Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (80): Yerli ve milli gaz!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 80. programında Sedat Pişirici, Karadeniz’de doğalgaz rezervi bulunması açıklamaları üzerine Türkiye’nin doğalgaz ile ilişkisini, yerli ve milli enerji üretme iddiasının arka planını değerlendirdi.

İyi günler, iyi haftalar. 

Konumuz doğalgaz. Önce doğalgaz nedir, ona bir bakalım.

Doğalgaz bir petrol türevi, havadan hafif, renksiz ve kokusuz bir gaz. Başta metan ve etan olmak üzere çeşitli hidrokarbonlardan oluşuyor. yeraltında , genellikle petrolle birlikte, veya gaz rezervuarlarında bulunuyor. Kaynağından çıkarıldığı haliyle herhangi bir işlemden geçirilmeksizin kullanabiliyor. Boru hatlarıyla veya sıvılaştırılarak tankerlerle, gemilerle taşınabiliyor.

Türkiye’de doğalgaz ilk kez 1970 yılında Kırklareli’de tespit ediliyor. Yine doğalgaz ilk kez 1976’da Pınarhisar Çimento Fabrikasında kullanılıyor. Doğalgazın sanayide ve şehir şebekelerinde evlerimizde, mutfaklarımızda kullanımı çalışmalarına 1984 yılında SSCB ile imzalanan doğalgaz sevkiyatı anlaşmasının ardından başlanılıyor. BOTAŞ’ın 1986 yılında Soyuzgazexport şirketi ile yaptığı 25 yıl süreli gaz alım anlaşması ile ülkemizde doğalgaz taşımacılığı ve ticaretinin ilk adımı atılıyor. 1987 yılında ise fiili olarak ilk doğalgaz ithalatı gerçekleşiyor.

Kaynak çeşitliliğini artırmak ve arz güvenliğini sağlamak amacı ile 1988 yılında Cezayir ile sıvılaştırılmış doğalgaz alım anlaşması imzalanmış, 1994 yılında ise Marmara Ereğlisi’ndeki sıvılaştırılmış doğalgaz terminali devreye alınmış. 1995 yılında Nijerya ile bu sefer, 22 yıllık sıvılaştırılmış doğalgaz alım anlaşması imzalanmış. Yeni bir arz kaynağı olarak İran ile 1996 yılında doğalgaz alım anlaşması imzalanmış, bu anlaşma 2001 yılında ilave bir kaynak olarak devreye girmiş. 1997 yılında Rusya ile Karadeniz üzerinden gelen “Mavi Akım” dediğimiz boru hattından tedarik edilmek üzere 25 yıl süreli gaz alım anlaşması imzalanmış, bu da 2003 yılında devreye girmiş. 2001 yılında da Azerbaycan ile 15 yıllık gaz alım anlaşması imzalanmış. Aynı yıl, yine 2001 yılında doğalgaz piyasası kanunu Resmi Gazete’de yayınlanarak Türkiye doğalgaz piyasası liberalleştirilmiş, özelleştirilmiş, yani özel sektörün de doğalgaz ithalatı yapılmasına izin verilmiş.

Doğalgaz şehir içi evsel ve ticari olarak ilk kez 1988’de Ankara’da kullanılıyor, 1992 yılında İstanbul, Burs, Eskişehir ve İzmit’te de doğalgaz kullanılmaya başlanıyor. Bir önemli ayrıntı, Türkiye’ye gelen doğalgazın yarısı elektrik üretiminde kullanılıyor. Türkiye, tükettiği ham petrolün yüzde 91,7’sini, tükettiği doğalgazın ise yüzde 99,4’unu ithal ediyor, yurtdışından, başka ülkelerden satın alıyor. Bu bilgi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın, kısa adı ile TPAO’nun web sitesinde yazıyor. Aynı sitede Türkiye’nin 2017 yılında 30 bin 723 bin ton ham petrol ve 53,8 milyar standart metreküp doğalgaz tükettiği de yazıyor.

TPAO, 1954 yılında kamu adına hidrokarbon aramak, sondaj, üretim, rafineri ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak amacıyla kurulmuş milli petrol şirketimiz. 1983 yılına kadar entegre bir petrol şirketi olarak bu faaliyetlerini yerine getiriyor, 1983 yılında yapılan yasal düzenlemeler sonunda günümüzde sadece hidrokarbon arama ve üretim projeleri yürüten bir petrol şirketine dönüşüyor.

Yine 1983 yılına kadar TPAO çatısı altında 17 şirket bulunuyormuş. Bunlardan benim bulabildiklerim şunlar. TÜPRAŞ, ki 1983’te TPAO tarafından kurulmuş, Batman, İzmir, İzmit ve Kırıkkale’deki devlete ait dört petrol rafinerisinin birleşmesiyle çatı şirket olarak kurulmuş ve özelleştirilerek Koç Holding’e devredildi. PETKİM, 1965 yılında yine TPAO tarafından kurulmuş, 2008’de yüzde 51’i Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR’a satılmış. Petrol Ofisi, aynı şekilde kuruluşunda TPAO’nın payı olan bir akaryakıt şirketi. 2000 yılında yüzde 51 hissesi İş Bankası-Doğan Petrol Yatırımları Anonim Yatırım Şirketi’ne devredilmiş, Doğan Holding 2005’te tamamının sahibi olmuş, 2006’da Avusturyalı petrol şirketi OMV’ye geçmiş, nihayetinde OMV de Şubat 2016’da Türkiye’deki durumun sürdürülebilir olmadığını, kar edemediğini öne sürerek satışa çıkarmış ve şirket Cenevre merkezli, İsviçre şirketi Vitol’un Türkiye’de kurduğu Turkey Energy şirketi tarafından satın alınmış. Yine bir başka akaryakıt istasyonları şirketi var, TP Petrol Dağıtım Anonim Şirketi, o da 2016 yılında özelleştirilmiş, Zülfikarlar Holding’e satılmış.

TPAO’nun Eureka Metal tarafından 1961 yılında kurulmuş bir şirketi, Türkiye’nin ilk tüpgaz şirketini satın alarak adını İPRAGAZ yaptığı bir şirket var, o da 1992’de özelleştirilerek Fransızlar’a oradan da Hollandalılar’a satılmış. TPAO’nun Azot Sanayi, Türkiye Şeker Fabrikaları, Şeker Sigorta ve bir Danimarka firmasıyla birlikte kurduğu Türk Mühendislik Müşavirlik ve Müteahhitlik Anonim Şirketi (TÜMAŞ) var. O şirket de  özelleştirilerek yüzde 51’i özel sektöre satılmış, yüzde 49’u hala kamu şirketi, Sümer Holding A.Ş.’nin elinde.

Yine TPAO’nun 1971’de kurduğu İstanbul Gübre Sanayi de 2004’te özelleştirilerek Yıldızlar Yatırım Holding’e satılmış. Yine TPAO’nun kurduğu Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği Anonim Şirketi, DİPAŞ, TÜPRAŞ özelleştirilmesiyle birlikte Koç Grubu bünyesine geçmiş.

BOTAŞ, Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş., 1973’te Irak petrolünü Türkiye’de Yumurtalık’a getirip ordan dağıtmak üzere kurulmuş bir şirket. Artık TPAO’nun uhdesinde değil, halen Türkiye Varlık Fonu bünyesinde bulunuyor.

Bunların dışında ADAŞ, IŞILITAŞ, LATEC, TPİC, TEPCO gibi şirketleri varmış. 17 taneymiş hepsi, TPAO’nun. Bir kamu kurumunun ürettiği tüm zenginlik, bir halkın tüm zenginliği serbest piyasa ekonomisi kurallarını uygulayan iktidarlar tarafından 1983’ten 2020’ye satılmış, savulmuş, özelleştirilmiş.

TPAO diyor ki “Tüketilen enerji içerisinde büyük bir paya sahip olan petrol ve doğalgazı, yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan karşılayabilmek temel amaçlarımızdan biridir.” TPAO bu amaçla 2012’de sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin’i, 2017’de Türkiye’nin ilk derin deniz sondaj gemisi Fatih’i, 2018’de derin deniz sondaj gemisi Yavuz’u, 2020’de de yine derin deniz sondaj gemisi Kanuni’yi satın almış, envanterine katmış.

Hal böyleyken, 21 Ağustos Cuma günü, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu tarihten iki gün önce Ankara’da duyurduğu “müjdeyi” açıkladı, yine bir cuma namazı çıkışında, İstanbul’da, daha sonra geçtiği Dolmabahçe Sarayı’ndaki çalışma ofisinde. Karadeniz’de 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunmuş. TPAO’nun derin deniz sondaj gemisi Fatih, bir ay önce, 20 Temmuz’da, Karadeniz’deki Tuna-1 bölgesinde 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfetmiş.

Erdoğan müjdeyi açıklarken yukarıda bir miktarını anlattığım AKP öncesi enerji kaynağı arama, temin etme dönemini bir kenara bırakarak, geçmişte yüz milyonlarca arama faaliyetleri sonunda üç beş sayfalık rapor dışında memleketinin eline hiçbir şey geçmediğini ileri sürüp, bu çalışmaların kiralama yöntemiyle değil, doğrudan milli kuruluşlarımız aracılığıyla yürütülmesini kararlaştırdıklarını ve Türkiye’nin milli enerji ve maden politikasını 2017’de yeni baştan belirlediklerini söyledi, ki milli kuruluşumuz TPAO’nun 2017, 2018 ve 2020’deki gemi alımları da bunu doğruluyor.

Erdoğan açıklamasında operasyonu tamamen milli imkanlarla gerçekleştirdiklerini söyledi. Hedefi de “2023 yılında Karadeniz gazını milletimin kullanımına sunmak” olarak koydu. Sonra sözü eski Enerji ve Tabii Kaynaklar, şimdiki Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak aldı. Fatih Sondaj Gemisi’nden canlı yayına katılan Albayrak, bu keşfin “enerji ve ekonomi alanında tam bağımsızlık adımı” olarak okunması gerektiğini savundu. Artık cari fazlanın ve döviz fazlasının konuşulacağı yeni bir dönemin başladığını ileri sürdü. Sürdü de aynı gün o saatlere kadar gerileme eğiliminde olan TL/dolar kuru, açıklamanın ardından yeniden yükselmeye başladı. O hafta sonu da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Fitch, Türkiye’nin BB- seviyesindeki notunu teyit etti ama görünümünü durağandan negatife çevirdi.

Fitch’e göre döviz rezervlerinin azalması, zayıf para politikasına ait kredibilite ve kısmen güçlü bir kredi teşviki ile beslenen büyük cari açık Türkiye’nin dış finansman risklerini daha da artırmış. Siyasi baskılar, Merkez Bankası’nın sınırlı bağımsızlığı ve olaylara yavaş yanıt verme geçmişi, politikanın yeterince sıkılaşmaması riskini artırarak, daha fazla dengesizliklere, piyasa iktidarsızlığına ve daha düzensiz bir duruma neden oluyormuş. Mart ayından bu yana yaşanan net sermaye çıkışları ve kötüleşen dış ticaret açığıyla birlikte de TL, ABD Doları karşısında yüzde 16 değer kaybetmiş.

Mesele şu. Tarihi keşfi yapan derin deniz sondaj gemisi Fatih, Güney Koreli Hyundai tarafından Ulsan tersanesinde inşa edilmiş. 2016’da Chalfont Shipping’e satılmış. Ondan Bermuda’daki Chloe Marine şirketine geçmiş. 2018 yılına kadar Marshall Adaları bandrasıyla Norveçli sondaj şirketi Odjfell tarafından işletilmiş, TPAO gemiyi 2017’de Odjfell’den satın alıp adını “Fatih” koymuş.

İkinci derin deniz sondaj gemisi Yavuz da Güney Koreli Hyundai tarafından yine Ulsan tersanesinde inşa edilmiş, Bermuda ve Marshall Adaları bandrasıyla sondaj gemisi Golden Close Maritime’dan Norveç’li sondaj şirket Odjfell’e devredilerek Odjfell tarafından işletilmiş, Tanzanya’da Kenya’da Vietnam’da Filipinler’de sondaj yapmış. TPAO gemiyi 2018’de satın alıp adını “Yavuz” koymuş.

Üçüncü derin deniz sondaj gemisi Kanuni, 2012’de bir başka Güney Kore firması Samsung tarafından üretilip, Sertao adıyla denize indirilmiş, Marshall Adaları bandırasıyla Schahin Group’a ait olup Brezilya şirketi Petrobras tarafından işletilmiş. 2020’de çıkarıldığı açık artırmada, yani denize indirildikten sekiz yıl sonra çıkarıldığı açık artırmada TPAO tarafından satın alınarak adı “Kanuni” olarak değiştirilmiş.

Gördüğünüz gibi, yerli ve milli enerji peşinde koşan üç gemi de devşirme. Tamam, sorun değil, devşirme bir Osmanlı geleneği, o geleneğin peşinden gittiğini saklamayan bir iktidar döneminde de bu normal sayılabilir. Gel gelelim, gemileri çalıştıran da yerli ve milli değil.

Fatih sondaj gemisinde Türk personelin yanı sıra İngiliz personel de bulunuyor. Fatih, sondaj çalışmalarını, ikisi Amerikan, biri Hırvat, sondaj işi yapan üç şirketin işbirliği ile yürütüyor.

Yıllardır her normal veya erken seçim öncesi AKP sözcülerinin “orda şu kadar petrol bulduk”, “burda şu kadar doğalgaz bulduk” açıklamalarını ve bunların hiçbirinin gerçek çıkmadığını bir kenara koyalım. Koalisyon ortağı MHP ile birlikte cumhuriyet tarihinin en yerlici ve millici görünümünü veren bu iktidar, dizaynı İtalya’dan, motoru Almanya’dan yerli araba üreteceğini iddia eden bu iktidar, neredeyse Alman arabası Mercedes’ten başka arabaya binmeyen bu iktidar, Koreli’nin ürettiği, Norveçli’nin işlettiği, Amerikalı, İngiliz ve Hırvat’ın çalıştırdığı gemiler ile adlarını Fatih, Yavuz ve Kanuni koydu diye yerli ve milli doğalgaz bulduğunu iddia ediyorsa, ortada derin bir hayal kırıklığı var demektir.

Öte yandan, bugün keşfedildiği ileri sürülen 320 milyar metreküp doğalgazın bulunduğu yerden çıkarmak için kaç para harcanacağının, Türkiye’nin bugün 50 milyar metreküp olan doğalgaz tüketiminin 2023’te ne kadar olacağının, velev ki çıkarıldı, o doğalgazın vatandaşın mutfağına kaç paradan gireceğinin henüz meçhul olduğu bir sırada, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar, şimdiki Hazine ve Maliye Bakanı’nın bu keşfi ekonomik bir başarı gibi sunması da abesle iştigaldir.

Bugün derdimiz işsizliktir, enflasyondur, hayat pahalılığıdır, yoksulluktur, iç ve dış borçlarımızdır, koronavirüs salgınıdır. Bu sorunlar sadece gazla çözülemez.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus