Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (81): Büyük Türkiye!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 81. programında Sedat Pişirici, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı, gayrisafi yurtiçi hasılaya ilişkin 2020 yılı ikinci çeyrek verileri üzerinden Türkiye ekonomisindeki küçülmeyi ve hanehalkının durumunu, Türkiye İstatistik Kurumu ve Merkez Bankası anketleri üzerinden de sektörlerin halini ve beklentilerini değerlendirdi, Türkiye sağının “Büyük Türkiye” hayalinin ne kadar gerçek olduğunu sorguladı.

Yayına hazırlayan: Alp Akiş

İyi günler, iyi haftalar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün 2019 yılının gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYH) ile 2020 yılının ikinci çeyreğinin GSYH verilerini açıkladı. Nedir “gayrisafi yurtiçi hasıla”? Yerlisiyle yabancısıyla, yurttaşıyla yabancı yatırımcısıyla bir ülkenin sınırları içinde elde edilen gelirlerin toplamı.

Önce 2019 yılına bakalım. Türkiye ekonomisi 2019’da 2018 yılına oranla %0,9 büyümüş. Bir başka deyişle binde 9 büyümüş. 2019 yılında kişi başına GSYH ise cari fiyatlarla 52 bin 316 lira, Amerikan doları cinsinden 9 bin 213 dolar olmuş. 2019 yılında kişi başına milli gelirimiz 10 bin doları bile bulamamış. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 17 yıllık ekonomik özetidir.

2019 yılında kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor %18,4, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı %12,2, finans ve sigorta faaliyetleri %6,9 ile en çok büyüyen sektörler olmuşlar. 2019 yılında inşaat %8,6, imalat sanayi %2,3, idari ve destek hizmetleri faaliyetleri %2,2 ile en çok küçülen sektörler olmuşlar. 2019 yılında hanehalkı yani ben, sen, o tüketim harcamalarımızı 2018’e göre %1,5 oranında artırmışız. Bu harcamaların GSYH içindeki payı %56,5. Yani yurtiçindeki gelirimizin yarıdan fazlası hanehalkının harcamasında kaynaklanıyor.

Hanehalkının tüketim harcaması %1,5 artmış da nasıl artmış? Paramızın %21,8’ini gıdaya ve alkolsüz içeceklere, %15,9’unu ulaşıma, %14,5’unu kiraya, suya, elektriğe, doğalgaza, oduna, kömüre harcamışız. Yani geçen yıl paramızın %52,2’si, yani paramızın yarısı, zorunlu ihtiyaçlarımıza gitmiş, eğitim ve sağlık giderleri bunun dışında…

Öte yandan 2019 yılında devletin nihai tüketim harcamaları ise 2018 yılına oranla %4,4 artmış. Devletin nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı, 2019 yılında %15,5 olmuş.

Bu arada 2019 yılında gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise %12,4 azalmış. Nedir “gayrisafi sabit sermaye oluşumu”? Bir ekonomide bir yıl içinde yapılan özel ve kamu sektörü yatırımlarının toplamı. Yani “net yatırım”. Demek ki 2019 yılında bu ülkede “net yatırım” 2018 yılına oranla %12,4 azalmış!

Gelelim 2020 yılına. Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreği olan ocak-şubat-mart aylarında, 2018 yılının ilk çeyreğine oranla %4,5 oranında büyümüştü. TÜİK bugün yılın ikinci çeyreği olan nisan-mayıs-haziran aylarına ilişkin GSYH verilerini de açıkladı. Sonuç: Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde %9,9 oranında küçülmüş. 

Bu, koronavirüs salgınının etkisidir. Öyle ki ikinci çeyrekte hizmetler sektörü %25 oranında, diğer hizmet faaliyetleri %18 oranında, sanayi %16,5 oranında, idari ve destek hizmet faaliyetleri %16,5 oranında, inşaat sektörü %2,7 oranında, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri %2,4 oranında daralmış.

Buna karşılık finans ve sigorta faaliyetleri %27,8, bilgi ve iletişim faaliyetleri %11, tarım %4, gayrimenkul faaliyetleri %1,7 oranında büyümüş. Koronavirüsü gören gitmiş kendini sigortalamış, koronavirüs nedeniyle evlerde oturduğumuz sıralarda internet kullanımı artmış.

GSYH’nin ikinci çeyrek değeri, Amerikan doları bazında 153 milyar 180 milyon dolar. 2020 yılı ikinci çeyreğinde hanehalkının, yani benim, senin, onun tüketim harcaması %8,6 oranında, gayrisafi sabit sermaye oluşumu yani yatırımlar %6,1 oranında, devletin nihai tüketim harcamaları %0,8 yani binde 8 oranında azalmış. 2020 yılı ikinci çeyreğinde ithalat %6,3 oranında, ihracat %35’ten fazla 35,3 azalmış. 

2020 yılının ikinci çeyreği itibariyle Türkiye ekonomisinin tablosu budur, bu tablo karanlıktır, ekonomi tıkırında değildir.

TÜİK, 28 Ağustos Cuma günü de sektörel güven endekslerinin Ağustos 2020 verilerini açıkladı. Güven endeksi bir önceki aya göre hizmet sektöründe %5,7 artarak 70,5, perakende ticaret sektöründe %0,2 artarak 94,9, inşaat sektöründe ise %2,3 azalarak 85 olmuş. Hep ne diyoruz, TÜİK aslında ne diyor, sektörel güven endeksinin 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini gösterir. Bu durumda her üç endekste de sektörlerin kötümserliğini koruduğu görülüyor.

Öte yandan Merkez Bankası da aynı gün ağustos ayına ilişkin iktisadi yönelim istatistikleri ile reel kesim güven endeksi verilerini açıkladı. Reel kesim güven endeksi, ağustosta bir önceki aya göre 5,5 puan artarak 106,2 seviyesinde gerçekleşmiş.

Merkez Bankası’nın klasik açıklama yöntemine göre, endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı, yatırım harcaması, mevcut mamül mal stoku ve gelecek üç aydaki toplam istihdam miktarına ilişkin değerlendirmeler, endeksi artış yönünde etkilemiş. Yani endekse katılanlar siparişlerinin artacağını, mamül mal stoklarının artacağını arttığını, istihdamın artacağını arttığını düşünmüşler.

Ama aynı Merkez Bankası açıklamasında, genel gidişat, gelecek üç aydak üretim hacmi ve gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, endeksi azalış yönünde etkilemiş. Yani Merkez Bankası’nın anketine katılanlar gelecek üç aya ilişkin hiç de iyimser değiller.

Merkez Bankası’nın iktisadi yönelim istatistiklerinde ise enteresan bir durum var. İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı %15,8’e gerilemiş. Aynı kaldığını belirtenlerin oranı %69,1’e yükselmiş. Daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı ise %15,1 olmuş. Bu tablonun da aydınlık olduğu söylenemez.

Tablolar bu iken Türkiye Karadeniz’de doğalgaz buluyor, Akdeniz’de kafa tutuyor, milli füzelerini deniyor, milli roketinin uzay denemelerine başlamanın eşiğine geliyor. Bütün bunlar hükümetin başının 5,5 milyon dargelirli vatandaşa 1000’er lira yardım etmekle övündüğü, bütün bunlar hükümetin başı söz verdiği halde vatandaşa her hafta beş tane ücretsiz maske dağıtılamadığı bir dönemde yaşanıyor.

Türkiye’nin sağ siyasetçilerinin hep bir “Büyük Türkiye” hayali vardır. Memleket küçülse de “Büyük Türkiye” onların dilinden düşmez. Memlekette ekonomi küçülür, enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk alır başını gider ama Türkiye hep büyüktür ya da büyüyecektir.

Hatta Süleyman Demirel, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin ardından bu hayalini Büyük Türkiye Partisi adıyla partileştirmişti. Ama partinin ömrü uzun olmamış, generaller zokayı yutmamış, Adalet Partisi’nin devamıdır denilerek Büyük Türkiye Partisi kapatılmıştı. Ama daha sonra tekrar başbakan ve hatta cumhurbaşkanı olan Demirel’in dilinden “BİR BÖYYÜK TÜRKİYE” hayali hiç düşmemişti.

Sonunda ne oldu? Aynı merkezi sağındaki bir başka sağcı, kapitalist siyasi iktidar yönetiminde koronavirüsün de etkisi ile Türkiye ekonomisi %10 küçüldü. Lafla peynir gemisinin yürümeyeceği de bir kez daha görüldü.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus