Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (5): Reha Çamuroğlu ile söyleşi

İSTANBUL (Medyascope) – “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” serisinde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu araştırmacı-yazar Reha Çamuroğlu, Alevilerin çözüm sürecine bakışını değerlendirdi. Sürece ilişkin yayımlanan Alevi bildirisini kendisine ulaşması hâlinde imzalayacağını belirten Çamuroğlu, yasal düzenlemenin belirsizlikler taşıdığını savundu. Reha Çamuroğlu anlatıyor: Aleviler ve çözüm süreci.

Araştırmacı-yazar Reha Çamuroğlu, çözüm sürecini, Alevilerin kaygılarını ve Abdullah Öcalan’ın Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’ye ilişkin sözleri etrafında başlayan tartışmayı değerlendirdi.

Alevi kurumlarının yayımladığı bildiride imzasının bulunmadığını hatırlatan Çamuroğlu, kendisine ulaşılmaya çalışıldığını ancak bildirinin gönderilemediğini söyledi. Çamuroğlu, metin kendisine ulaşsaydı imzalayacağını belirtti.

Alevilerin özel statü ya da makam değil, demokratik ve laik bir ülkede eşit yurttaşlık istediğini söyleyen Çamuroğlu, “Alevileri aparat hâline getirmemek, mülk edinmeye çalışmamak lazım” dedi.

“Bir şeyin adını barış koymakla o barış olmuyor”

Kabul edilen çerçeve yasada birçok belirsizlik bulunduğunu savunan Çamuroğlu, düzenlemede sözü edilen kurulun yetkilerine dikkat çekti:

“Şimdi bir çerçeve yasa kabul edildi. Bu çerçeve yasada çok bir şey yok. Her şeyden önce çok fazla belirsizlik taşıyan bir yasa. Mesela yasada sözü geçen kurulun çok geniş yetkileri var. Türkiye’de bürokratik kurulların çerçeveleri aşabildiğini ya da daraltabildiğini biliyoruz. Bir şeyin adını barış koymakla o barış olmuyor. Bazen niyetiniz barış olur ama ortalık çok daha fazla gerilebilir ve çok daha riskli sonuçlara ulaşabilirsiniz.”

Yasanın genel af niteliği taşımadığının özellikle vurgulandığını hatırlatan Çamuroğlu, düzenlemenin yalnızca PKK ve KCK üyelerini kapsaması hâlinde başka sorunların ortaya çıkabileceğini söyledi. Suriye’de faaliyet gösteren başka örgütlerin silah bırakması durumunda ne olacağının belirsiz olduğunu dile getirdi.

Çamuroğlu, PKK içinde yaşandığını savunduğu gerilimlerin bölünmeye yol açabileceğini ve bunun da yeni riskler yaratabileceğini belirtti.

Reha Çamuroğlu ile söyleşi
Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (5): Reha Çamuroğlu anlatıyor

“Aleviler özel statü değil, demokratik ve laik bir ülke istiyor”

Çamuroğlu, Alevilerin çözüm sürecindeki konumunun Kürt siyasi hareketlerinin taleplerinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Alevilerin toprak, özel kadro veya cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi taleplerinin bulunmadığını belirten Çamuroğlu şöyle konuştu:

“Aleviler için bu sürecin bir anlamı yok. Alevilerin sorunlarını demokratik bir Türkiye çözer. Alevilerin toprak istemi yok. Bize özel kadro, bize özel cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi istekleri yok. Aleviler demokratik ve laik bir ülkede mutlu olurlar. Gerçek anlamda demokratik ve laik bir ülkede kendilerine yönelik özel statüler, özel rütbeler ve özel makamlar istemeden yaşayabilirler.”

Çamuroğlu, bu noktada Alevilerin talepleri ile Kürt siyasi hareketindeki çeşitli grupların taleplerinin örtüşmediğini savundu. Toplumsal kesimlere ayrı kadrolar ve statüler verilmesi düşüncesinin içeriğinin açıklanması gerektiğini belirten Çamuroğlu, aksi hâlde barışın sağlanamayacağını söyledi.


Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” yayın dizimizin 4. bölümünde Reha Çamuroğlu konuğumuz. Reha, merhaba. 

Reha Çamuroğlu: Merhaba Ruşen. 

Ruşen Çakır: Seni yakından takip ediyorum. Bu Aleviler çözüm süreci tartışmasını sen de yakından takip ediyorsun. Önce şunu sorayım. Senin imzan galiba yoktu o bildirgede, bildiride. Haberin mi olmadı yoksa imza atmak mı istemedin? 

Reha Çamuroğlu: Sanırım beni aramışlar ama ulaşamamışlar. Mesut Bey isimli biri aramış beni, ulaşamamış sanıyorum. O bildiriyi gönderecekmiş. Yani o bildiri bana gelseydi imzalardım. Onu söyleyeyim. Gelmedi. 

Ruşen Çakır: Peki neden imzalardın diyorum ve aynı zamanda da şunu da soruyorum. Tabii ki sen yılların bu işe emek vermiş, içinde yer almış birisi olarak illaki birtakım yerlerini de eleştirirdin diye tahmin ediyorum. 

Reha Çamuroğlu: Şimdi eleştirdiğim yerleri var. Onu da söyleyeyim. Öncelikle neden imzalayacağımı söyleyeyim. Şimdi bir çerçeve yasa kabul edildi. Bu çerçeve yasada çok bir şey yok. Yani bu çerçeve yasa her şeyden önce çok belirsizlikler taşıyan bir yasa. Mesela oradaki kurulun, o yasada o sözü geçen kurulun çok geniş yetkileri var ve Türkiye’de bürokratik kurulların çerçeveleri aşabildiğini ya da çerçeveleri daraltabildiğini biliyoruz biz. Birincisi, bir şeyin adını barış koymakla o barış olmuyor. Bazen niyetiniz barış olur ama ortalık çok daha fazla gerilebilir ve çok daha riskli sonuçlara ulaşabilirsiniz. Çerçeve yasada dikkatimi çeken bir nokta da şu: “Bu bir genel af değil” noktası vurgulanıyor. Bu biraz da şey, hani şöyle, başka terör örgütleri için geçerli değil gibi bir durum bu. Oysa Suriye’de başka terör örgütleri de var. Yani Türk terör örgütleri de var diyelim. Kürt terör örgütleri değil, Türk terör örgütleri de var. Bunlar mesela silah bırakmak istese ne olacak, bu çok belirsiz. Bunlar hâlâ suçlu, terörist olmaya devam edecekler o zaman. Eğer bu yasa sadece PKK ve KCK’yı kapsıyorsa burada bir sorun var ve bu bahsettiğimiz Türk örgütleri, bu PKK ve KCK’nın pek çok konuda ortağıydı, müttefiğiydi. Şimdi bu da barışa ilişkin başka bir kaygı yaratabilecek bir unsur. Çünkü burada şunu görüyoruz; PKK sancılar yaşıyor, DEM Parti’ye de yansıyor bu sancılar. Ciddi sancılar var. Bunlar pekâlâ bir bölünmeye de gidebilir ve bölünme durumunda başka riskler ortaya çıkabilir. Şimdi önce şunu söyleyelim. Bu çerçeve yasa PKK’nın bir terör örgütü olduğunu netleştiriyor. Çok zımnen de değil, yani gayet açık aslında, bu çerçeve yasada “PKK bir terör örgütüdür” diyor. Ben PKK’nın bir terör örgütü olduğunu düşünüyorum tabii. Yani mesela 15.000, Abdullah Öcalan’ın kendi ifadesiyle 15.000 iç infaz yapmış bir hareketin terör örgütü olmaması mümkün değildir. Ya bu korkunç bir şeydir. Yani 15.000 ne demek? Yani 17.000 faili meçhulden bahsedilir senelerce, bir 15.000 rakamı çıktı ortaya. İkinci bir nokta, şunu vurgulamak isterim: Sürekli bir kavramlar kargaşası yaratılıyor. Kavramlar kargaşasında ne var? “Kürt özgürlük hareketi” deniyor. Dün terör örgütü olan ve çerçeve yasada bu belirlenen ve örgüt üyelerinin, yöneticilerinin kabul ettiği terör örgütü olmak durumu ne çabuk özgürlük hareketine tebdil etti? Yani bu ciddi bir problem. Ayrıca şöyle söyleyelim; sen de hapis yattın, ben de yattım, biliriz. Eskiden cezaevinde pek çok Kürt hareketi vardı. Rızgari vardı, Kawa vardı, işte Özgürlük Yolu vardı. Pek çok Kürt hareketi vardı, bunlar da Kürt hareketiydi. Bugün de pek çok Kürt hareketi olduğunu görüyoruz. Ama o günlerdeki Kürt hareketlerini 1978’den başlayarak PKK yok etti. Nasıl yok etti? Liderlerini öldürerek yok etti, temel kadrolarını öldürerek yok etti ya da ülkeden kovalayarak yok etti. Yani bunları biz biliriz ve hatırlarız. Sen de hatırlarsın, ben de hatırlarım. Şimdi bu örgütün ikide bir Kürt Özgürlük Hareketi ile kendisini Kürtlerin tek temsilcisi olarak takdim etmesi benim açımdan kabul edilebilir bir şey değil. Ama onlar bununla yetinmiyorlar; bir de Alevileri temsil ettiklerini, Alevilerin hareketi olduklarını söylüyorlar. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat’la yaptığın röportajı gördüm, izledim. O diyor ki, “Biz Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve DEM Parti’nin açıklamasını esas olarak alıyoruz.” Neye esas? “Bir grup Alevinin yazdığı bildiriye cevap olarak verdikleri açıklamaları esas alıyoruz” diyor. Yani içeriklere değinmeden bunu söylüyor Sayın Hüseyin Mat. Bu şudur: Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun kendisini bir terör örgütüne akredite etme gayretidir, bağlama gayretidir. Bu, Alevi hareketine ihanettir. Bunu açıkça söyleyelim. Alevilerin terörle bir arada adlarının anılması mümkün değildir. Bu açıkça bizim kanımıza dokunur. Yani biz kan döktük, kanımızı döktüler, kızılcık şerbeti içtik dedik. Yani biz şiddete bulaşmamak, şiddete girmemek için çok direndik ve direnmeye de devam ederiz. Çünkü şiddetin nasıl bir bataklık olduğunu gayet iyi biliyoruz, yaşadık, her boyutunu yaşadık. Şimdi burada Hüseyin Mat devamında diyor ki, “Biz bağımsız Alevi örgütlenmesiyiz.” Bağımsızlık falan yok ki ortada, bağımsızlık yok. Yani şimdi şurada birkaç şeye dikkat etmemiz gerekiyor. PKK’lılar – kendi terimleriyle “Apocular” ki bu isimler tuhaf isimler, yani “Apocular”. Neyse… Bu isimler, bunlar rencide edici isimler – zafer kazanmış bir örgüt havasına girdiler. Bir yandan da öyle şeyler söyleniyor ki bu çerçeve yasa hakkında, mesela sayın Bahçeli çıktı dedi ki, “Yeni bir Türkiye kuruluyor. Yeni Türkiye’de cumhurbaşkanı Sünni, Türk, yardımcısı Kürt, öbür yardımcısı da Alevi olsun.” Allah’ım neden bahsediliyor? Yani bu söylenenlerin yapılabilmesi için bir devrim gerekir Türkiye’de. Çok tehlikeli laflar bunlar. Lübnan olur Türkiye, yani bu yaklaşımla Türkiye bir-iki sene içinde Lübnan olur. Niye olur? Çünkü zaten çok gerilmiş bir toplum var. Durmadan kaşınan ayrımlar var. Ekonomi berbat durumda, insanlar yoğun şekilde işsiz, genç işsizliği patlamış vaziyette. Bu ortamda bir de Kürt bölgeleri, Kürt bürokrasisi, Alevi bürokrasisi, Alevi bölgeleri… Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Peki, buna susuldu, bu geçiştirildi. Yine Sayın Bahçeli Abdullah Öcalan’a bir statü vermekten bahsediyor. Bu statü nedir? Bu statü ne olacak? Şimdi biz Abdullah Öcalan’ın konuşmalarını izliyoruz. Dünyaya, tarihe, geçmişe ve geleceğe nasıl yaklaştığını az çok görüyoruz. Vahim şeyler söylüyor Sayın Öcalan ve buna devam ederse, bu tavırda konuşmaya, bu düzeyde konuşmaya devam ederse en çok da zannediyorum Kürtlere zarar verecek. Yani sürekli bir “ben”, sürekli bir narsisizm, bir megalomani. Ama bu arada deniyor ki, Öcalan tarafından deniyor ki, “Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yeni bir şekil vereceğiz, yeni bir anayasa yazacağız, bu anayasada biz belirleyiciyiz.” Bunlar vahim iddialardır. 

Ruşen Çakır: Peki Reha, şunu sormak istiyorum. Şimdi bildiriden hareketle başladık. Şimdi senin sürecin kendisine çok ciddi eleştirilerin var. Bir de aynı zamanda süreçte Alevilerin yeri konusu gibi başlı başına bir husus var. Şimdi genel olarak Öcalan, PKK vesaire bunlarla ilgili şeyleri söyledin. Şu haliyle, özellikle bildiriyi harekete geçiren esas ivme malum Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi göndermesinden hareketle bunun sürecin Alevileri dışlayan hatta karşısına alan bir süreç olduğu kaygısı ya da tespiti. Ne dersin? 

Reha Çamuroğlu: Şimdi Ruşen, Aleviler için bu sürecin bir anlamı yok. Yani Alevilerin sorunlarını demokratik bir Türkiye çözer. Alevilerin toprak sistemi falan yok. Alevilerin bize özel kadro, bize özel cumhurbaşkanlığı yardımcılığı falan gibi istekleri yok. Böyle istekleri yok Alevilerin. Aleviler demokratik, laik bir ülkede mutlu olurlar. Demokratik ama gerçek anlamda demokratik ve laik bir ülkede mutlu olurlar. Aleviler kendilerine yönelik özel statüler, özel rütbeler, özel makamlar falan istemiyorlar. Şimdi birincisi burada Kürtlerle çok net ayrılıyorlar, bunu ortaya koyalım. Dolayısıyla Kürtlerin çeşitli gruplarının istekleriyle Alevilerin isteklerinin örtüşmesi gibi bir durum yok. Burada şunu görüyoruz, yani burada başka bir şey söyleniyor. Burada söylenen başka bir şey. Bir toplumsal kesime başka istekler, kadrolar, statüler, özerklikler… Nasıl özerklikler? Bunların içleri doldurulmalı, hepsinin içleri doldurulmalı. Yoksa barış gelmez buradan. Yani şimdi öbür konuya gelelim. Öbür konuda çok farklı şeyler söylemek isterim. O da şu: Bir Yeniçeri fıkrası vardır. Yeniçeri sokakta yürür, birden karşısında bir Yahudi görür ve ona bir tokat aşk eder. “Ne vuruyorsun?” der Yahudi, “Niye vurdun bana?” “E sizler İsa peygamberi öldürmüşsünüz.” “Kuzum” der, “o 2000 sene önce, 1500 sene önceydi.” “Ne olacak? Ben yeni öğrendim” der. Şimdi dün yine Hüseyin Mat’ın konuşmasında dinledim, “Aleviler İdris-i Bitlisi’yi hatırladılar” dedi. Aleviler İdris-i Bitlisi’yi hatırlamaz, çağdaş değiller ki bir kere. Yani bugünkü Aleviler İdris-i Bitlisi’yi nasıl hatırlasın? Hafıza bireysel bir olaydır, bellek belletilen bir olaydır. Aleviler belletilen bir şeyi hatırladılar, o da İdris-i Bitlisi imgesi, kendisi değil. O belletilen bir şey. Dolayısıyla biz belletilen şeyler üzerine fazla tartışmalara giriyoruz. Toplum olarak bunu çok sık yapıyoruz. Yani işte bundan 500-600 sene önceki bir olayı dünmüş gibi davranmaya çalışıyoruz. Bu aslında bizim hafızamızı kirleten bir süreç. Bir imgeye sarılmış vaziyette o imgeyi yaşatmaya uğraşıyoruz. Unutmak da bazen çok temizleyicidir, çok faydalı bir şeydir, özelliğidir insanın. Şimdi böyle baktığımızda bizim İdris-i Bitlisi üzerinden tartışmamızın hiçbir anlamı yok. Bu Yahudi’nin dediği gibi, “o 1000 sene önceydi” diyor ya da öbürü diyor ki, “ben bugün öğrendim.” İdris-i Bitlisi’yi bugün öğrenen binlerce Alevi vardır, onu söyleyeyim, yüz binlerce Alevi vardır. Şimdi bırakalım bunları, biz bugüne bakalım. Bugün ne istiyoruz? Dünkü bir şeyi bugüne taşıyıp onun üstünden kavga etmeyelim, orada bir çözüme ulaşamayız, orada bir çözüm yok. Hatırladıkları belletilendir. Her konuda böyledir, geçmişe ilişkin her konuda böyledir. Ve belletilen şey, çoğu zaman da zıttını karşısında bulur. Çünkü var olan gruplar tarihi kendilerine göre yorumlar ve yazarlar. Resmî tarihler vesaire, bunlar boşuna çıkmaz ortaya. Böyle baktığımızda sorunun o kısmını ben suni bir kısım olarak görüyorum. Ama şu önemli tabii, sürekli kaşımak önemli. Köprüye Yavuz Sultan Selim adını koymak falan, bunlar önemli. Bunlar önemli şeyler ama bunların üstünden biz yeni tarihler yazamayız ve sürekli bir yarayı kaşıyamayız. Yani o askerde falan olur, uyanık kalmak için yaraya tuz basılır falan, onlar öyledir. Yani sürekli bir mazlumiyet de yaşamaması gerekir Alevi toplumunun. Aleviler sürekli kendilerini mazlum hissederlerse bu zalime sesi duyurmaktır, zalime ağladığını duyurmaktır, zalime çağrıda bulunmaktır. Bunlara dikkat etmemiz gerekir. Biz eskinin zulümlerini geçtik, bugüne bakıyoruz. Bugünün zulümlerine karşılık verecek, o zulümleri yaşamayacak bilince sahibiz artık, buraya gitmeliyiz. 

Ruşen Çakır: Peki Reha, şunu sormak istiyorum. Şimdi iki tane husus var. Bir, Öcalan, o Apocu hareket dediğimiz hareket, sen de kuruluşundan beri takip ediyorsun, ben de biliyorum, 70’li yılların sonlarına doğru ortaya çıktı. Başından itibaren bu hareketin içerisinde bir Alevi damar vardır ya da Alevi kökenli birtakım kurucular, üst düzey yöneticiler vesaire vardır. Özellikle bazı bölgelerde belli bir aşamadan sonra ilk başta daha çok TİKKO’nun hakim olduğu Dersim başta olmak üzere birtakım yerlerde de çok ciddi örgütlendiler. İkinci bir husus da özellikle son birkaç yıldır diyelim ya da 10-15 yıldır yasal siyasette ittifaklar yapan Kürt hareketinin Alevi birtakım kendi tabirleriyle bileşenleri de oldu. Daha çok şahıslar, birtakım kurumlarda öne çıkan şahıslar vesaire. Yani Kürt hareketinin Alevilikle zaten bir ilişkisi var ama anladığım kadarıyla sen bu ilişkiyi de sorunlu görüyorsun. 

Reha Çamuroğlu: Şimdi şöyle söyleyeyim, mesela Sayın Kemal Burkay Alevidir, Türktür ve Alevidir. Sayın Kemal Burkay’ın Alevilikle ilişkisini sorunlu görmem. Neden görmem? Sayın Kemal Burkay terör vaaz etmemiştir, sayın Kemal Burkay terör örgütü kurmamıştır. Çünkü terörün yapısı Alevilikle çelişir, terörün kendisi Alevilikle çelişir. Yani işte intihar bombacıları, kendilerini yakanlar, bunlar cesaret vesaire vesaire değildir. Cesaret, hayatta kalıp mücadele etmektir. Mücadele silahla yapılan şeyin adı değildir. Silahla mücadele de edilir ama can tehlike altındaysa ve saldırı altındaysa, anlık saldırı altındaysa. Şimdi böyle baktığımızda durum çok değişir. Yani Kemal Burkay örneğini veriyorum, başka örnekler de var, bir dizi örnek de var. Bugün artık 2026 yılında devletlerle sivillerin silahlı mücadele imkanları yoktur. Bunu açıkça söylemek istiyorum. Bizim 70’li yıllarda yaptığımız gibi silahlı girişimler falan filan bugün yapılamaz. Neden yapılamaz? Bunu artık herkes biliyor, herkes biliyor. Teknolojik gelişmeler vesaire bunda çok büyük rol oynamıştır. Bugün artık düzen değiştirmek isteyenlerin, muhaliflerin kitlesel mücadeleleri önemlidir, kitlesel barışçı mücadeleleri önemlidir. Muarızlarını meşruiyet dışında hareketler içinde olduklarını gösteren mücadeleler önemlidir. Bu kitlelerle genişler. Şimdi dolayısıyla ben burada bir çelişki görmem. Yani Alevilerin bir terör örgütünde olmasında çelişki görürüm ama başka bir şeye değinelim. Başka bir şeye değinelim, TKP/ML, yani Türkiye’de yaygın bilinen adıyla TİKKO’nun partisi, TİKKO da işte onun ordusu olduğunu söylüyor, İbrahim Kaypakkaya’nın kurduğu örgüt. Bu örgüt neredeyse tamamen Alevilerden oluşuyordu, sen de bilirsin, tamamen Alevilerden oluşuyordu neredeyse. Şimdi bu örgüt hiçbir gün “biz Alevilerin mücadelesini yürütüyoruz” demedi, “biz devrim mücadelesi yürütüyoruz” dedi. Bunları birbirine karıştırmamak lazım, yani bunları birbirine karıştırmamak lazım. Bu ezberler bozulmalı artık. Yani şimdi bugün Aleviler devrim falan istemiyorlar, çünkü zamanında çok istediler, çok istediler ve bunun bedelini de çok ağır ödediler. Pek çok toplumsal kesimden daha ağır ödediler ama bugün devrim falan istemiyorlar. Aleviler demokratik, laik bir ülkede mutlu mutlu yaşayabilirler. Dolayısıyla bunları birbirine karıştırmamak ve Alevileri aparat haline getirmemek lazım, aparat haline getirmeye çalışmamak lazım, Alevileri mülk edinmeye çalışmamak lazım. Yani bunlar önemli şeyler, bunlar önemli şeyler. Bakıyorum bazen, bir Apocu militan çıkıyor, bana diyor ki: “Sen eski AKP’li olarak bu konuya ne diyorsun?” Şimdi yani bu kavramlar suçlama falan olarak kullanılıyor. Eski AKP’li, “hain” falan gibi bir şey bu onların dilinde. Ama AKP ile masaya oturuyorlar, yani şimdi bir ortaklık geliştiriyorlar. Hatta Sayın Cumhurbaşkanı kalktı dedi ki, “DEM, Cumhur İttifakı’nın bir parçası olacak” dedi. Hemen yalanlamaya giriştiler ama gidişat da bunu gösteriyor. Yani önümüzde bir seçimler var, bir başkanlık seçimi var, bir söylenti olarak gelişen bir anayasa değişikliği var. Bütün bunlarda bir ittifak hali gözüküyor, açıkça gözüküyor. Yani bunu reddedecek bir şey yok, burada reddedilecek bir durum da yok. Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına baktığımızda, işte Sayın Cumhurbaşkanına övgüler yağdırıyor, Sayın Bahçeli’ye övgüler yağdırıyor. Yani siyaseti buradan okuyamayacaksak nereden okuyacağız? Yani dolayısıyla görünen köy kılavuz istemiyor, Ruşen. 

Ruşen Çakır: Peki ne olacak bundan sonra? Süreç sürüyor bir şekilde. Sen çerçeve yasa hakkında başta eleştirilerini dile getirdin ama malum MİT’in silah bırakıldığını tespit etmesi ve MGK’nın onaylaması halinde geri dönüşler başlayacak, cezaevlerinden çıkışlar olacak vesaire olacak, bir şeyler değişecek. Aleviler bunun neresinde olacak? Mesafe açılıyor mu? Bu son tartışma Alevilerin şüphelerini, kaygılarını mı arttırıyor yoksa bunu bir şekilde Alevileri de bu sürece pozitif bakacak hale getirme imkanları hâlâ var mı? 

Reha Çamuroğlu: Şimdi Colani ile bir el sıkışma hadisesi oldu, bir danışman olma hadisesi oldu. Yani bu PKK hareketinin – ki PYD’yi, YPG’yi falan PKK’dan ayrı görmek mümkün değil, yani “biz ayrıyız” falan filan deniyor zaman zaman ama ayrı görmek mümkün değil – bu kadar esneyebilir olduğunu görmek biz Aleviler açısından hoş bir durum değil. Nereye kadar bundan sonra esneyebileceklerini de kestirmek çok zor. Yani adım adım Türkiye’de muhafazakârlaşma dayatılırken, adım adım… Yani geçenlerde işte dronla sahilde bira içenin izlenmesi, yok efendim insanların esprilerinden dolayı tutuklanmaları… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, sonsuzca çoğaltmak mümkün. Ve yarın bu ittifakın, yani MHP, AK Parti ve DEM Parti ittifakının nereye kadar Türkiye’yi götürebileceği belirsiz. Bizim de bundan huzursuzluk duymamız çok doğal. Bizim de bir yaşam tarzımız var. Yani her gün aşağılanan, her gün hakaretlere uğrayan bir yaşam tarzımız var bizim de. Biz de bunu sürdürmek istiyoruz, biz de bunu korumak istiyoruz. Dolayısıyla bu süreç bana çok belirsiz geliyor. Yani nereye gidecek bu? Bak Ruşen, 2002 seçimlerinde bir dizi şey çıktı. Yok bilmem 2007’de Ümraniye bombaları çıktı, yok Ergenekon meselesi çıktı, yok işte mitingler çıktı, cumhuriyet mitingleri çıktı. Orada cumhuriyet mitinglerinde konuşanların, o mitingleri düzenleyenlerin sonra ne olduklarını gördük, kim olduklarını gördük. Ondan sonra 2011 seçimleri gerilimli geçti, 2013’te Gezi olayları oldu. 2010’daki referandum seçimden öncesi için planlanmıştı, o oldu. Orada dendi ki, “Alevileri yargıdan temizleyeceğiz”, bunları yaşadık. Her seçimden önce biz kritik bir gerilime giriyoruz, bir gerilim sürecine giriyoruz. Bu bir seçim taktiği, büyük ölçüde, önemli ölçüde bir seçim taktiği. Eskiden seçim kazanmak için devasa kurgular yapıldığına pek inanmazdım, hayır, bugün öyle görüyorum; seçim kazanmak için devasa kurgular yapılıyor. Ama şimdi buna ilaveten kazanılan seçimlerin gayrimeşru görüldüğü ortamları yaşıyoruz, kazananların içeride olduğu ortamları yaşıyoruz. Şimdi buna baktığımda benim böyle bir, bu aktörlerin yönettiği bir ortama güvenim kalmaz, niye kalsın yani? Neden kalsın? Demokrasi ve laiklik istiyorum ben Türkiye’de. Şimdi bakın, 2023 seçimlerinde açıkça gördük, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sırtlarında kalaşnikoflu adamlar sandık başlarındaydılar. Burada hür bir seçimden bahsedebilir miyiz? Şimdi ne olacak? Önümüzdeki seçimde acaba nasıl olacak? Bunu tahmin etmek çok zor değil. Yani Doğu ve Güneydoğu’da herkes kimin ne oy verdiğini bilir, kimin ne oy verebileceğini bilir, buna uygun önlemler almak hepsi için mümkündür. Dolayısıyla bütün bu süreçten bizim kaygılara kapılmamız gayet normaldir. 

Ruşen Çakır: Evet, noktayı koyduk o zaman, Reha. Çok teşekkürler. 

Reha Çamuroğlu: Ben teşekkür ederim. 

Ruşen Çakır: “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” yayın dizimizin 5. bölümünde araştırmacı-yazar Reha Çamuroğlu ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş