Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (86): Ekonomi cephesinde “yeni” bir şey yok

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 86. programında Sedat Pişirici, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından geçen hafta açıklanan “Yeni Ekonomi Programı 2021-2023” çerçevesinde iktidarın ve ekonomi politikalarının yeni mi yoksa eski mi olduğunu değerlendirdi.

Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak  -ki kendisi aynı zamanda Erdoğan’ın damadı olur-  29 Eylül 2020 Salı günü, 2021-2022-2023 yıllarını kapsayan “Yeni Ekonomi Programı”nı açıkladı.

Aslında yeni bir şey yok. Açıklanan şey “orta vadeli program” ve kanunen her yıl en geç 15 Eylül’e kadar Resmi Gazete’de yayınlanması gerekiyor.

Kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu. Kabul tarihi, 10 Aralık 2003. 24 Aralık 2003’te de Resmî Gazete’de yayınmlanarak yürülüğe girmiş.

Kanunun amacı, “kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek”.

Kanun, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrolünü kapsıyor.

Bu kanunun 16. maddesinin başlığı “Orta vadeli program, malî plan ve bütçe hazırlama rehberi”.

Birinci fıkrası 2 Temmuz 2018’de değiştirilerek, “Cumhurbaşkanlığı merkezî yönetim bütçe kanunu teklifini hazırlar ve bu amaçla ilgili kamu idareleri arasında koordinasyonu sağlar” olmuş.

İkinci fıkrası 2 Temmuz 2018’de değiştirilerek, “Merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci, cumhurbaşkanı tarafından en geç eylül ayının ilk haftası sonuna kadar kalkınma planları, stratejik planlar ve genel ekonomik koşulların gerekleri doğrultusunda makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde onaylanan orta vadeli programın Resmî Gazete’de yayımlanması ile başlar” olmuş.

Üçüncü fıkrası 2 Temmuz 2018’de değiştirilerek, “Orta vadeli program ile uyumlu olmak üzere, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedef açık ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren ve cumhurbaşkanı tarafından onaylanan orta vadeli malî plan, en geç eylül ayının 15’ine kadar Resmî Gazete’de yayımlanır” olmuş.

Dördüncü fıkrası 2 Temmuz 2018’de değiştirilerek, “kamu idarelerinin bütçe tekliflerini ve yatırım programını hazırlama sürecini yönlendirmek üzere; Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazırlama Rehberi cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanarak en geç eylül ayının 15’ine kadar Resmî Gazete’de yayımlanır” haline gelmiş.

Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarihte Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığındaki AKP hükümeti iktidarda; Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan. Unakıtan’ı hatırlarsınız herhalde, özelleştirme eleştirilerine “babalar gibi satacağız, parayı veren düdüğü çalar” cevabını veren zat. Dört yıl önce öldü.

Değişikliklerin yapıldığı tarihte ise Binali Yıldırım başbakanlığındaki AKP hükümeti iktidarda; Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, Maliye Bakanı Naci Ağbal. Berat Albayrak, o hükümette Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı.

10 Temmuz 2018’de, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk hükümeti Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında göreve başladı. Berat Albayrak da Hazine ve Maliye Bakanı oldu.

Kalkınma Bakanlığı’nın hazırladığı 2018-2019-2020 yıllarını kapsayan orta vadeli program, 11 Eylül 2017 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilerek 27 Eylül 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Bu, adıyla sanıyla son “orta vadeli program”dı.

2018 yılında açıklanan, 2019-2020-2021 döneminin orta vadeli programı, 20 Eylül 2018 tarihli ve 108 sayılı cumhurbaşkanı kararında orta vadeli program olarak anıldı ama ilk cumhurbaşkanlığı hükümetinin Hazine ve Maliye Bakanı tarafından, mottosu “dengeleme-disiplin-değişim” olan ilk Yeni Ekonomi Programı olarak kamuoyuna açıklandı.

Ertesi yıl, 4 Ekim 2019 tarihli 1618 sayılı cumhurbaşkanı kararı, “Orta Vadeli Program 2020-2022”yi onaylıyor ama kamuoyuna duyurulan yine Yeni Ekonomi Programı oluyordu.

29 Eylül 2020 Salı günü açıklanan da 3030 sayılı cumhurbaşkanlığı kararına göre orta vadeli programdı. Ama duyurulan 2021-2022-2023 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı oldu.

Bir ayrıntıya dikkat çekelim: Kanun gayet açık bir şekilde hem de birkaç kere “15 Eylül’de yayımlanır” derken, son üç orta vadeli program da bu tarihten sonra yayımlandı.

Bir de şu soruyu soralım: Cumhurbaşkanı kararında dahi  “orta vadeli program” denirken, son üç programa ısrarla “Yeni Ekonomi Programı” denmesinin nedeni nedir? Bana göre cevap: Bu bir pazarlama tekniği.

Her mal ve hizmetin tüketiminin bir doyum noktası var. Ürün o doyum noktasından sonra kazanç, imaj ve itibar kaybetmeye başlar. Öyleyse derhal yenilenmelidir. Bunu reklamlarda, mesela deterjan reklamlarında çok açık görebilirsiniz. Marka aynı markadır, logo aynı logodur, üretici aynı üreticidir ama “eski” deterjan artık “yeni”dir. Yeni deterjan ise eskisine göre daha güçlüdür, daha iyi temizler. Tüketiciden istenen, eskisi de yenisi de aslında aynı markanın aynı fabrikada üretilen malı olmasına rağmen, yeni diye takdim edilenin yeni olduğuna inanmasıdır.

AKP, 14 Ağustos 2001’de kuruldu. AKP ile Recep Tayyip Erdoğan 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana iktidarda. AKP  ile Recep Tayyip Erdoğan 18 yıldır Türkiye’yi yönetiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti 97 yaşında, bu 97 yılın 18’inde, bu 97 yılın neredeyse beşte birinde, AKP ile Recep Tayyip Erdoğan iktidarda. Yani ortada, yeni bir parti, yeni bir lider, yeni bir siyasi anlayış yok.  Hepsi eski! Ama bu eski partinin, eski liderin, eski siyasi anlayışın ekonomi programı üç yıldır yeni!

Türkiye 2018 yılında bu eski siyaset anlayışı nedeni ile bir ekonomik krize yuvarlandı. Bu eski yapı da krizin farkındaydı ama krizi yönetecek ve atlatacak yeni akla ve beceriye sahip olmadıkları için yapabildikleri sadece 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimi Haziran 2018’e çekmek oldu. Ama bu seçim, arzu etikleri gibi ekonomik krizi, artan enflasyonu, hayat pahalılığını, derinleşen işsizliği, artan yoksulluğu, sektörel kötümserliği, ekonomik güvensizliği perdeleyemedi!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 29 Eylül 2020 Salı günü, ekonomik güven endeksinin Eylül 2020 verilerini açıkladı. Buna göre endeks değeri, ağustosa göre %3,1 oranında artarak 88,5 oldu. Oldu ama bu değer, ekonominin aktörlerinin kötümser olduğunu gösteriyor. Çünkü yine TÜİK’e göre ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor. 

TÜİK, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk hükümeti Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında göreve başladıktan beş gün sonra, 15 Temmuz 2018’de, cumhurbaşkanı kararı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlandı. Yani ekonominin aktörleri kötümser ise bunu sadece TÜİK değil, bağlı olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı da Hazine ve Maliye Bakanı da biliyor. Hal böyleyken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, içinde bulunduğu hükümet ve o hükümetin başı, üç yıldır, adı aslında “orta vadeli program” olan ve hiç de gerçekçi olmayan eski bir metni yeni diye takdim ediyor, herkesin de buna inanmasını istiyor!

İnanan yok mu? Var elbette. Mesela Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Yeni Ekonomi Programı’nın “özel sektöre heyecan ve moral verdiğini” söylüyor, “Programın önümüzü daha net görmemize, ekonomik aktiviteye ivme sağlayacağına, ülkemizi küresel ölçekte öne çıkaracağına inanıyoruz” diyor.

Hatırlayan çıkar mı bilmem! TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu da 20 yıl önce DSP-MHP-ANAP koalisyon iktidarının ekonomik programını desteklediklerini belirtip “önümüzü görüyoruz” demişti. Sonradan sözlerinin, dönemin iktidarı destekleyen medyası tarafından bu derece iyimser yansıtıldığını savunsa da 11 Ocak 2001’de, AA’nın yayınladığı bir habere göre tam da şunları söylemişti:

“Ben hala bugün Türkiye için son derece iyimser noktadayım. Eğer ekonomik program sağlıklı yürürse, Maastricht öncesi dediğimiz dengelere Türkiye gelebilir. Maastricht detayda ciddi kriterleri takip etmeyi gerektiriyor. Enflasyon açısından, faizler açısından, borçlanma açısından o noktaya gelebilmek için enflasyonu tek haneye indirebilmek ve kamu maliyesindeki reformu gerçekleştirmek gerekiyor. Ama bu istikamette yürüdüğünü gördüğümüz sürece, biz önümüzü görüyoruz.”

Tıpkı bugün TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun “Yeni Ekonomi Programı” için “Programın önümüzü daha net görmemize, ekonomik aktiviteye ivme sağlayacağına, ülkemizi küresel ölçekte öne çıkaracağına inanıyoruz” demesi gibi.

Ama ne oldu? TÜSİAD Başkanı’nın önümüzü görüyoruz demesinden bir-bir buçuk ay sonra, 19 Şubat 2001’de, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’in önüne anayasa kitapçığını fırlatması ve bunun duyulması üzerine Türkiye bir ekonomik krize yuvarlandı. O kriz ile DSP-MHP-ANAP koalisyonu iktidardan gitti, AKP iktidara geldi. 

Değişmeyen bir şey var. 18 yıl önce giden koalisyonun resmi ortağı olan MHP ve lideri Devlet Bahçeli, bugün de iktidarın gayrıresmi koalisyon ortağı. Değişmeyen bir şey daha var. O gün ekonomik krizi görmezden gelip iktidarı destekleyen işdünyası bugün de ekonomik krizi görmezden gelip iktidarı destekliyor.

Kanunen hazırlamak ve açıklamak zorunda oldukları ekonomik programı kamuoyuna “yeni” diye açıklayıp, kendisini, parçası olduğu siyasi parti ve siyasi iktidardan ayırmaya, piyasacıların pek sevdiği deyimle “pozitif ayrışmaya” çabalayan bu siyasi anlayış boşa kürek çekiyor. Artık eskimiş bu siyasi anlayışın ekonomi programı da bugün açıklanan yüzde 11,75 oranındaki eylül ayı enflasyonu da daha önce açıklanan yüzde 13,4 oranındaki haziran ayı işsizlik verisi de yılın ikinci çeyreğindeki yüzde 10’luk ekonomik daralma da 9 lirayı aşmış avro kuru da 7,5 lirayı çoktan geçmiş dolar kuru da gram fiyatı 470 lira olmuş altın da 431 milyar dolar dış borç da 1 katrilyon lirayı aşmış iç borç da gösteriyor ki ekonomi cephesinde “yeni” ve “iyi” bir şey yok.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus