Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (89): Doların mı var?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 89. programında Sedat Pişirici, dolar kurunun 8 lirayı aşmasının nedenlerini ve sonuçlarını değerlendirdi.

İyi günler,

Bu sabah Türkiye’de bir Amerikan Doları’nın fiyatı 8 lirayı aştı. Bu sabah Türkiye’de Türk Lirası, Amerikan Doları karşısında yine değer kaybetti.

Bu sabah Türkiye İstatistik Kurumu ile Merkez Bankası da güven endeksi verilerini açıkladılar. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre sektörel güven endeksi ekim ayında bir önceki aya göre hizmet sektöründe %6,4 artarak 79,7, perakende ticaret sektöründe %1,7 artarak 95, inşaat sektöründe %0,6 artarak 83,8 olmuş. Bu verilerin hemen altında yazdığına göre endeksin 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini gösteriyor. Dolayısı ile hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri hala kötümser ama bu kötümserliği aşmak için bir gayret olduğu da ortada.

Merkez Bankası’nın açıkladığı reel kesim güven endeksi verilerinde de bir yükseliş söz konusu. Merkez Bankası’nın imalat sanayiinde faaliyet gösteren 1732 işyerinde yaptığı ankete göre ekim ayında reel kesim güven endeksi, bir önceki aya göre 2,8 puan artarak 108,1 seviyesinde gerçekleşmiş. Burada da Türkiye İstatistik Kurumu sektörel güven endeksi verilerinde olduğu gibi endeks değerinin 100’den küçük olması kötümserliğe, 100’den büyük olması iyimserliğe işaret ediyor. Yani Merkez Bankası anketine cevap veren imalat sanayii şirketleri ekonomik gidişat açısından iyimser.

Gelgelelim aralarında bu imalat sanayii şirketlerinin de bulunduğu özel sektörün döviz borcu 324,5 milyar dolar. Buna merkezi yönetimin dış borcu olan 97,3 milyar doları da eklersek memleketin toplam dış borcu 421,8 milyar dolar. Bu kadar borcun varsa dolar kurunun 8 lira olmasını görmezden gelemezsin. Bu kadar borcun varsa “Ben döviz kuruna bakmıyorum” diyemezsin. Gerçi, desen ne olur? Merkez Bankası’nın geçen hafta açıkladığı para ve banka istatistiklerine göre bankalardaki toplam mevduatın %47,2’si Türk Lirası, %52,8’i yabancı para. Memleketin Hazine ve Maliye Bakanı’nın bakmadığı dövize belli ki millet bakıyor. Yastık altındaki dolar ise bu hesaba dahil değil.

Dolar kuru neden yükseliyor, güvensizlikten. Vatandaş neden dolar alıyor, güvenden. Daha açık söyleyeyim, dolar talep edenler, dolar satın alanlar Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ekonomi politikalarına güvenmiyorlar, Amerikan dolarına güveniyorlar; dolar talep edenler, dolar satın alanlar birikimlerinin, yatırımlarının Türk Lirası olarak değer kaybedeceğine inanıyorlar, bu yüzden Amerikan dolarına güveniyorlar.

Nasıl güvenmesinler? Karşılarında “faiz sebep enflasyon netice” diyen bir hükümetin başı var. Sırf o, buna inanıyor diye Merkez Bankası Başkanı değişti. Sırf o, buna inanıyor diye Merkez Bankası’nın politika faizi indirildi de indirildi. Faizin düşük olması elbette iyi bir şey. Ama o düşük faiz yatırıma dönerse, o yatırım istihdam yaratırsa. O düşük faiz tüketimi artırırsa, artan tüketim üretimi tetiklerse. Faiz düşük olduğunda enflasyon da düşük olursa, bankadaki mevduat enflasyon karşısında erimezse. En önemlisi de faiz politikan hurafeye değil ekonominin gerçeklerine dayanırsa.

Ne demek ekonominin gerçekleri? Recep Tayyip Erdoğan’ın faizleri düşürmüyor diye Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden alıp yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atamaya “karar verdiği” 5 Temmuz 2019 günü Merkez Bankası’nın politika faizi oranı %24’tü. Ondan iki gün önce açıklanan Haziran 2019 tüketici fiyatları enflasyonu %15,72, Temmuz 2019 tüketici fiyatları enflasyonu ise %16,65’ti. Yani faiz, enflasyonun üstündeydi.

Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ın başkanlık ettiği dokuz Para Politikası Kurulu toplantısında peş peşe alınan indirim kararları ile Merkez Bankası’nın politika faizi Mayıs 2020’de %8,25’e indi. Mayıs 2020’de tüketici fiyatları enflasyonu %11,39’du. Yani faiz, enflasyonun altındaydı.

Para Politikası Kurulu haziran, temmuz ve ağustos aylarında politika faizini %8,25’te sabit tuttu. Haziran, temmuz ve ağustos aylarında tüketici fiyatları enflasyonu sırasıyla %12,62, %11,76, %11,77’ydi. Yani faiz, enflasyonun altındaydı.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu eylül ayında politika faizini %10,25’e yükseltti. Eylülde tüketici fiyatları enflasyonu %11,75’ti. Yani faiz, enflasyonun altındaydı.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu ekim ayında politika faizini %10,25’te sabit tuttu, ekim ayı enflasyonunu ise 3 Kasım’da öğreneceğiz. 

Şimdi ilk soru şu: Bankaya yatırdığın Türk Lirası’na aldığın faizin oranı enflasyon oranından düşükse, buna karşılık döviz ve altın her gün değer kazanıyorsa, paranı Türk Lirası’nda mı tutarsın, dövizde veya altında mı?  

İkinci soru da şu: Düşük faizin enflasyonu düşürmediği ayan beyan ortadayken Merkez Bankası bu politikada ısrar ediyorsa, bu politika sürdürülemez hale geldiğinde yani bıçak kemiğe dayandığında da faizi sabit tutarken, “geç likidite penceresi” filan deyip arkadan dolanarak reel faizi yükseltiyorsa buna hangi yatırımcı güvenip de parasını Türk Lirası’na bağlar?

Türkiye ekonomisi Mart 2018’de bir krize, sıkıntıya, buhrana yuvarlandı. Üzerine Mart 2019’da koronavirüs salgınına yakalandı. Enflasyon düşmüyor, hayat giderek daha pahalı hale geliyor, işsizlik artıyor, yoksulluk genişliyor, paramız pul oluyor. Buna mukabil hükümet, iktidar ortağı siyasi partiler, iktidar destekçisi medya ve iş dünyası için ortalık güllük gülistanlık. Ama sadece bugün, bu saate kadar, ödenmesi gereken toplam dış borcun üzerine Türk Lirası karşılığı 37 milyar lira daha eklendi.

Bu ülke petrolü, doğal gazı döviz ile satın alıyor. O petrol ile üretilen akaryakıt, yani otomobilin, kamyonetin, minibüsün, midibüsün, otobüsün, kamyonun, TIR’ın, geminin, uçağın, traktörün, biçerdöverin, her türlü iş makinesinin, jeneratörün, askeri aracın, tankın, savaş uçağının, savaş gemisinin çalışmasını sağlayan benzin için, mazot için, fuel oil için dolar ödüyoruz. Evde, işte, okulda, yurtta ısınmak için kullandığımız, fabrikada üretmek için tükettiğimiz doğalgazı dolarla satın alıyoruz. Dolayısı ile petrolün ve doğalgazın Türk Lirası bedelindeki her artış işimizde, evimizde, soframızda, hayatımızda tükettiğimiz hemen her şeye zam demek. Bu ülke 100 liralık bir mal üretebilmek için 60 liralık ithalat yapıyor, o ithalatı da dövizle yapıyor. Dolar kurundaki her bir kuruşluk artış o mala zam demek.

Bir Amerikan doları 8 Türk Lirası ise bu, girilmesi planlanan herhangi bir savaşın en başından kaybedilmiş olması demek. Bir Amerikan doları 8 Türk Lirası ise bu, geleceğimizin ipotek edilmesi demek. Bir Amerikan doları 8 Türk Lirası ise bu, kısa vadede dolardan kazananın da, kısa vadede dolardan kazanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının da aslında uzun vadede kaybetmesi demek. Bunların görmezden gelinmesi, bir milletin, bir memleketin görmezden gelinmesi demek.

Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Ama dolar 8 lira.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus