ABD, Türkiye’yi F-35 programından resmi olarak çıkarttı: Geçmişten bugüne F-35 projesinde Türkiye’nin rolü ve S-400 krizi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı (Pentagon), Türkiye’nin F-35 programından resmi olarak çıkarıldığına ilişkin Ankara’ya bildirimde bulundu. ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Ankara’ya yaptırım uygulama kararı almış ve F-35 projesinden çıkartmıştı. F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Projesi’nde (JSF) ortak üretici olarak katılan Türkiye’nin projedeki rolü neydi? Türkiye’nin F-35 projesinden dışlanması ne kadarlık bir zarara mal oldu? 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı (Pentagon), Türkiye’nin ortak üreticisi olduğu F-35 programından resmi olarak çıkarıldığına ilişkin dün (21 Nisan) Ankara’ya bildirimde bulundu. 

Anadolu Ajansı (AA) muhabirine açıklamalarda bulunan bir ABD’li yetkili, Ankara’ya gönderilen resmi bildirime yönelik detay paylaşmadı. Yetkili, 2006 yılında katılımcıların imzasına açılan ve Türkiye’nin 26 Ocak 2007 tarihinde imzaladığı Ortak Mutabakat Zaptı’nın feshedildiğini ve mutabakat metnine Türkiye’nin dahil edilmediğini söyledi. Yetkili, 2006 tarihli mutabakatın geride kalan sekiz ortak (ABD, İngiltere, İtalya, Hollanda, Avustralya, Danimarka, Kanada ve Norveç) ile güncellendiğini ve programa herhangi yeni bir katılımcının eklenmediğini belirtti.

F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Projesi nedir?

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin yeni nesil savaş uçağı üretmek için yaptığı çalışmaların en önemlilerinden biri F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (MTU) Projesi. Proje kapsamında hazırlanan yeni nesil savaş uçağı başından itibaren hava, deniz ve deniz piyade kuvvetleri tarafından kullanılacak ortak bir platform olarak planlandı. 

MTU Projesi çerçevesinde geliştirilen uçaklar, NATO üyesi ülkelerde kullanılan savaş uçaklarının yerini alacak. ABD’li şirket Lockheed Martin’in ana yükleyicisi olduğu ve ABD’nin liderliğini yürüttüğü MTU Projesi’nin ortakları arasında sekiz müttefik ülke bulunuyor. Bu ülkeler, İngiltere, İtalya, Hollanda, Türkiye, Avustralya, Kanada, Danimarka ve Norveç. Üye ülkelerin projeye katılım ve katkı sağlama düzeyleri farklılık gösteriyor. 

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’in 2014 yılında kaleme aldığı bir makaleye göre, ABD projenin lideri konumundayken İngiltere birinci seviye, Hollanda ve İtalya ikinci seviye, Türkiye, Avustralya, Kanada, Norveç ve Danimarka üçüncü seviye, İsrail, Singapur ve Japonya ise ihraç müşterisi konumunda bulunuyor. Ülkelerin projeye katılım düzeyleri önemli çünkü projeye birinci seviye katılım düzeyine sahip olan ülke satılan uçaklardan kâr payı alma, programa katkıda bulunma ve siparişlerde öncelik gibi ayrıcalıklara sahip. 

Türkiye projeye ne zaman ve nasıl dahil olmuştu? 

Türkiye, 1996 yılında projeye katılım amacıyla ABD ile temasa geçmiş ve görüşmeler sonrasında 5 milyon dolarlık bir ön ödeme gerçekleştirdi. Fakat bu dönemde Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerden ve ABD ile ilişkilerin gerilmesinden ötürü süreç sekteye uğradı. 

1999 yılında ise Türkiye, Kosova’ya yönelik NATO harekatındaki siyasi ve askeri katkısı nedeniyle resmi olarak ilk adımı atarak 2002 yılında Sistem Geliştirme ve Gösterim, 2007 yılında ise Üretim, Destek ve Sürekli İyileştirme aşamaları ile projeye katılımını artırdı. İlk etapta projeden 100 adet F-35A uçağı almayı taahhüt eden Türkiye’nin F-35 projesine katılımına ilişkin niyet mektubu da 2007 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) onaylandı.

2018 yılında dört F-35 uçağının mülkiyeti Türkiye’ye verilmiş fakat uçaklar ABD’de, Türk pilotlarının da katıldığı eğitim programlarına tabi tutulmuştu. Daha sonra ise iki F-35 uçağının daha mülkiyeti Türkiye’ye verilmişti. 

Türkiye ayrıca F-35’ler için bin beş ayrı parça üretiyordu. Türk firmalarının da bu üretime katılımı büyük oranda askıya alınmıştı. ABD’nin Aralık 2020 itibariyle bu parçaların üretimi için yeni tedarikçiler bulduğu ortaya çıktı. 

S-400 ve F-35 gerilimi nasıl başladı?

NATO üyesi Türkiye, uzun bir zamandır kendisine ait bir hava savunma sistemi kurmak istiyordu. Bunun için çeşitli girişimlerde bulunan Türkiye, ilk olarak 2013 yılında uzun menzilli füze savunma sistemi satın almak için bir ihale açmıştı. İhaleyi 3,4 milyar dolar ile Çinli bir firma kazanmış fakat o dönemde ABD ve NATO’nun tepki gösterdiği bu ihale daha sonra iptal edilmişti.

Daha sonra Türkiye, farklı ülkeler ile füze savunma sistemi satın almak için görüşmeler yapmaya başlamıştı. Kasım 2016’da ise Rusya ile S-400’ler için görüşmelere başlandığını açıklamıştı.  

Eski Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Nisan 2017’de yaptığı bir açıklamada, Türkiye’nin en kısa zamanda hava savunma sistemine ihtiyacı olduğunu ve NATO üyesi olarak öncelikle bu ihtiyacını gidermeye çalışacaklarını fakat bu durumun mümkün olmaması halinde farklı arayışlara gidileceğini söylemişti. NATO müttefiklerinin teklifleri üzerinde de bir anlaşma sağlanamayınca Türkiye, Rusya ile S-400 alımı konusunda anlaşmaya varıldığını açıklamıştı.

ABD ve NATO, Türkiye’nin S-400 alımına neden karşı çıkıyor?

Vaşington, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi almasını Türkiye’ye satacağı F-35 savaş uçaklarının güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Bunun yanında ABD, savunma sanayiinin en önemli müşterilerinden biri olan Türkiye’nin başka üreticilere kaptırılması riskini güdüyor.

Bir diğer önemli konu ise NATO ile Rusya ilişkileri. Operasyonel hale geldiğinde elinde kullanıma hazır S-400 sistemi olan tek NATO üyesi Türkiye olacaktı. Türkiye’nin o dönemde Rusya ile geliştirdiği ikili ilişkiler ve Suriye iç savaşının sonlandırılması için düzenlenen Astana süreci, NATO tarafından dikkatli bir şekilde izleniyordu. NATO’nun stratejik üyelerinden biri olan Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği bu ikili ilişki, NATO’nun caydırıcılığı açısından tehlike arz ediyordu. 

O dönemde liderlerin söylemleri nelerdi? 

18 Şubat 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Burdur mitinginde yaptığı açıklamalarda, S-400 hava savunma sistemi alımı konusunda konuşmuştu. Erdoğan, “Gönül ister ki bu mücadeleyi müttefiklerimizle birlikte verelim. Geçmişte, ülkemizin sınırları DEAŞ ve PKK-YPG teröristleri tarafından tehdit edilmeye başlandığında, müttefiklerimizden hava savunma sistemleri istedik. Ne oldu biliyor musunuz? Bize yeni hava savunma sistemleri verilmesi bir yana, mevcut sistemlerin çoğu da geri çekildi. Bunun üzerine biz bir yandan sınırlarımızdaki teröristleri etkisiz hale getirecek operasyonları yürütürken, diğer yandan da alternatif hava savunma sistemleri arayışına girdik. Rusya ile S-400 hava savunma sistemleri alma anlaşması, işte bu arayışın bir neticesidir. Şayet bize ihtiyacımız olan sistemler müttefiklerimizce zamanında ve makul şartlarda verilmiş olsaydı, buna ihtiyaç kalmayacaktı. Şimdi kalkmışlar bize, ‘S-400 almaktan vazgeçin’ diyorlar. Niye vazgeçelim? Siz hâlâ bu sistemleri bize, teknoloji transferiyle, ortak üretimle, finans desteğiyle verme konusunda herhangi bir adım atmış değilsiniz” demişti.  

Türkiye’nin farklı sistemleri kullanma hakkına sahip olduğunun altını çizen Erdoğan, NATO yetkililerinin, bu durumun kendileri için herhangi bir sorun teşkil etmediğini açıkça söylediğini belirtmişti. NATO üyesi Yunanistan’ın da senelerdir S-300’lere sahip olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin böyle bir gerekçeyle eleştirilmesini asla haklı göremeyeceklerini ifade etmişti.

3 Nisan 2019 tarihinde dönemin Türk ve Amerikan dışişleri bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Mike Pompeo, NATO kapsamında düzenlenen bir toplantıda bir araya geldiler ve konu hakkındaki görüşlerini yinelediler. Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, Türkiye’nin S-400’ler konusundaki yaklaşımını “O iş bitti, sistem temmuz ayında konuşlandırılacak” diyerek anlattı. Ankara’nın F-35 projesinin bir parçası olduğunu ve projenin getirdiği yükümlülükleri yerine getirdiklerini söyleyen Çavuşoğlu, “Biz F-35 programının bir parçasıyız. Bu kadar basit olmamalı. S-400 sistemlerinin NATO ile entegre edilmesi zorunluluğu bulunmuyor ve hiçbir şekilde F-35 savaş uçaklarını düşman olarak görmeyeceğiz” dedi. 

Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ise Vaşington’da NATO’nun düzenlediği bir toplantıda Türkiye’yi Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almaları konusunda uyardı. Pence, bu durumun sonuçları olacağını ve müttefiklik ilişkisini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

Pence’in açıklamasına yanıt Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’dan geldi. Oktay sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “ABD kararını vermeli. Türkiye’nin müttefiki olarak mı kalacak yoksa dostluğumuzu riske mi edecek” dedi. 

S-400’lerin teslimatı başladıktan sonra neler yaşandı? 

Türkiye, 12 Temmuz 2019 tarihinde Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerinin teslimatının başladığını resmi bir açıklama ile duyurdu. Teslimata yönelik ilk açıklama, önce Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) geldi. MSB’nin açıklamasında, S-400 uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sisteminin Ankara yakınlarındaki Mürted Hava Meydanı’na getirildiği duyuruldu. 

Teslimata yönelik bir diğer açıklama da Savunma Sanayii Başkanlığı’ndan geldi. Teslimatın ileriki günlerde de devam edileceği belirtilirken “Sistem bütünüyle hazır olduktan sonra ilgili makamların belirleyeceği şekilde kullanıma başlanacaktır” denildi. 

Beyaz Saray ise 17 Temmuz 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini teslim alması ile birlikte F-35 programından çıkarılacağını açıkladı. Bu açıklamaya yanıt Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Bakanlıktan yapılan açıklama, “F35 programının ana ortaklarından olan Türkiye’nin programın dışında bırakılması adil olmadığı gibi, S-400 sisteminin F-35’leri zaafa uğratacağı iddiası da geçersizdir” ifadelerine yer verildi.

S-400 savunma sisteminin ikinci malzemeleri ise Türkiye’ye Eylül 2019 tarihinde ulaştı. MSB de o dönem yaptığı açıklamada, S-400 sisteminin Nisan 2020’de faal olacağını belirtti.

Son dönemde neler oldu, neler konuşuldu?  

Türkiye, ekim ayında S-400 füzelerini denemiş ama aktif hale getirmemişti. Eski ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’ye karşı ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası (CAATSA) yaptırımlarının uygulanmasını engellemiş fakat başkanlık seçimleri öncesi baskı altında olduğu için 2020’nin Aralık ayında bu kararı almıştı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da S-400 alımı nedeniyle F-35 programından çıkarılan Türkiye’nin söz konusu savaş uçakları için çok ciddi ödemeler yapıldığını belirtmiş fakat halen uçakların teslim alınmadığını söylemişti. 15 Ocak 2021 tarihinde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Çok ciddi bir parayı ödediğimiz halde F-35’ler ne yazık ki halen verilmedi. Bu tabii bizim uluslararası diplomaside Amerika’nın bir müttefik ülke olarak bize yaptığı çok ciddi bir yanlıştır. Temenni ederim ki, Sayın Biden’ın görevi üstlenmesi ile birlikte görüşmelerimizi yaptıktan sonra çok daha olumlu adımlar atar ve bunları da yoluna koyarız” demişti.

Aynı açıklamalarda Rus hava savunma sistemi S-400’lerde ikinci paket görüşmelerin de devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, “S-400’de birinci paketi halletmiştik, şimdi de ikinci paket daha önce yaptığımız görüşmeye dayalı olarak devam ediyor. Ay sonu Rusya ile görüşmemiz olacak, bununla beraber birçok konuyu görüşeceğiz” diye konuşmuştu.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise 9 Şubat 2021 tarihinde yaptığı açıklamada, S-400’ler hakkında Yunanistan ve eski Varşova Paktı ülkelerini örnek göstermiş ve “S-400’leri sürekli kullanacağız diye bir şey yok. Tehdit durumuna göre kullanımına karar veririz” demişti. Akar, S-400 hava savunma sistemlerine Yunanistan’ın Girit Adası’nda bulunan S-300 füzeleri modelini uygulanabileceğini söylemişti. 

18 Şubat 2021 tarihinde ise Türkiye’nin F-35 programına geri dönmek amacıyla ABD’de danışmanlık faaliyetinde bulunmak için bir hukuk firması ile sözleşme yaptığı belirtilmiş, sözleşmenin detayları ABD medyasında paylaşılmıştı. Arnold & Porter Kaye Scholer LLP isimli firma ile F-35 projesine geri dönmek amacıyla lobicilik faaliyetleri düzenleyen Türkiye’nin, ABD’li firmaya altı ay sürecek “işbirliği” karşılığında 750 bin dolar ödeyeceği aktarılmıştı. 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD’li mevkidaşı Anthony Blinken ise 24 Mart 2021’de, Brüksel’deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında bir araya gelmiş ve ilk kez yüz yüze görüşmüştü. Blinken, Brüksel’deki NATO karargâhında düzenlenen görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Türkiye’nin S-400’leri elinde tutmamasına yönelik çağrıda bulunduklarını aktarmış, Çavuşoğlu ise “S-400’leri aldık ve bu iş bitti dedik” demişti.

7 Nisan 2021 tarihinde ise ABD Dışişleri Bakanlığı, CAATSA kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir’in de aralarında bulunduğu dört yetkiliye, Rusya ile kurulan ilişkiler ve Rusya’dan temin edilen S-400 Hava Savunma Sistemi nedeniyle uygulanacak yaptırımların yürürlüğe girdiğini duyurmuştu. 

Türkiye, F-35 projesinden çıkarılması sonucunda neler kaybetti? 

Pentagon, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının 11 milyar dolarlık bir kayıp yaratacağını açıklamıştı. Böylece Türkiye’nin satın aldığı ama aktive etmediği S-400’ler için ödediği 2,5 milyar dolar, F-35’ler için ödediği 1,25 milyar dolar ve lobi faaliyetleri için ödediği 750 bin dolar ile toplamda 4,5 milyar dolar zarara uğradığı da belirtiliyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus