilde korumuş birisiydi, kalemi de çok güçlüdür okuyanlar bilir. 

Bu Gelecek Partisi’nin geleceği: Geleceğin birçok belirleyeni olacak tabii ki. Birincisi, ardından kurulacak Ali Babacan’ın partisinin ne olacağı önemli olacak. İkincisi de –tabii ki önemli hususlardan birisi– Erdoğan ne yapacak? Nasıl mücadele edecek, etmek isteyecek mi? Anladığım kadarıyla Erdoğan, Babacan’dan ziyade Davutoğlu’yla uğraşmayı tercih edecek gibi bir izlenim bırakıyor bence, Şehir Üniversitesi olayında bunu denedi ve gördü. Ama Davutoğlu’yla uğraşacak olması halinde bu kimin işine yarayacak? Açıkçası onu şu anda kestirmek çok mümkün değil. Fakat şu var; yeni bir parti, kendisini anlatması gereken bir parti, bir yandan örgütlenmesini yapması gereken bir parti, yani işi çok olan bir parti. İşi çok partinin imkânlarının da çok olması gerekir, imkânlar konusunda ne derece güçlüler? Onu zamanla göreceğiz; ama partiyi bugün kurabilmiş olmaları imkânlarının çok da zayıf olmadığını bize gösteriyor. Ama tabii önümüzdeki süreçte maddi anlamda çok daha imkânlara sahip olmaları gerekecek. Çünkü parti örgütlenmesi, binaların tutulması, bunların donatılması vs. bir yığın kalem var. Bunlara insanlar açık bir şekilde destek verecekler mi, korkmadan para verecekler mi? Bunların hepsini zaman içerisinde göreceğiz. Ama şunu söylemek lâzım, hakkını vermek lâzım; hızlı başladılar ve iyi başladılar şu haliyle. Gelecek Partisi’nin adı da bence, farklı olabilir ama hiç de fena bir isim değil, Adalet ve Kalkınma Partisi’nden daha iyi bir isim olduğunu da söyleyebiliriz. Hele bu saatten sonra herhalde daha iyi olma şansı çok daha yüksek. Yarın Ankara’daki toplantıda daha bir netleşecek. 

Burada şu hususun altını çizmek istiyorum: Şu âna kadar başkaları yaptı mı bilmiyorum, yaptıysa gözümden kaçmıştır; ama yarınki toplantının çok büyük bir sembolik anlamı var, o da şu: Bundan 18 yıl önce, Adalet ve Kalkınma Partisi, yanılmıyorsam 14 Ağustos 2001’de yine aynı yerde kurulmuştu, Bilkent Oteli’nin konferans salonunda. 18 yıl sonra yani 2019’da, aynı yerde AKP’den kopan ilk ciddi oluşum partileşiyor. O tarihte oradaydım, yarın da yine orada olacağım. Hatta internette baktım o tarihteki fotoğraflara: Daha genç Erdoğan, daha genç isimler, Abdullah Gül vs.. O tarihte şöyle bir şey var, onu özellikle vurgulamak lâzım: Abdullah Gül ve diğer milletvekilleri, Fazilet Partisi’nin milletvekilleri partinin kurucusu değildi; çünkü onlar parti kurulduktan sonra milletvekili olarak geçmişlerdi, ama kuruluş toplantısına da gelmişlerdi. Onların fotoğraflarına da baktım, o fotoğraflardan sonra bir hafıza tazelemesi oldu. Yarın çıkacak olan görüntüleri kıyaslama imkânı olacak, en azından benim için. Herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 yıl sonra aynı yerde bu partinin kurulacak olmasından özel olarak da rahatsız olmuştur. Bunun bilerek yapılmış bir şey olduğunu düşünüyorum; yani “Ankara’da otel mi yok?” denebilir. Bilerek ya da bilmeyerek ama sembolik anlamı çok yüksek bir olay olacak yarınki Gelecek Partisi’nin tanıtım toplantısı.


Evet son bir not: Benden daha meşhur olan çiçeğimi tedaviye yolladık. Onun için eşim Müge İplikçi’nin burada yaptığı haftalık Zeytindalı programında kullandığı vazoyu ondan ödünç aldım. Haftaya herhalde ya da cumartesi belki Ankara’dan döndükten sonra stüdyoda tekrar çiçekle karşınıza çıkmak umudundayım. Umarım tedavi için götüren arkadaşlar onu bize tekrar canlı bir şekilde taze bir şekilde geri getirirler. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus