Eski İsrail Dışişleri Bakanı Shlomo Ben-Ami: “Salgınla mücadelede en başarılı olan ülkeler ezici çoğunlukla demokratik ülkelerdir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Eski İsrail Dışişleri Bakanı Shlomo Ben-Ami, Project Syndicate için koronavirüs krizi sırasında hangi siyasal rejimin daha başarılı olduğunu anlatan bir yazı kaleme aldı. Çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.

Koronavirüs krizi, son yıllarda jeopolitiğin merkezî bir özelliği haline gelen ideolojilerin artan çatışmasının son cephesi oldu. Otoriterizmi temsil eden Çin, uyguladığı agresif stratejiyle koronavirüs salgınına karşı başarılı oldu. Demokrasiyi temsil eden ülke yelpazesi ise oldukça geniş, bazı demokratik ülkeler diğerlerine göre salgınla mücadelede başarılı olamadı. Peki, hangi siyasal sistem krizleri yönetmek için daha uygun?

Otoriter rejimlerin avantajlı olduğu düşüncesi makul gelebilir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi demokrasilerde insanlar özgürlüklerini yanlış yorumlayabilir ve maske takma zorunluluğu gibi otoriter önlemlere direnebilir. Otoriter rejimler ise kamu yararına hizmet eden kuralları kolayca dayatabilir ve uygulayabilir. Bazı yazarlar, Batı demokrasilerindeki bireysel özerkliğe ve otoriteye rıza gösterilmesine vurgu yaparken, Çin’in otoriteye uyum ve özveri konusunda Konfüçyüs geleneğinden yararlandığını iddia ediyor.

Koronavirüs salgınının merkez üssü Vuhan’da uygulandığı gibi ani ve sıkı karantina önlemlerinin Amerikalılar tarafından nefretle karşılanacağı doğrudur. Ancak, siyasi sistemlerin krize tepki verme kapasitelerinin değerlendirilmesi sözkonusu olduğunda, bu karşılaştırma önemli değildir.

Hong KongJaponya, Singapur, Güney Kore ve Tayvan gibi Konfüçyüs normlarını destekleyen demokrasiler, koronavirüs krizini en az Çin kadar etkili yönetti. Öte yandan AvustralyaAvusturya, Yunanistan, Yeni Zelanda ve Portekiz gibi ülkeler ise Konfüçyüs geleneği olmayan demokratik ülkelerdir. Bu bakımdan salgınla mücadelede en başarılı olan ülkelerin ezici çoğunlukla demokratik ülkeler olduğunu söyleyebiliriz.

‘’Bazı demokratik hükümetler bugünlerde halkın güvenini büyük ölçüde kaybetti’’

Bu üst düzey demokrasilerin ortak noktaları, liderlerin krizin boyutunu kavramış olması, vatandaşlarıyla güvenilir bir şekilde iletişim kurması ve zamanında harekete geçmiş olmasıdır. Buna karşılık, daha kötü performans gösteren ülkeler ya krize büyük ölçüde hazırlıksız yakalandı (İtalya ve İspanya) ya da bilinçli olarak mücadeleyi geciktiren liderlere sahipti (Brezilyaİngiltere ve ABD).

Bu başarısızlıkları tarihte de gözlemleyebiliriz: İki dünya savaşının da bize gösterdiği gibi demokrasiler savaş tehdidini fark etmekte güçlük çekmişlerdir. Yine de sonradan ortaya koydukları kararlı eylemler ve kamu güvenini sağlayabildikleri için galip gelmişlerdir.

Bazı demokratik hükümetler bugünlerde halkın güvenini büyük ölçüde kaybetti ve bu durumu düzeltmek için adım atmamakta da kararlı görünüyorlar. ABD Başkanı Donald Trump ve Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, virüs tehdidini ciddiye almayarak ve uzman tavsiyelerine karşı çıkarak, kendi narsistik ihtiyaçlarını giderdiler. İngiltere Başbakanı Boris Johnson da benzer bir tutum sergiledi.

Ancak bunlar demokrasinin sıkıntıları olarak görülemez. Sonuçta koronavirüs krizi sırasında, birçok demokratik ülkenin hükümet başkanları örnek liderler olarak ortaya çıktı.

39 yaşındaki Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, virüsün yarattığı tehdit hakkında açık konuştu, insanların ortak sorumluluk duygusuna hitap etti ve bilime dayalı önlemler aldı. Sonraki günlerde yeni vakalar görülmemeye başladı. Almanya‘da Şansölye Angela Merkel‘in sakin, şeffaf ve güvenilir iletişim tarzı, ölüm oranının düşük kalmasında etkili oldu. Danimarka‘da Mette Frederiksen, Tayvan’da Tsai Ing-wen, Norveç’de Erna Solberg, İzlanda’da Katrín Jakobsdóttir ve Finlandiya’da Sanna Marin, demokratik ilkelerden sapmadan etkileyici sonuçlar elde etti. Bu liderler vatandaşlarının güvenine sahipti. Bu bağlamda, bir kadının lider olarak seçilmesinin, bir ülkenin siyasi olgunluğunu ve hükümetin çalışmalarına olan temel güveni yansıttığını da iddia edebiliriz.

Bu arada otoriter rejimler, meşruiyetlerini sürdürmek için propagandaya ve sansüre bağlı olarak, toplumda güven eksikliğine neden oluyorlar. Yerel makamların salgına karşı ilk tepkisinin bilgilerin bastırılması ve sansürlenmesi olduğu bir ortamda Çin‘in paylaştığı istatistiklere neden güvenelim ki?

“Çin geçmişte yaptığı hataları tekrarlıyor’’

2003 yılında şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS) salgını sırasında, hükümetin salgın hakkında gerçeği söylemeden önce bir hekimin bilgi uçurması gerekiyordu. Bazı gözlemciler Çin’in resmî gayri safi yurtiçi hasıla istatistiklerine bile inanmıyorlar. Her durumda, Çin’de yeni bir koronavirüs dalgası ortaya çıkacak gibi görünüyor.

Salgının İran ve Rusya‘daki boyutunun resmî olarak sağlanan tablodan çok daha kötü olduğuna inanmak için de makul bir neden var. Kremlin’in krizi reddetmesi de dahil olmak üzere bir dizi yanlış adımın ardından, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in popülaritesi yirmi yıllık iktidarındaki en düşük seviyeye geriledi.

Ülkelerin koronavirüs salgını ile mücadeledeki performanslarını etkileyen ve siyasi sistemlerle hiçbir ilgisi olmayan başka faktörler de vardır. Yakın geçmişte ÇinVietnamHong KongSingapurGüney Kore ve Tayvan gibi bulaşıcı hastalık salgınları yaşayan ülkeler, kurumsal bilgiden yararlanmaktadır. Demokratik ülkeler geçmiş salgınlardan büyük dersler çıkarmışlardır. Güney Kore’nin 2012 yılında Ortadoğu solunum sendromu (MERS) ile ilgili deneyimi, bugün gerçekleştirdiği büyük ölçekli koronavirüs testi uygulamalarını şekillendirdi. Buna karşılık Çin, koronavirüs salgınının başlangıç aşamasında pek çok bilgiyi örtbas etmeye çalışarak SARS salgını sırasında yaptığı hatayı tekrarladı.

Demokrasilerde ortaya çıkan kriz anları politik birer testtir. Kriz anlarında liderler halkın güvenini korumalı ve güçlendirmelidir. Aksi halde bir sonraki seçimleri kaybetme riskini göze almış olurlar. Otokrasilerde ise kriz, rejimin meşruiyetine hatta kalıcılığına yönelik bir tehdittir.

Böyle büyük bir kumarda, krizle ilgili bilgileri örtbas etmek otoriter yönetimler için daima en güvenli yol olarak görülecektir. Tam da bu yüzden, otoriter hükümetlerin farklı tepki vermesini beklemek, (Trump‘ın Çin‘den talep ettiği gibi) belki de rejim değişikliği çağrısı yapmakla eşdeğerdir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus