Ekonomi Tıkırında (59): Dayanışma içinde ol Türkiye

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 59. programında Sedat Pişirici, koronavirüs salgını ile mücadele günlerinde “Evde kal” çağrısının ekonomi açısından ne kadar gerçekçi olduğunu, bu çağrıya uyanların kayıplarının nasıl karşılanabileceğini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Zelal Direkçi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen hafta ekonomik güven endeksinin Mart 2020 değerini 91,8 olarak açıkladı. Bu değer Şubat ayında 97,5’tu. %5,9 oranında bir gerileme söz konusu. TÜİK diyor ki ekonomik güven endeksindeki düşüş, reel kesim yani imalat sanayi, hizmet ve perakende sektöründeki düşüşlerden kaynaklandı. Reel kesim güven endeksi değeri şubat ayına göre %7,6 oranında azalarak mart ayında 98,6 olmuş. Hizmet sektörü güven endeksi değeri şubata göre %6 oranında azalarak mart ayında 92,5 olmuş. Perakende ticaret sektörü güven endeksi değeri şubata göre %1,2 azalarak mart ayında 101,7 olmuş. Tüketici güven endeksi değeri şubata göre %1,7 oranında artarak mart ayında 58,2 olmuş. İnşaat sektörü güven endeksi değeri şubat ayına göre %3,7 oranında artarak mart ayında 77,2 olmuş. Ekonomi güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, ekonomik güven endeksinin 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliğini gösteriyor. 

Bu durumda… Bir, kötümseriz ki zaten şu günlerde tersi mümkün değil. İki, güvenemiyoruz. Nasıl güvenelim ki? Sağlık Bakanı’nın açıkladığı koronavirüsten ölen insan sayısı bile tartışmalı iken kime, nasıl, neden güvenelim? 

Türkiye henüz bir ekonomik krizi ardında bırakmışken salgına yakalandık. Ekonomi zaten kendini toparlayamamıştı, şimdi de olabildiğince evde kalmak zorundayız. Olabildiğince diyorum çünkü beri yandan da ölmemek için aynı zamanda karnımızı doyurmamız, barınmamız, ısınmamız lazım ve bunların hepsi içinde para lazım. Sıkıntı burada başlıyor. Uzmanlar diyor ki kalabalıklardan uzak dur, diğer insanlarla temas etme. Hayat diyor ki çalış, para kazan. Hükümet diyor ki evde kal, sağlıcakla kal. Ama evde kalınca para kazanılmıyor, para kazanmaya kalkışınca da sağlıcakla kalınmıyor. O zaman ne yapmalı? Sanırım önce şunu iyice bir anlamalı. Virüs sınır tanımıyor, işçi-patron tanımıyor, çiftçi-köylü-ağa tanımıyor, virüs siyasi parti farkı gözetmiyor, virüs için ırk-dil-din-milliyet farketmiyor. Virüs hepimizi eşit şekilde öldürüyor. Sonra da şunu idrak etmeliyiz. Virüsün bizi öldürmemesi için en temel ihtiyaçlarımızı en önce karşılamalıyız. Ona göre organize olmalıyız.

Şu günlerde en temel ihtiyaçlarımız nedir? Erişilebilir ve sürdürülebilir tıbbı müdahale ve tıbbi bakım, sağlık hizmeti, koruma ve hijyen malzemesi, gıda ve sağlıklı barınma hizmeti. İşte bunlardan söz edilmeye başlandığı anda ekonomi devreye giriyor. Bu temel ihtiyaçları karşılamak için gereken üretimi kim gerçekleştirecek, nasıl gerçekleştirecek? Gereken kaynağı kim temin edecek, parayı kim ödeyecek? Ve bu soruların cevabını kim verecek? Hükümetin başı evde kal diyor ama evde kalırken nasıl para kazanılacağını kiranın, elektriğin, suyun, doğalgazın, odun-kömür parasının nasıl ödeneceğini, etin-sütün-ekmeğin-tuzun hangi parayla alınacağını söylemiyor. Bu salgın günlerinde hiç kimse hiçbir gerekçeyle çalışanının işine son veremez diye bir cumhurbaşkanı kararı yayınlamıyor. Bu salgın günlerinde dükkanını kapatanın zararını ben karşılayacağım diye bir cumhurbaşkanı kararnamesi yayınlamıyor. Aynı gemideyiz diyor ama bu salgın günlerinde kaptan köşkünden çıkıp kamaraları dolaşmıyor, yolcunun halini hatrını sormuyor. Dolayısıyla iş yine başa düşüyor. 

Bu günler, hamasetten uzak, açgözlülükten ırak, beka palavralarından azade, para kazanma hırsından, zenginleşme arzusundan, servetini koruma içgüdüsünden arınmış, toplumsal iş bölümünün değerinin ve öneminin farkında olunması gereken günler. Bu ölümcül salgını ancak dayanışma içinde atlatabiliriz. Bugün işten çıkarılan her insan, yarın gıda, temel ihtiyaç maddesi, beyaz-kahverengi eşya, ev, araba alamayacak insan. Bugün ev ya da dükkan kirasını, elektrik, su, ısınma faturasını ödeyemeyen insan, yarın oy istenilecek bir seçmen. Bugünler geçer ama bugünlerde dayanışma içinde olmazsak yarın birbirimizin yüzüne nasıl bakarız? O nedenle evde, işte, mahallede, köyde, kasabada, şehirde, dernekte, sendikada, partide, dağda, ovada, kıyıda, memleketin dört bir yanında dayanışma içinde ol Türkiye.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus