Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (87): Siyasi tuzaklar nelerdir ve nasıl sakınılır?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Can, “5 Soru 10 Cevap” programında aşağıdaki sorulara yanıt aradı:

1- Siyasi tuzak korkusu nereden geliyor?
2- Siyasi tuzakları kimler, nasıl kuruyor?
3- Tuzaklar her durumda işe yarıyor mu?
4- Uyanıklık veya kurnazlık mı, rahata alışmak mı?
5- Tuzaklardan kaçmak mı, tuzakları bozmak mı?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. Bu hafta başlıkta göreceğiniz üzere bu siyasi tuzak meselesini konuşacağız. 

Bu nereden gerekti derseniz; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun  ‘bizi sokağa çekmek istiyorlar, biz bu oyuna gelmeyeceğiz bu siyasi tuzakları bozacağız’ şeklinde bir açıklama yaptı. Bu siyasi tuzak meselesini, gerilim tırmanmasının bir tuzak olarak nasıl işlediğini konuşalım. 

Siyasi tuzaklar korkusu nereden geliyor?

Bunu son yıllarda ağırlıklı olarak muhalefetten duyuyoruz ama iktidar da kullanıyor tuzak meselesini. Siyasi aktörlerin tamamı rakiplerinin kendileri için kurduğu siyasi tuzaklardan bahsediyor. Bir konuda belirli bir davranış talebi yükseldiğinde, bazen bunun yapılmamasının gerekçesi olarak öne geliyor. Mesela kuvvetli bir tepki ya da tutarlı bir politik tutum beklendiğinde bir takım siyasi tuzaklar nedeniyle böyle davranılmadığı iktidar için de muhalefet için de geçerli oluyor. “Bize kurulan tuzakları boşa çıkartmak için biz böyle davranıyoruz” gerekçesine çok sık davranılıyor. 

Bazen gerilimin kendisinin bir tuzak olduğu iddiası ortaya atılıyor, bazen yumuşama normalleşme taleplerinin aslında bir zaaf tuzağına çekilmek olduğu iddiası ortaya atılabiliyor. Türkiye’de son yıllarda çok kullanılan iki tema da; muhalefeti sokağa çekerek iktidarın bir takım bahaneler üretmeye çalıştığı ya da bir takım kışkırtıcı hamlelerle muhalefet bloğunu dağıtacak tuzaklar kurduğu. Mesela CHP’yi HDP ile yan yana göstererek aslında ona tuzak kurduğu en sık kullanılan tema. İddia, eğer bu tuzaklara düşülürse büyük bir zarar görüleceği, rakiplerin büyük avantaj saklayacağı. Şimdi de sıcak gündem içerisinde tekrar yürürlüğe girmiş durumda.  

Siyasin tuzakları kimler, nasıl kuruyor?

İktidarın kullandığı tuzak örneklerinden biri Ayasofya. Şu anda iktidarın batı ile gerilimi siyasi bir manivelaya çevirmek için hafif yokladığı bir tema iken daha önce Erdoğan “bu tezgah, siz asıl mevcut camilerimizi doldurun ondan sonra sıra Ayasofya’ya gelsin”, demişti. Şimdi aynı temayı kullanmakta bir sakınca görmüyor. Yine mesela kürsüden ip atan Bahçeli’yi o dönem Türkiye ve kendisine tuzak kurmakla suçluyordu. Ama daha sonra Erdoğan’ın idamı bir siyasi manivela olarak hatta muhalefeti zorlamak kullandığı bir temaya dönüştürdüğüne de şahit olduk. AB sürecinde, çözüm sürecinde ve ekonomide de sık sık iktidarın kendisine kurulan tuzaklardan bahsettiğine tanık olduk. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendisini İMF’ye doğru iten bir lobinin olduğunu, çözüm sürecinde bazen muhatapların bazen rakiplerin kendisine tuzaklar kurduğunu öne sürdüğüne rastladık. Bizzat başkanlık sisteminin kendisinin Bahçeli tarafından Erdoğan’a kurulan tuzak olduğu konusunda hala kullanılan bazı yorumlara rastlayabiliyoruz. 

Muhalefet tarafında ise bu daha çok gerilim siyasetinin ya da muhalefet bloğunu parçalamanın aracı olarak çok sık kullanıldı. Sürekli şöyle bir tema gündeme geldi: “Gerilim yaratılarak gerilimin tarafı olmamız zorlanıyor, bu aslında bir tuzak, biz bu tuzağın uzağında durmaya çalışacağız.” Bir anlamda muhalefet, bu tuzaktan sakınmayı gerilimde iktidarı yalnız bırakma stratejisiyle karşıladı. Bunun bir ölçüde sonuç aldığını da gördük. Özellikle son yerel seçimde. Ama iktidarın gerilimde kendisi yalnızlaşıp bununla ilgili bir erime şeklinde bir bedel öderken, aslında gerilimi kullanarak muhalefeti yalnızlaştırma ve çaresizleştirme konusunda da başka bir fonksiyonu öğrendiğini gördük. Yani iktidar, muhalefeti gerilime çekip buradaki tuzağını kullanamıyor ama bu gerilim faktörünü kullanarak onu hareketsiz bırakacak biçimde çok daha etkili kullandığını gördük. Bu, tuzaktan sakınmanın artıları eksileri hem de başka fonksiyonları açısından da ilginç deney oldu.

Tuzaklar her durumda işe yarıyor mu?

Kabaca siyasi tuzakları, çok gizli kumpaslar ya da çok açık tuzaklar olarak ayırabiliriz. Gizli tuzaklar bilemeden içine düşüldüğünde çok tehlikeli olabilir ama açık tuzakların başka bir fonksiyonu var. Açık tuzaklar, doğrudan onu görün, inanın ve hatta buna çok kuvvetli bir biçimde iman edin diye önünüze konulan tuzaklar aslında. Size yürümeye mecbur olduğunuz bir yol güzergah çiziyor. Açık tuzaklar da en az gizli tuzaklar kadar etkili olabiliyorlar. Türkiye’de son dönemde gerilim üzerinden kurulan tuzaklarla ilgili çok kullanılan örneklerden biri Gezi hadisesi. Malum gerilim siyasetinin önemli dönemeçlerinden biri. O meşhur “ilk üç gün iyiydi ondan sonra sorun olmaya başladı” tezinin dayanağı iktidar orada gerilimi tırmandırarak muhalefeti sokağa çekti ve bundan fayda sağlayarak 2014 cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı becerdi ve o kaostan fayda sağladı. Çok benzer bir şey ABD’de gündemde. Ama Gezi’nin sonuçlarına 2014 seçimi açısından bakarsanız başka bir sonuç görürsünüz, 7 Haziran 2015 seçimleri açısından bakarsanız bambaşka bir sonuç görürsünüz. 

Gerilim üzerinden kurulan tuzaklar ve gerilime çekme stratejisinin, her zaman kuranların lehine geliştiğini söyleyemeyiz. Bu hendek siyaseti ve çözüm süreci, sonrasındaki çatışma süreci için kullanıldı 15 Temmuz darbe girişimi için de kullanıldı. Ama bunların hepsinde tek ve doğrusal sonuç oluştuğunu söylemek zor. Kuranların faydalandığı durumlar da var, istedikleri faydayı sağlayamadıkları durumlar da var. Ama şunu söylemek zorundayız: Evet iktidar bir süredir gerilim siyaseti açısından pek çok tuzaklar, bir kısmı kapalı gizli bir kısmı da son derece açık göstere göstere tuzaklar kuruyor.  Bazılarının içine kendisi düşüyor ama asıl olarak bu tuzakların içine düşülmesi meselesinden çok, neleri engellediği, neleri caydırdığı daha önemli hale gelmeye başladı gibi görünüyor. Türkiye’de yaşadığımız süreç bunu doğruluyor. 

Uyanıklık veya kurnazlık mı rahata alışmak mı?

Tuzak bazen sakınıldığı için fonksiyonunu yerine getiriyor. Önünüze konulan tuzaklar, size yürümeye mecbur olduğunuz güzergahı gösteriyor. Buna karşılık sürekli gerilim gerektiren tuzaklar kurmaya çalışmak iktidara da tamamen istediği sonuçları vermiyor. İddia edildiği gibi o tuzaklara düşülse de o tuzaklardan sakınılsa da büyük değişim ya da yeni bir avantaj sağlanamadığını görüyoruz. Ama bundan nasıl yararlandığı meselesine başka bir cepheden baktığımızda, hesap vermemek, keyfilik konusunda neredeyse engelsiz bir yol güzergahında yürüme imkanı sağladığını görüyoruz. Aslında bu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada popülist otoriterlerin keşfettiği ve başarılı biçimde kullandığı bir yöntem. Kendileri için sıkıntılı olabilecek problemlerin önüne ve çevresine bir takım açık tuzaklar kurduğuna inandırarak, herkesi o alanlara sokmadığı ve kendisine gelebilecek zararı küçültebildiğini görüyoruz. 

Mesela Amerika’da ne yaşanıyor? Çok açık ve haklı bir tepkinin karşısına, bu tepkinin kaosa yol açabileceği fikri konularak karşılık veriliyor. Aslında kışkırtıcı laflar söyleyen başkan, maksatlı olarak muhaliflerini sokağa çekerek kaosu büyütmek ve buradan da bir tekrar güç devşirmek iddiasını yaygınlaştırıyor. Bu tuzağa düşülerek Trump’a imkan verilmesi başka bir şey, bu tuzağa düşüleceği korkusuyla tepkisizliğe çekilmek başka bir şey. Aslında her durumda kazanabileceği bir hamleye oynuyor. Tuzakları bozmak diyebileceğimiz şey; her durumda kazandığı denklemi değiştirebilmek. Yani aslında bu kendi gücünün üzerinde sonuç üretebilmenin en önemli anahtarlarından biri, rakipleri felç eden tuzakları kullanabilme becerisi. Bunun bütün dünyada örneklerini yaşıyoruz.

Tuzaklardan kaçmak mı tuzakları bozmak mı?

Sadece tuzakları görüyor olmak, büyük bir siyasi basiret anlamına gelmiyor. Çünkü o tuzakların bazıları, tam  da siz görün ve o yollardan yürümeyin ya da tamamen çizilen yollardan yürüyün, başka yollar aramayın diye. Bu aslında bir tuzak bozma değil belki tuzaktan kaçma ama başka bir tuzağın parçasına dönüşmek. Türkiye’de Gezi’den beri tartışılıyor, bugün Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği gibi, somut koşullar uygun olmayabilir ama sadece tuzak kurulduğu varsayımı ile sokağın kapatılmasının aracına dönüşmeyi görmek gerekiyor. Yine bir benzer tuzak iddiası; CHP’nin özellikle önüne getirilen HDP ile yan yana getirilme tuzağı. Bu tuzağa istinaden dokunulmazlık stratejisi ortaya çıkıyor. Mecliste son yaşanan sivil darbeye eksik tepki tablosu ortaya çıkabiliyor. Ama HDP ile yan yana gösterme tuzağının arkasında, aslında muhalefetin yan yana durmasını zorlaştırması tuzağı kuruluyor olabilir mi? Yani siz yana yana durun biz de size kolay saldıralım tuzağı değil de; siz yan yana duramazsınızı herkese ve birbirinize gösterdiğiniz bir tuzağın parçası haline dönüşüyor olabilir misiniz? 

Dolayısıyla bu meselelere kolay bir ezber olarak yaklaşmak, yüksek bir siyasi basiret beceri ve kurnazlık gibi durmuyor. Bunu kuranlar da böyle yapmıyorlar. Son yıllarda gördüğümüz tablo, kurulduğu iddia edilen tuzaklara düşüldüğü için değil, bu tuzaklar sayesinde bazı avantajlar sağladığı için işliyor. Meseleye biraz bu pencereden bakmaya başlamanın daha önemli olduğunu ve siyaseten sonuçlarının daha etkili olabileceğini görmek gerekiyor. En azından muhalefet aktörelerinin böyle görmesi gerekiyor. Çünkü bu gerilim tuzaklarının iktidara bir destek sağlamadığı, iddia edildiği gibi oy konsolidasyonunu büyütmediği çok açık. Ama buna karşılık sürekli erimekte olan iktidarın gücünden hiçbir şey kaybetmiyor görüntüsü verebilmesinde bu tuzakların çok fonksiyonel olduğunu görmek gerekir. O yüzden bu tuzak meselesine biraz daha geniş bir pencereden bakmak faydalı olabilir diye düşünüyorum. Çok dar bir ezber olarak siyasi tuzak meselesine bakmanın yanıltıcı olabileceğini, çıkarılan sonuçların da doğru bir yön göstermeyeceğini işaret etmek istiyorum.

Bu haftalık şimdilik de bu kadar diyelim. Tekrar iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus