Ayhan Bilgen HDP’den kopuyor mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçtiğimiz günlerde tutuklanan HDP’li Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen, gözaltına alındığı andan itibaren dikkat çekici siyasi analizler ve eleştiriler yapıyor. İslami hareketin önde gelen insan hakları kuruluşlarından Mazlum-Der’in genel başkanlığını yaptıktan sonra Temmuz 2007 seçimlerinde Bin Umut Adayları kapsamında Konya’dan bağımsız millet vekili adayı olan Bilgen ardından HDP’den milletvekil olmuştu. Bilgen 13 yıl sonra kopuyor mu? Yeni bir siyasi hareket mi başlatacak?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün bu saatte yayın yapıyor olmam yadırgatıcı olabilir, ama bugün bayağı bir kişiyle Ayhan Bilgen ile ilgili olarak konuştum. Ayhan Bilgen Kars Belediyesi Eş Başkanı, tutuklu. Bilgen’in gözaltına alındığı andan itibaren yaptığı bazı açıklamalar vardı ve bu açıklamalar küçük çaplı bir tartışmaya yol açmıştı. Ayhan Bilgen bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, ama bunlar tam olarak netlik kazanmadı, tam da tartışmanın başladığı söylenemez. Bunun biraz peşine düştüm, Bilgen’i yakından tanıyan birbirinden farklı kişilerle görüştüm ve öteden beri düşündüğüm bir şeyin bayağı eşiğinde olduğumuzu gördüm: Ayhan Bilgen HDP’den kopma noktasında diyeyim, başlıktaki sorunun cevabını baştan vereyim. Bu, kopacağı anlamına gelmiyor; bunun aslında gözaltına alınıp tutuklanmasıyla da doğrudan bir ilgisi yok, çok daha önceden beri yaşanan bir süreç, bir sorgulama ve eleştirme süreci. HDP içerisinde farklı farklı kişilerin değişik dönemlerde eleştirileri oldu. Örneğin en son Ahmet Şık partiden ayrıldı ve bağımsız milletvekili olarak devam ediyor. Bilgen’in de yaptığı açıklamaların benzer bir sonuca mı yol açacağı üzerine önce bir kafa yordum, iyice yazdıklarına baktım, sonra Bilgen’i yakından tanıyan bazı kişilerle de konuştum. Sonuçta ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Ayhan Bilgen bir süredir HDP’nin siyasetin gereklerine cevap veremediğini, hantal bir yapısının olduğunu –onun kelimeleri böyle olmayabilir– belirterek, HDP’nin kabuğunu kırmasını söylüyor. Ama anladığım kadarıyla burada pek ümitli değil. Zaten yaptığı eleştirilerde, özellikle sosyal medyadan paylaştığı eleştirilerinde –cezaevine girdiği andan itibaren de yapıyor; röportajlar verdi, Medyascope’a da verdi, Ferit Aslan’ın sorularını da cevapladı– açık açık HDP adı geçmiyor, ama genel olarak Türkiye’de siyasetin tam bir kısırlık içerisinde olduğunu, yerelden gelişmediğini, çok köhnemiş yapılar olduğunu, siyasetin profesyonel bir iş olduğunu ve muhalefetin vermesi gereken cevapları veremediğini dile getiriyor. HDP’nin adını anmamakla birlikte, kişilerin kültleştirilmesini, klişelerin öne geçmesini eleştiriyor ve bu anlamda yine isim vermeden HDP’nin Kandil ve İmralı ile olan ilişkisini de sorguluyor. 

Bunun biraz gerisine gidelim: Ayhan Bilgen Kürt değil, Kürt hareketinden değil ve Kürt hareketinin içerisinde Kürt olmayıp yer alan solcular gibi değil; yani sol hareketten de gelmiyor. O İslâmî hareketten gelen birisi, MAZLUM-DER’in genel başkanlığını yapmıştı ve genel başkanlığı yaptıktan kısa bir süre sonra 2007 yılında BDP’ye katıldı, ilk katılan İslâmcı kökenli isimlerden birisidir. Ayhan Bilgen o tarihlerde bayağı eleştiri almıştı, şaşırtıcı olmuştu, yadırgatıcı olmuştu. Bir tarafta İslâmî hareketin o zamanlar AKP üzerinden yükselişi vardı, öyle görünüyordu; ama Ayhan Bilgen AKP yerine BDP’ye, Kürt hareketine yöneldi ve Konya’dan bağımsız oldu. Hatta tesadüfen Konya’ya Saadet Partisi’nin kampanyasını izlemeye gittiğimde kendisiyle karşılaşmıştık ve sohbet de etmiştik. Kazanma ihtimali yoktu, o da bunu biliyordu; ama fedakâr bir şekilde çalışmıştı. Daha sonra Ayhan Bilgen milletvekili oldu ve önemli yerlere geldi, HDP’nin grup başkanvekilliğine yükseldi, partinin sözcülüğünü yaptı. Aslında partinin başına geçmesi söz konusu oldu, Selahattin Demirtaş Figen Yüksekdağ ile birlikte içeri girince, yeni kongrede Demirtaş’ın yeniden aday olup olmayacağı tartışması olduğunda ve Demirtaş’ın olmama eğilimi öne çıktığında Ayhan Bilgen’in adı geçti. Ama Ayhan Bilgen olmadı, olamadı ve çok kuvvetli iddialara göre onun aday olmasını Selahattin Demirtaş istemedi ve o yüzden de Ayhan Bilgen’in Demirtaş ile arasında sorun olduğu ya da en azından kırgınlık olduğu söylenir. Daha sonra Ayhan Bilgen milletvekilliğinden istifa edip Kars’tan belediye başkanı adayı oldu ve kazandı. Orada çok riskli bir şey yaptı, o risk de dokunulmazlığını feda etmesiydi, nitekim şu anda cezaevinde. Eğer milletvekili olsaydı bu soruşturma nedeniyle diğer milletvekilleri gibi gözaltına alınamayacak ve tutuklanamayacaktı. Bu riski aldı ve yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgilere göre, aslında Ayhan Bilgen’in Kars’ta belediye başkanlığını tercih etmesi bir tür HDP içerisindeki eleştirilerinin devamı gibiydi. Bir anlamda kendini yerel siyasete atarak orada başka bir şey denedi ve kısa bir süre içerisinde birçok kişinin de kabul ettiği gibi başarılı, doğrudan insana dayalı yerel yöneticilik yaparak kısa sürede ilginç bir başarı öyküsü yazdı. Onun da verdiği cesaretle, özgüvenle, bu eleştirilerini daha örgütlü bir şekilde, daha sistematik bir şekilde hayata geçirmeye çalıştı. 

O anlamda da birtakım kişilerle –özellikle gençlerle, ama Türkiye’nin değişik yerlerinde büyük kısmı İslâmî hareket kökenli kişilerle– tartışma başlatıyor. “Alternatif siyaset” adıyla bir sosyal medya hesabı var, burada Ayhan Bilgen’in bu hesap için yaptığı video da paylaşılıyor, Youtube’da yarım saati aşkın sürede neyi hedeflediklerini anlatıyor ve bir eleştiri var. Burada da eleştiri tamamen bütün partilere, Türkiye’deki yasal siyaset zeminine yönelik eleştiri, daha kitlesel, daha yerelden merkeze doğru özgürlükçü siyaset çağrısı yapıyor. Tabii bunu bir parti içerisinde olup yaptığınız zaman işler karışıyor ve hemen ortaya şöyle bir soru çıkıyor: Buradan yeni bir parti mi çıkacak? Ben de görüştüğüm kişilerden bunu öğrenmeye çalıştım. Tam net bir cevap yok. Kimse, “Kesinlikle böyle bir şey olmayacak, böyle bir şeyi düşünmedi, diğer kişiler de düşünmedi” demiyor, esas hedefin bu olmadığını söylemiyor. Tartışma platformu yaratmak, hareketlilik, dinamik yaratmaktan bahsediliyor. Burada ilginç bir nokta var: DEVA ve Gelecek partilerinin çıkmasıyla beraber AKP’ye mesafe koymuş olan İslâmcılar’ın bir kısmının bu partilere yöneldiği görüldü. Ayhan Bilgen’in bir anlamda bunlardan duyduğu rahatsızlığın da bu çıkışta etkisi olduğu söyleniyor. Yani DEVA ve Gelecek partilerinin aslında diğerlerinden çok da farklı olmadığı şeklinde yaklaşım var ve sanki daha sol ile İslâmcılığın harmanlandığı bir perspektif; ama daha özgürlükçü, daha kalıpları olmayan arayış. Zor bir iş, başkalarıyla beraber buna soyunmuş. Bu konuda konuştuğu ayrı ayrı kişilerle görüştüm, her biri onun yapmaya çalıştığı şeye bir değer atfediyor; ama her biri de o değer atfetmenin ötesinde bu girişime, Bilgen’in çabasına yönelik farklı görüşlere sahipti görüştüğüm kişiler. Mesela birisi buradan bir parti çıkabileceğini ve çıkması gerektiğini savunurken, bir diğeri bunların değerli görüşler olduğunu, ama çok etkili olamayacağını söylüyor. Daha işin başındayken bu gözaltı ve tutuklama olayı oldu. Orada tabii ilginç olan hususlardan birisi de şu: Bilgen’in böyle bir arayış içerisinde olduğu ve HDP’yi de sorgulayan ve muhtemelen HDP’den kopmasına da yol açacak bir arayış olduğunu herhalde devlet de bir şekilde biliyordu, haberdardı. Çünkü yasal olarak insanlarla buluşuyor, konuşuyor; zaten belediye başkanı, bütün temaslarından herhalde bir şekilde devlet haberdardır. Buna rağmen onun da süreçte gözaltına alınıp tutuklanması ilginç bir husus. Bunu çok fazla önemsemeyip ondan bir intikam almak istiyor olabilirler; Ayhan Bilgen İslâmî hareketten gelip Kürt hareketine katılan ve orada kendi ayakları üzerine durup başarılı olan isimlerden birisi. Ömer Faruk Gergerlioğlu da Hüda Kaya da öyle, Ayhan Bilgen de öyle; hepsi farklı farklı yönleriyle öyle. Bu kişilere yönelik ülkeyi yönetenlerin –Erdoğan ve çevresinin– ayrı bir alerjisi var, onlardan bir tür hesap sorma yaklaşımları var. Muhtemelen Ayhan Bilgen’i bu kapsamda da tutukladılar, daha önce yargılanıp aklanmış olmasına rağmen tutukladılar. Tabii ki onu tutuklayarak Kars’a da kayyum atama yoluna gittiler, onu da kolaylaştırdılar. Bu tutuklanmayla birlikte Ayhan Bilgen’in yürüttüğü arayışın seyri değişmeye başladı; çünkü dışarıdayken zaten zor bir şekilde yürüttüğü bu çalışmaların şimdi içeriden nasıl yürüyeceği meselesi var. Ama anladığım kadarıyla kaldığı yerden devam ediyor ve daha etkili bir şekilde devam ediyor. Daha ilk gözaltına alındığında yazdığı notta vardı, “Demokrasicilik oynayacak yaşı geçtim” diye başlayan notta, farklı bir şey söylediği ve söylemeye devam edeceği belliydi ve şimdi de düzenli bir şekilde bunları yapmaya çalışıyor. 

Benim anladığım kadarıyla onunla benzer düşünen, benzer kaygıları ve arayışları olan, birbirinden farklı kesimler var. Bunların büyük bir kısmı geçmişte Türkiye’nin değişik yerlerinde İslâmcılık yapmış kişiler, bazı İslâmcı çevreler var. Bunların içerisinde özellikle Kürt İslâmcı çevreler bayağı bir var. Zamanında Ayhan Bilgen’in yöneticilik yaptığı, başkanı olduğu MAZLUM-DER’de bir kopuş yaşandı, AKP yanlısı olmayanlar bir şekilde dışlandılar ve tasfiye edildiler. Onlar yeni birtakım arayışlara yöneldiler, onların da bir kısmının bu olaya ilgi duyduğunu düşünüyorum. Sol ile İslâm’ı bir şekilde buluşturma konusunda ilginç bir platform olan Emek ve Adalet Platformu var mesela, onlar da Ayhan Bilgen ile öteden beri çok koordineli bir şekilde hareket ediyorlar. Ama tabii ki buradaki mesele, öncelikle Ayhan Bilgen’in HDP’den kopup kopmayacağı meselesi ve bu tartışmalardan neyin hedeflediği meselesi. Buradan bir parti çıkarmak isteyenler olduğu muhakkak; ama bir partinin şu aşamada çok mümkün olacağını sanmıyorum, olsa bile zaten Türkiye’de çok sayıda olan irili ufaklı İslâmcı ya da Kürt hareketi içerisinden kopmuş birtakım partilere bir yenisi eklenmiş olabilir. Onun yerine, bir partiden ziyade, anlaşıldığı kadar sözcüsünün Ayhan Bilgen olduğu yeni bir tartışma platformu olacağa benziyor. Bunların HDP’ye çok zarar vermek istemediklerini gördüm, gözledim; ama anladığım kadarıyla HDP’ye yönelik çok fazla bir beklentileri de kalmamış. HDP’nin çok köklü birtakım gelenekleri, ilişki ağları var, birtakım ritüelleri ve kuralları var. Zaten Ayhan Bilgen’in yaptığı açıklamalarda, genellikle karşımıza çıkan bu tür yapılardan şikâyet, bunları eleştirmenin öne çıktığını görüyoruz. Anladığım kadarıyla da bunları aşmanın, HDP’yi değiştirmenin çok da fazla mümkün olmadığı realitesiyle hareket ediyorlar — ki bence bu konuda çok haksız sayılmazlar. HDP, yöneticiler değişse de, isimler değişse de, genel imajı, işleyiş şekli aynı kalan bir parti. Dünkü partiler böyleydi, bugün böyle, yarın –sanmıyorum ama– HDP’nin kapatılması durumunda kurulacak olan yeni partiler de böyle olacaktır. Çünkü HDP her zaman için hareketin esas gövdesi olarak görülmedi, hep var olan daha büyük bir hareketin yasal hareketinin temsilcisi olarak görüldü. O partiyi kuranlar da hep bir şekilde, kendileri de bunu kabul ediyorlar, bu baştan kabul edilerek başlanmış bir şey oluyor. Ama bazıları artık bunun çok dar bir çerçeve olduğunu ve bu çerçevenin kendilerini artık tatmin etmediğini söylemeye başlıyorlar. Bunu yapanlardan birisinin, bu harekete İslâmî hareketten gelen ilk önemli isimlerden birisi olan Ayhan Bilgen olması, eleştirileri birkaç yıl önceye dayanıyor olabilir, ama eleştirilerini alenen yapıyor olmasının tarihi aslında son birkaç ay. Dolayısıyla şimdi bundan sonraki süreçte nasıl işleyeceği meselesine bakacağız. 

Şunu söyleyeyim: Ferit Aslan geçen Medyascope için Ayhan Bilgen ile bir söyleşi yaptı. Şimdi bu edindiğim bilgiler ve bu yorumların ışığında kendisine ayrıca birtakım sorular iletmek, daha somut olarak HDP’yle ilişkini doğrudan sormak istiyorum. Nasıl cevap vereceğini ya da cevap vermek isteyip istemeyeceğini bilmiyorum. Ama anladığım kadarıyla Bilgen’in HDP defteri bir şekilde kapanmak üzere. Yani gönül bağının tam kopacağını sanmıyorum, ama artık orada istediği türde siyaseti yapamadığını anladığını ve kabullendiğini görüyorum. Daha önce, tutuklanmalarında bir yayın yapmıştım, “Üç farklı ve etkili siyasetçi: Altan Tan, Sırrı Süreyya Önder ve Ayhan Bilgen” başlıklı yayındı, üçünü de birlikte değerlendirmiştim. Üçünün de bu harekete dışarıdan, başka siyasî çevrelerden geldiklerini ve bu harekete çok şey kattıklarını söylemiştim. Ayhan Bilgen’i yıllardır tanıyan birisiyim ve gerçekten HDP’de varlığının ve Kars’taki belediye başkanlığının da aslında o harekete çok şeyler kattığını, ama onun ötesinde de Türkiye’de çoğulcu siyaset anlayışına da çok şey kattığını düşünüyorum. Bilgen’in 2007 yılında BDP’ye girebilmiş olması bayağı zor bir işti, önü AKP döneminde çok açıktı, ama çok riskli bir şeye girdi, risk aldı ve orada dirayet etti. Şimdi de anladığım kadarıyla benzer kaygılarla, 2007’de BDP’ye neden angaje olduysa anladığım kadarıyla şimdi de benzer nedenlerle HDP’den uzaklaşmaya doğru yol alıyor. 

İlginç bir siyasetçi, siyasetçi tiplerine çok denk gelmeyen değişik ve bence Türkiye için yararlı bir isim. Kendisini şahsen yakından tanıdığım için söylüyorum: Açıkçası ne yapacağını ve ne yapabileceğini şahsen çok merak ediyorum. Öğrenebildiğim kadarıyla da sizlere aktarmaya devam edeceğim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus