İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, konukları Murat Aksoy, Gül Çiftci ve Edgar Şar ile birlikte “İktidarın CHP’ye topyekün savaşı” adlı yayında, iktidarın CHP’ye yönelik siyasi hamlelerini, yargı süreçlerini, erken seçim tartışmalarını, İBB operasyonlarını ve muhalefete yönelik baskıları değerlendirdi.
Ruşen Çakır yayında konukları Edgar Şar, Gül Çiftci ve Murat Aksoy ile iktidarın CHP’ye yönelik siyasi hamlelerini değerlendirdi. Şar, Türkiye’de yaşanan sürecin yalnızca klasik bir siyasi baskı olmadığını, iktidarın CHP’ye karşı çok katmanlı bir savaş yürüttüğünü söyledi. Macaristan örneği üzerinden konuşan Şar, otoriter rejimlerin ihtiyaç duydukları anda baskıyı artırdığını vurguladı:
“Macaristan’da bu olmamıştı. Çünkü ihtiyaç duymamıştı. Bu rejimler ihtiyaç duymadığı zaman bunu yapmıyorlar. Türkiye’de neden 2024 seçimlerinden sonra başladı böyle bir süreç? Çünkü ihtiyaç duyuldu.”

“İktidarın ilk hedefi Ekrem İmamoğlu’ydu”
İktidarın ilk hedefinin Ekrem İmamoğlu olduğunu fakat sürecin daha sonra doğrudan CHP’yi hedef alan bir yapıya dönüştüğünü dile getiren Edgar Şar, “Buradaki amaç İmamoğlu’nu ekarte etmekti. Çünkü İmamoğlu çok ciddi hazırlanıyordu. Ama sonra mesele CHP’ye döndü. Çünkü 2024 yerel seçimlerinden sonra CHP başka bir adayla da genel seçim kazanabilecek bir noktaya geldi” dedi.
Murat Aksoy ise CHP içindeki kırılmaların iktidarın baskısıyla birleştiğini söyledi. partide aynı anda iki farklı ruh halinin yaşandığını vurgulayan Aksoy, “Parti içindeki tartışmalarla seçmenin algısı birbirinden tamamen farklı. Parti içinde başka bir duygu var, seçmende başka bir duygu var” diye konuştu.
Aksoy, CHP içinde “mutlak butlan” beklentisi içinde olan bir grubun bulunduğunu ve son operasyonlarla birlikte bu çevrelerin yeniden umutlandığını söyledi. Asıl sorunun, CHP’nin 2023 seçim yenilgisi sonrasında kendi içinde gerçek bir barış sağlayamaması olduğunu belirten Aksoy, “Seçimi kazandıktan sonra mevcut yönetim, seçimi kaybedenlerle bir ilişki geliştiremedi. İki taraf da helalleşemedi” dedi.
Gül Çiftci, CHP’ye yönelik sürecin yalnızca hukuki bir soruşturma olarak okunamayacağını, bunun doğrudan siyasi sonuç üretmeyi hedefleyen sistematik bir baskı süreci olduğunu söyledi:
“31 Mart seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo çok netti. CHP 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Bu sadece bir seçim başarısı değildi, iktidarın uzun yıllardır kurduğu siyasi dengeyi bozan bir sonuçtu. Ve bence o andan itibaren iktidar CHP’ye karşı çok daha sert bir hatta geçti. Daha ikinci haftasında Cumhurbaşkanı’nın çıkıp ‘Silkeleyin bunları’ demesi tesadüf değildi. Çünkü mesele sadece belediyeleri yönetmeleri değildi; toplumda yeni bir siyasi umut oluşmaya başlamıştı.”






