Ücretsiz patates-soğan dağıtmanın ortaya çıkardığı acı Türkiye gerçekleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Siyasi iktidar, arz fazlası olduğunu ileri sürdüğü tonlarca patates ve kuru soğanı ramazan ayı vesilesiyle yoksul ailelere dağıtarak propaganda yapmak istiyor. Halbuki daha önceki tanzim satış mağazaları ve askıda ekmek gibi girişimlerde de olduğu gibi, bu tür faaliyetler iktidarın sorun çözücü olmaktan ziyade sorunların derinleşmesinin (örneğin yoksulluğun) sorumlusu olduğunu gözler önüne seriyor.

Yayına hazırlayan: İlayda Öykü Biberoğlu

Merhaba, iyi günler. Dünkü yayınımın sonlarında patates soğan dağıtımı ile ilgili birkaç cümle etmiştim. Orada bir yanlış yapmışım, öncelikle onu söyleyeyim. Ben zamanındaki tanzim satış mağazalarının salgının ilk döneminde olduğunu söyledim –ki tabii ki yanlış– ama çok şükür çok dikkatli dinleyicilerimiz, izleyicilerimiz var. Hemen uyarıyorlar, haklı bir şekilde. O, yerel seçimler öncesindeydi. Patates ve soğanın fiyatını düşürmek için iktidar, tanzim satış mağazaları açmıştı. Başka şeyler de satılıyordu, ama esas olarak patates soğandı, hatırlayacaksınız. Ama bunun bir örneği ile, iktidarın propagandası için yapılan bu şeyin aslında bir karşı-propaganda işlevi gördüğünü söylemiştim. Çünkü o, aynı zamanda, tıpkı MHP’nin askıda ekmek uygulaması gibi, aslında bir sorunu gösteriyordu. İktidar ve iktidar ortakları bir şey çözmeye çalışıyorlar iddiaya göre; ama sonuçta bu, bir başka şey ortaya çıkarıyor. O da sorunu. 

Şimdi, bakalım… Dün gece İstanbul’a kamyonlarla patates ve kuru soğan geldi. Tarım ve Ormancılık Bakanı Bekir Pakdemirli –ki en çok eleştirilen bakanlardan biri– bunu bayağı bir kendisine prestij unsuru yaptı. 8 Nisan’da 81 İl Valiliği’ne yazı gönderip bu kampanyayı duyurmuştu. “Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, arz fazlası yemeklik patates ve kuru soğanları toplayacak ve bunlar, bahse konu yemeklik patates ve kuru soğanlar, İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıflarınca valiliklerin gözetiminde, ihtiyaç sahibi tüketicilere ücretsiz dağıtılacak olup Ramazan öncesi dağıtımlarının başlanması hedeflenmektedir.” Bir kampanya… Valiler görevlendiriliyor. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Toprak Mahsulleri 

Ofisi yapıyor. Bu bir propaganda, bir kampanya vesilesi yapılıyor. Nitekim dün akşam görüntüler görmüşsünüzdür. Kamyonlar, Türk bayrakları… Sanki dersiniz ki bir âfet bölgesine ya da diyelim ki bir komşu ülkeye yapılan bir yardım. Mesela Afrika’ya giden yardımlar da böyle gider. Konvoy görüntüleriyle ve çok büyük bir şeyi, yardımseverlik yapan, hayırsever insanlar, kuruluşlar ya da devletler… Burada ama ne oluyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi vatandaşlarına bedava kuru soğan ve patates dağıtıyor ve bunu da övünerek anlatıyor. Tıpkı zamanında fiyat kırmak için tanzim satış mağazaları açtığı gibi… 

Buradaki sorulması gereken ilk soru şu: Birincisi, tabii ki niye bu patates ve soğanlar satılamıyor ve üreticinin elinde kaldı? Halbuki iki sene önce, seçim öncesi dönemde, yerel seçim öncesi dönemde bulunamıyordu ve fiyatlar yüksekti. Şimdi ne oldu? Burada aslında bir soru var. Bunlar geçiştiriliyor, ama gerçekten arz fazlası patates ve soğanın olup olmadığı meçhul. Patates ve soğan üreticilerinin böyle kamuya yansıyan, büyük bir “Batıyoruz! Elimizde kaldı soğanlarımız, patateslerimiz. Çürüyor” gibi bir şeyleri pek görmedik. Gören varsa, yine izleyicilerimiz uyarsınlar. Peki, diyelim ki var. Bunlar hangi fiyatla alınıyor ve devletin verdiği fiyata üretici râzı mı? Bunu da çok bilmiyoruz. Hadi diyelim ki burayı da geçtik. Ne kadar bir miktar söz konusu? Bu da yok. Bunlarda şeffaflık, Türkiye’de son dönemde mumla aradığımız ve tabii bulamadığımız bir şey. Peki kimlere dağıtılacak? Bir zamanlar adını çok duyardık bu vakfın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın, ama ne zamandır çok fazla sözü edilmiyordu. Şimdi tekrar gündeme getirildi bu vakıf. Kimlere, ne zaman, nasıl dağıtacak? Mesela İstanbul’da Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, 164 bin haneye yardım yapılmasının planlandığını açıkladı. Bu da İstanbul’da devletin saptadığı, 4’le çarparsak, genellikle evler 4 ile çarpılıyor, 656 bin muhtaç kişi anlamına geliyor — ki yoksul evlerdeki nüfusun daha kalabalık olduğunu da var sayabiliriz. 700 bin civarı, diyelim hadi, patates ve soğana ihtiyaç duyan, muhtaç olan insanlar… Kim bunlar? 19 yıllık AKP iktidarının aslında bir itirafı, ifşası bu. Yani 19 yıldır ülkeyi yönetiyor, neredeyse 20 yıl olacak ve hâlâ vatandaşlara ücretsiz, Ramazan öncesi patates soğan dağıtıyor. İstanbul’da kendi rakamlarına göre, 164 bin haneye… Hiç az buz bir sayı değil; ama öte yandan şunu da söyleyebiliriz. Bu hane sayısını çarpsalar yine bir karşılığı olurdu. Bu bize neyi gösteriyor? Bir, aslında böyle bir ihtiyacın olup olmadığını, yani üreticilerin böyle bir talebinin olup olmadığını bilmiyoruz, ama iktidarın bir arayışı var. İktidarın arayışı ne? Birincisi halka ulaşmak. Halka ulaşmak, çünkü iktidarın oyları gidiyor ve halka ulaşması gerekiyor. Halka ulaşmanın yolu nedir? Sorun çözmektir. Tabii burada da ilk akla gelen şey o. Halkın sorununun çözümü de nedir? Soğan alamıyorsunuz, patates alamıyorsunuz. Alın size soğan ve patates mi? Şimdi, sorunun böyle çözülmeyeceğini biliyoruz. Evlere dağıtılacak olan bu şeyleri kaçar kilo dağıtacaklar? Her haneye, yine İstanbul’da, 10 kilo kuru soğan ve 20 kilo patates dağıtılıyormuş. Bunun ne kadar yeteceğini, diyelim ki Ramazan’ı geçirdiler, sonra ne olacağı belli değil. Bu tür hayırseverliğin, yardımseverliğin sorun çözme değil en azından bir süreliğine, kısa da olsa bir süreliğine, acıyı dindirme işlevinde olduğunu da biliyoruz

Bunu yaparken ve bu kamyonları böyle bir düğün alayı gibi geçirirken, aslında iktidar, ülkede yoksulluğun nasıl derinleştiğini ve bunun sorumlusunun kendisinin olduğunu bize gösteriyor. Tabii göstermek istemiyor, bunu örtmek istiyor. Bize sadece sorun çözme hareketlerini gösteriyor, ama burada işte, muhalif bir bakış… Muhalefet partileri, bu olayların her birinden hareketle aslında Türkiye’de insanların ne kadar daha da yoksullaştığını, ne kadar daha çaresiz bir halde kaldıklarını, hâle düştüklerini gösterebilir. Aynı daha önceki tanzim satış mağazalarında ya da askıda ekmekte veya salgın başladığında IBAN veren, vatandaştan yardım isteyen bir devlet vardı. Ve bunu büyük bir övünçle, “Bakın, size kampanya yapıyoruz…” diye ilan ettiler. Biliyoruz ki Batı’da, güçlü ülkelerde, bu kampanya genellikle, vatandaşlardan IBAN’larının alınması ve onlara para verilmesi şeklinde oldu. Bizde ilk tepki, vatandaştan toplanan yardımların, halka dağıtılması — ki orada esas motivasyon da muhalif büyükşehir belediyelerinin, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, İzmir, başkaları da vardı, bu türdeki kampanyalarını engellemekti. Şimdi hakikat sonrası çağda yaşıyoruz ve hakikat sonrası çağda en temel husus, iktidarlar size resmin sadece bir tarafını gösteriyor. “Büyük resim” lâfını sevmiyorum, onun için “Büyük resmi görün” falan demek derdinde değilim. Esas resim… Aslında esas resim bu dağıtım kamyonları değil. Kamyonların önündeki Türk bayrakları vs. değil. Oraya patates yükleyen insanlar değil. Oradan o patatesleri, soğanları alan insanlar ve onu aldıkları zamanki ruh halleri. Tabii sonrası da var bunun. Diyelim ki patatesi, soğanı aldılar. Soğanı kırıp, patatesi haşlayıp, sadece bunu mu yiyecekler? Bunun için yağ lazım, tuz lâzım. İçine et, kıyma koymak isteyeceklerdir, bu lâzım. Doğalgaz lâzım ya da tüp gaz lâzım. Bütün bunların hepsi de ayrı kalemler ve bunların hepsinde de sürekli artan fiyatlar var. Sürekli artan fiyatlar ve insanların bunları karşılayamamaları var. İşlerini kaybetmeleri var, ya da kazançlarının enflasyonla baş edememesi durumu var. Dolayısıyla bu olay, patates ve soğan olayı aslında, iktidarın ne kadar çaresiz ve acz içinde olduğunun bir îtirafı. Bunu işte tersine çevirebilmek, aslında bunun bir iktidar icraatı değil de iktidarın bir beceriksizliğini örtme faaliyeti ve aldatıcı bir faaliyet olduğunu birilerinin gösterebilmesi gerekiyor. Daha önceki olaylarda bu olabildi mi çok emin değilim. Burada da “Nasıl olsa bu kısa bir süre içerisinde unutulur gider” diye düşünülecek bir şey tabii. 

Tabii şunu da özellikle vurgulamak lâzım: AKP iktidarı ilk yıllarında ekonominin de büyümesine bağlı olarak, sıcak paranın da gelmesine bağlı olarak, sosyal yardım anlamında bayağı bir dağıtım yapıyordu. İktidarının bu kadar sürmesin en temel dayanaklarından birisi buydu. Bu tür Ramazan öncesi, bedava erzak dağıtımı gibi olaylar çok oluyordu. Bunlar haber değeri bile taşımıyordu çünkü çok yaygındı. Bu vakıf, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, zaten sürekli bir faaliyet içerisindeydi; ama belli ki bir süreden sonra bunlar bayağı bir aza indi. Özellikle de büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesiyle birlikte, bu dağıtım mekanizmaları, özellikle yoksullara yönelik dağıtım mekanizmaları çok ciddi bir şekilde tahrip oldu. Ekonomik kriz, üstüne koronavirüs salgını gelince, iyice dağıtamaz hâle geldi. Bu patates soğan dağıtma olayı da, son can havliyle yapılmış, aslında bir “Biz bu işleri bırakmadık” gösterisi olarak görmekte yarar var. Tabii bu aynı zamanda da muhtemel bir baskın seçimin yatırımlarına bir giriş olarak da görülebilir. Erdoğan, özellikle AKP’nin ilk yıllarında, “Seçim ekonomisi yapmayacağız, popülizm yapmayacağız” derdi. Bu, yapabildiği bir popülizm denemesi olarak kayıtlara geçiyor.

Tabii bu arada Cumhurbaşkanlığı’na alınan yeni Mercedesler ve onların fiyatları gibi başka hususlar da var. Onların da bu olayla ne kadar bir tezat oluşturdu aşikâr. Yani onun hesaplarını, konuyla ilgililer yapıyorlardır belki de. Bu 164 bin haneye dağıtılacak olan, neydi 10 kilo kuru soğan ve 20 kilo patates, her eve, bunları çarpımı ve fiyatlarının çarpımıyla ne elde ediliyor? Hâlâ süren bu israf, devletin “İtibardan tasarruf olmaz” önermesiyle hâlâ sürdürdüğü bu israfların sonuçlarını da kıyaslamak ayrı bir kalem. O kadar popülizmi de yapmayalım. Bu kadarla yetinelim diyorum ve tekrar bitirmeden önce, izleyicilerimizden, bağımsız ve özgür gazeteciliğe desteklerini rica ediyorum. Mart ayı ortasından itibaren bu çağrıları yaptık ve aslında bunun bir karşılığı olduğunu gördük. Bunun sevindirici yanı insanların, vatandaşların bizlere ve başka yerlere de tahmin ediyorum, bağımsız bir şekilde var kalmaya çalışan başka yerlere de sahip çıkıyor olması. Ama bunun Türkiye gibi bir ülkede yeterli olmadığını, daha fazla olması gerektiğini, herhalde herkes takdir ediyordur. Ama yine de her türlü desteğe biz, bağımsız ve özgür bir gazetecilik yapmak isteyen kişiler olarak, müteşekkiriz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus