Büyükada davasında karar açıklandı: Taner Kılıç, Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran’a hapis cezası, yedi kişiye beraat

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İnsan hakları savunucusu 11 kişinin yargılandığı ve kamuoyunda “Büyükada davası” olarak bilinen davada karar duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı’nda yapıldı. Taner Kılıç’a “örgüt üyeliği” suçlamasından altı yıl üç ay, Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran’a “örgüte yardım” suçlamasından bir yıl 13 ay hapis cezası verildi. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli ise beraat etti. Mahkeme heyetinin kararı oyçokluğuyla aldığı belirtildi. Sanık avukatları kararı temyize götürecek.

“11 hak savunucusu hiçbir istisna olmadan beraat etmelidir”

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşma öncesi insan hakları örgütleri, ortak bir açıklama yaptı. 19 insan hakları örgütü adına açıklama yapan Emel Kurma, bu davanın hiç açılmamış olması gerektiğini belirtti ve “11 hak savunucusunun hiçbir istisna olmadan beraat etmesi gerekir” dedi. 

35. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti duruşmaya koronavirüs salgını nedeniyle basın ve sanık yakını alınmamasına, sanık başına bir avukat alınmasına karar verdi. Duruşma salonuna bazı uluslararası gözlemcilerin ve az sayıda basın mensubunun girmesine izin verildi. Bugün 11. duruşması görülen davada 18 Şubat’taki son duruşmada dinlenmeyen savunmalar dinlendi. 

Peter Steudtner: “Kendimizi savunmak için harcadığımız gücü insan hakları için harcamayı tercih ederdik”

Mahkeme 10.30’da, Peter Steudtner’ın avukatı Murat Deha Boduroğlu’nun, savcılık mütalaasına karşı beyanıyla başladı. 11 hak savunucusunun tamamının beraat etmesi gerektiğini ifade eden Boduroğlu, “Herhangi birinin ceza alması, hepimizin haklarının şiddetli bir ihlali olur” dedi. Steudtner’in yazılı savunmasını okuyan avukat Boduroğlu, savunma için  harcanan zamanı, insan hakları için harcamayı tercih ettiklerini söyledi: 

“Kendimizi savunmak için harcadığımız gücü insan hakları için harcamayı tercih ederdik. Gözaltı ve tutukluluk Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere aykırı uygulamalarla doluydu. Mevcut deliller ve yasalar uyarınca dava kapsamında yargılanan hepimizin beraatımı talep ediyorum. Vereceğiniz beraat kararı Türkiye’de insan haklarının bulunduğunu göstereceği gibi, Almanya ile ilişkileri de olumlu etkileyecektir.”

Ali Gharavi: “Biz terörist değiliz”

Steudtner’in savunmasının ardından, avukat Oğul Güner Olgun müvekkili Ali Gharavi’nin savunmasını okudu. Gharavi, “Hiçbirimiz tutuklanmamalıydık” dedi.

“Bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adaletsizliktir. Biz terörist değiliz, sadece insan haklarını savunduk” diyen Gharavi, şöyle devam etti: “Her iki sanık da mütalaaya karşı beyanlarında sadece kendilerinin değil, yargılanan tüm hak savunucularının beraatını talep etti. Beşimizi beraat ettirip geri kalanımızı mahkum etmek istiyorsunuz. Hayatımızın üç ayını ve sonrasındaki üç yılı vermeniz mümkün değil. Bize verilen zararı gidermeniz mümkün değil ama adaletsizliğe son vermeniz mümkün.”

Özlem Dalkıran: “Amaç, insan hakları savunucularını sindirmek ve susturmaktır”

Gharavi’nin savunmasının ardından avukat Aynur Tuncel YazganÖzlem Dalkıran‘ın mütalaaya karşı altı sayfalık beyanını okudu. Savunmada, Türkiye’ye davet edilen uluslararası insan hakları kuruluşlarının temsilcilerinin hâlâ Türkiye’de toplantıya katılmanın güvenli olup olmadığının tedirginliğini yaşadığı belirtildi: 

“İki buçuk yıldır bu mahkemede yargılanan burada isimleri yazılı 11 kişi değil, mensubu oldukları insan hakları camiasıdır. Bu mütalaa ‘insan hakları için çalışmak, herkes için hak ve özgürlük talep etmek suçtur’ diyor. Amaç, yıllardır döne döne izlediğimiz ve son yıllarda artık sistematikleşen yargısal tacizle, insan hakları toplumuna ve eleştirel seslere net bir uyarıda bulunmak. Devletin ve devlet dışı aktörlerin gerçekleştirdiği hak ihlallerini belgeleyen ve ifşa eden, devletin ve yetkili kurumlarının ihlalleri önlemedeki ihmalini veya isteksizliğini eleştiren, ihlallerden etkilenenlere destek sunan ve adalet arayışlarında yanlarında duran, yeni ihlaller meydana gelmesin diye devlet kurumlarına ve hükümetlere önleyici tedbirler tavsiye eden insan hakları savunucularını sindirmek ve susturmaktır. Hak savunucularının çalışmalarını ‘sivil toplum görüntüsü altında’ diyerek karalayıp, terör bağlantılı suçlamalarla yargılamak, ‘terörle mücadele görüntüsü altında’ her türlü eleştirel sesi bastırmak, toplumu tamamen susturmak amacını taşıyor. Hangi faaliyetimiz terörü destekliyor ya da bunu amaçlıyor? Savcının mütalaasında bu anlaşılmıyor. Maalesef, hak savunucularının yazdığı her haber katıldıkları her toplantı kabul edilemez bir eleştiri olarak görülüyor. Büyükada davasıyla ise tüm sivil toplum kuruluşları üzerinde dondurucu bir etki yaratıldı. Bu dondurucu etki Gezi davasıyla katmerlendi. Bu davayla Türkiye’de hak savunucularının konuşmak, öğrenmek, tartışmak, planlama yapmak ve hatta dinlenmek için bir araya gelmesinin, uluslararası bağlantılara sahip olmasının, toplantı yapmanın bir bedelinin olduğu mesajı verildi. Üç yıl geçmesine rağmen, Türkiye’ye davet edilen uluslararası insan hakları kuruluşu temsilcileri hâlâ tedirginlikle Türkiye’de toplantıya katılmanın güvenli olup olmadığını soruşturuyor. Bu sorunun cevabını bugün bu mahkeme salonunda öğreneceğiz.”

“Hrant Dink’in kelimeleriyle söylemem gerekirse, ‘ne gücün terörüne ne terörün gücüne güvenenlerden’ taraf oldum”

Dalkıran savunmasında Hrant Dink’in kelimelerini hatırlattı ve “Bu davadan başımız dik, vicdanımız rahat, özgür ve haklı olduğumuzu bilerek ayrılacağız” dedi. Davanın 11 sanığın da hakkı olan beraat kararıyla sonuçlandırılacağına inandığını söyleyen Dalkıran savunmasına şöyle devam etti:

“AGİT İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına Dair Temel İlkeler, ‘demokratik toplumlarda insan hakları savunucularının hayati bir rol oynadıklarını’na vurgu yapar. Bu hayati rol, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için kamuoyunu bilgilendirmeyi ve bu yolla insan hakları bilincinin toplumda benimsenmesine katkıda bulunmayı ve insan haklarının geliştirilmesi için kamuoyu yaratmayı da kapsar o gün, bu hukuk felaketine bir son verin. Tek ‘silahları’ sözleri, fikirleri ve evrensel hukuka ve  değerlere, barışa ve insanlık onuruna saygıları olan hak savunucularını yaftalama, şiddet ve terör ile suçlama geleneğini kırın.Kendimi bildim bileli silahlı, silahsız, psikolojik, ekonomik, duygusal ve siyasal şiddete karşı mücadele verdim. Hrant Dink’in kelimeleriyle söylemem gerekirse, ‘ne gücün terörüne ne terörün gücüne güvenenlerden‘ taraf oldum. Bize inanan, 5 Temmuz 2017 gününden bugüne  üç yıldır bizi asla yalnız bırakmayan milyonlarca üyeli  insan hakları ailemizin gösterdiği dayanışmadan aldığım güçle, bu kutsal ailenin etkin bir üyesi olmaya devam edeceğim. Ben ve arkadaşlarım bu davadan başımız dik, vicdanımız rahat, özgür ve haklı olduğumuzu bilerek ayrılacağız.Mahkemenizin, uzun süredir devam eden döngüyü kırarak adaletten ve hukukun üstünlüğünden yana tutum alacağına ve bu davayı hepimizin hakkı olan beraat kararıyla sonuçlandıracağına inanıyorum. Beraatımı talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı, Özlem Dalkıran’ın savunmasını uzun bulduğunu belirterek, “Daha ne kadar sürecek, bizim de insani ihtiyaçlarımız var, ayrıca kayıt yapan bilgisayarın da bir hafızası var” dedi. Duruşmaya bir saat ara verildi. 

Nejat Taştan: “Ceza yargılamasının amacı delillerle maddi sonuca ulaşmaktır”

Bir saatlik aranın ardından duruşma saat 13.30’da, Nejat Taştan‘ın avukatı Ezgi Yalvarıcı‘nın beyanıyla devam etti. Ceza yargılamasının amacının delillerle maddi sonuca ulaşmak olduğunu beliren Yalvarıcı, müvekkili Taştan’ın beraatını talep etti:  

“Ceza yargılamasının amacı delillerle maddi sonuca ulaşmaktır. Ancak davaya baktığımızda delillerin mahkemece dikkate alınmadığını görüyoruz. Daha önceki duruşmalarda çürütülmüş olmasına rağmen yine de mütalaaya eklenen suçlamalara dair önceki delilleri hatırlatarak beyanına devam ediyor. Hukuk devleti bireyleri ceza yargılamasından da korur. İnsan haklarını savunmak evrensel bir haktır. Bunun soruşturma konusu olması kabul edilemez. Müvekkilimin beraatını istiyorum.”

Nalan Erkem: “Savcının şahsi toplantı iddiası dayanaksızdır”

Duruşma, Nalan Erkem‘in avukatı Ali Koç’un mütalaaya dair savunmasıyla devam etti. Savunmada toplantının gizli yapılmadığı, savcının iddası olan “şahsi toplantı” iddiasının dayanaksınız olduğu belirtildi:

“Toplantı şahıslar tarafından yapılmamıştır, insan hakları örgütleri tarafından yapılmıştır. Savcının şahsi toplantı iddiası dayanaksızdır. Toplantı gizli yapılmamıştır, bunlar ispatlanmıştır. Nitekim müvekkilim toplantıyı sosyal medyada paylaşmıştır, bunlar dosyaya ibraz edilmiştir. Toplantı yerine bakıldığında da bu husus açıklığa kavuşacaktır. Otel sorumlusu da kapının açık olduğunu belirtmiştir. Bunun gibi birçok hususla toplantının gizli olmadığı ortadır.”

“Hüküm ne olursa olsun gerekçenizi merak ediyorum”

Son beyanını veren tutuksuz sanık Nejat Taştan, “Bu davada avukatıma gönderdiğim para bile suç olarak gösterilmiştir. Bu asılsız iddialarla yargılamayla boğuşuyoruz. Hüküm ne olursa olsun gerekçenizi merak ediyorum” dedi.

Taştan ve Erkem’in savunmasının ardından mahkemeye 14.00-15.00 saatlerinde ara verildi. 

Mahkeme 15.30’da sona erdi. Taner Kılıç “örgüt üyeliği” suçlamasından altı yıl üç ay, Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran “örgüte yardım” suçlamasından bir yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı verildi. Mahkeme heyetinin kararı oyçokluğuyla aldığı belirtildi. Sanık avukatları kararı temyize götürecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus