Dördüncü yılında 15 Temmuz darbe girişimi (1): Fethullahçılığın durumu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından geçen dört yılda Fethullahçılık nereden nereye geldi? Bundan sonra varlığını sürdürebilir mi?

Sonraki bölümler:

Dördüncü yılında 15 Temmuz darbe girişimi (2): AKP ve Erdoğan’ın durumu

Dördüncü yılında 15 Temmuz darbe girişimi (3): Türkiye’nin durumu

Yayına hazırlayan: Yusuf Said Akcakaya

Merhaba, iyi günler. Fethullahçılıkla başlamak istiyorum bugün. Fethullahçılık çok büyük bir darbe yedi — ki 15 Temmuz öncesinde Türkiye’de özellikle muhafazakâr kesimin sosyal alandaki en önemli gücüydü. Eğitim, medya başta olmak üzere sağlık, turizm… aklınıza gelebilecek her sektörde Fethullahçılar bütün köşeleri tutmuştu. Ve diğer cemaatler onlardan izinsiz çok fazla bir şey yapamıyorlardı. Ya da onlar Fethullahçılar’la rekabet edemiyorlardı. 17-25 Aralık’la beraber, Erdoğan Fethullahçılığa bir savaş açtı; ama bu savaş daha tam bir hızını kazanamadan, belki de bu savaşın daha hızlanmasını engellemek için, 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Ve darbe girişimi kısa bir süre içerisinde fiyaskoyla sonuçlanınca, Erdoğan Olağanüstü Hal ilan ederek Fethullahçılığa yönelik olarak başladığı operasyonu, tam anlamıyla, son gaz sürdürdü. Ve kısa bir süre içerisinde Fethullahçılığın kurumlarının hemen hemen hepsi dağıtıldı; kimisi kapatıldı, kimisine kayyum atandı. Ama bunların hiçbiri artık Fethullahçılar’ın denetiminde değil. 

Gazeteler, radyolar daha önce kapatılmaya başlanmıştı. Daha sonra kalanlar; internet siteleri vs., hepsi kapatıldı. Vakıflar, dernekler, üniversiteler ve kolejler kapatıldı. Ülkenin her yerinde, neredeyse her şehrinde bir ya da birden fazla okulları vardı. Onların hepsine el konuldu. Kimisi tamamen ıssızlığa terk edildi. Ve Fethullahçılık Türkiye’de büyük bir hızla tasfiye edildi. Bu tasfiye süreci Türkiye’de hâlâ sürüyor. Özellikle Fethullahçılığın devlet içerisindeki örgütlenmesine yönelik operasyonlar; ordu, polis, yargı ve bürokrasinin diğer kademelerine yönelik operasyonlar sürüyor. 

Bu arada kurunun yanında çok sayıda yaş da yanıyor. Fethullahçılar aslında bu yanan yaşlardan memnunlar, çünkü bu yanan yaşlar onlara bir propaganda imkânı sağlıyor. Bu propagandayı nerede yapıyorlar? Türkiye’de yapabildikleri kesinlikle söylenemez. Fethullahçılar Türkiye’de seslerini duyurabilme imkânına sahip değiller. Yurtdışından yapılan bazı yayınlar, sosyal medya üzerindeki engellere takılıyor. Ama ilginç bir şekilde, beni çok şaşırtan hususlardan birisi bu. Son 4 sene içerisinde ilk başlarda bir daire vardı. Ama daha sonra Fethullahçılar’ın yurtdışındaki medya örgütlenmelerinde çok büyük bir kalibre kaybı yaşanıyor. Var birileri, bir şeyler yapmaya çalışanlar var. Ama bunlar daha çok Türk’ün Türk’e propagandası gibi, Fethullahçı’nın Fethullahçı’ya gaz vermesinin ötesine pek gidemiyor. Kendilerinden olmayan kitlelere ulaşabilme imkânları çok çok az tabii ki.

İnsanlar bir yandan çekiniyorlar, ama diğer yandan Fethullahçılar darbe girişimiyle beraber çok önemli bir şeylerini kaybettiler: Meşru aktör olma özelliklerini kaybettiler. Darbe girişimine kadarki süreçte, beğenen beğenmeyen, seven sevmeyen herkesi bir şekilde Fethullahçılığın Türkiye’deki oyununun bir parçası olarak görüyorlardı. Darbeyle beraber işin rengi değişti. Ve birçok kişi de, onlara destek verenler de, darbeden sonra Fethullahçılığı artık bir muhatap özne olarak kabul etmekten vazgeçtiler. 

Tabii bu arada darbeyi Fethullahçılar’ın yapmadığını inananlara söyleyecek bir şeyim yok. Bu sürdürülebilir bir tartışma da değil. Bazı insanlar bunun böyle olduğuna inanıyorlar. Fethullahçılar da bunun propagandasını yapıyorlar. Bunun Erdoğan tarafından yapılmış, kotarılmış bir darbe olduğunu söylüyorlar. Ama çok fazla benimseyen olduğunu sanmıyorum. Benimseyen varsa da onları ikna etmenin artık mümkün olduğu kanısında değilim. Kuşkusuz bu başarısız darbe girişimini Erdoğan bir fırsat olarak kullandı. Olağanüstü Hal ilan ederek sadece Fethullahçılığı değil, her türden muhalefeti bastırmak için kullandı. Kendi tek adam yönetimini iyice inşa etmek için kullandı, başkanlık sistemini inşa etmek için kullandı, sonuna kadar kullandı. Fethullahçılar’ın Türkiye’ye yaptığı en büyük kötülüklerden birisi, darbeyi yapmalarının ötesinde, bu darbenin yarattığı zemindir. Darbeyle beraber ortaya çıkan, Türkiye’yi alabildiğine demokrasiden uzaklaştıran bu zemin — bunu Erdoğan birkaç kere itiraf da etti; bunun bir fırsat olduğunu, Allah’ın verdiği bir nimet olduğunu da söyledi. 

Bütün bunlar bize darbenin arkasındaki gücün Fethullahçılar ve Fethullah Gülen’in kendisi olduğu gerçeğini unutturamaz ve unutturmamalı. Gülen ilk başlarda biraz sesini çıkarmaya çalıştı, ama daha sonra uzun bir süredir sessizliğe kapıldığını görüyoruz. Muhakkak kendi elemanlarıyla görüşüyor. Olabildiğince kontrol etmeye çalışıyor. Ama tabii ki önlerinde şöyle bir engel var: Erdoğan başından beri Amerika Birleşik Devletleri’nden Fethullah Gülen’i istiyor ve ABD Başkanı Trump ile çok yoğun kişisel bir dostluğu var. Kitaplara da geçti, Trump’ın dünyada en çok telefonlaştığı liderin Erdoğan olduğunu artık biliyoruz. Böyle bir durumda Fethullah Gülen, zaten bu tür vehimliliği çok olan birisinin sürekli bir diken üstünde olduğunu öngörmek hiç de şaşırtıcı olmaz. Büyük bir ihtimalle başına daha fazla bir şey gelmemesi için, kendi varlığını orada korumak için faaliyetlerini daha az görünür kıldı. Sessizliği tercih etmiş durumda. Ama bu demek değil ki Fethullahçılar yurtdışındaki faaliyetlerini sürdürmüyorlar. Zaten bütün faaliyetleri esas olarak yurtdışında kaldı. Yurt içinde hâlâ birtakım faaliyetlerini yapmaya çalışıyorlar, ama sürekli operasyonlarla devlet nefes aldırmamaya çalışıyor. 

Bir bu yönü var, sürekli operasyonlar var; ikincisi de yurtdışında operasyonlar yapıyor devlet. Milli İstihbarat Teşkilatı değişik yerlerde, dünyanın değişik yerlerinde Fethullahçılar’ın önde gelen bazı isimlerini yerel yetkililerin de bir şekilde onayını ya da rızasını alarak ya da görmezden gelmelerini sağlayarak gerçekleştirdi. Birbirinden farklı ülkelerdeki insanlar, Fethullahçılığın o ülkelerdeki önde gelen insanları Türkiye’ye getirildi ve yargılanıyorlar. Bazı ülkelerde de okullar kapatıldı. Devlet, Maarif Koleji diye bir karşı bir uygulamayla –paralel bir uygulamayla– Fethullahçılığın okul faaliyeti yaptığı yerlerde, devlet eliyle bir okul faaliyeti örgütlemeye çalışıyor. Ve bazı yerlerde Fethullahçılar’ın okullarının Maarif Vakfı’na devredilmesine uğraşıyor. Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’da birçok ülkeye –Balkanlar’da da– bu konuda çok ciddi diplomatik baskı yapıldığını da biliyoruz. 

Ama Fethullahçılar hâlâ yurtdışında büyük ölçüde faaliyetlerini sürdürüyorlar. Nasıl sürdürüyorlar? Özellikle Batı’da Erdoğan’a ve Erdoğan rejimine yönelik antipatiyi ve nefreti sonuna kadar kullanarak, Erdoğan’ın Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırmasını kullanarak — diğer uygulamaları, tutuklamaları, kanun hükmünde kararnameyle insanların işlerinden olmasını; ya da yurtdışına kaçmak isterken Meriç Nehri’nde ve Ege’de boğularak hayatını kaybedenleri kullanarak bir şekilde propagandalarını yapmaya çalışıyorlar. Batı’da birçok yerde Fethullahçılığa yönelik güven iyice aşınmış durumda. Ancak Erdoğan’ı sevmemelerinden dolayı Fethullah Gülen’i bir tür “düşmanımın düşmanı” mantığıyla gözeten ülkeler var. İstihbarat servisleri var. Ama buna rağmen, gözetiyor olmalarına rağmen, bu ülkelerin de hiçbir zaman Fethullahçılar’a eskisi kadar güvenmediklerini, onları çok sıkı kontrol altında tuttuklarını görüyoruz, duyuyoruz ve biliyoruz.

Dolayısıyla Fethullahçılığın önünde Türkiye’de bütün kapılar kapandı; ama yurtdışında hâlâ çok açık kapı var. Fakat her an bu kapılar suratlarına kapatılabilir. Böyle bir endişeyle çok daha temkinli bir şekilde yol almaya çalışıyorlar. Bu süreç içerisinde Fethullahçılık’tan kopmalar oldu. Ama çok olağanüstü kopmalar oldu. Daha çok Fethullahçılığın entelektüel takımında, çevresinden insanlar, bazı akademisyenler koptular. Bunlar internet üzerinden bazı yayınlar yapmaya çalıştılar. Hâlâ sürdürenler var. Ama bunların da ilk başta belli bir etki yaratıp sonra kısa bir süre içerisinde etkilerinin kırıldığına tanık olduk. Böyle de bir şey var. 

Bir diğer husus –en önemli husus bence–, devlet Fethullahçılığa karşı mücadelesinde, kendi deyişiyle “FETÖ’cülüğe” karşı mücadelesinde hiçbir şekilde –tabii FETÖ borsasından istifade edip dokunulmayanlar var, onları bir kenara koyalım, onlara hiç dokunmuyor; birtakım iş insanları, futbolcular… bir şekilde bunlar kayırılıyorlar– ama onun dışında kalanlara devlet çok acımasız. Hangi seviyede olursa olsun, büyük bir çoğunluğu darbeyle doğrudan ilişkisi olmayan binlerce kişi mağdur edildi. Bunlara hiçbir şekilde barışma imkânı tanımadı devlet, tanıyacağa da benzemiyor. Çok ciddi bir intikam hissiyle davranıyor devlet ve Fethullahçılar da bunu alabildiğine sömürüyorlar. Eğer devlet belli birtakım hiyerarşi gözeterek Fethullahçılıkla mücadelesinde farklı farklı stratejiler izlemiş olsaydı, özellikle sempatizan tabana yönelik “kazanma” faaliyetleri yürütseydi, bu bilinçle hareket etmiş olsaydı, Fethullahçılık çok çok daha büyük darbeler alabilirdi. Ama devletin bu topyekûn, acımasız mücadele perspektifi Fethullah Gülen’e nefes aldırıyor. Yani Fethullah Gülen bu anlamda Erdoğan’a şükrediyordur herhalde. Daha incelikli, farklı, rafine bir politika izlenmiş olsaydı, Türkiye’de Fethullahçılığın etkisinin çok ciddi bir şekilde temizleneceğini düşünüyorum. Ama artık çok geç. 

Aynı şekilde böyle bir politika hayata geçirilmiş olsaydı; yurtdışından bazı insanlar da bu gidilen yolun yol olmadığını görüp, hiçbir gelecek olmadığını görüp tercihlerini değiştirebilirlerdi. Devlet sadece birkaç tane itirafçı –ki onların da esameleri okunmuyor, ilk başlarda çok kullanıldılar; ama artık kimse hatırlamıyor bile–, onun dışında, itirafçılık dışında bir kazanma politikası yürütmediler. 

Fethullahçılık bundan sonra nereye doğru gidecek? İşlerinin çok zor olduğu muhakkak; ama Türkiye’deki işlerin iyi gitmemesi nedeniyle hep kendilerine yeni bir fırsatın çıkacağını düşünüyorlar. Eğer Türkiye 15 Temmuz Darbesi’nin ardından hep birlikte demokrasiyi güçlü bir şekilde güçlendirme yoluna gitseydi, Fethullahçılar’ın ve Gülen’in en ufak bir beklentisi kalmazdı. Ama Türkiye’de işler son dönemde ekonomik açıdan, siyasî açıdan kötü gittiği için –buna bir de salgın eklendi– Fethullahçılar her an kendi önlerinin açılabileceğini düşünüyorlar. Böyle bir ihtimal yüzde sıfır mı? Yüzde sıfır değil, çok düşük bir ihtimal. Ama tek başlarına artık Fethullahçılar’ın Türkiye’de tekrar etkili bir aktör olma ihtimallerinin olduğunu sanmıyorum. 

Ama Türkiye’de siyaset o kadar kötü icra ediliyor ki; şu ya da bu kişi ya da siyasî aktör, parti vs., yarın öbür gün bir şekilde Fethullahçılar’ı yanına –bu hâliyle bile– katmak isteyebilir. Dolayısıyla Fethullahçılar önümüzdeki dönemde yeniden ayağa kalkabilmek için kendilerine Türkiye’den müttefik arayacaklardır. Bu saatten sonra Fethullahçılar’la ittifak yapmak isteyecek olan olursa akıllarına şaşırırım. Ama bir yandan da şaşırmam. İnanın, Türkiye’de hâlâ birileri böyle bir şeye yönelebilir — ki buna iktidar partisi de dahil. İktidar partisinin şu âna kadar FETÖ’yle mücadeleyi hep belli bir yerde tutup, olayın siyasî ayağına hiçbir şekilde dokunmamış olması, Türkiye’de hâlâ her seçeneğin bir şekilde masada olduğunu gösteriyor. Tabii ki bundan da en çok Fethullah Gülen mutlu oluyor. Ama normal şartlarda 15 Temmuz Fethullah Gülen’in her türlü faaliyetinin sonlandığı tarih olmalıydı. Bunu gerçekleştirmeyenlerin üzerinde çok büyük bir vebal olduğu kanısındayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus