Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (91): Anketlerin gösterdikleri ve göstermedikleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“5 Soru 10 Cevap” programında Kemal Can, şu soruların yanıtlarını aradı:

1- Metropoll’ün son anketi ve araştırmalar bize ne anlatıyor?
2- Cumhurbaşkanı’nın görev onayı seçim garantisi sayılır mı?
3- Seçmen desteğindeki değişimi siyasi aktörler nasıl karşılıyor?
4- İktidarın destek erimesine karşı stratejisi nasıl şekilleniyor?
5- Siyasi tablodaki aritmetik değişimin zorladığı nedir?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. Bu hafta başlıkta göreceğiniz üzere anketlerin  gösterdikleri ve göstermedikleri konusunu konuşacağız.  Buna neden olan şey geçtiğimiz hafta uzunca bir süre Metropül’ün yaptığı son anket. 

Metropoll’ün son anketi ve araştırmalar bize ne anlatıyor?

Daha önce yayınlanan araştırmalarda da iktidar oylarında düşüş çok net biçiminde ölçülüyor. İktidara yakın olduğu düşünülen araştırma şirketlerinin yaptığı anketlerde de, oranlar değişiyor ama bir oy düşüşü net. Metropül’ün yaptığı son yaptığı ankette, bir süredir ittifakın genel oyu içerisinde MHP’nin bir miktar oy tutabildiği, AKP’den kaçan oyun bir kısmının MHP’de kaldığı gözlemleri vardı. Bunun da artık işlemediği anlaşılıyor ve son ankette MHP’nin de hızlı bir oy düşüşü trendine girdiği anlaşılıyor. Yine bir süredir tespit edilen -daha önce KONDA’nın da benzer tespitleri var- kararsız oranının artması ve özellikle de bu kararsızlardaki yoğunlaşmanın bir belirsizlik ve yönsüzlük biçiminde belirginleştiği tespitleri var. 

Metropoll’ün  son anketi şöyle; daha önce 35 altına düştüğü söylenen AKP oyu, 30’lar civarında ölçülmüş durumunda; 30.3; MHP’nin 6.2. Bu kararsızlar eklenmeden önce. Kararsızların içerisinde iktidar bloğunun ve özellikle AKP seçmeninin ağırlığı artmış durumda. Daha önce kararsızlar içerisinde yüzde 20’lik bir pay oluştururken AKP seçmeni, şimdi neredeyse ikiye katlanmış durumda. Metropolün son anketinde iktidar bloğundaki düşüşe rağmen muhalefette bir oy artışı tespit edilemezken, ilk kez CHP’de dikkate değer bir artış ölçülmesi de önemli. Bu resimden çıkan, iktidar ittifakının artık yüzde  50’nin altına düştüğü ve yani bir tür azınlık haline geldiği. 

Cumhurbaşkanı’nın görev onayı seçim garantisi sayılır mı?

İktidar bloğundaki oy kaybına rağmen Erdoğan’ın görev onayında 2 puanlık bir artış tespit edilmiş görünüyor. Erdoğan’ın oyu ile iktidarın (yani partilerin) oyu arasındaki makasın açıldığı yorumları var. Bu, iktidar oyu düşerken Erdoğan’ın oyu yükseliyor mu gibi bir değerlendirmeye neden oluyor.  Açıkçası görev  onayı rakamını  muhtemel bir seçimde alınacak oy diye okumak çok doğru değil. Çünkü görev onayı çok daha hareketli bir grafik izliyor. Son 4 ayda Erdoğan’ın görev onayı 42, 55, 50 ve 52 gibi çok dalgalı seyir izlemiş. Burada pek çok faktör söz konusu. Dolayısıyla görev onayının artıyor olmasını -siyasi  ağırlığının ve pozisyonunun önemini gösterir am- birebir alabileceği oy oranı olarak okumak gerçekçi değil. 

İlginç olan Erdoğan’ın görev onayı içerisinde iktidar partisi mensuplarının ağırlığıyla ilgili durum. İktidar partilerine oy vermeyi düşünenlerin Erdoğan’a görev onayı konusunda da ilginç bir grafik izlemeye başladıklarını görüyoruz. AKP’lilerin yüzde 10’u Erdoğan’ı görev yapma biçimini onaylamıyor. MHP’de bu oran yüzde 30’a kadar çıkıyor. Erdoğan’ın genel popülaritesi önemli bir gösterge ama kendi seçmeni üzerindeki etkisi de dikkatle okunması gereken bir şey. Ama şunu kabul etmek lazım; Erdoğan iktidar bloğu açısından  hala sürükleyici

Seçmen desteğindeki değişimi siyasi aktörler nasıl karşılıyor?

Son anketin gösterdiği sayıları, tamamen değişen yeni bir trendin değil şimdiye kadar yavaş işleyen sürecin hızlanmasının  işareti saymak daha doğru. Hızda bir değişim olduğunu anlıyoruz. Çünkü iktidar bloğunun oy kaybı için biraz daha geriye kadar giderek işaretler bulmak mümkün. İktidar, daha önceki dönemlerde büyük ölçüde sürecin yavaşlığına yaslanarak idare etmeye yatkın görünüyordu. Yerel seçimden sonra destek kaybı konusunu sayıları gündeme getirmeyen bir tutum aldığını görüyoruz. Anketlere bazen -daha çok Bahçeli- bir şeyler söylüyorlar ama genel olarak anketleri yalanlayan, “bizim oylarımız artıyor” gibi karşılamalara yönelmiyor. Çünkü bunun çok inandırıcı ve aslında güvenilir dayanak olduğunu düşünmüyorlar. Bunun karşısına ideolojik barajları koyuyorlar. Yani siyaseti daha ideolojik bir alana iterek, beka söylemi, yerli milli söylemiyle ve daha milliyetçi tonlardaki dille ve muhalefeti düşmanlaştırarak sert bir kabuk örmeye, çekirdek seçmeni mobilize etmeye çalışıyorlar. Güç ve yapabilirlik kapasitesini artırarak erimeye vesayet barajı kurmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla aritmetik baskıdan kurtulmaya çalışıyorlar. 

Muhalefet ise bu tabloyu şöyle okuyor ve yansıtıyor: “Beklemek yeterli”. Erime hızlandığına göre fazla bir şey yapmaya gerek yok. İktidarın zaten kendi kendine sonunu getirecek, seçmen desteğini kaybedecek ve böylece eğer bir başarı söz konusu olacaksa zaten doğal olarak önlerine gelecek gibi düşünüyorlar ve böyle davranıyorlar. Böyle bir siyasi pozisyon alıyorlar. Bu zaman zaman “gündem değiştirme” meselelerinde karşımıza çıkıyor. Araştırmaların çoğunda ortaya çıktığı gibi, halkın öncelikli problem diye gördükleri şeylerin konuşulanlar olmadığı ya da siyasi alandaki gündemle uyuşmadığını gösteren çok fazla veri var. Bunları öne sürerek iktidarın halkın gündemi veya  asıl gündemi kaçırmak istediği, yapay mevzular ürettiği iddiasını ileri sürüyorlar.  Ama öteki gündemi kuranın kendileri olduğunu değil zaten milletin kendiliğinden başka gündeme dikkat kesildiğini iddia ediyorlar.

İktidarın destek erimesine karşı stratejisi nasıl şekilleniyor?

Genel olarak muhalefet cephesinde iktidarın seçmenini kolay mobilize ettiği ve küçük sembolik hamlelerle kolaylıkla oy konsolidasyonu sağlayabildiği konusunda bir inanış var. Bu önemli ölçüde önceki örneklere dayandırılıyor. 2015 Haziran ve Kasım seçimleri arasında iktidarın yaratabildiği oy değişimi, yine 2018’de özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde alabildiği sonuç iktidarın bu konudaki siyasi becerisine örnek veriliyor. Ancak bunun her sefer tekrar edilebilir olmayacağının nedenleri, yine Metropoll’ün araştırmasında ortaya çıkıyor: Pek çok veriye; enflasyon işsizlik ya da başka konulardaki, hatta korona salgınındaki pek çok veriye kamuoyunun ve hatta iktidar seçmeninin bile güven duymadığını görüyoruz. Dolayısıyla artık ortaya çıkan gündem ataklarıyla seçmenin kolay yönlendirilmesinin iktidar  açısında da kolay olmadığını görüyoruz. 

Yerel seçimden sonra daha belirgin görüldüğü gibi iktidar tekrar oyunu konsolide etmek artırmak gibi ataklar yerine, mevcut çelik çekirdeği, siyasi dili daha sertleştirerek erimeyi yavaşlatmaya dönük çabalar içerisindeydi. Ama anlaşılan o ki bunda da çok başarılı olamadı. Oy erimesini değil durdurmak, geri kazanmak, yavaşlatmayı bile başaramadığını gösteriyor. Çünkü dört aylık Metropol anketini dikkate alırsak, çok sistemli ve hızlanan bir erime sürecinin devam ettiğini görüyoruz. İçinde çok önemli gündem atakları yapılmış olmasına rağmen trend devam ediyor. Buna ek olarak stratejisinin en önemli tarafı, güç gösterileri ve yapabilirlik kapasitesini olağanüstü artırmak. Baro düzenlemesi daha sonra kıdem tazminatı hadisesi ile belki sosyal medya düzenlemesi ve medyaya dönük kısıtlama çabalarıyla, genel olarak muhalefete ve bütün topluma dönük sert otoriter tavrın artmasıyla belirginleşiyor. 

Siyasi tablodaki aritmetik değişimin zorladığı nedir?

Benim yazı ve yayınlarımı izleyenler hatırlayacaktır çok sık değindiğim bir mesele, aslında donmuş gibi görünen siyasi tablonun arkasında ciddi siyasal değişim dinamiklerinin işlediği ve sonuç yarattığı. Aritmetik tabloya bu cepheden bakarsak şunu hatırlayalım; 2015 Haziran’da yapılan seçimlerden sonra yüzde 40 yüzde 60 tartışması yaşanmıştı. O zaman Kılıçdaroğlu, Bahçeli’yi de muhalefetten saydığı için “iktidar bloğu yüzde 40 muhalefet yüzde 60” diyordu ama cevap hemen Bahçeli’den geldi: “40-60 sizin dediğiniz gibi değil, o yüzde 60 başka ve ben artık onun içerisindeyim” dedi. 1 Kasım seçimlerinde de AKP ve MHP’nin toplam oyu yüzde 60’ı aşmıştı. Aradan 5 yıl geçti şimdi o aritmetiğe baktığımızda ne görünüyor. O yüzde 60’ı nasıl tarif edersek edelim, ister sağ diyelim, ister iktidar bloğu diyelim. Yüzde 15’i İYİ Parti, Gelecek, DEVA ve Saadet Partisi olmak üzere artık iktidar bloğunda değil. Geri kalan yüzde 10 ise kararsız havuzunda. Yani yüzde 60’ın iktidarın elinde kalan güçlü nüvesi yüzde 35’e kadar gerilemiş durumda. Yüzde 60-40’ı gerçekçi bir ayrım olarak kabul etseniz de etmeseniz de bu resim önemlidir. Buradan yola çıkarak AKP’nin tamamen son bulacağı ya da Prof Tanju Tosun’un işaret ettiği gibi ANAPlaşma sürecinin olup olmayacağı başka dinamiklere bağlı.

İşin diğer tarafına geçtiğimizde 2015 tablosundan bugüne değişen bir başka nokta; muhalefet bloğundaki hem bir oy kıpırdanması. CHP’de hem yerel seçim başarısı ve oy artışları, asla geriletilemeyen ve çok kuvvetli bir direnç oluşturmuş olan HDP oyları açısından bakıldığında  yüzde 35’lere varan bir bloktan bahsedebiliriz. İktidardan kolay vazgeçmeyecek yüzde 35 ve asla iktidar bloğuyla temas kurmayacak bir katı yüzde 35 tablosu var. Ama bunların dışında seçmenin diğer üçte birlik kısmının alacağı pozisyon siyasetin bundan sonrasını şekillendirecek. Buradaki en temel mesele, bu iki 35’lik bloğu oluşturan siyasi aktörlerin siyasi alanı açan ve hareketlendiren bir atak içerisinde olmamaları. İktidar partisinin erimeye karşı geliştirdiği strateji, siyasi alanı açıp bu süreci tersine çevirecek adımlar atmak değil, tam tersine siyasi alanı kapatıp bu süreci mümkün olduğunca yavaşlatmak üzerine. Muhalefet ise bu sürecin bazen rahatlığından bazen daha az risk içermesinden dolayı, hızlandırılma ya da canlandırılma değil beklemeyi tercih ediyor. Yani her iki taraf da insanları siyasi alan çağıran ve canlandıran bir tavır içerisinde bulunmuyorlar. Bu kilitlenme görüntüsü yaratıyor ve kararsız bloğundaki yığılma devam ediyor. Seçimin uzak veya yakın olmasının bu tartışmalarda çok da önemi yok. Çünkü bu rakamlar seçimde alınacak sonuçtan daha başka şeyler de anlatıyor.

Şimdilik bu kadar diyelim, hepinize iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus