Korona günlerinde gazetecilik

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Deniz Dursun 

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Çok zor günlerden geçiyoruz ve daha da zorlaşacağa benziyor. Bu sadece ülkemizle ilgili değil, tüm dünyayla ilgili bir olay. Bu salgın –yeni koronavirüs salgını– hepimizi, hayatın her alanını çok yakından ve çok derinden etkiliyor, daha da etkileyeceğe benziyor. Bundan en fazla dünyanın önde gelen ülkelerinin mağdur olduklarını, mustarip olduklarını da görüyoruz. Dünyadaki dengeleri ve alışkanlıkları, kabulleri, önkabulleri de altüst eden, çok değişik bir olay yaşıyoruz. Ben bugün biraz bu dönemde gazetecilik ve özel olarak da Medyascope olarak bizler ne yapmak istiyoruz, nasıl yapmak istiyoruz, buna değinmek istiyorum. 

Bu olay Çin’de ilk ciddi patlak verdiği zaman, dünyanın gündemine geldiği zaman, bunun nasıl hafifsendiği, yerel bir olaymış gibi algılandığı, çok da büyütmemek gerektiğinin söylendiğini unutmamak lâzım. Hemen ardından gelen komplo teorileri, bunu küçümseme, önemsememe yaklaşımları, dünyanın her yerinde oldu. Mesela İtalya’da şu anda olayın bu kadar ciddi seyretmesinin en önemli nedeni, özellikle ülkenin kuzeyinde bölgenin önde gelen isimlerinin, siyasetçilerinin, yöneticilerinin bunu kendilerine karşı bir tür komplo olarak görüp önemsememeleri — bu ortaya çıkıyor. Türkiye’de bu nispeten yapıldı, ama daha sonra, önce İran’la, Çin’le ve adım adım Avrupa’yla, diğer ülkelerle kapılar kapatılarak getirilen tedbirlerle, bu olayı olabildiğince az zayiatla atlatma yolunda ciddi adımlar atıldı. 

Tabii ki eleştirecek yönler var, ama genel olarak baktığımız zaman, her türlü komplo teorisini ve spekülasyonu bir kenara bırakıp baktığımız zaman, Türkiye, coğrafî konumu, nüfusu ve dünyayla olan, küresel anlamda hem Doğu’yla hem Batı’yla olan ilişkilerine rağmen şu âna kadarki rakam gerçekten ilginç bir şekilde az. Umarım böyle kalır, çok da fazla yükselmez; ama bütün ülkelerde bunların adım adım geliştiğini ve salgının alışılmadık şekilde hızlı geliştiğini biliyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin de bu az sayılarda kalmayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. 

Bu konuda adımlar her gün atılıyor –bazıları gecikiyor –; örneğin bugün Diyanet İşleri Başkanı bir açıklama yaptı ve camilerde cemaatle namaz kılınmasından kaçınılacağını söyledi; ama “Keşke geçen cumadan itibaren bu olsaydı” diyoruz. Umreyle ilgili ilk hafta yapılan açıklamalarla sonra yapılan uygulamalar arasında fark var; ama gecikmenin herkese bir şekilde zarar verebileceğini biliyoruz. Spor karşılaşmaları keza öyle. Önce seyircili oynama inadı vardı, sonra seyircisize döndü. Şimdi de özellikle Süper Lig maçlarının, futbol maçlarının ertelenmesi söz konusu. Bunlar kademe kademe geliyor ve önümüzdeki günlerde herhalde yeni birtakım tedbirler, hayatın alışıldık biçimini sekteye uğratacak çok daha sert tedbirler de gündeme gelebilir. 

Dünyanın her yerinde bunlar oluyor; örneğin Fransa sokağa çıkma yasağını konuşuyor; “Muhtemelen bu akşam Cumhurbaşkanı Macron bunu ilan edecek” deniyor mesela. Böyle bir ortamda gazetecilik gerçekten çok önemli; çünkü biz gazeteciler mesleğimizi hep bir kamu görevi olarak tarif ederiz ve genellikle de birçok kişi, dışarıdan birçok kişi bunu, kendimizi üste çıkartma çabası olarak görür ve küçümser; ama böyle olaylarda gazeteciliğin gerçekten bir kamu görevi olduğu çok daha iyi bir şekilde anlaşılıyor. Özellikle sosyal medyanın bu kadar yaygınlaştığı ve şu ya da bu nedenle kötü niyetli insanların –neden olduğunun bir yerden sonra çok fazla önemi yok– yalan yanlış haberleri bir şekilde, bilinçli ya da bilinçsiz ya da yarı bilinçli bir şekilde ortalığa saçtığı bir dönemde, gerçekten gazetecilerin, işini doğru yapan gazetecilerin şöyle dönemlerde önemi çok fazla. Burada ülke içinden ve dışından haber görünümlü çok şey akıyor, yorum görünümlü çok şey akıyor. Bunların içerisinden bir ayıklama yapılması gereği, gazetecilik mesleğinin önemini önümüze bir kere daha çıkartıyor.

Hatırlayalım, olayın ilk Çin’de patlak vermesinden sonra Türkiye’de büyük televizyon kanallarında -bu ‘büyük’ü tırnak içine almak lazım- çok sayıda sözümona tartışma yapıldı, açık oturum düzenlendi ve buralarda yapılanların önemli bir kısmı gerçekten sade suya tirit, uyduruk, baştan savma, hiçbir mesnedi olmayan, kimi zaman profesör, doktor unvanına sahip kişiler tarafından, kimi zaman da sıradan insanlar tarafından, gazeteciler vs., her konuda görüşü olduğu sanılan kişiler tarafından çok sayıda komplo teorisi de dolaşıma sokuldu ve şimdi olayın ciddiyetiyle karşılaştığımız zaman bunların ne kadar zararlı olduğunu çok ciddi bir şekilde görüyoruz. İşte bu noktada, böyle dönemlerde gazetecilerin sorumluluk içerisinde, kamuya yönelik sorumluluklarını düşünerek haberlerini ve yorumlarını bu özenle yapmaları gerçekten çok önemli. 

Bunu söylerken bazı çevrelerin yaptığı gibi sadece ve sadece devletin resmî açıklamalarıyla yetinmek gerektiğini söylemiyorum; ama resmî açıklamaları her şeyden önce temel almak kaçınılmaz, çünkü resmî açıklamalar dışındaki her şey, doğrulamanın çok zor olduğu şeyler, bir de belli bir yerden sonra çok fazla anlamı yok. Şu âna kadar yapılan açıklamalar büyük ölçüde kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik açıklamalardı. Bu çizginin sapmamasını temenni ediyorum ve bizler de gazeteciler olarak buna dikkat etmemiz gerekiyor; uzmanları konuşturmamız gerekiyor, sadece uzmanları konuşturmamız gerekiyor; şu ya da bu şekilde rol çalmaya çalışan, bunu bir fırsat olarak görüp kendilerine yontmaya çalışan her türden kişiye kapılarımızı kapatmamız gerekiyor — ki bunlara maalesef sık sık tanık oluyoruz. 

Böyle dönemlerde bu tür kişiler çok ciddi zararlar verebiliyorlar. Nereden çıktığı belli olmayan birtakım korunma önerileri ya da hastalıkla mücadele önerileri vs. ile ortaya çıkan, sosyal medyada ya da normal medyada çok sayıda insan var; bu konularda alabildiğine dikkatli olmak gerekiyor. 

Biz Medyascope olarak bu noktada başından itibaren çok ciddi sorumluluk duygusu içerisinde bir yayın politikası takip ettik ve bundan sonra da edeceğiz; ama şunu da görmemiz gerekiyor, bu çok önemli bir husus: Gazetecilik hayatımda çok krizler yaşadım –ülke içinde, ülke dışında, dünyada, küresel anlamda– ama böyle bir krizi herhalde benim kuşağımdan hiç kimse yaşamamıştır ve dendiğine göre son yüzyılın en büyük salgını olduğuymuş. Gerçekten tarihî bir olaya tanıklık ediyoruz ve bu anlamda da her türlü gazeteci için bu aslında çok ciddi bir sınav. Eğer burada gerçekten bu sınavı iyi verirsek, hem kendimiz açısından hem de ülkemiz ve genel olarak dünya açısından çok ciddi kazanımlar elde edebiliriz; ama bunun tam tersi de pekâlâ söz konusu olabilir, bunun için çok dikkatli olmak gerekiyor. Bir diğer husus tabii hepimiz bundan bir şekilde etkilenebilecek durumdayız; toplu taşımayı kullanıyoruz, bir şekilde sokağa çıkıyoruz, insanlarla bir şekilde temas ediyoruz. Tabii ki önlemleri biliyoruz ve almaya çalışıyoruz; ama bu tür olaylarda hakikaten neyin, ne zaman, nasıl geleceğinin belli olmadığı olaylar yaşıyoruz. 

Bu noktada biz Medyascope olarak bir şekilde, olabildiğince evden çalışmayı teşvik edici bir politika uyguluyoruz; ama biz stüdyo ağırlıklı bir kurum olduğumuz için, yayın yapma ağırlıklı bir kurum olduğumuz için, bunu sıfırlamamız mümkün değil ve bir taraftan stüdyoda kalarak ama bir taraftan da çalışanlarımızın bir kısmını evlerine yollayarak, oradan katkılarını sağlayarak bu işi götürmeye çalışacağız. Bu süre içerisinde olabildiğince az stüdyo konuğu ağırlamayı düşünüyoruz; onun dışında, konuklarla –özellikle uzmanlarla– Skype üzerinden ya da telefon bağlantısı gibi yöntemlerle temaslarımızı, yayınlarımızı yapmayı sürdüreceğiz ve olabildiğince doğru zamanda, doğru kişilerle, gerçekten öğretici, uyarıcı, izleyenlere bir şey katan, onların bu salgınla mücadelesine katkıda bulunan yayınlar yapmak istiyoruz; gazeteciliğimizi böyle sürdürmek istiyoruz. 

Bu süre içerisinde koronavirüs dışındaki konularda haber yapmak, yorum yapmak çok zorlaşıyor; ama hayatın bir şekilde –izolasyonla da olsa–, her şeye rağmen devam ettiği bilinciyle bunları da sürdürme konusunda birtakım çabalarımız olacak; ama tabii ki uzun bir süre –belli oluyor ki uzun bir süre– esas olarak bu virüs üzerine yayınlar yapmaya çalışacağız ve bu noktada her türlü eleştiriye, öneriye açığız. 

Çok zor bir iş yapmaktayız. Bizden çok daha zor işler yapanlar var tabii ki, onlarla kıyaslanamaz. Özellikle sağlık sektöründeki her türden insanın –doktorundan hastabakıcısına, hemşiresine kadar– dünyanın her yerinde çok ciddi, çok riskli ve çok önemli, çok fedakâr bir iş yaptıklarını biliyoruz. Bizim bunların yanında yaptığımız, yani gerçekten toplu iğnenin başı kadar bile olamaz, ama sorumluluklarımızın bilinci içerisinde bu sınavı atlatmak konusunda elimizden geleni yapacağımızı özel olarak vurgulamak istiyorum. Bu virüs birçok şeyi değiştirdi şimdiden, daha da değiştiriyor. Salgın kontrol altına alındıktan sonra dünyada ve Türkiye’de birçok şey yeniden yapılanacak. 

Bu arada tabii ki ekonomik anlamda, kültürel, sosyal anlamda, ve bireysel anlamda tek tek insanlar çok büyük değişiklikler yaşayacak ve bunun arkasından gelecek olan dönemde gerçekten dünyanın yeniden şekillenmesinde ve ülkemizin yeniden şekillenmesinde çok değişik şeyler yaşayacağa benziyoruz. Onun, önümüzdeki dönemin işaretlerini bugünden bulmak mümkün; ama bundan sonrasının nasıl olacağını kestirmek de o kadar kolay değil; çünkü bunun ekonomiye, diğer ilişkilere, siyasete ne türden etkileri olacağını kestirmek gerçekten şu anda çok mümkün değil. Dünyanın her yerinden çok çarpıcı haberler geliyor; çok meşhur isimlerin, yöneticilerin, sporcuların vs. bu virüsle enfekte oldukları söyleniyor; bunların ne kadarı hayatta kalacak, nasıl hayatta kalacak, yeni yeni isimler eklenecek mi, ekonomiler nasıl gidecek? Şu anda yaşadığımız çok kötü bir süreç –her yer için geçerli– ve bundan sonra toparlanma ne zaman başlayacak, nasıl olacak? Bütün bunların hepsi çok ciddi sorular olarak önümüzde duruyor. İşte bu sorular gazetecilerin, medyanın önündeki sorular.

Dolayısıyla önümüzde sadece salgının bir şekilde denetlenmesi, kontrol altına alınması süreci değil, salgın sonrası süreçte nelerin nasıl olacağı gibi çok önemli, yeni bir dönem de başlayacak. Dolayısıyla gerçekten işimiz çok zor, ama aynı zamanda da her yeni dönemde olduğu gibi –yeni olan hep iyi olmak durumunda değil, bu virüs örneğinde olduğu gibi– çok kötü bir şey yaşıyoruz, zor şeyler yaşıyoruz; ama aynı zamanda bu, birtakım şeylerin de önünü açabilecek bir olay. Bunu bir kötülüğün iyiliğe yol açacağı anlamında söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın; ama bu olayın çok ciddi bir etkisi olacağı, dünyayı çok daha kötü yerlere sürükleyebileceği gibi, eskisinden, eski halden daha iyi yerlere doğru açılım yapmanın imkânını da taşıyabileceği ihtimalini akılda tutmak gerekiyor. 

Evet, tekrar söyleyecek olursam; gazeteciler olarak gerçekten zor bir süreçle karşı karşıyayız. Olabildiğince alnımızın akıyla, topluma yararlı bir şekilde bu süreci atlatmak istiyoruz. Umarız başarılı oluruz, umarız bu süreci hep birlikte, en az zararla ve toplumlarımızın, ülkemizin ve tüm dünyanın daha iyiye gidebilmesinin zeminini yaratarak atlatma imkânına sahip oluruz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus