Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (111): Müstahak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin yedinci olağan kongresindeki konuşmasında, iktidarının, partisinin ve onun yönettiği Türkiye’nin başarıdan başarıya koştuğunu, tersini söyleyenin “kifayetsiz muhteris” olduğunu anlattıktan sonra vatandaştan yastık altındaki dövizini ve altınını bozdurmasını, işinsanından da yurtdışındaki parasını Türkiye’ye getirmesini istedi. Ekonomi Tıkırında’nın 111. yayınında Sedat Pişirici, kamu kurumlarının resmi verilerinden hareket ile Erdoğan’ın konuşmasındaki bu çelişkiyi ve memleketin halini değerlendirdi.

Geçen hafta çarşamba günü, iktidardaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, yedinci olağan kongresini gerçekleştirdi. Genel başkanlık seçiminde yine ve yeniden tek aday olan Erdoğan, 1428 geçerli oyun tamamını almayı başararak tekrar AKP Genel Başkanı oldu, tebrik ederim. 

Erdoğan kongreden kısa bir süre önce, kongrede 2023 manifestosunu açıklayacağını söylemişti. Ama tıpkı, içlerinden vaat edilen reformlar çıkmayan İnsan Hakları Eylem Planı ve Ekonomi Reformları açıklamaları gibi, bu da boş çıktı. Ama diğer yandan Erdoğan’ın konuşması, sübliminal itiraflarla doluydu.

Erdoğan, 24 Mart 2021 Çarşamba günü AKP kongresinde “Son birkaç gündür piyasalardaki dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, potansiyelini kesinlikle yansıtmıyor” derken, dolar kuru 7,99 TL, avro kuru 9,45 TL,  gram altının fiyatı 445 TL idi. Dövizin ve altının değeri bu iken, Erdoğan’ın kongrede sarf ettiği şu sözlere ne demeli? “Sadece kendilerini güvende hissetmek amacı ile evlerinde döviz ve altın tutan vatandaşlarıma buradan bir çağrıda bulunuyorum. Bu vatandaşlarımdan, milli servetimiz olan evlerindeki döviz ve altını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istiyorum.”

Bu lafların benzerini üç yıl önce de duymuştuk, Erdoğan’ın 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra çıktığı teşekkür ziyaretinin ilk durağı olan Bayburt’ta, 10 Ağustos 2018’deki konuşmasında. Ne demişti o zaman Erdoğan: “Dolar molar bizim yolumuzu kesemez, hiç endişe etmeyin. Ama yastığının altında doları, avrosu, altını olan varsa gitsin bankada bozdursun.”

Hoş, Erdoğan dedi diye dövizini, altınını bozduran olmadı ama Erdoğan cephesinde de geçen üç yıl içinde değişen bir şey olmadı. Kongre sloganındaki “istikrar” da işte tam burada. Karadeniz’de doğalgaz bulunuyor, yerli otomobil üretmeye kalkışılıyor, milli uzay programı başlatılıyor, koronavirüs salgınına rağmen memleket ekonomisi büyüyor, borçlar azalıyor, ihracat patlıyor, Erdoğan, partisi ve hükümeti başarıdan başarıya koşuyor ama hala para yok, Erdoğan hala vatandaştan, kendini güvende hissetmek amacı ile yastık altında tuttuğu dövizini ve altınını bozdurmasını istiyor! Başarıdan başarıya koşan ekonominin mimarı, herkesin imrendiği ülkenin cumhurbaşkanı, vatandaşından bunu ister mi?

Erdoğan, vatandaşın dövizini ve altınını bozdurmasını istemekle kalmıyor, adres de gösteriyor: “Finans kuruluşları, özellikle de katılım finans şirketleri, bu altın ve dövizler için müşterilerine, onları memnun edecek getiri sağlayabilecek alternatifler sunuyor.”

Bu laflardan biraz sonra “Dinamik iktisadi yapımız, mali disiplinimiz, serbest piyasa ekonomisine bağlılığımızla, şoklara dayanıklı olduğumuzu defalarca ispatladık” derken, serbest piyasa ekonomisine bağlılığını teyit eden Erdoğan, aynı serbest piyasa ekonomisinin rekabet kurallarını ihlal ederek faizsiz finans kurumlarını kayırıyor, vatandaşı katılım finans şirketlerine yönlendiriyor. Herhalde Rekabet Kurulu, bir şikayete gerek kalmadan, re’sen, Erdoğan’ın bu sözleri ile ilgili bir soruşturma açacaktır; TÜSİAD, MÜSİAD ve TOBB da haksız rekabete yol açan bu sözleri nedeniyle Erdoğan’a üzüntülerini bildirecektir.

Kongre konuşmasında iktidarının saymakla bitmez başarılarını sıralayan Erdoğan, sadece sıradan vatandaştan dövizini altınını bozdurmasını istemekle kalmadı, işinsanlarına da seslenerek, 30 Haziran’a kadar devam eden Varlık Barışı’ndan yararlanarak yurtdışındaki kaynaklarını Türkiye’ye getirebileceklerini hatırlatıp, “Herhangi bir endişeye gerek yok. Kesinlikle biz, kendilerinin bu noktada garantisiyiz” dedi.

Demek ki neymiş, bu ülkedeki en yetkili ağızdan öğrendiğimize göre, Türkiye’de faaliyet gösteren, bu ülkede kazanan bazı işinsanları, kaynaklarını yurtdışında tutuyormuş. Neden? Endişeliler de ondan! Endişeli olduklarını nereden biliyoruz? Onlara “Herhangi bir endişeye gerek yok” diyen Erdoğan’dan. Endişe ne? Bilmiyoruz. Kim bilir? Herhalde onlara “Kesinlikle biz, kendilerinin bu noktada garantisiyiz” diye seslenen Erdoğan.    

Vatandaştan dövizini altınını bozdurmasını, işinsanından yurtdışındaki kaynaklarını Türkiye’ye getirmesini isteyen Erdoğan sonra da diyor ki “Siz içeride birilerinin battık, bittik, yıkıldık, öldük diye terane tutturduğuna, kendi ülkelerini kötüleme yarışına girdiklerine bakmayın. Bunlar kendi ülkelerinin ve milletlerinin felaketinden iktidar devşirme hevesinde olan, gözlerini kin ve nefret bürümüş, kifayetsiz muhterislerdir”. Kendisini, hükümetini ve partisini “ülke ve millet” zanneden politikacının öyle zannetmeyenlerden gelen eleştirileri “kötüleme”, eleştirenleri de “gözlerini kin ve nefret bürümüş, kifayetsiz muhterisler” sanması doğal. Ama kontrol etmeye çalıştığı kamu kurumlarının kontrol etmeye çalıştığı verileri dahi, eleştirenleri haklı çıkarıyor. 

Bakın en son Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen hafta başı, 2020 yılının tamamına ilişkin işgücü verilerini açıkladı. Bu alanda Ocak 2021 verileri itibarı ile yeni bir hesap yöntemine ve sunum biçimine geçen TÜİK, bu ay Ocak 2021 verilerini böyle açıklamıştı. Ama 2020’nin tamamına ilişkin veriler, eski yöntem ve sunum ile açıklandı. Buna göre, 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2020 yılında, 2019 yılına göre 408 bin kişi azalarak, 4 milyon 61 bin kişi olmuş. İşsizlik oranı 0,5 puanlık azalış ile %13,2 seviyesinde gerçekleşmiş. Tarım dışı işsizlik oranı ise 0,7 puanlık azalış ile %15,3 olmuş.

Verileri baktıkça, yine bu programın geçmiş yayınlarında defalarca dikkatinizi çektiğim tuhaf yere geliyoruz! 2020’de 2019’a göre işsiz sayısı ve işsizlik oranı bir miktar azalmış ama istihdam edilenlerin, yani bir işte kayıtlı-sigortalı çalışanların sayısı da 1 milyon 268 bin kişi azalarak 26 milyon 812 bin kişi, istihdam oranı ise 2,9 puanlık azalış ile %42,8 olmuş. Yani işsizlik azalmış ama çalışan sayısı da azalmış. Aynı şekilde işgücü de 2020 yılında bir önceki yıla göre 1 milyon 676 bin kişi azalarak 30 milyon 873 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 3,7 puanlık azalış ile %49,3 olmuş. İstihdam ve işgücü neden azalır? İnsanlar emekli olur azalır, insanlar vefat eder azalır, insanlar bir nedenle çalışamaz hale gelir azalır, insanlar bir nedenle işgücü dışına çıkar da azalır.

“Çalışma çağı” sayılan 15-64 yaş grubunda da benzer durum söz konusu. İşsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,6 puan azalışla %13,4, tarım dışı işsizlik oranı ise 0,7 puanlık azalışla %15,4 olmuş. İstihdam oranı 2,8 puanlık azalışla %47,5, işgücüne katılma oranı ise 3,6 puanlık azalışla %54,9 olmuş. İşsizlik azalmış ama istihdam da azalmış.

“Genç nüfus” olarak tanımlanan 15-24 yaş grubunda da aynı şey olmuş. İşsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,1 puan azalarak %25,3 olmuş ama istihdam oranı da 3,9 puan azalarak %29,2’ye gerilemiş. Aynı dönemde genç nüfusun işgücüne katılma oranı 5,3 puanlık azalışla %39,1 seviyesinde gerçekleşmiş. Neden? Bu gençler okula filan mı başlamışlar? Sanmam, çünkü TÜİK diyor ki 2020’de “ne eğitimde ne de istihdamda” olanların oranı, bir önceki yıla göre 2,3 puanlık artışla %28,3’e çıkmış.

Yukarıda sözünü ettiğim yeni hesaplama ve sunum yöntemine göre artık terk edilen ve son kez 2020 yılının tamamına ilişkin bültende yer verilen “işgücünün genel profili” tablosuna göre, 2020 yılında, işsizlik ile beraber azalan işgücüne dahil olmamasının sebebi “çalışmaya hazır olduğu halde iş aramamak” olanların sayısı 4 milyon 219 binmiş ki bu, 2020 yılının işsiz sayısı olan 4 milyon 61 binden yüksek. “Çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayan” bu 4 milyon 219 bin kişinin 1 milyon 369 bini ise bir iş bulmaktan ümidini kesmiş olanlar.

TÜİK, işgücüne dahil olmayan 31 milyon 706 bin kişinin 10 milyon 309 bininin ev işleri ile meşgul olduğunu söylüyor, böyle olunca da işsiz sayılmıyorlar. Geriye kalanların 107 bini mevsimlik işçi, 4 milyon 513 bini eğitimde-öğretimde, 4 milyon 886 bini emekli olmuş çalışmıyor (ya da biz çalışmadığını zannediyoruz), 4 milyon 868 bini ise çalışamaz halde. Neden çalışamaz halde, TÜİK onu söylemiyor. Bir de işgücüne katılmama nedeni “diğer” olan 2 milyon 803 bin kişi var ki bu “diğer” nedir, onu da bilmiyoruz. Bütün bu veriler üzerinden hesaplanacak olur ise de 2020 yılının “geniş” işsiz sayısı 8 milyon 387 bin, “geniş” işsizlik oranı ise %21. 

TÜİK’in 2020 yılına ilişkin işgücü verilerinde rahatsız edici başka oranlar ve sayılar da var. İstihdam edilenlerin %5,7’si inşaat, %17,6’sı tarım, %20,5’i sanayi, %56,2’si ise hizmet sektöründeymiş. 2020 yılında 1 milyon 538 bin kişi inşaat sektöründe, 4 milyon 716 bin kişi tarım sektöründe, 5 milyon 497 bin kişi sanayi sektöründe, 15 milyon 60 bin kişi hizmet sektöründe çalışıyormuş.

İster “gözlerini kin ve nefret bürümüş”, ister “kifayetsiz muhteris” densin, 8 milyon 300 bin işsizi olan, 10 milyon 300 bin vatandaşı ev işleri ile meşgul, işgücünün 15 milyonu hizmet sektöründe çalışan bir ülke sanayileşemez, tamamen kendi insan kaynağı, makine parkı ve bilgi donanımı ile herhangi bir denizden doğalgaz çıkaramaz, yerli otomobil üretemez, milli uzay projesi geliştiremez. Bunları becerebilmek için iyi, çok iyi bilimsel, çağdaş, eğitim ve öğretim gerekir. Ama imam hatip ortaokulu ve imam hatip lisesi açılıp, düz ortaokul ve düz lise seçenekleri daraltılarak eğitim ve öğretimin dinselleştirilmeye çalışıldığı bir ülkede bu da mümkün olmaz.    

Daha size 2020 yılının enflasyonundan, hayat pahalılığından, büyüme oranından, yoksulluğundan, gelir dağılımı eşitsizliğinden, dramatik biçimde gerileyen kişi başı milli gelirden, iç borçtan, dış borçtan, fırlayan döviz kurundan, bütçe açığından, cari açıktan, başkanı zırt pırt değiştirilen Merkez Bankası’nın faizinden, şu bankadan düşük faizle aldığı krediyle gidip öteki bankadan dolar alan ama krediyi ödeme zamanı geldiğinde zırıl zırıl ağlayan uyanıktan, geçmediği köprüye-tünele ödediği paranın farkında olmayan ama beslenme ihtiyacını daha az para harcayarak halledebilmek için “akşam pazarı”nı kollayan garibandan, koronavirüs salgınının yarattığı ekonomik ve sosyal tahribattan, “her vatandaşa haftada beş tane ücretsiz” diye söz verildiği halde dağıtılamayan maskeden, “martta gelecek” dendiği halde inşallah mayıs sonunda gelecek olan aşıdan söz etmedim. İster “gözlerini kin ve nefret bürümüş”, ister “kifayetsiz muhteris” desinler, memleketin durumu budur, milletin ve memleketin hali iyi değildir.

Sözlüklerde “müstahak”, “hak etmiş, hak kazanmış, layık” ve “bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza” olarak tanımlanıyor. Bu tabloya rağmen “ekonomi tıkırında” diyen varsa da Allah müstahakını versin.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus