Bahçeli neden Erdoğan’ın adaylığında ısrarlı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisine hitaben yaptığı erken seçim çağrısına çok sert karşılık verdi ve “Milliyetçi Hareket Partisi sözünün eridir. 2023’de Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır, Türk milleti Cumhur İttifakı’yla kutlu yarınlara yürüyecektir” dedi. Bahçeli’nin Erdoğan’ın adaylığında ısrarının arkasında neler olabilir?

Hazırlayan: Yusuf Said Akcakaya

Merhaba, iyi günler. Kemal Kılıçdaroğlu nihayet erken seçim talebini dile getirdi ve bu talebini doğrudan Erdoğan’a değil, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’ye yaptı. Devlet Bahçeli de tabii, hemen bunun üzerine, konuşmasında Kılıçdaroğlu’na bayağı sert ve kararlı bir şekilde cevap verdi. Ama orada en çok dikkat çeken, tabii ki, “Bizim 2023’teki başkan adayımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” vurgusu.

Bunu ilk defa söylemiyor. Daha önce de söyledi, bundan sonra da söyleyecek belli ki. Ama burada bir mesele var, hatta çok mesele var diye düşünüyorum. Bu yayına, “Bahçeli neden Erdoğan’ın adaylığında ısrarlı” diye bir başlık verdim. Ama ilk aklıma gelen, “Bahçeli’nin adayı sahiden Erdoğan mı?” sorusuydu. O biraz fazla spekülatif olacağı için, bu “ısrarı”nda karar kıldım. 

Burada esas olarak Bahçeli’nin mesajının, Erdoğan’ın adaylığında ısrarlı olduğunu vurgulamak olduğunu sanmıyorum. Biraz tumturaklı bir cümle oldu. Yani, Bahçeli aslında burada adaylarının kim olduğuna cevap vermiyor. Bahçeli burada erken seçim taleplerine cevap veriyor. Erken seçim taleplerine cevap verirken, muhatabı tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu olarak gözüküyor; ama bana göre muhatabı Recep Tayyip Erdoğan. Yani Erdoğan’ın erken seçimle ilgili herhangi bir arayışa girmemesi yolunda bir uyarı olarak görüyorum. 

Bahçeli ile Erdoğan arasında kamuoyu ve medya üzerinden giden birtakım mesajlaşmalar var. İlki yerel seçimlerin ardından oldu. Erdoğan’ın söylediği “Türkiye ittifakı” çıkışına Bahçeli hemen ertesi gün çok sert bir şekilde, “Bizim Cumhur İttifakı’mız var. Bu neyimize yetmiyor?” dedi. Ve Erdoğan da toparlama ihtiyacını hissetti. Gördüğüm şudur: Ne zamandan beri, izleyenler bilir, uzun zamandan beri Türkiye’nin bir erken seçim sürecinde olduğunu düşünüyorum. Bunun da en önemli nedeninin ekonomi olduğu kanısındayım. Ekonomide işler her geçen gün daha kötüye gidiyor. Sıradan insan bunu sırf kurlara bakarak bile anlayabilir; ama sıradan insan esas olarak bunu bizzat hayatında yaşıyor, yoksullaşıyor, parasının alım gücü düşüyor; işini kaybedenler var, küçük esnafların artık eskisi kadar kazanamamaları var vs..

Bütün bunlar yaşanıyor, ama bütün bunların bir toplumsal tepkiye dönüşmediği ilginç bir ülke Türkiye. Muhtemelen bunlar sandığa yansıyacak, daha ne kadar gecikirse seçim. Yani zamanında yapılması durumunda çok mucizevi bir şekilde ekonomiyi toparlama imkânı olmadığı müddetçe –ki olacağını sanmıyorum; herhalde ülkeyi yönetenler bu konuyu benden çok çok daha iyi biliyorlardır–, bir an önce seçim yapıp daha ilerideki büyük zâyiattan kaçınmak ve şu hâliyle elinde hâlâ belli bir güç varken, bazı şeyleri denetleyebiliyorken, toplumun tepkisi tam olarak pratiğe yansımazken, bir seçim yapmasının Erdoğan için akıl kârı olduğu kanısındayım.

Bunu düşündüğünü sanıyorum; ama tabii ki gireceği her seçimde –birbirinden farklı kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor– kazanma ihtimali yok gibi. Hele şu sistemde yüzde 50+1 oyu alma ihtimali yok. Seçim sistemini değiştirip yapması durumunda ise, işler orada karışıyor. Neyi, nasıl değiştirecek? Kiminle değiştirecek? İşler orada iyice karışıyor. Dolayısıyla Türkiye’de esas olarak iktidarın ortakları Erdoğan ve Bahçeli, ama bir ölçüde de muhalefet. Türkiye’nin giderek daha ciddileşen sorunları karşısında politika üretmenin yerine, daha çok köşe kapmacalar ve birtakım dışarıdan anlaşılmayan, söyleme doğrudan yansımayan ya da belki şifrelerle giden birtakım manevralar yapma yolunda gidiyorlar. 

Tabii bu anlamda iktidarın eli çok daha güçlü. İktidarın elinde çok büyük imkânlar var ve yargı var. Yargı sayesinde, en son yapılan Kobani Operasyonu mesela, orada HDP’ye yönelik yeni bir –ikinci değil, kaçıncı olduğunu bilmiyoruz– gözdağıydı. Bugün Abdülkadir Selvi’yi okuyanlar görürler, iktidarı destekleyen bir gazeteci olarak Selvi de bu olayın hukukla ilgili bir konu olmadığını, tamamen siyaseten olduğunu yazmış.

İktidarın, Erdoğan’ın bir kişiye ihtiyacı var. Bir Bahçeli ile belli bir yere kadar gitti, ama daha fazla yetmiyor. Yani gitmiyor ve yetmiyor. Yetse gidecek, ama yetmediği için başka arayışlara girmek zorunda hissediyor Erdoğan kendini. Bu anlamda Bahçeli’nin başlattığı ve Erdoğan’ın da devamını getirdiği, ama açık bir olumlu karşılık bulamadıkları Meral Akşener’e yönelik açılımı hatırlatmak lâzım. Orada eğer İYİ Parti’den bir yöneliş olsaydı işin rengi değişebilirdi. Ya da herhangi birisini Cumhur İttifakı’na ekleyebilmeleri hâlinde, yüzde 50+1 oyu garantileyebilecek bir halde olabilseler, buna emin olsalar, birtakım şeyleri sürdürecekler. Ama yetmiyor. 

Dolayısıyla aslında, burada Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın ömrünün tükenmekte olduğunu görerek bunu kurtarmaya çalışıyor, ben öyle yorumluyorum. Onun mesajlarında en güçlü vurgular Cumhur İttifakı konusunda ve bir yerde bu ilginç. Açıkçası tam anlayamadım Cumhur İttifakı övgülerinde söylediğini, diyor ki: “Kim aday olursa olsun, hangi partiler ‘zillet’in çatısı altına sığınırsa sığınsın, parlamenter sisteme dönmenin hesabını hangi siyasî defolar yaparsa yapsın, nâfiledir”. Yani Bahçeli parlamenter sisteme dönüşe karşı olduğunu söylüyor. 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yaşayacak, geleceğin rotası Cumhur İttifakı’nın fedakârlıkları ile çizilecektir.” Burada (Bahçeli’nin) fedakârlıktan kastı nedir? Açıkçası anlayamadım, ama Bahçeli’nin konuşmalarının her birini çok ince titizlikle yazdığını bilen birisi olarak, fedakârlık demesinin bir anlamı olabileceğini düşünüyorum. Burada fedakârlıktan kastı, AKP’nin, Erdoğan’ın ve MHP ile Bahçeli’nin kendisinin, Cumhur İttifakı ve bu başkanlık sisteminin varlığının devamı için birtakım fedakârlıklara girebilecekleri. Bu nasıl bir şey olur? Açıkçası kestiremiyorum…

Baktığımız zaman, Doğu Perinçek’in bir televizyon yayınında –ki kendisi artık televizyonların dâimî konuklarından birisi oldu– söylediği Öcalan ile ilgili sözlerin “Bir anlamı var mı?” sorusunu sormak hakkımız. Doğu Perinçek’in kastettiği, orada söyledikleri aslında başlı başına üzerine konuşulmayı hak eden bir çıkış; Öcalan’ın televizyonlara çıkıp devletin, iktidarın lehine birtakım açıklamalar yapacağı sözleri. Bunlar ne derece doğrudur? Kestirmek mümkün değil. Olur mu, olmaz mı? Kestirmek mümkün değil. Ama bir önceki seçimde –yerel seçimlerde– gerek Osman Öcalan’a gerekse Abdullah Öcalan’ın kendisine iktidarı yönetenlerin başvurduğunu biliyoruz.

Öcalan’ın sözlerini kamuoyuna avukatları üzerinden yansıtmak istediler, olmayınca ayağına bir akademisyen yolladılar. O akademisyen üzerinden Öcalan’dan birtakım sözlerini seçim öncesinde aktardılar — yani HDP seçmeninin CHP’yi desteklememesi için Öcalan’ı kullanmak istediler. Ama çok karışık ve dolaylı olduğu için bir işe yaramadı. Pekâlâ yarın, öbür gün, Öcalan’ın bizzat kendisini kullanmak isteyebilirler mi? Bu tabii başlı başına çok büyük bir olay olur ve bütün iddialarının da döküldüğü, özellikle beka söylemlerinin, güçlü devlet iddialarının, milliyetçilik iddialarının, terörle mücadele iddialarının çok ciddi aşılacağı bir şey olur. 

Böyle birtakım sürprizler hazırlanıyor olabilir; ama esas olarak benim gördüğüm, şu anda, Bahçeli Erdoğan’ın Cumhur İttifakı dışında arayışlara yönelme ihtimalinden ciddi bir şekilde rahatsızlık duyuyor. Muhalefetin bütün sorunlarına rağmen, aralarındaki bütün çelişkilere rağmen hâlâ birbirine düşmemiş olmasından çok ciddi bir şekilde tedirgin oluyor. En çok tedirginliği de erken seçimden.

Erken seçimin olduğunu varsayalım. Bu seçimde ne olacak? Cumhurbaşkanlığı seçimi ve parlamento seçimi birlikte olacak ve cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhur İttifakı’nın adayı olan Erdoğan’ın kazanmaması durumunda, Cumhur İttifakı’nı oluşturan partilerin –milletvekilleri sayısı kaç olursa olsun– çok bir anlamı olmayacak. MHP artık Türkiye’de tamamen yönetim denkleminin dışına çıkmış olacak. 

Şu hâliyle baktığımız zaman, MHP iktidarın yaptığı hatalardan dolayı doğrudan yıpranmayan, ama iktidarın nimetlerini alabildiğine kullanan bir parti olarak karşımıza çıkıyor. Onun ötesinde, MHP, var olan iktidara ideolojik, siyasî rengini veren bir parti olarak karşımıza çıkıyor. Yani MHP tek başına iktidarda olsaydı, Erdoğan’ın yaptığı ya da yapmaya çalıştıklarından farklı ne yapabilirdi içeride ve dış politikada? 

Çok büyük farklar olduğunu söylemek mümkün değil, zira Erdoğan büyük ölçüde MHP’nin rotasına girmiş durumda. Şimdi erken seçim olduğunu varsayalım ve erken seçimde MHP’nin yapabileceği tek şey –MHP’nin bekası, ülkenin değil de MHP’nin bekası– Erdoğan’ın tekrar kazanması ve MHP’nin de onu kazandıran güç olarak yine devlette çok etkili bir şekilde yerini alması ve iktidar kadrolarını denetlemede önemli bir güce sahip olması. 

Ama seçimi kaybedilmesi durumunda, MHP Meclis’teki küçük grubuyla şu anda diğer partilerin –mesela İYİ Parti’nin ya da HDP’nin, hatta CHP’nin– durumu gibi olacak. Çünkü Meclis’in bir anlamı kalmadı. Eskiden parlamenter sistemde, MHP’nin hep bir anlamı olabiliyordu. Şu anda pek bir anlamı kalmaz; eğer seçime girer ve cumhurbaşkanlığı seçimini kaybederlerse. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, eğer siz Cumhurbaşkanı tarafında değilseniz –daha doğrusu Başkan’ın tarafında değilseniz– tamamen oyunun dışında kalıyorsunuz.

Böyle bir durum var ve Bahçeli’yi en çok endişelendirenin bu olduğu kanısındayım — Erdoğan’ın birtakım arayışlara girebileceği, yani Cumhur İttifakı yerine başka ittifaklara yönelebileceği. Ama daha önemlisi, erken seçime gitmek durumunda kalabileceği konusunda endişelendiğini düşünüyorum. Dolayısıyla buradaki mesaj esas olarak Erdoğan’a yönelik. Tekrar söyleyeyim, son günlerde erken seçimin bu kadar çok telaffuz ediliyor olması aslında Türkiye’de siyasetin iyice tükenmiş olması ile alâkalı bir şey. Zaten seçimler de siyasî krizin yaşandığı, siyasetin iyice tükendiği anlarda çok gerekli bir durum olur. 

Böyle bir seçim Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde değiştirecektir. Erdoğan için tabii ki çok riskli bir şey olacaktır ve aslında bunu yapmak istemeyecektir. Ama dediğim gibi daha ileride, geciktikçe seçimde elde edebileceği oy oranının çok daha düşük olacağını düşünerek daha erken seçim yapma ihtiyacı hissedebilir. Erken seçim meselesi –hani o duvarda asılı silah gibi, eğer bir filmde bir silah görüyorsanız o silah patlıyor– Türkiye’de de erken seçim meselesi büyük ölçüde böyle oldu. 

Kılıçdaroğlu ilk defa açık bir şekilde talep etti ve doğrudan Bahçeli’ye yönelik olarak talep etti. Bahçeli de ona çok sert cevaplar verdi. Şimdi görüyorum; insanlar sosyal medyada zamanında Bahçeli’nin Erdoğan hakkında söylediklerini paylaşma yarışına girmişler. Bunların birçoğunu canlı dinlemiş bir gazeteciyim — gerek grup toplantılarında, gerekse seçim mitinglerinde. 

Cumhur İttifakı öncesindeki seçim mitinglerinde Bahçeli’nin Erdoğan’a ve Erdoğan’ın yakın çevresine, Erdoğan’ın çocuklarıyla ilgili olarak vs. söyledikleri şeyler çok çok sertti ve birçok kez de mahkemeleştiklerini hatırlıyorum. Birbirlerine yönelik söylemleri çok sertti; ama siyaset böyle bir şey. Bunlar pekâlâ geçiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de pekâlâ bambaşka bir şeye gidebiliriz. Bahçeli’nin “2023’te adayımız Erdoğan’dır” sözünü bir de böyle okumak lâzım. 

Zamanında Erdoğan’ın asla ve kat’â Türkiye Cumhurbaşkanı olamayacağını söyleyen Bahçeli’ydi. Şimdi onun cumhurbaşkanlığında ısrarlı olan da Bahçeli. Yarın şartlar değişir –ki anlaşıldığı kadarıyla şartlar ciddi bir şekilde değişmek üzere ve Bahçeli’nin de pozisyonu değişebilir– ve pekâlâ bu olabilir. Anladığım kadarıyla MHP’nin son dönemde, daha önceki dönemdeki gibi iktidarın yıpranmasından etkilenmeme lüksü artık ortadan kalkmış gibi. Son kamuoyu araştırmalarında –ki Bahçeli anketlere de çok sert çıktı– MHP’nin yükseliş trendinden düşüş trendine geçtiğini ileri sürülüyor. 

Çünkü o kadar çok iktidarla özdeşleşti ki, iktidara yönelik memnuniyetsizlikten nihayet MHP de payını almaya başladı. Dolayısıyla Bahçeli’nin en çok tercih edeceği şey, zamanında yapılacak seçim. O zamana kadar da iktidara damgayı basan, ama doğrudan sorumluluğu olmayan bir ortağı olarak 3 yıl daha –artık kaç yıl kaldıysa– iktidarda kalmak. Yani, şu anda, erkenden bir seçim yapılacak olmasının “Kime yararı olmaz, kime en az yararı olur ya da kime en çok zararı olur?” diye soracak olursak, herhalde ilk söylenecek parti MHP’dir. MHP’nin de en büyük endişesi zamanından önce yapılacak bir seçim ve iktidarın parçası olmayı zamanından önce kaybetmek. Dolayısıyla mesaj Erdoğan’a ve bakalım Erdoğan buna nasıl bir cevap verecek? Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus