Propaganda savaşında roller değişince: AKP’nin, “CHP Yalan Üretim Merkezi” videosu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AK Parti Genel Merkezi tarafından paylaşılan üç dakikalık “CHP Yalan Üretim Merkezi” başlıklı animasyon videosu kısa sürede yüzbinlerce kez izlendi. Peki böyle bir video hedeflediği amaca ulaşabilir mi? Nasıl?

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı 

Merhaba, iyi günler. Hesapta olmayan ikinci bir yayın ile karşınızdayım. Çünkü Mısır ile normalleşme üzerine yayından sonra başka bir şey yapmayı düşünmezken, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi tarafından hazırlanmış üç dakikalık bir animasyonu, CHP aleyhine yapılan “Yalan Üretim Merkezi” başlıklı çizgi filmi gördüm ve neye uğradığımı şaşırdım. Ve bunun hakkında bir şey söylemek gerektiğini düşündüm. Çok şey söylenebilir, ama şunu söyleyeyim. 

Özetlemek için bir sosyal medya paylaşımına değinmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin MKYK üyesi, Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı da olan Emre Cemil Ayvalı’nın şöyle bir tweet’i var: “İzlerken kudurdukları videoyu silmemizi istiyorlar. Şaka gibi. Biz sizin yüzlerce yalanınıza tahammül ettik. Bir çizgi film bu kadar acıttıysa oynamayalım. Hâl-i pür melâliniz bu, biz ne yapalım?” Şimdi belli ki bu genç MKYK üyesi, bu gördüğünüz çizgi filmin üretim süreçlerinde bir rol oynamış ve sahip çıkıyor ve diyor ki: “Kaldırmamızı istiyorsunuz, şaka mı yapıyorsunuz?” diyor. Ben açıkçası şaşırdım. Ben CHP’nin yöneticisi olsam, bu çizgi filmin kaldırılması ne kelime? Daha da yayılmasını sağlarım. 

Çünkü bu çizgi film –baştan söyleyeceğimi söylüyorum–, bu çizgi film açıkçası muhalefet propagandası. Zaten işin rengi, benim bu yayını yapma nedenim de o. Bir iktidar; bunca yıl ülkeyi yöneten, elinde her türlü imkânları olan bir iktidar, her türlü imkânını kullanıp nasıl böyle bir şey üretir? Şimdi işin teknik kısmına girmeyeceğim. Animasyon olarak başarılı mı değil mi? Bunu, bu işlerden anlayanlar bilir. Çok da kötü olmayabilir. Ama burada bakıyoruz, görüyoruz: Kemal Kılıçdaroğlu var, hiç de kötü birisine benzemiyor. Faik Öztrak var, biraz daha bürokrat kılıklı. Bir de bir çılgın profesör var. O bir makineler bulmuş, yalan makineleri ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yalan üretiyor. Ve şu anda gördüğünüz şey de: “Papağan iksiri”… Yani bu metni yazan kişi, çok yaratıcıymış hakikaten. Arkadaşlarımız sağolsun; bizim Senem deşifre etti tamamını bu metnin. 

Baktığım zaman, Ahmet Altan’ın yargılandığı –subliminal mesaj vermekten yargılandı biliyorsunuz–, darbe mesajı vermekti, uyduruk bir şeydi; ama şu metne baktığınız zaman, o kadar bilinçaltına giden ve iktidarın aleyhine şey var ki… Mesela Külliye, ya da bazılarının deyişiyle “Saray” meselesi. Burada “altın klozet”, “musluklarından süt akıyor” gibi yalanlar var; ama sonuçta Külliye meselesini gündeme taşıyor. Demek ki böyle bir mesele var. Ondan sonra birdenbire ambülans uçaklardan, Sağlık Bakanı’ndan bahsediyor. Sağlık Bakanı, yakınlarına ambulans uçak tahsis etmiş ve hatta onunla mangal yapmaya gitmişler. Ne alâkası varsa? Diyelim ki böyle yalanlar uydurmuş olanlar olabilir, ama bu yalanı dolaşıma sokuyor ve Sağlık Bakanı birden karşımıza çıkıyor. Ve tabii ki en önemlisi 128 milyar dolar. Defalarca Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Faik Öztrak’ın ve galiba o bilim insanı görünümlü kişinin ağzından, “128 milyar nerede?” sorusu çıkıyor, defalarca. 

Aslında dikkat ederseniz, şu son tam kapanma vs. ile beraber “128 milyar” olayı biraz geride kalmıştı, unutuluyor gibiydi; hatta bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener, bugün sosyal medyada birbirlerine challenge yaptılar. Yani bir tweet attı Kemal Kılıçdaroğlu 128 milyar ile ilgili, Meral Akşener’i etiketledi. O da cevap verip Temel Karamollaoğlu’nu etiketledi. En son orada bıraktım, belki de devam ediyordur. Ama onların hiçbir şey yapmasına gerek yokmuş; çünkü bu video –ki ben yayına girdiğimde bir milyonu aşmıştı izlenmesi–, 128 milyarı aldı koydu önümüze. “128 milyar nerede? 128 milyar nerede?” Birtakım cevaplar var, Faik Öztrak’a verdirtiyor bu cevapları; ama çok hafif. “Onu açıkladılar genel başkanım. Kendi vekilimiz İlhan Kesici de bu paranın kaybolmadığını söyledi” diye… Bu arada iktidarın elinde 128 milyar ile ilgili en önemli tanık: İlhan Kesici. Israrla onu kullanıyorlar. “Durduğu yerde duruyor” diyor, ama sürekli “128 milyar nerede?” deniyor. Bir diğeri de, en sonda, kapanışta olan sürpriz ötesi bir şey: Bir jel veriyor bilim insanı Kılıçdaroğlu’na ve Faik Öztrak’a. Faik Öztrak, “Dezenfektan mı?” diyor. Dezenfektan da nedir? Ruhsar Pekcan’ın mâlûm bakanlığı kaybetmesine yol açan büyük olay. Hani yolsuzluk, ne denir buna? Kendi şirketine kendi bakanlığının ihalesini vermesi olayı. Dezenfektanı da bir şekilde bu metni hazırlayanlar kamuoyunun dikkati nazarına sunuyorlar. 

Yani her anlamıyla, bir muhalefet partisi yapmak istese tabii ki bazı şeyleri değiştirir, birtakım cümleleri değiştirir. Ama vurgu aynı konulara olur. Dezenfektana olur, 128 milyara olur, salgınla mücadeleye olur, Külliye ve israfa olur. AKP Genel Merkezi böyle bir şeyi üreterek kamuoyunun dikkatine sunuyor ve yaptıkları işten çok eminler ki: “Devam edecek” diye bitiyor video. Zaten bugün AKP’nin hesabından, AK Parti Genel Merkezi hesabından yarın saat 14.00’e randevu veriliyor. 

Şimdi, buradaki yanlış… Ya da ben yanlışım, şöyle söyleyeyim: Bu kadar geniş imkânla, bu kadar üzerine düşünülüp böyle bir video, animasyon video yarattıklarına göre, herhalde bir bildikleri ya da çok bildikleri vardır ve ben yanılıyorumdur demek gerekiyor. Ama ben yine de doğru olduğuna inandığımı söyleyeyim. Bir kere siz, bir rakibinizin, muhalifinizin ya da düşmanızın ya da karşıtınızın sloganlarını, iddialarını taşıdığınız zaman, zaten baştan yenik başlarsınız. “128 milyar nerede?” sorusuna cevap verdiğinizi düşünüyorsanız; artık o defter kapanmıştı. Niye bunu tekrar tekrar, hatta üç dakikalık videoda 10’u aşkın da olabilir, tam sayamadım, ama bayağı tekrar tekrar söylersiniz? Yani beyinlere kazırsınız. 

Bir diğer husus şu: Bu videoyu kimin için yapıyorsunuz? Kendi tabanınız için mi, rahatsızlık duyan kendi tabanınız için mi yapıyorsunuz? Yani CHP’nin ve muhalefetin iddialarıyla kafası karışmış kendi tabanınız için mi yapıyorsunuz bu videoyu? Yoksa muhalefet tabanına m seslenmek istiyorsunuz? Kime yapıyorsunuz? Ya da son dönemde meşhur olan Z kuşağına mı yapıyorsunuz? Gençlere, hani onların anladığı dilden sosyal medya üzerinden… Bütün bunların burada bir kere kime hitap ettiği konusu hayli karışık. Eğer kendi tabanına hitap ediyorsa, zaten kendi tabanının bu konuda kafa karışıklığı varsa, çok uzatmaya gerek yok. Kısa bir video yapar, Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı der ki: “Arkadaşlar, bu yalandır.” Nokta, biter. 

Böyle bir şey yaparak, dikkat çekerek aslında ne yapmak isteniyor? Özellikle Saadet Partisi’nin, ama diğer partilerin de, Gelecek, Deva ve diğer partilerin de sosyal medyada çok etkili paylaşımları oluyor, eleştirel paylaşımları oluyor. Muhalefetteyken bunu yapmak daha kolay.  Çünkü eleştirecek çok şey var. Ve bunların karşısında belli ki bir eziklik var. Bunlara ne denir? Anladıkları dilden cevap verme arayışı var. O dilden onlara, “Sosyal medyadan bize yükleniyorlar.” Belli ki şöyle dendi: “Yahu, muhalefet sürekli sosyal medya kullanıyor ve çok etkili şeyler yapıyor, ilgi görüyor. Biz neden yapmıyoruz? Her şeyimiz var. Tamam, biz de yapalım” denilerek bunun üzerine bir şey yapılıyor. Buraya kadar tamam. Peki konu ne? Konu muhalefetin yalanları. Yalanları dediğiniz zaman muhalefetin söylemleri. Ne yapıyorsunuz? Muhalefete cevap veriyorsunuz. Halbuki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bunca yıllık iktidarının en önemli temeli, muhalefete cevap vermek yerine muhalefetin cevap vermesini gerektirecek çıkışlar yapmak, gündem belirlemekti. Yıllarca böyle geçti. Bunu çok anlattım, Deniz Baykal’ın ve ilk yıllarında Kılıçdaroğlu’nun, muhalefetteyken Devlet Bahçeli’nin, bütün işleri Erdoğan eleştirisi üzerineydi. 

Defalarca anlattığım örneği bir kere daha anlatmak istiyorum. İlk genel başkan olduğu dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir grup toplantısına geç kalmıştım ve girdim. Ve bir milletvekilinin yanında bir yer buldum, oturdum Ankara’da. Canlı olarak dinliyorum ve Kemal Kılıçdaroğlu orada defalarca “Recep Tayyip Erdoğan” dedi. Ve ben de yanımdaki CHP’nin önde gelen isimlerinden birisine, “Ya niye bu kadar Erdoğan reklamı yapıyorsunuz?” diye yazılı olarak sormuştum. Oradan Kılıçdaroğlu, bu hatayı yapa yapa gittikten sonra tavrını değiştirdi ve son yıllarda, olabildiğince kendisine yönelik şeylere bile, iktidardan gelen saldırılara bile cevap vermemeyi tercih eden, kendi bildiğini söylemeye çalışan bir lider olarak yoluna devam etmeye başladı ve başarılı olmaya başladı. Son 31 Mart seçimleri de bunun örneğidir. O tarihlerde ne konuştuk? Erdoğan’ın kaybettiğinin göstergesi, artık Erdoğan’ın gündemi belirlemekten çıkıp gündeme yetişmeye çalışması. Soru soran değil, cevap veren Erdoğan oluyor artık. Ortaya gündemi belirleyen, soruları koyan kişi değil; kendini anlatmak isteyen, anlatma ihtiyacı hisseden birisi. Şimdi denebilir ki: “Muhalefet bunlara cevap vermesin mi?” 

İktidarın ilk yıllarında da hep söylüyordu muhalefet bir şeyler ve Erdoğan bunları geçiyordu ve kendi bildiğini, kendi gündemini, icraatını, şusunu busunu anlatıyordu. Çünkü anlatacak bir şeyleri vardı. Hedefleri vardı, birtakım vizyonları vardı. Demokratikleşme, Kürt sorunun çözümü, şu, bu, ekonomik hamleler vs. — doğru ya da yanlış. Ve iktidar bunu yaparken, muhalefet de “Yapamazsın, edemezsin, izin vermeyiz,” şu, bu diyerek bir statükocu bir çizgiye kapıldı. Ve Erdoğan’ın yaratmak istediği “Yeni Türkiye”ye karşı, “Eski Türkiye” savunuculuğunun ötesine geçemeyen defansif bir muhalefet vardı. Şimdi bir bakıyoruz: Muhalefetin çok da fazla bir şey söylememesine rağmen sürekli defansta olan bir iktidar var. Ve sonuçta ortaya böyle, nasıl diyeyim? Yani yumuşatmaya çalışıyorum, ama yazık, yani buna harcanan şeye yazık. Büyük bir ihtimalle demin adını andığım Emre Cemil Ayvalı ve diğerleri, yaptıklarıyla çok övünüyorlardır. 

Çok başarılı buluyorlardır ve devamı da gelecekmiş. Bakalım kaç tane gelecek? Ve buradan neyi değiştirecekler, nasıl değiştirecekler? 128 olayını tekrar gündemimize soktular. Ben mesela dünkü yayında 128 milyar demedim, bugünkü yayında dememiştim. Şimdi diyorum. Gündemimize tekrar soktular. 128 milyar dolar, hakikaten çok önemli bir şey. Bunun önemli olduğunu da buradan görüyoruz. Dezenfektanı unutmuştuk, unutur gibi olmuştuk, çünkü bakan da gitmişti; ama eksik olmasınlar bize bunu hatırlatıyorlar. Şimdi “İnsafsız yalan aracı” mı? İnsafsız Yalan Aracı… Yani bir alet buluyor ve buradan İnsafsız Yalan Aracı çıkartıyor. Ondan sonra “papağan iksiri” içiriyor ve buradan tekrar tekrar aynı şeyleri söyletiyor. Ve dolayısıyla bir “Yalan Üretim Merkezi”ne karşı… Burada bakıyorsunuz, peki iktidar ne yapıyor? Külliye… “128 milyar dolar nerede?” sorusuna karşılık herhangi bir şey yok. Sadece iktidarın yaptıkları değil, iktidarın kendisine yönelik suçlamalara vermeye çalıştığı cevaplar var. 

Bana göre bu bir fiyasko ve aslında mücadele ediyor gibi görünüp aslında havlu atmanın bir göstergesi bence. Bu perspektif Adalet ve Kalkınma Partisi’nde hâkimse ve bu minvalde yaptıklarının doğru olduğunu düşünüp yollarına böyle devam edeceklerse, benim diyecek çok fazla bir şeyim yok. Herhalde diyeceğim ki: “Eyvallah, tamam. Ben yanlış biliyorum, yanlış görüyorum. Bunca yıldır medya vs. alanında iyi kötü bir şeyler yapmaya çalıştık. Bizim öğrendiklerimiz, gördüklerimiz, her şey boşmuş.” Ama şunu biliyorum: AKP iktidarının değişik dönemlerinde, hatta iktidara gelmeden önce, Erdoğan’ın birlikte çalıştığı birtakım danışmanlar, uzmanlar geliyor gözümün önüne; isimlerini vermeyeyim şimdi, durup dururken onları birilerinin önüne atmayayım, ama mesela rahmetli Erol, Erol Olçok ya da Olçak, iki soyadı da kullanıyordu. Olçok diyelim. Erol Olçok, herhalde bunu görseydi kıyameti koparırdı diye düşünüyorum. Tabii ölmüş olduğu için bilinmez, ama benim bildiğim Erol, buna izin vermezdi. Başka isimler var, yaşayan isimler, onların adını anmayayım; ama onlar kendilerini anlıyorlardır. Bu aslında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi kendine –bana öyle geliyor– propaganda konusunda küme düştüğünün bir tür ilanı gerçekten. 

Çünkü en basit, benim bildiğim, medyadaki, propagandadaki, reklamdaki en basit ilke bu: Rakibinizin adını andığınız zaman onun reklamını yapmış olursunuz. Şu Kemal Kılıçdaroğlu’na baktığı zaman, insan –AKP’li olsun, CHP’li olsun, ne olursa olsun– en fazla şunu der: “Ya adamın birisi Kemal Bey’i kandırıyor. Aslında hiç de kötü biri değil” der. Ben öyle görüyorum. Belki işte yanındaki sözcüye, Faik Bey’e, “Ya bu da ne sert adammış öyle” diyebilir; belki, ki ona da baktığınız zaman yumuşak bir yüzü var. Böyle bir şey var, böyle bir video var. Bir milyonu aşmıştı; şimdi çıkınca bakalım bir buçuk milyona ulaşmış mı? Eğer hakikaten muhalefet partileri, CHP, bu videonun kaldırılmasını istiyorsa, onlar da herhalde bu propaganda meselesini tam anlayamamışlar derim. Bu video, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin elindeki imkânlarıyla yapılmış olan bir muhalefet, özellikle de CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu propagandası videosu gibi geliyor bana. Onların iddialarının daha geniş kesimlere yayılmasına katkıda bulunan bir video. Zaten CHP’yi yalancı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalancı olarak görenler için böyle bir videoya ihtiyaç yoktu. Ama bu videoyu seyrettikten sonra, “Aa, CHP’nin söylediklerinin hepsi yalanmış” diyecek insan var mıdır Türkiye’de? Açıkçası hiç emin değilim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus