Ekonomi Tıkırında (63): Sadaka ekonomisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 63. programında Sedat Pişirici, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı veriler ışığında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu ve hükümetin aldığı ekonomik tedbirleri değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Engin Deniz İpek

İyi günler, 

22 Nisan Çarşamba sabah saat 10.00’da Türkiye İstatistik Kurumu, tüketici güven endeksi verisini 54,9 olarak açıkladı. Bu veri, Mart 2020’de 58,2’ydi. Tüketicinin güveni bir ay içinde %5,8 oranında azalmış. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. 

Endeksteki toplam değeri sağlayan alt endekslerin verileri ise şöyle: Hanenin maddi durumu, gelecek 12 aylık döneme ilişkin olarak, mart ayında 78,6 iken nisan ayında %7,8 oranında azalarak 72,5 olmuş. Genel ekonomik duruma ilişkin beklenti, mart ayında 75,6 iken nisan ayında %1,1 oranında azalarak 74,8 olmuş. İşsiz sayısına ilişkin beklenti mart ayında 57,6 iken nisan ayında %6,7 oranında azalarak 53,8 olmuş; işsizliğin artmasını bekliyorlar. Tasarruf etme ihtimaline ilişkin beklenti, mart ayında 21,2 iken nisan ayında 13,1 oranında azalarak 18,4 olmuş; neredeyse hiç tasarruf etme ihtimali görmüyorlar. Yani tüketici kötümser, maddi durumunun iyileşeceğine, tasarruf edebileceğine inanmıyor. 

Aynı gün, 22 Nisan Çarşamba öğleden sonra saat 14.00’te bu sefer Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %9,75’ten %8,75’e indirdiğini açıkladı. Merkez Bankası bununla ilgili açıklamasında diyordu ki: Koronavirüs salgınına ilişkin gelişmelere bağlı olarak küresel büyüme görünümündeki zayıflama derinleşmekte, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları genişleyici yönde adımlar atmaya devam etmektedir. Ocak ve şubat aylarındaki finansal koşullardaki iyileşmenin de katkısıyla güçlü bir eğilim sergileyen iktisadi faaliyet, koronavirüs salgınının dış ticaret turizm ve iç talep üzerindeki etkilerine bağlı olarak mart ayı ortalarından itibaren zayıflamaya başlamıştır. Salgın hastalığa bağlı gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin sınırlandırılması açısından finansal piyasaların, kredi kanalının ve firmaların nakit akışının sağlıklı işleyişinin devamı büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede yakın dönemde uygulamaya konulan parasal ve mali tedbirlerin, ekonominin üretim potansiyelini destekleyerek finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanmaya katkı yapacağı değerlendirilmektedir. (Yani ekonomik istikrar kalkanından söz ediyor Merkez Bankası.) Enflasyon beklentileri, iş talep koşulları ve üretici fiyatlarındaki gelişmelere bağlı olarak, çekirdek enflasyon göstergelerinin eğilimleri ılımlı seyretmektedir. (Şu sıra gıdadan başka bir şey alan yok, enflasyon nasıl yükselsin? Yükselse yükselse gıda enflasyonu yükselecek!) Küresel gelişmeler paralelinde Türk Lirası’nda gözlenen değer kaybına karşın, başta ham petrol ve metal fiyatları olmak üzere, uluslararası emtia fiyatlarındaki keskin düşün devamı, enflasyonun görünümünü olumlu etkilemektedir. (Şu sıra arabasına benzin koyan var mı acaba? Üretim yapan var mı? Petrol fiyatı tabii düşecek, emtia fiyatı tabii gerileyecek!) Üretim ve satışlardaki düşüşlere bağlı birim/maliyet artışları takip edilmekle birlikte üretim ve satışlar düştü. (Az üreten ve satan da mala zam yapıyor diyor şunun devamında…) Toplam talep koşullarının enflasyonu sınırlayıcı etkisinin arttığı tahmin edilmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda, yılsonu enflasyon tahmini üzerindeki risklerin aşağı yönlü olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede kurul, politika faizinde 100 baz puan indirim yapılmasına karar vermiştir. Kurul, enflasyondaki düşüş sürecinin devamlılığını, ülke risk priminin gerilemesi, uzun vadeli faizlerin aşağı gelmesi ve ekonomideki toparlanmanın güç kazanması açısından büyük önem taşıdığını değerlendirmektedir. 

Bakınız, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, faiz indirimi taleplerini direniyor diye önceki başkan Murat Çetinkaya’yı görevden alıp yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atamasından sonra, o tarihte %24 olan politika faizini, 2019 yılının temmuz, eylül, ekim ve aralık toplantıları ve 2020 yılının ocak, şubat ve mart toplantılarında aldığı kararlarla %9,75’e kadar indirmişti. Kurul, sekizinci toplantıda da 100 baz puanlık indirimle politika faizini %8,75’e çekti. 

Merkez Bankası politika faizini düşürüyor da ne oluyor? Hükümet istiyor ki kredi faizleri düşsün, iş dünyası ucuz krediyi işine yatırsın, ekonominin çarkları dönsün. Vatandaş ucuz kredi ile beyaz eşya, kahverengi eşya, araba, ev alsın ekonominin çarkları dönsün. Vatandaş ucuz kredi ile elektrik, su, doğalgaz borçlarını, ev ve işyeri kiralarını ödesin, ekonominin çarkları dönsün. Ama öyle olmuyor, o krediler bu bankadan alınıyor, öteki bankada döviz hesabı açılıyor. Yani para dolara yatırılıyor. Dolar kuru yükseliyor. Kur yükseldikçe Türkiye’yi ekonomik krize sürükleyen dış borcun Türk Lirası cinsinden miktarı daha da artıyor ama koronavirüs salgını dükkanları kapattığından içeride Türk Lirası, koronavirüs salgını ihracata dönük üretimi de ihracatı da vurduğundan dışarıda dolar kazanılamıyor. Dolayısıyla döviz cinsinden borcu ödeyecek kaynak bulunamıyor.

Hal böyleyken, 24 Nisan Cuma günü, Türkiye İstatistik Kurumu, sektörel güven endekslerinin Nisan 2020 verilerini açıkladı. Endeks nisan ayından bir önceki aya göre hizmet sektöründe %50,1, inşaat sektöründe %42,2, perakende ticaret sektöründe %26 azalmış. Sektörel güven endekslerinin 100’den büyük olması, sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliği gösteriyor. Yani hizmet, inşaat ve perakendede kötümserlik patlamış, nisan ayında sektörel güven çökmüş. Kim diyor? Türkiye İstatistik Kurumu. 

Aynı gün, Merkez Bankası da reel kesim güven endeksi verisi ile kapasite kullanım oranlarını açıkladı. Reel kesim güven endeksi, nisan ayında bir önceki aya göre 32,9 puan azalarak 66,8 seviyesine gerilemiş. Kapasite kullanım oranı nisanda 13,4 puan azalarak %61,6 olmuş. Diyor ki Merkez Bankası, “Son üç aya yönelik değerlendirmelerde üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında, bir önceki ayda azalış bildirenler lehine olan seyrin güçlendiği, iç piyasada sipariş miktarında ise bir önceki ayda artış bildirenler lehine olan seyrin azalış bildirenler lehine döndüğü görülmektedir. Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin güçlendiği, mevcut mamul mal stoklarının seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğu yönündeki değerlendirmelerinse zayıflayarak devam ettiği gözlemlenmektedir. Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde üretim hacmi iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin, azalış bekleyenler lehine döndüğü görülmektedir. Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü yönlü beklentilerin de azalış bekleyenler lehine döndüğü, gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin azalış yönlü beklentilerininse güçlendiği gözlemlenmektedir.”

2020 yılı nisan ayında iktisadi yönelim anketine katılan işyerlerinin %26,4’ü üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, %25,4’ü talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu belirtmiş. Onu sırası ile diğer faktörler, hammadde ekipman yetersizliği, mali imkansızlıklar ve gücü yetersizliği izlemiş. Üretimlerini diğer faktörlerin kısıtladığını bildiren işyerlerinin %69,2’si bu faktörün koronavirüs salgını olduğunu belirtmiş. 

“Son üç aydaki rekabet gücüne ilişkin gelişmeler değerlendirildiğinde, yurtiçi piyasalardaki rekabet gücüne ilişkin olarak, bir önceki dönemde artış bildirenler lehine olan seyrin azalış bildirenler lehine döndüğü gözlemlenmektedir” diyor Merkez Bankası; yani alışveriş yok. “Avrupa Birliği içindeki ve dışındaki yurtdışı piyasalardaki rekabet gücüne ilişkin azalış yönünde değerlendirmelerin ise güçlenerek devam ettiği görülmektedir” diyor Merkez Bankası; yani ihracat da yok. 

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı %3,2’ye, aynı kaldığını belirtenlerin oranı %36,1’e gerilerken, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı %60,7’ye yükselmiş Merkez Bankası anketinde. Yine Merkez Bankası’nın açıkladığı kapasite kullanım oranı verisinde de koronavirüs salgınının sert etkisi görülüyor. İmalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranı nisanda yıllık olarak 13,4 puan azalıp %61,6 seviyesine gerilemiş. Veride bir önceki aya göre düşüş ise 13,7 puan. Nisan ayında imalat sanayinde faaliyet gösteren 1.727 işyeri iktisadi yönelim anketine yanıt vermiş. Buna göre imalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranında alt sanayi kollarında en sert düşüş yatırım malları imalatında yaşamış. Yatırım malları imalatında bir önceki ay %76,5 olan kapasite kullanım oranı %51,4’e gerilemiş. Tüketim malları imalatında kapasite kullanım oranı %73,6’dan %58,4’e gerilemiş. Dayanıklı tüketim malları imalatında kapasite kullanım oranı %72,2’den %51,2’ye gerilemiş. Ara mallar imalatında kapasite kullanım oranı kapasite kullanım oranı %75,7’den %65,5’a gerilemiş. Dayanıksız tüketim malları imalatında kapasite kullanım oranı %73,9’dan %59,8’e gerilemiş. 

Bunlar Türkiye’nin ekonomik gerçekleri. Açıklayanlar da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Türkiye İstatistik Kurumu. Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu ekonomik veriyi okumaktan uzaktır. Ekonomi basını da bu veriyi halkın anlayacağı şekilde tercüme etmez pek. Zaten basın da büyük ölçüde iktidarın kontrolünde olunca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı bu can yakıcı ekonomik tabloya rağmen memleketin Hazine ve Maliye Bakanı geçen cumartesi günü şunları bir başarı öyküsü anlatır gibi anlatabiliyor: “Ekonomik istikrar kalkanı kapsamında vergi ötelemeleri, ticari hayatın aksamaması için devreye alınan tedbirler, kısa çalışma ödeneği, asgari ücret desteğiyle bireysel esnaf ve işletmelere yönelik destek paketleri üretim gücüne, esnafa ve istihdama koruma kalkanı sağladı.” Merak ediyorum, kaç tane esnaf, küçük işletme vergisini öteleyebilmek için mücbir sebep başvurusuna cevap alabildi. Devam ediyor memleketin Hazine ve Maliye Bakanı: “Bu kapsamda bugüne kadar attığımız adımların toplam tutarı 200 milyar liraya ulaştı. Şu ana kadar yaklaşık 4,4 milyon ailemize bin liralık nakti destek yardımında bulunduk (burayı unutmayın az sonra açıklayacağım bir başka veriyle ilgili). Ayrıca destek kapsamına girmeyen ancak bu dönemde gelirini, işini kaybeden vatandaşlarımıza da 1000 lira nakdi yardım yapacağız. Vatandaşlarımızın bireysel ihtiyaçları için devreye aldığımız temel ihtiyaç desteği kapsamında şu ana kadar 3 milyon 977 bin vatandaşımıza 22 milyar 295 milyon lira kaynak sunuldu.” Burada sözü edilen kaynak karşılıksız değil. Bildiğiniz banka kredisi, yani borç. Vatandaşa açıkça elektrik su ve doğalgaz faturasını ödeyebilmesi için kamu bankasından kredi çekmesini tavsiye ettiler. “Üç aylık faturanı senin devletin üstleniyor ey vatandaş’ demediler, diyemediler.”

Başka ne demiş memleketin Hazine ve Maliye Bakanı? “Esnaf destek paketi için 582 bin esnafımız başvuruda bulundu. Tam 448 bin 148 esnafımıza 7 milyar 390 milyon lira finansman tahsisi yapıldı. Paraf Ticari Kart için de esnafımızdan 324 bin 814 başvuru geldi. 3 bin 565 esnafımıza kartları tahsis edildi. Parafkart’la beraber esnafımıza sunduğumuz finansman desteği toplam 16 milyar 861 milyon liraya ulaştı.” Bu da borç, bu da bildiğiniz banka kredisi. Devam ediyor bakan: “İşletmelerimize sunduğumuz kredi garanti fonu kefaletli işe devam desteği kapsamında da, başvurular 143 bin 769’a ulaştı. Bu kapsamda 119 bin 804 firmamıza 120 milyar 412 milyon lira finansman tahsis edildi.” Bu da borç, bu da bildiğiniz banka kredisi ama Hazine garantilisi. 

Hazine ve Maliye Bakanı’nın açıklamasının en çarpıcı kısmı en sonda: “Finansman tahsis edilen firmalarımızın %96’sını KOBİ’lerimiz oluşturdu. KOBİ,  yani küçük ve orta koy işletme. Önceki hafta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı ne açıklamıştı? “268 bin 717 firma, 3 milyon 44 bin 420 çalışanı için kısa çalışma ödeneğine başvurdu. Kısa çalışma ödeneği başvurularının %40’ı imalat sanayinde, %15’i toptan ve perakende ticaret sektöründe, yüzde 12’si konaklama ve yiyecek hizmeti sektöründe, %6’sı ise eğitim sektöründe faaliyet gösteren firmalar tarafından yapıldı.” Yani ölümcül koronavirüs salgını en çok bu sektörler etkilemiş. “Kısa çalışma ödeneği için başvuran firmalar çalışan sayısına göre incelendiğinde, ödenek için başvuran firmaların en çok %51,3 oranıyla üçten az çalışanı olan firmalar olduğu görünüyor. Onu, %28,3 ile dört ila dokuz  çalışanı olan firmalar izliyor. Üçüncü sırada %10,8 ile 10 ila 19 çalışanı olan firmalar yer alıyor. 20 ila 49 arası çalışanı olan firmalar da %6,4 ile dördüncü sırada.” Bu açıdan bakıldığında, kısa çalışma ödeneği için başvuran firmaların %90’dan fazlasını 50’den az çalışanı olan firmalar oluşturuyor yani KOBİ’ler. Hazine ve Maliye Bakanı ne diyor? “Finansman tahsis edilen firmalarımızın %96’sını KOBİ’lerimiz oluşturdu. 

Koronavirüs salgını etkisiyle iyice yayılan ekonomik kriz, öncelikle küçük ve orta boy işletmeleri vurmuş. KOBİ’ler bu ülkenin belkemiği. Türkiye’deki tüm işletmelerin %99,8’i KOBİ. Bu KOBİ’ler toplam istihdamın %76-77’sini sağlıyor. KOBİ’ler yeni istihdam alanları yaratılmasındaki katkıları, piyasa koşullarındaki değişikliklere uyum sağlama yetenekleri, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanmasındaki etkileriyle bu ülkede de herhangi bir başka ülkede de ekonominin vazgeçilmez ögesi. KOBİ’leri böğründen vuran bu ekonomik kriz, “Sen al şu 1.000 lirayı, sen de al şu banka kredisini de kurtar kendini” denilerek aşılamaz. 

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu TÜRK-İŞ, bugün dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırının kaç para olduğunu açıkladı. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı -ki buna açlık sınırı deniyor- nisan ayında 2.374 lira. Yine dört kişilik bir ailenin gıda harcaması ile giyim konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise -ki buna da yoksulluk sınır deniyor- 7.732 lira. Ama hükümet diyor ki “1.000 lira veriyoruz”. Sadakadır bu! Türkiye sadaka ekonomisi ile belini doğrultamaz. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus