Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (84): Rahatsız olun!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 84. programında Sedat Pişirici, döviz kurundaki değişimi ve bunun yol açtığı ekonomik tabloyu değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Ali Macit

İyi günler, iyi haftalar…

Hatırlar mısınız bir zamanlar bir İmar Bankası vardı. Yüksek faiz verirdi. Hatta “Doları olanlar, markı olanlar” diye bağıran bir reklamı da vardı, sadece Türk Lirası olanı değil, dövizi olanı da yüksek faize çağırırdı. Sonra, İmar Bankası battı gitti. Banka battı ama İmar Bankası’ndan önce de İmar Bankası’ndan sonra da Türkiye’de halkın döviz aşkı bitmedi. 

Türkiye’de halk genellikle parasını, dövizde, faizde ya da altında değerlendirir. Ama bir ekonomik kriz olup olmadığına da dövize, özellikle Amerikan Doları’na bakarak karar verir. Vatandaş “Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz” diyenlere inat, her mahallede bir döviz bürosu açıldığından bu yana ufak tefek birikimini dövize yatırmaktadır. 

Borsa mı? O, modern zamanların yatırım aracı. Vatandaşın su kurnazı borsada kumar oynadı. Vatandaşın akıllısı uzun vadede sağlam kağıda parasını yatırdı veya daha sağlamcısı üç kuruş birikimini faize, dövize, altına yönlendirdi. 

Birikiminin enflasyon karşısında erimemesini, parasının değer kazanmasını istemek, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakkıdır. Parasını ister dövize, ister faize, ister altına yatırır, isterse eve, arsaya, arabaya, isterse faizsiz kazanç elde ediceğini düşündüğü katılım bankasına. O, vatandaşın bileceği iş. Ama bir hükümet, vatandaşını çaresiz bırakmaz, bırakamaz. Nasıl mı? 

Memleketteki işsizliği, yoksulluğu, hayat pahallılığını, koronavirüs salgınını bir kenara bırakıyorum. Bakın bir arkadaşım var 60’lı yaşlarının sonlarında. Bir şekilde biriktiği 400 eurosu var. Hasbel kader beni de bu programı yaptığım için ekonomist belleyip, ikide bir eurosunu bozdurup, bozdurmamasını gerektiğini soruyor. Çünkü onun için bir eurodan elde edeceği üç kuruş kazanç, çok şey ifade ediyor. Onunla bir açığını kapatıcak. 

Bir diğer arkadaşım esnaf, hediyelik eşya satıyor. O da 40’lı yaşlarının sonlarında, sezonluk çalışıyor, sezonda var gücüyle çalışıyor. Dün akşam da o aradı. Sezon sonunda biriken bir miktar parası varmış, “Paramın enflasyon karşısında erimesini istemiyorum. Ne yapayım dövize yatırayım mı? Kurlar düşer mi yükselir mi” diye sordu. 

Her ikisine verdiğim cevap bende saklı kalsın. Burada spekülasyon yapmış olmayalım. Ama Merkez Bankası’nın 11 Eylül tarihli haftalık para ve banka istatistiklerinin, sekizinci tablosunda yer alan “bankacılık sektörü yabancı para mevduatları verileri”ne göre, Merkez Bankası hariç Türkiye’de faliyet gösteren tüm bankalardaki, toplam yabancı para türünden mevduat tutarı 248 milyar, 176 milyon dolar. Bu paranın 221 milyar, 187 milyon doları mevduat bankalarında, yani faizli sistemde. 26 milyar 989 milyon doları katılım bankalarında, yani faizsiz sistemde. Bu paranın faizli-faizsiz toplam 135 milyar 485 milyon doları ise şirketin, kurumun, kuruluşun değil, gerçek kişilerin parası. Yine bu paranın doğrudan Amerikan Doları olan kısmının tutarı 71 milyar 905 milyon.

Umarım doğru hesaplamışımdır, ama fazlası vardır eksiği yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, kayıtlı döviz tablosu bu anlattığımdır. Yastık altındakileri bilmemiz ise mümkün değil. Bankalardaki toplam mevduatın yarısı ise döviz mevduatı. 

Tablo bu iken “Maaşını dolarla mı alıyorsun” demek abesle iştigaldir. Merkez Bankasında 45 milyar dolar döviz var 43 milyar dolarlık da altın. Buna karşılık memleketin dış borcu, 431 milyar dolar, bunun 97 milyar doları devletin borcu. Dış ticaret 20 milyar dolar açık vermiş. Cari işlemler 15 milyar dolar açık vermiş. Tasarruf yetersiz. Ekonominin çarkları borçla dönüyor. Neredeyse her gün ya bir iç borç ya da bir dış borç ihalesine çıkılıyor. Dışarda borç ararken, kredi primi 506 Türkiye’nin. Bu prim Amerika Birleşik Devletleri’nin 18, Almanya’nın ise 9,9. 

Tablo bu iken borç aldığına, borç bulduğuna posta koymak, bu kadar borcun varken, eriteceğine yeni borç takmak, akıl karı değil. 2018 yılında Rahip Brunson nedeniyle Türk-Amerikan ilişkileri gerildiğinde ne oldu? Hükümet, Amerika’ya posta koyarken, Amerika’nın Başkanı Trump açıkça Türkiye’yi tehdit etti. Rahibin bırakılması için zorladı. Türkiye’den alınan alüminyum ve çeliğin vergisini iki katına çıkardı. Bu kararın uygulandığı 13 Ağustos 2018 günü, erken Asya piyasaları açıklandığında dolar bir ara 7 lira 24 kuruşu gördü. Sonra, rahip tıpış tıpış Amerika’ya gönderildi. Ama kur da yükseldiğiyle kaldı. Dövizin hafızası vardır derler. Dolar o günkü 7 lira 24 kuruşu unutmadı. Bugün de 7 lira 60 kuruş, euro ise 9 lirayı zorluyor. Ama hükümet de hala  dediğim dedik, çaldığım düdük havasınından vazgeçmiyor. 

Geçen programlarda defalarca anlattım, Türkiye’nin kredi notunu BA1’den BA2’ye düşürerek, ekonomik krizin işaret fişeğini 8 Mart 2018’de çakan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, Moddy’s’di. Moddy’s’e veya diğer uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına sert tepki göstermek gerçeği değiştirmiyor. Ekonomin iyiyise iyi, kötüyse kötü. Ama bağırıp çağırmak, borç ararken faizini yükseltiyor. 

Moddy’s 2,5 yıl sonra Türkiye’nin kredi notunu tekrar düşürdü. B1’den B2’ye indirdi. Not görünümünü ise negatifte bıraktı. İndirimin gerekçesi  “dış kırılganlıklar, mali tamponlardaki aşınma, kurumsal zorluklar”. Not görünümünün negatifte bırakılmasının gerekçesi, “mali ölçümlerin beklenenden daha hızlı kötüleşebileceği”. Moody’s analistlerine göre, Türkiye’nin dış kırılganlıkları muhtemelen artan bir şekilde ödemeler dengesi krizinde somutlaşacak. Türkiye’nin kredi profiline yönelik risklerin artması ile birlikte, ülkenin kurumları bu zorlukları etkin bir şekilde çözmekte isteksiz ya da çözemiyor görünüyor. Yani işin Türkçesi Moody’s diyor ki “Türkiye bu borçları ödeyemeyebilir, ödemekte zorlanabilir, ödemesi gerek kurumlar da bu işte pek istekli görünmüyor”.

Hatırlyalım, ne demişti AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ağustos Cuma günü, Ayasofya’da kıldığı cuma namazının ardından: “Döviz rezervine bakıyorsunuz 27,5 milyar dolardı göreve geldiğimizde, şu anda ise 105 milyar dolar Merkez Bankası’nın döviz rezervi. Yani Türkiye bu noktada dimdik ayakta. Kimse halkımızı yanıltmaya çalışmasın. Biz güçlenerek yolumuza devam ediyoruz. Bugün dünden daha güçlüyüz. Yarın daha güçlü olacağız.” Ama aynı gün Merkez Bankası’nın yayınladığı haftalık para banka istatikleri de 31 Temmuz haftasında Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervinin 46 milyar 673 milyon dolar, altın rezervinin 43 milyar 572 milyon dolar, toplam rezervin de 90 milyar 245 milyon dolar olduğunu kaydediyordu. 7 Ağustos 2020 Cuma günü Merkez Bankasını’nın ilan ettiği efektif dolar satış kuru 7,29, efektif euro satış kuru 8,62. Aradan 45 gün geçti. Bugün dolar 7,60, euro 8,96. 

Paradan altı sıfır atıldıktan sonra 3 Ocak 2005 günü Merkez Bankası’nın efektif dolar satış kuru 1 lira 34 kuruştu, 1 lira 34 kuruş. 7.60’lara buralardan geldik. İktidar aynı iktidar, lideri aynı lider, öyleyse ne değişti?

Erdoğan Ayasofya çıkışında diyordu ki “Ben bunun yerli yerine oturacağı inancındayım. Bu konularda rahat olun.” 

Ama bana kalırsa artık biraz rahatsız olun. 

İyi günler efendim.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus