Fiili içki yasağı: Boş kaleye gol attığını sanma yanılgısı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tam kapanma döneminde tekel bayileri kapalı olacak, marketler de haksız rekabet olmaması gerekçesiyle alkollü içki satamayacak. Salgınla mücadeleyle hiçbir ilgisi olmayan bu fiili içki yasağının ideolojik saiklerle dayatıldığı açık. Peki kime ne faydası ve zararı olacak?

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı

Merhaba, iyi günler. Yarın akşamdan itibaren başlayacak olan sokağa çıkma yasağı, “tam kapanma” diye söyleniyor ama, ne kadar tam kapanma olduğu şüpheli. Her neyse… Resmî açıklama ile tam kapanmanın kapsamında alkollü içki satışlarının ne olacağı konusunda çok ciddi spekülasyonlar oldu. Daha önceki hafta sonu sokağa çıkma yasaklarında, biliyorsunuz, tekel bayilerine bir muafiyet tanınmadı. Tekel bayilerine muafiyet tanınmadığı için de büyük marketlerde de haksız rekabet olmasın diye içki satışları yasaklanmıştı ve sonuçta, hafta sonları sokağa çıkma yasağının olduğu zamanlarda fiilî bir içki yasağı oldu. Şimdi orada birtakım itirazlar oldu, ama daha bir sineye çekti diyelim insanlar. Şimdi daha uzun bir kapanmada bunun, aynı durumun, fiilî durumun bu sefer de yaşatılmak istendiği görülüyor ve bu da bir tür fiilî içki yasağı. Süresi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşlarının bu süre boyunca içki satın almasına izin vermiyor. Başka çok şeyi satın almak mümkün –sigara dâhil– ama içkiye yasak var ve bunun açıklaması da yok. 

Şimdi şöyle oldu aslında; önce şunu belirteyim pardon: Bu konuyu, bugün saat 16.00’da üç ağır konuk ile konuşacağım. Kemal Can, Ayşe Çavdar ve Burak Bilgehan Özpek ile bu içki yasağını konuşacağız. Ama ben orada konuklarıma daha fazla söz hakkı vermek için kendi görüşlerimi şimdi söylüyorum. Onu özellikle belirteyim. Şimdi bu olay ilk çıktığında, bu içki yasağının bu uzun kapanmada da süreceği iddiaları ilk ortaya çıktığında, biz Medyascope‘ta, resmî bir açıklama olana kadar bu konuya girmeyelim dedik. Çünkü ortada herhangi bir resmî açıklama yoktu. Sonunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu konu ile ilgili olarak Tekel bayilerinin muaf olanlar listesinde olmadığını söyledi. Dolayısıyla, dolaylı bir şekilde bunu kabullenmiş oldu. Hâlâ açık açık yapılmış bir resmî açıklama, bir Cumhurbaşkanlık kararı vs. yok. Yani hiçbir resmî belgede, bu süre içerisinde içki satışı, alkollü içki satışı yasaktır diye bir açıklama yok. Ama olayın kendisi fiilen bir yasak olarak var. Gerekçe: Muaf olanlar listesinde yok. Sanki muaf olanlar listesi gökten zembille inmiş. Sonuçta o listeyi İçişleri Bakanlığı hazırlıyor. Pekâlâ Tekel bayilerini de oraya, o uzun listeye ekleyebilirler. Listeyi sanki kendilerinin dışında hazırlanmış ve mecburîymiş gibi, değişmezmiş gibi. “Listede yok! Dolayısıyla yok!” Ama hiçbir şekilde “Alkollü içki yasaktır” cümlesini ne ediyorlar, ne de yazılı bir şekilde kayda geçiriyorlar. Ama Tekel bayileri açılamayacağı için ve diğerleri de haksız rekabet oluyor diyerek satamayacağı için; sonuçta fiilen bu bir yasak olacak. Bunun aslında neresinden bakılırsa bakılsın çok tutarsız… 

Bir de burada yapılanın açık açık söylenmemesi, resmî bir şekilde söylenmemesi ayrı bir olay. Bir de tabii son âna kadar iktidara şu hakkı veriyor: “Nereden çıkarttınız? Tabii ki isteyen alışveriş yapabilir” diyebilme hakkı da veriyor. Son âna kadar buradan vazgeçebilirler, ama şu hâliyle görüldüğü kadarıyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bu yasak fiilen dayatılmış olacak. Niçin böyle bir yasak? Bunun salgınla ne alâkası var? İçki içmenin salgınla ne alâkası var? Yani bunun hakkında üretilebilecek neler olabilir? Ne gerekçe olabilir? Hiçbir gerekçe yok, hiçbir gerekçe yok. Olayın ekonomik boyutu ayrı bir husus. Yani Türkiye’de alkollü içkilerden alınan olağanüstü vergiler ve bunlardan finanse edilen bakanlıklar, şunlar bunlar ayrı bir kalem. Onu çok şey yapmayalım, çok da önemli değil. Ama bu doğrudan insan haklarına, insanların yaşam tarzlarına müdahale oluyor ve laikliğe de tamamen aykırı ve Anayasa’ya tamamen aykırı bir şey. 

Şimdi bir örnek var önümüzde. Meşhur, benim “fahrî şeyhülislâm” diye tanımladığım Ayasofya’nın eski Baş İmamı Prof. Mehmet Boynukalın olayın adını koymuş. İstifa etmek zorunda kaldı, ama bu sosyal medyanın tadını aldığı için hâlâ olur olmaz her yerde konuşuyor ve burada da tabii ki bayrak kaldırdı: “Şerîat İslam’ın kendisidir. İnkâr eden İslam’ı reddetmiş olur. İnanıp uygulamayan günahkâr olur. Şerîat ibâdet, ahlâk, adalet ve hukuku içine alır. Mesela namaz, oruç, zekât, hac ve cihâdın farz; içki, hırsızlık, zinâ, rüşvet ve fâizin haram oluşu şeriatın hükümleridir.” Adını koyuyor. Tabii ki kendisinin içki yasağı olduğu zaman böyle bir tweet atıp, yolsuzluk olayları gündeme geldiğinde atmıyor olmasını da bir yere kayda düşmek lâzım. Şimdi bu tweet’i görünce aklıma bu yayının başlığı geldi. Burada, bakıldığı zaman, Mehmet Boynukalın adındaki profesör –ki onu tanıyanlar ile konuştuğumda, kendi hâlinde bir ilâhiyatçı diyorlardı ama– ortamı elverişli gördüğünde tamamen herkesten rol çalmaya kalkan birisine dönüşebiliyor. Çünkü kaleyi boş görüyor ve gol attığını sanıyor. Ama bu atılan gol, gerçekten tabii ki insanları rahatsız ediyor, tabii ki yaşam tarzına müdahale olduğu için çok ciddi tepkilere yol açıyor, açacaktır da, ama esas olarak baktığımızda, bunun toplumsal barışa verdiği zarar, laiklik karşıtı bir çıkış olmasında. Bütün bunlar bir yanda, ama diğer yanda da bu aslında kendi kalesine attığı bir gol oluyor.

Türkiye’de İslâmcılar bir iddia ile geldiler. Başörtüsü yasakları zamanlarını hatırlayın, başka zamanları hatırlayın. Yasaklara karşı olmak, herkesin yaşam tarzına saygılı olmak vs.. Bu iddia ile gelip gelip, sonunda vardıklar yer, insanların –onu da açıkça söylemeden– insanların yaşam tarzına böyle, “muaf olanlar listesinde yok” gibi sözde bahanelerle müdahale etmek. Zaten dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, AKP iktidarı da Türkiye’de İslâmcılığa ve onun da ötesinde İslâmiyet’e ve dindarlara çok ciddi bir şekilde… nasıl diyeyim? Zarar veriyorlar lâfını etmek yanlış, ama tamamen bir efsunun sonlanması bu. Bir iddianın, “Acaba hakikaten bir şeyler yaparlar mı?” düşüncesinin tam anlamı ile sonlanması. Ve bu içki meselesi de içeride ve dışarıda Adalet ve Kalkınma Partisi ve Erdoğan iktidarının hiçbir inandırıcılığının kalmadığının göstergesi olacak. Son âna kadar vazgeçerler diye düşünebilirsiniz; pekâlâ vazgeçmeyebilirler de. 

Bunun devamını getirmeden önce, tekrar Mehmet Boynukalın meselesinde devam edelim. Mehmet Boynukalın bir başka tweet daha atmış. O tweet yine bugün, “Kapanma günlerinde alkol satışı yasağı birilerini rahatsız etmiş… İyi de olmuş. Ne güzel demiş şairimiz: Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar. Rencîde olur dîde-i huffaş ziyâdan” diye bir şiir paylaşmış. Ben bu şiiri bilmiyordum, ama yazarını biliyorum, çünkü ben İstanbul Çağlayan’da Ziya Paşa İlkokulu’ndan mezunum. Şiirin sahibi de Ziya Paşa’ymış. Bunu da nereden öğreniyoruz? Seyit Tosun adlı bir vatandaş, kendisine şöyle bir cevap yazıyor: “Yalnız bu şiirin sahibi Ziya Paşa, sirozdan öldü hocaefendi” diyor. “Çok da güzel içermiş. Kendisinin şöyle güzel bir dizesi de bulunmaktadır” diye, Ziya Paşa’dan başka bir şiir ile cevap veriyor — bunu biliyoruz: “İç bâde güzel sev, var ise akl u şuûrun. Dünya var imiş yok imiş ne umûrun…” Tabii ki bu cevabın üzerine “fahrî şeyhülislâm”ımız Mehmet Boynukalın, önceki tweet’ini silmiş, ama birileri bunun ekran görüntülerini almış. Böyle de bir şey var. Ortada yaşananın, artık bir garipliğin ötesinde bir durum olduğu ortada. 

Bir diğer husus da tabii çok sevmediğim bir lâf: “Gündem değiştirmek” — çok sevmediğim bir lâf. Şimdi bu içki yasağı ile beraber ne oluyor bunu konuşuyoruz. Biz bugün yayın yapacağız. Ana haberdeki konuğumuzla yine bu olayın anayasal boyutlarını ele alacağız, bir anayasa hukukçusu ile. Sosyal medyada insanlar bunu tartışıyor. Yeni popüler olan Clubhouse’da dün itibarıyla aynı anda bilmem kaç tane oda bu konuya ayrılmıştı, daha da ayrılacak. Ve yabancı medya bunu yazmaya başladı. Şu oldu, bu oldu… Bütün bunların sonucunda ne oluyor? Bu kapanma denen olayın ekonomik yönü konuşulamıyor. Mesela emeklilere bayram ikramiyesinin 1000 liradan 1100 liraya çıkabilmiş olması konuşulamıyor. Ben de bir emekliyim ve bu 100 lira sayesinde bayağı bir mutlu olduğumu itiraf edeyim. Bu konuşulamıyor ya da geri planda kalıyor diyelim. 

Bir diğer konuşulamayan husus ise soykırım meselesi. Biden’ın soykırımı telaffuz etmesi ve iktidarın bu konuda çok mahçup birtakım sözlü kınamalar ile yetinmesi. Bahçeli’ninki çok mahçup görülmeyebilir, ama bir etkisi olmadığı için onun da bir şeyi yok. Herhangi bir hamle yok. Bir “One Minute!” ile tüm dünyaya nam salmış Recep Tayyip Erdoğan’ın –ki birçok vesileyle “Ey Macron! Ey Macron!” çıkışı yaptı ya da başkalarına da yaptı, “Ey Almanya!”, “Ey Hollanda!” falan gibi çıkışlar da vardı– burada olayın “Sayın Biden”a dönüştüğü bir ânı yaşıyoruz. Şu hâliyle bakıldığı zaman, iktidar gerçek anlamıyla birçok konuda çok ciddi bir şekilde bocalıyor. Kemal Can’ın Gazete Duvar‘daki yazısını tavsiye ederim. Bugünkü yayında özel olarak onu da ayrıca konuşacağız. Artık hani iktidarın nasıl olsa kendi bir stili var, yöntemi var, o yöntem ile gidiyor, ama o yöntem de artık gidemiyor. En son peş peşe yaşanan olaylar da onun göstergesi. Bu alkollü içki yasağı, fiilî alkollü içki yasağı, hani artık milletin benimle dalga geçtiği “Yönetememe krizi”nin en çarpıcı tezahürlerinden birisi. 

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bir kriz saptaması yaptığım zaman, olayları değersizleştirmek değil tam tersine bunun önemini vurgulamak için söylüyorum; fakat Recep Tayyip Erdoğan’ın bunca yıl sonra bu kadar bindiği dalı kesmek anlamına gelecek olan, sadece karşı tarafa ya da müttefiklerine değil aynı zamanda kendi insanlarına da “Ne gereği var? Ne saçma şey!” dedirtecek olan, zaten olması mümkün olmayan bir adım atması bu konuda… İstanbul Sözleşmesi’nin iptali de böyleydi. Onun da etkisinin çok ama çok büyük olacağını düşünüyorum, özellikle kadınlar nezdinde. Bu fiilî içki yasağı da bir başka şey. Bunlardan Boynukalın ve benzerlerinin sandığı ve heyecanlandığı gibi şerîat merîat gelmez. Tabii ki bunların hepsi, öyle bir perspektifte hayata geçirilen şeyler. Ama bu Türkiye Cumhuriyeti’nde, Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’nde içkiyi yasaklamanın vs., şunun bunun mümkün olmadığını en iyi bilecek olan kişilerin, sonuçta böyle adını koyamadıkları yasaklamalarla bir şeyler yapmaya çalışıyor olmaları tam bir âcizlik örneği.

Çok da uzatmak istemiyorum. 16.00’daki yayında konuklarımla bunu uzun uzun konuşacağız. Fakat aslında bunların her biri bizler için bir ders oluyor; ama aynı zamanda da Türkiye’yi telafisi çok zor olan bir faturaya mahkûm ediyor. Bütün bunların hepsi Türkiye’deki bir arada yaşama kültürünü –ki iyice aşınmış durumda– iyice altlara çeken bir olay oluyor. Yani bu saatten sonra kendi hâlinde dindar bir insanın, içki içen, başka bir hayat tarzına sahip olan bir insana kabaca, “Benden ya da bizden size zarar gelmez. Hepimizin hayatı kendine” demesinin inandırıcılığını Erdoğan ve yönetenlerin ne kadar aşındırdığını çok açık bir şekilde görüyoruz. Ve tabii ki gördüğümüz bir başka husus da, laikliğin ne kadar değerli bir şey olduğu, laikliğin ne kadar önemli bir garanti olduğu ve bu anlamıyla Anayasa’daki bu laiklik ilkesinin ne kadar önemli olduğu ve korunması gerektiğini bize gösteriyor. Burada Erdoğan’ın ve ülkeyi yönetenlerin Türkiye’de laikliği birçok açıdan çok ciddi şekilde aşındırdıkları muhakkak; ama ortadan kaldırabildiklerini asla düşünmüyorum, kaldırabileceklerini de düşünmüyorum. Ve Türkiye, bir şekilde laikliği Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından birisi olarak götürecek, sürdürecek, güçlendirerek sürecek. Sürdürmek zorunda; çünkü laiklik, sadece din ile ilişkisi zayıf olanların ya da dinsiz olanların ya da gayrimüslimlerin değil, aynı zamanda kendini dindar görenler için de en önemli teminatlardan birisi, hatta birincisi. 

Evet, saat 16.00’daki yayında Burak Bilgehan Özpek, Kemal Can ve Ayşe Çavdar ile yine bu konuyu bütün boyutlarıyla konuşacağız. Ben, sözlerimi söyledim. Orada çok fazla konuşma niyetim yok. O yayına da sizleri bekliyoruz. Ve tekrar kapatmadan önce bağımsız ve özgür medyaya sahip çıkmanızı bir kere daha rica ediyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus