Ruşen Çakır yorumladı: Özgür Özel’i anlamak

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çerçeve yasa oylamasının ardından YENİ Parti’de yaşanan tartışmaları değerlendirdi. Çakır, 53 milletvekilinin “hayır” oyu vermesinin Özgür Özel’i zor durumda bıraktığını belirterek Ekrem İmamoğlu’nun da daha fazla inisiyatif alması gerektiğini söyledi.

Ruşen Çakır, “Özgür Özel’i anlamak” başlıklı yayınında TBMM’de kabul edilen çerçeve yasa sürecinde en büyük hasarı YENİ Parti’nin gördüğünü savundu. Çakır, parti içindeki dengeleri ve Özgür Özel’in önündeki süreci değerlendirdi.

Çakır, Özel’in milletvekillerini serbest bırakma kararının ardından beklenenden çok daha fazla “hayır” oyu çıktığını söyledi. Yaklaşık 30 “hayır” beklenirken 53 milletvekilinin yasaya karşı oy kullandığını belirten Çakır, bunun Özel’in yeni kurulmuş parti içindeki konumunu zorlaştırdığını ifade etti. Çakır, Veli Ağbaba ve Mahmut Tanal gibi Özel’e yakın isimlerin de “hayır” oyu vermesine dikkat çekti.

“YENİ Parti’de liderlik dengeleri değişiyor”

Çakır, oylamanın Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel arasındaki liderlik ilişkisini de yeniden gündeme getirdiğini söyledi. 19 Mart sürecinin ardından Özel’in liderlik potansiyelinin belirgin biçimde ortaya çıktığını belirten Çakır, iki isim arasında bir “çifte liderlik” görüntüsü oluştuğunu ifade etti.

Özel’in 19 Mart sonrasında sahada önemli bir performans gösterdiğini, Türkiye’nin farklı kentlerinde yurttaşlarla buluştuğunu ve bu süreçte YENİ Parti hareketinin Özel’le özdeşleştiğini belirten Çakır, çerçeve yasa oylamasının bu birikimi olumsuz etkilediğini söyledi.

Özgür Özel’in önünde zorlu dönem

Özgür Özel'i anlamak
Ruşen Çakır yorumladı: Özgür Özel’i anlamak

Meclis’in tatilde olduğu dönemde çözüm süreci, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası, belediyelere yönelik operasyonlar ve dokunulmazlık dosyalarının YENİ Parti’nin gündeminde olacağını belirten Çakır, Özel’in bu süreçte partisinin kadrolarından ve tabanından destek alması gerektiğini söyledi.

Çakır, çevrimiçi üyelik sisteminin başlaması ve bağış kampanyasının sürmesinin de parti açısından önemli olduğunu belirtti. Yeni teşkilatların kurulmasıyla Özel’in farklı kentlerde halkla buluşmasının beklendiğini söyledi.

Çerçeve yasa tartışmasının tabanda iktidarın işine gelen bir gerilim yarattığını belirten Çakır, bunun olumsuz etkilerinin olabileceğini ancak Özel’in tabloyu değiştirebileceğini ifade etti. Bunun için parti kurmaylarının Özel’e destek olması ve Ekrem İmamoğlu’nun daha fazla inisiyatif alması gerektiğini söyledi:

“Ekrem İmamoğlu’nun daha fazla kendini göstermesi, yani sırf göstermiş olmak için gösterme değil, bir takım çıkışlar yapabilmesi gerekiyor.”

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Sonuçta çerçeve yasa çıktı ama buradan en büyük hasarı YENİ Parti gördü. Kimileri YENİ Parti’nin tutumunun aslında olumlu olduğunu ve ona güç kazandırdığını söylüyor ama çok emin değilim. Çok da aslında artık üzerinde durmak da gerekmiyor olabilir. Fakat bazı hususlar bence önemli. O da şu: Birincisi, daha grup kararı almadan üç tane milletvekilinin çıkıp ‘‘hayır’’ diyeceklerini alenen deklare etmesi. Zaten 92 milletvekiliyle kurulmuş bir parti söz konusu. Hiç de az bir sayı değil. Onun ardından bir grup kararı alınmaması; daha doğrusu Genel Başkan ve yöneticilerin ‘‘evet’’ deyip diğerlerinin serbest bırakılması meselesi. Burada Özgür Özel’in ilk tercihinin bu olmadığını düşünüyorum. Fakat bir şekilde şu ya da bu nedenle dengeleri gözeterek bu kararı almış olabilir. Ama çıkan sonuç bence biraz acı oldu. Yani şöyle acı oldu: Sayı yarıdan fazla, hatta çok fazla, 53 milletvekili yanlış hatırlamıyorsam ‘‘hayır’’ dedi. Normal şartlarda 30 civarı ‘‘hayır’’ çıkar diye bekleniyordu. 50’nin üstüne çıktı. Ezici bir çoğunluk hayırcı çıktı ve Özgür Özel’den farklı bir yerde durdu. Yani bunu ‘‘İşte ne güzel, parti içi demokrasi, lider sultası yok’’ diye vesaire diye alkışlayanlar olabilir. Tamam, olayın bu yönü vardır ama bir diğer yönü de Özgür Özel’in yeni kurulmuş bir partide böyle bir tam anlamıyla olmasa bile kısmen yalnız bırakılması ve birtakım isimlerin ki en yakınında olduğunu bildiğimiz, mesela ilk aklıma gelen Veli Ağbaba’nın bile hayır demiş olması, Mahmut Tanal’ın hayır demiş olması… Niye ‘‘hayır’’ dediler, herkes kendince bir açıklama yapıyor. Tamam, doğru olabilir duruşları ama sonuçta baktığımız zaman Özgür Özel’i bir anlamda zor durumda bıraktığı kanısındayım bu aritmetiğin, yani çıkan sonucun.

Bir diğer husus Ekrem İmamoğlu meselesi. Anladığım kadarıyla ikisi konuşarak bu konuda mutabık kalmışlar. Ekrem İmamoğlu’nu galiba hafta sonu Özgür Özel ziyaret edecekti, etmiş olması lazım. Orada konuşmuş olmalılar. Ekrem İmamoğlu Özgür Özel’den sonra bir açıklama yaptı ve Özgür Özel’i sahiplendi, çok övdü. Ama bence bu yeterli değildi bana göre. Bu aslında bize şunu gösteriyor: Artık YENi Parti’de dengeler, liderlik meselesinde dengeler bayağı bir değişiyor. İlk başta 19 Mart sürecinde ilk başından itibaren, daha doğrusu Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybettiği andan itibaren o değişim hareketi başladığında lideri Ekrem İmamoğlu’ydu ve genel başkan adayı Özgür Özel oldu. Özgür Özel genel başkan oldu ama lider hep Ekrem İmamoğlu oldu. Bunu ikisi de açıkça söylemediler ama kabullenmiş bir şekilde hareket ettiler. 19 Mart’tan sonra işin rengi değişti ve Özgür Özel’in liderlik potansiyeli ciddi bir şekilde ortaya çıktı ve burada bir dostumun dediği gibi çifte liderlik gibi bir durum ortaya çıktı. Bu aslında ideal bir durumdu. Fakat butlanla birlikte artık CHP kalmayınca, CHP’den uzaklaşılınca Özgür Özel iyice tek başına bir lider gibi çıktı. O ilk günlerdeki fotoğrafları hatırlayın: Ankara’daki fotoğrafları, TOMA’nın üzerine çıkmalar, Anıtkabir’e gitmeler, şu bu, bütün Türkiye’yi gezmeler, bütün buralarda Özgür Özel çok ciddi bir sınav verdi ve kitleleri harekete geçirdi. İnsanlarla temas kurdu. Sonra Anadolu turuna çıktı. Diyarbakır dahil birçok yeri dolaştı ve insanlarla konuştu, insanlarla kucaklaştı ve yeni bir dönem başladı.

Açık söylemek gerekirse YENİ Parti ki YENİ Parti kurulana kadarki süreç ve YENİ Parti kurulduktan sonraki süreçte Özgür Özel’den başka öne çıkan kimse olmadı. Olabilir miydi? Sanmıyorum. O ihtimal olsa bile çıkmadı ve dolayısıyla YENİ Parti, bu hareket, CHP’deki değişim hareketi ve YENİ Parti Özgür Özel’le özdeşleşmiş bir durumdaydı ve dolayısıyla bu oylamada çıkan sonuç bir anlamda bu yaratılan birikimi bence olumsuz etkiledi. Ama Özgür Özel bunu aşabilir önümüzdeki dönemde. Şimdi Meclis tatilde. Birtakım rutinler yok ama yaz tatili var birçok yerde. Bu arada çözüm süreci ile ilgili birtakım gelişmeler olabilir. Bir diğer husus da pazartesi gününden itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının yeniden kaldığı yerden devam edecek olması ve tabii ki partili belediyelere, artık bazıları YENİ Parti’ye geçti, bazıları Cumhuriyet Halk Partisi’nde kaldı ama belediyelere yönelik operasyonlar sürebilir. Bir başka husus da tabii ki dokunulmazlıklar meselesi. Meclis Ekim’e kadar tatilde ama şimdiden Meclis tatile girerken Özgür Özel, Veli Ağbaba ve diğer kişilerin dokunulmazlık dosyalarının Meclis’e sunulduğu haberi de geldi. Başlarında böyle de bir Demokles’in kılıcı olacak. Onu da unutmamak lazım. İşte bu süreçte, Meclis açılana kadarki süreçte Ekim ayı çok önemli olacak. Özgür Özel’in burada ihtiyacı olan desteği partisinin kadrolarından ve tabanından alabilmesi lazım. Bu noktada iki husus çok önemli. Nihayet online üyelik başladı. Bakalım üye kayıtları nasıl olacak ve zaten başlamış olan bağış kampanyası sürüyor. Bunlar çok önemli olacak. Bir de tabii ki teşkilatların kurulması. Büyük bir ihtimalle şu günlerde Özgür Özel’in Türkiye’nin değişik yerlerinde YENİ Parti teşkilatlarının açılışına ve orada da halkla buluşmalarına tanık olacağız.

Ama şunu unutmamak lazım: Bu son yaşanan tartışma, ‘‘evet mi, hayır mı,’’ ‘‘haVet mi’’ tartışması tabanda iktidarın hoşuna giden bir gerginliğe de yol açtı. Bunu unutmamak lazım. Bunun birtakım olumsuz etkileri olacaktır. Ama Özgür Özel pekâlâ bunu dönüştürebilir ve burada kendisine partiden birilerinin, kurmaylarının ciddi bir şekilde yardımcı olması gerekiyor ve Ekrem İmamoğlu’nun daha fazla kendini göstermesi, yani sırf göstermiş olmak için gösterme değil birtakım çıkışlar yapabilmesi gerekiyor. Şunu söylemeye çalışıyorum: Ekrem İmamoğlu dönem dönem birtakım açıklamalar yapıyor, mahkemede duruşma sırasında birtakım konuşmalar yapıyordu ama belli bir süredir bunlar kamuoyunda çok fazla ilgi uyandırmıyor. Ekrem İmamoğlu’nun birtakım çıkışlarla kendini göstermesini beklemek lazım ve Özgür Özel’in de böyle bir şeye bence ihtiyacı var. Nasıl yaparlar bilmiyorum. Belki de Ekrem İmamoğlu bu son olayda olduğu gibi geri planda kalmayı tercih edecektir fakat şunu görüyoruz ki Türkiye’nin bu koşulları, bu baskı ortamı, bu imkânların sınırlı olması ortamı yükü iyice arttırıyor ve bu yükü Özgür Özel’in sırtına tek başına yüklemek insafsızlık. Bir de hem o yükü yükleyip hem de kritik bir zamanda ‘‘benim seçmenim böyle istiyor’’ diyerek ‘‘hayır’’ oyunu basıp, bir de bunu sosyal medyada ekran görüntüsü ile paylaşıp hava atanlar var. Onların da bir ekstra yükünün Özgür Özel’e geldiği kanısındayım. Bakalım örgütü, örgüt demeyeyim daha çok kurmayları ve tabii ki yeni şekillenen teşkilatları Özgür Özel’e ne kadar sahip çıkacak ve ne kadar onun yanında birlikte bu zor işi yürütmek için kolları sıvayacak. Önümüzdeki günler bu sınavı, esas sınavı gözleyeceğimiz günler olacak.

Bugün bir eski dosta ithaf etmek istiyorum. 8 yıl önce hayatını kaybetti. 2 Ocak 2018’de. Kanserdi. Hüsamettin Arslan. Profesör Hüsamettin Arslan. Hüsamettin ile 90’lı yıllarda, 80 sonu 90 başları onun ilk doktorasını yaptığı zamanlarda İstanbul’da özellikle Çemberlitaş’ta Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde çok sıkı muhabbetlerimiz olurdu. O bana çok şey öğretmiştir. Bir kere bir Anadolu çocuğuydu. Yani dar gelirli bir ailenin çocuğuydu diye hatırlıyorum. Ekonomik olarak zor bir hayat sürüyordu ama akademisyenliği çok ciddiye alıyordu. Bilim felsefesi üzerine kafa yoruyordu. Ve anarşist bilim felsefesinin şahı Paul Feyerabend’i ben ondan öğrenmiştim. Onun “Anything goes” lafını nasıl çeviriyorlar? ‘‘Her şey mümkün’’ diye çeviriyorlar. Ondan öğrenmiştim. Oradaki yaptığımız muhabbetlerden öğrenmiştim. Çok coşkulu, çok heyecanlı ve çok eleştirel birisiydi. Milliyetçi muhafazakâr çevrelerin içerisinde birisiydi ama onlara da meydan okuyan birisiydi. Sonra birbirimizden koptuk ama biliyordum Uludağ Üniversitesi’nde adım adım akademik kariyeri profesörlüğe kadar, en sonunda anladığım kadarıyla bölüm başkanlığına kadar tırmanmış. Son dönemde yazılarını görüyordum ve açıkçası yani kaç kere kendime dedim: şu Hüsamettin’i bulayım da kavga edeyim. Benim tanıdığım Hüsamettin o yazılarda yoktu ama öyle bir dostluğumuz vardı ki bunlara hiçbir şekilde hakikaten tepki duyma, tepki gösterme yoluna da gitmedim ve kendisini gerçekten çok erken bir yaşta kaybettik. Farklı birisiydi. Türkiye’de pek ilgi duyulmayan alanlarda kafa yoran birisiydi ve geldiği çevre anlamında, bulunduğu çevre anlamında oraya göre çok ayrıksı birisiydi. Fakat sonra tabii ki bir akademyaya girip orada olunca biraz sakinlemiş anladığım kadarıyla ama o son yıllarını benim yakından takip etme imkânım olmadı. Ölüm haberini aldığımda çok şaşırmış ve çok üzülmüştüm. Kendisine rahmet diliyorum tekrar. Saygı ve sevgiyle, dostlukla anıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş