Cumhur’dan sonra Millet İttifakı’nda da işler karışıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’ndan gelen davetine sarı ışık yakmasına ek olarak muhalefette yer alan sağ kökenli partilerin CHP ve HDP’den ayrı olarak bir seçim ittifakı oluşturması önermesi Millet İttifakı’nın geleceği hakkında soru işaretlerine yol açıyor.

Yayına hazırlayan: Hande Sena Kandemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Cuma günü Kemal Can ile yaptığımız “Haftaya Bakış”ta, Millet İttifakı içerisinde, daha doğrusu muhalefet içerisinde Millet İttifakı’nın dışında başka arayışların olabileceğini konuşmuştuk ve onu biraz tartışmıştık. Buna ek olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bir açıklamasıyla karşılaştık. Cumhur İttifakı’na katılma önerisi karşısında, bazı siyasetlerini değiştirirse bunun pekâlâ mümkün olduğunu cevabını verdi Temel Karamollaoğlu. Ve bugün de DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile buluştu Karamollaoğlu. Dolayısıyla önümüzde Millet İttifakı ile ilgili birkaç soru birden duruyor. Birincisi, ilk kurulduğunda bunun içerisinde yer alan Saadet Partisi’nin geleceği, yani Millet İttifakı’na mı kalacak, yoksa Cumhur İttifakı’na mı yönelecek? Birincisi bu. İkinci diğer seçenek ise Millet İttifakı’nın artık ömrünün uzamayıp yerine muhalefetin içerisinde birden fazla ittifakın olup olamayacağı meselesi. 

Şimdi, öncelikle Saadet Partisi’yle başlayayım, ikinci konu biraz daha çetrefil bir konu. Saadet Partisi’yle ilgili daha önce başlı başına bir yayında yapmıştım. Cumhur İttifakı’na katılmalarına yönelik teklifi Erdoğan Yüksek İstişâre Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk ile görüşerek yapmıştı biliyorsunuz ve Temel Karamollaoğlu’nun buna sıcak bakmadığını biliyorduk. Fakat Asiltürk’ün burada belli bir gücü olduğunu ve Saadet Partisi tabanında da belli anlamlarda bu konunun gündemde olduğunu da vurgulamıştık. Şimdi Karamollaoğlu’nun en son açıklaması bu ihtimalin gerçekten gündemde olduğunu bize gösterdi. Çok güçlü bir ihtimal olduğunu sanmıyorum; kaldı ki daha önceki yayında söylediğim gibi, Saadet Partisi yönetimi Cumhur İttifakı’na katılma kararı alsa dahi kendi tabanından seçmeni olduğu gibi bu ittifaka taşımasının çok kolay olmayacağını, büyük bir çoğunluğun tereddüt edeceğini ve yönetimle birlikte hareket etmeyeceğini düşünüyorum. Yine de bu olay ciddi bir şekilde gündemde. Erdoğan’ın burada tek bir oya bile ihtiyacı var.

Olayın böyle bir boyutu var; ama esas olarak bence sembolik anlamına önem verdiğini düşünüyorum. O da nedir? Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin Milli Görüş hareketinin esas devamı olan partiyi yanına müttefik yapması Erdoğan’ı siyasî-ideolojik anlamda çok ciddi bir şekilde zorladı. Buna çok fazla tahammülü yok. Dolayısıyla o partiyi Kılıçdaroğlu’nun yanından kopartmak istiyor. Kendi yanına gelmese bile seçimlere bağımsız girmesini tercih ediyor; çünkü Saadet Partisi’nin de yer aldığı, CHP liderliğindeki bir ittifakın meşruiyet alanı, Saadet Partisi ile beraber alabildiğine genişlemiş oluyor. Bu alanı daraltmak istiyor Erdoğan ve Saadet Partisi’ni oradan koparmak istiyor. 

Saadet Partisi buraya geçer mi? Millet İttifakı yerine Cumhur İttifakı’na yönelir mi? Yönelirse neden yönelir? Öncelikle yönelmeyi savunanların en önemli argümanı aslında siyasî değil. Yani siyasîymiş gibi gözüküyor. Erdoğan da böyle sunuyor; “Terör ile mücadele” falan diyor, ama esas mesele, Saadet Partisi’nin belli bir süredir hep belirli bir oyun ötesine geçemediği, bütün çabalarına rağmen, bütün harcadığı enerjiye rağmen belli bir noktanın ötesine geçememesi olgusu var. Tıkanma olgusu var. Dolayısıyla bu tıkanıklığı açmak ve belli anlamlarda da iktidar nimetlerinden faydalanmak isteyenler de var. Saadet Partisi’nin ömrünün uzayabilmesi için artık birtakım kaynak aktarımlarına ihtiyacı olabilir. Böyle düşünenler var. 

Bir diğer seçenek Kemal ile cuma günü konuştuğumuz ve bugün Can Selçuki’nin de Türkiye raporunda ele aldığı bir başka konu; o da muhalefetin içerisinde, o Millet İttifakı formülünün dışındaki yeni formül arayışları ve düşünceleri. O da kabaca şöyle özetlenebilir, HDP’nin ve CHP’nin olmadığı, muhalefette yer alan, sağ olarak tanımlayabileceğimiz partilerin birlikte bir seçim ittifakı oluşturması. Kimlerdir bunlar? Başta İYİ Parti, tabii ki DEVA, Gelecek, Saadet, Demokrat Parti ve başkaları da varsa onları da katarak bunların bir araya getirdiği bir ittifak ile Meclis’e girmek için gerekli olan %10 barajını bu ittifak yolu ile aşmak. Bunu yaparken de CHP ile HDP ile işbirliğine girme suçlamasından kendilerini kurtarmak. Bu ciddi ciddi gündemde olan, tartışılan bir senaryo. Erdoğan’ın bu senaryoyu tercih edebileceğini açıkçası düşünüyorum; çünkü öteki türlü, yani HDP‘nin örtülü, CHP’nin açık bir şekilde desteklediği ittifakın siyasî iddiası çok daha güçlü olur. Burada böyle bir ittifak ile Meclis’e girebilecek olan sağ partilerle Erdoğan bir türlü ilişki de pekâlâ geliştirebilir. 

Böyle muhtemel bir ittifakın Erdoğan’a yönelik çıkışlarının belli bir sınırı olacaktır; o sınır da Türkiye’de sağın kendine çizdiği sınırlar olacaktır. Muhalefetteki sağ partilerin böyle bir ittifakının söz konusu olması durumunda, Saadet Partisi’nin de Cumhur İttifakı’na geçmesi pekâlâ engellenebilir. Saadet Partisi’ne belli sayıda milletvekilliğinin bu ittifak çerçevesinde sunulması mümkün olabilir. Fakat cuma günü konuştuğumuz gibi CHP’nin ve HDP’nin dışlandığı bir muhalefet İttifakı, sadece ve sadece aritmetik bir ittifak olur; %10 barajını geçmek için kurulmuş bir ittifak olur. 

Benzer bir olayı 1991 seçimlerinde yaşamıştık. O zaman Milliyetçi Hareket Partisi yoktu, Milliyetçi Çalışma Partisi vardı. Alparslan Türkeş liderliğinde onlar %10 barajını geçebilmek için Refah Partisi listelerinden aday gösterilmişlerdi. Buna Islahatçı Demokrasi Partisi de katılmıştı. Bu ittifak seçimde yanılmıyorsam yüzde 13-14 gibi bir oy almışlardı; seçimlerden sonra da dağılmışlardı. 52 gün sürmüştü topu topu; bir seçim ittifakıydı. Şimdi benzer bir seçim ittifakını Anayasa da izin verdiği için kurmak daha kolaylaşmış durumda; sağ partiler benzer bir seçim ittifakının kurabilirler ve herhalde bunun da lokomotifi İYİ Parti ve Meral Akşener olur. Fakat bu ittifakın en önemli eksiği Türkiye’ye herhangi bir proje sunamaması olur. 

Burada şu denecektir tabii ki: Bütün bu partiler başkanlık sisteminden çıkmayı, yerine güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmeyi öneriyorlar; dolayısıyla böyle bir ortak vizyon var. Ama bunun tek başına bir ortak vizyon olduğu kanısında değilim. Türkiye’nin şu andaki en önemli meselesi, her şey bir yana, yönetilemeyen bir ülke var ve alabildiğine kutuplaşmış bir ülke var. Türkiye’nin en önemli meselesi bu kutuplaşmayı aşacak bir yönetime kavuşması. Millet İttifakı’nın 2018’de hayata geçtiğinde en büyük avantajı, kimlik politikaları üzerinden –kimi zaman etnik, kimi zaman dinsel, kimi zaman yaşam tarzları üzerinden– kutuplaştırılan ülkedeki farklı yaşam tarzlarının, farklı siyasî görüşlerin, farklı etnik kimliklerin bir arada bulunduğu bir yapıyı sunabilmiş olmalarıydı. 

İlkinde HDP yoktu; özellikle 31 Mart‘ta bu sefer Saadet Partisi geri planda kaldı; ama HDP’nin örtülü, İYİ Parti’nin açık katılımı ile CHP çok önemli bir başarı elde etti. Ama bu başarı sadece CHP’nin başarısı değildi. Bu başarı 31 Mart‘ta kurulan çoğulculuğun başarısıydı; yani Kürd’ün, Türk’ün, milliyetçinin, merkez solun vs. hepsinin bir arada olmasının ve Türkiye’yi tekrar normalleştirebilme iddiasının başarısıydı. Ve bence muhalefetin bir demokrasi bloku inşa etmedeki en büyük avantajı, birbirine benzemeyen ya da benzemedikleri farz edilen partileri, kişileri bir araya getirebilmesi olacak. Siz eğer ittifakınızı sadece sağ partilerle sınırlamış olursanız, zaten iktidarda  70’li yılların Milliyetçi Cephe’si var; siz de kalkıp onun karşısına ikinci alternatif bir milliyetçi cephe kurmuş olursunuz; belki bu kurmuş olduğunuz milliyetçi cephe başkanlık seçimlerinde CHP ve dolaylı olarak HDP ile ortak hareket edebilir — belki diyorum. Böyle bir ihtimal var. 

Yani nedir? Milletvekili seçimlerinde CHP’nin, HDP‘nin ve bu sağ ittifakın ayrı girmesi; ama cumhurbaşkanlığı için ortak bir aday bulması. Bu teorik olarak mümkün bir şey; fakat milletvekili seçimlerinde böyle bir sağ bloklaşma baştan cumhurbaşkanlığı için oluşturulmak istenen ittifaka da ciddi bir şekilde gölge düşürecektir ve ortak bir Türkiye geleceği projesini çok ciddi anlamda zorlayacaktır. 

Şu hâliyle baktığımız zaman, başlıkta da dediğim gibi, Millet İttifakı’nda ya da muhalefet cephesinde kafalar karışık. Farklı farklı arayışlar var. Her bir partinin, her bir liderin kafasında değişik seçenekler var. Burada çizgisi en net olan parti ve lider –parti diyemiyorum aslında; çünkü CHP’nin içerisinde farklı görüşte olanlar var, ama– Kemal Kılıçdaroğlu olabildiğince muhalefetteki herkesin katılabileceği bir ittifakı gerçekleştirebilmek için bayağı bir çaba sarf ediyor. Çok zorlanıyor. İçeriden zorlanıyor. Muharrem İnce ayrı bir parti kurmak üzere. Doğrudan CHP’den kopmasa bile, Mustafa Sarıgül başka bir parti kurdu. CHP’nin içerisinde onun sağ sol üzerine söyledikleri ve diğer konulardaki çıkışlarından rahatsız olanlar olduğunu biliyoruz. Üstüne Saadet Partisi –ki Kılıçdaroğlu’nun bu Millet İttifakı projesinde en fazla güvendiği ve yanında duran isim de Temel Karamollaoğlu– Saadet Partisi’nin tereddüdü vs.. Bütün bunlar Millet İttifakı’nda da kafaları karıştırıyor. 

Tabii bütün bunlara odaklanırken şunu ihmal etmemek lâzım: Esas sorun Cumhur İttifakı’nın kendisinde. Cumhur İttifakı’nda çok ciddi bir sorun yaşanıyor. Cumhur İttifakında, hem AKP ve MHP arasında, hem de AKP’nin içerisinde çok ciddi sorunlar var. Çok ciddi tartışmalar var. Süleyman Soylu‘nun sürekli ön almaya çalışması, kendini ortaya atması, gündem belirlemeye çalışması buna işaret ediyor. AKP içerisinde bu tür aşırı milliyetçileşme ve hukuk devletinden bu kadar iyice alıp başını gitmeden duyulan rahatsızlık var. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yeni yönetim ile beraber değişmek zorunda olan gündem var. Aslında esas kritik gelişme Cumhur İttifakı’nın içerisinde yaşanıyor. 

Örneğin Cumhurbaşkanı’nın hukuk danışmanı –artık tam titrini bilemiyorum– Mehmet Uçum’un peş peşe yaptığı açıklamalarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının bizi fazla da ilgilendirmediğini kanıtlamaya çalışması, bunu yaparken uluslararası hukuk terminolojisinde olmayan kavramları sokmaya çalışması… Bütün bunlar aslında bir rahatsızlığı gösteriyor. Mehmet Uçum, biliyorsunuz, Süleyman Soylu gibi sonradan trene binenlerden birisi ve sonradan binenlerin birçoğunda olduğu gibi “kraldan çok kralcı” olabilenlerden. Ama bu hareketi, AKP’yi daha ilk baştan itibaren var eden kesimlerdeki tedirginliklere karşı bu tür, Süleyman Soylu gibi, Mehmet Uçum gibi isimler bunların önünü almaya çalışıyor ve bu arada Devlet Bahçeli de sürekli yaptığı açıklamalarla bunun çerçevesini çizmeye çalışıyor. 

Aslında esas sorun Cumhur İttifakı’nda. Belki de bunun verdiği rahatlıkla Millet İttifakı –ya da muhalefet cephesinde diyelim, daha genelleştirelim–, muhalefet cephesi daha bir rahat hareket ediyor. Daha birçok ihtimal üzerinden spekülasyon yapılıyor. Kendine aşırı güvenden kaynaklanıyor olabilir; fakat şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Muhalefet partilerinin büyük bir kısmı aslında bütün bu arayışlarında, tereddütlerinde Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin kendilerine çizmiş olduğu sınırın içerisinde kalıyorlar. Buradaki temel mesele tabii ki HDP meselesi. Erdoğan’ın dayattığı çerçeve içerisinde bir muhalefet yapmaya çalışıyorlar. O çerçeve içerisinde muhalefet yaptığınız zaman, iktidar ne kadar siyaset üretiyorsa siz de o kadar, belki ondan biraz daha fazla siyaset üretebiliyorsunuz demektir. 

Eğer muhalefet Erdoğan’ın kendilerine dayattığı çerçevenin dışarısına çıkıp kendi gündemini, kendi çerçevesini belirleyebilirse, o zaman işlerinin çok daha kolay olacağını sanıyorum ve bu noktada en net duruşu sergileyenin şu aşamada esas olarak Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu bir kere daha söylemek istiyorum; ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun net duruşu, o duruşun galebe çalacağı, hâkim olacağı ve yapılacak ilk seçimden önce onun perspektifinin egemen olacağı anlamına gelmiyor. Türkiye’de siyasetin gerçek anlamda, Türkiye’nin gerçek sorunları üzerinden gerçek siyasetin yapılmasında hem iktidar hem muhalefet tarafında çok ciddi krizler yaşandığı için, bütün siyasî tartışmalar, bu işbirlikleri ve ittifaklar üzerinden, köşe kapmacalar üzerinden gidiyor. Eğer muhalefet Erdoğan’ın kendine çizdiği sınır dışında bir alanda siyaset yapmaya başlarsa, o zaman Türkiye’nin gerçek sorunlarını tartışmaya ve buna uygun daha geniş birtakım ittifak perspektiflerini hayata geçirmeye başlayabilir. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus