Spektrum (8) – Belarus’un muhalefet ile yeni mücadele yöntemi: Uçak kaçırma

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope’un her hafta dünya gündemini meşgul eden bir konunun enine boyuna incelendiği podcast programı Spektrum’un sekizinci bölümünde bu hafta, Belarus yönetiminin Yunanistan’ın başkenti Atina’dan havalanan ve Litvanya’ya ulaşmak üzere olan bir yolcu uçağını kaçırmasını ele aldık. Belarus’un bu hava korsanlığının asıl sebebi ne? Uçakta neler yaşandı? Gözaltına alınan 26 yaşındaki gazeteci Roman Protaseviç ne ile suçlanıyor? Batılı ülkelerin bu olaya tepkisi ne oldu? Türkiye ve Rusya bu işin neresinde? Bu bölümümüzde bu sorulara yanıt aradık. 

Medyascope’tan herkese merhaba. Bu hafta dünyanın gündemini meşgul eden ülke Belarus’tu. Pazar günü, üç gizli servis ajanı ve bir Belarus savaş uçağı, Atina’dan havalanan ve Litvanya’ya ulaşmak üzere olan Ryanair’e ait bir yolcu uçağını Belarus hava sahasından geçerken kaçırdı. Belarus’un bu korsanlığının hedefi, Belarus muhalefetinin ana sesi Nexta adlı Telegram kanalının eski editörlerinden Roman Protaseviç’i gözaltına almaktı. Uçakta neler yaşandı? Gözaltına alınan Protaseviç ne ile suçlanıyor? Batılı ülkelerin bu olaya tepkisi ne oldu? Avrupa Birliği’nin Belarus’a uyguladığı yaptırımları Lukaşenko ve politikaları neden durduramıyor? NATO’nun bu olaya tepkisi ne oldu? Türkiye bu işin neresinde? 

Bugünkü bölümümüzde Belarus’un hava korsanlığının dünyada yarattığı etkiyi anlatacağım. Ben Senem Görür, Spektrum’a hoşgeldiniz.

Roman Protaseviç

Olayları anlamak için 23 Mayıs Pazar gününe dönelim. Ryanair’e ait yolcu uçağı Yunanistan’ın başkenti Atina’dan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’a gitmek için havalanmıştı. Fakat Litvanya sınırına varmadan rotasını doğuya çeviren uçak Belarus’un başkenti Minsk’e zorunlu iniş yaptı. Uçaktaki 171 yolcudan sadece üçü bu yolculuğun Belarus’a varacağını biliyordu. Başına nelerin geleceğinden habersiz diğer yolcular ise neden Minsk’e iniş yaptıklarını merak ediyordu. 

Hava yolu şirketi Ryanair, uçaktaki mürettebatın Belarus tarafından olası bir güvenlik tehdidi nedeniyle uyarıldığını ve bu yüzden en yakın havalimanı Minsk’e zorunlu iniş yapma talimatı verildiğini açıkladı. Çünkü uçak, Belarus Hava Kuvvetleri’ne ait MiG-29 savaş uçakları tarafından havada ablukaya alınmıştı. Mürettebata da uçakta bir bomba bulunduğu söylenmişti. Bomba ihbarında bulunanlar ise uçaktaki üç Belarus ajanıydı. Yolcular, Minsk’e indiklerinde önce Belarus özel kuvvetleri tarafından güvenlik kontrolünden geçirildi. İki saatten fazla süren aramanın ardından ise uçakta herhangi bir patlayıcıya rastlanmadığı açıklandı. 

İhbar yanlış çıkmış, uçakta herhangi bir bomba bulunamamıştı. Ama Minsk’e indirilen o uçaktan alıkonulan kişi; Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun istediği kişiydi.

Lukaşenko’nun istediği bu kişi, Nexta grubunun eski editörü 26 yaşındaki Roman Protaseviç’ti. Protaseviç ve kız arkadaşı Sofia Sapega, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Belarus İçişleri Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada ülkede “aşırıcılık yanlısı” olarak kabul edilen Nexta adlı muhalif yayın organlarının Telegram kanallarının kurucusu ve eski yayın yönetmeni Protaseviç’i gözaltına aldıklarını belirtti. 

Ortada bir hava korsanlığı vardı. Görgü tanıkları sıcağı sıcağına verdikleri demeçlerde Protaseviç’in çok korkmuş gözüktüğünü söylediler. Çünkü Protaseviç’in uçaktan ayrılırken sarf ettiği son sözleri, o an yeni başladığı yolculuğun son durağının idam sehpası olduğuydu. Nitekim Avrupa’da idam cezasını hâlâ kaldırmayan tek ülke Belarus’tu. 

Peki, bu 26 yaşındaki genç gazeteci niçin Lukaşenko’nun hedefindeydi? 

Protaseviç, biraz önce de bahsettiğim gibi, Belarus’ta muhalif medya olarak bilinen bazı medya kanallarının kurucularından ve editörlerinden biri. Nexta, Belarus’ta Ağustos 2020’de düzenlenen seçimlerde muhalif adaylar için kilit bir öneme sahipti. Lukaşenko’nun seçim döneminde haberlere ve medyaya getirdiği yasaklara rağmen, Nexta faaliyetlerine devam etmiş ve büyük kitlelere haberlerini ulaştırabilmişti. 

Protosaviç’in karşısına aldığı kişi, Belarus’un kurucu devlet başkanıydı. Lukaşenko, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldıktan sonra 1994 yılında yapılan ilk seçimlerden bu yana Belarus’un başında. Dile kolay, 26 yıldır, Belarus’u o yönetiyor.

Ne var ki daha önce yapılan ve şaibeyle anılan tüm seçimlerden galip çıkan Lukaşenko’nun otoritesi geçtiğimiz ağustos ayındaki seçimlerde sorgulanmaya başladı. Ekonomik krizin etkilerinin gözle görülür bir hal aldığı Belarus’ta yapılan 2020 seçimlerine önce muhalif liderlerin ve gazetecilerin tutuklanması gölge düşürdü. Seçimlerin ardından patlak veren ve bütünüyle barışçıl yöntemlerle sürdürülen protestolara katılanlar da Belarus polisinin biber gazı, ses bombası, plastik mermiler ve orantısız güç kullanımıyla karşılaştı.

Bu noktada bir parantez açıp seçim döneminde yaşanan olayları hatırlayalım. 

Lukaşenko’nun 2020 yılının ağustos ayında düzenlenen seçimlerdeki en iddialı rakibi 38 yaşındaki İngilizce öğretmeni Svetlana Tikhanovskaya idi. Ancak Svetlana’yı Lukaşenko’ya karşı mücadeleye iten temel sebep eşi Sergey’in başına gelenlerdi. Asıl aday Sergey Tikhanovskaya’ydı, ne var ki Sergey seçimden üç ay önce kamu düzenini bozmak suçlamasıyla hapse atıldı ve bu yüzden adaylık başvurusu Merkez Seçim Kurulu tarafından reddedildi.

Belarus Merkez Seçim Kurulu, sadece Sergey’in değil, Lukaşenko’nun karşısına aday olarak çıkan diğer iki adayın başvurusunu da reddetmişti. Ülkede yaşanan bu siyasi kaos içinde muhalif siyasetçilere tehditler öylesine artmıştı ki, bütün yükü Tikhanovskaya ailesi üstlendi. Tikhanovskayaların arkasında sadece Avrupalılar değil, Belarus halkı da duruyordu. Bunun bedeli; Tikhanovskaya ailesinin, çocuklarını ülke dışına göndermek zorunda kalması oldu.

Sandıklar 14 Ağustos’ta açıldı. Resmî sonuçlara göre, Lukaşenko kesin bir zafer kazanmıştı. İşte protestolar da tam bu noktada başladı. Tikhanovskaya’nın aldığı yüzde 10’luk oy oranı muhalifler açısından o güne dek eşi benzeri görülmeyen protestolara yol açtı. Seçimlere hile karıştığı iddia ediliyor, Svetlana sandıkta kendisinin birinci çıktığını söylüyordu. Sadece Tikhanovskaya’dan değil, uluslararası camiadan da Tikhanovskaya’ya destek mesajları yağıyordu. Bu destek mesajlarından birisi de Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı’ndan, kısa adıyla AGİT’ten gelmişti. AGİT’in hazırladığı seçim raporuna göre Belarus’taki seçimler adil, şeffaf ve özgür bir şekilde yapılmamıştı. ABD, AB, İngiltere ve Kanada da seçimlerin sonuçlarını tanımadıklarını açıklamış ve yaptırım uygulama kararı almışlardı.

Fakat iç ve dış dünyadan gelen tepkiler ve mesajlar Lukaşenko’nun zaferini ilan etmesine engel olmamıştı. Malumun ilanından sonra başkent Minsk’te toplanan binlerce kişi aylarda protesto gösterileri düzenlemiş, polisin sert müdahalesi sonucunda BM İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuna göre 27 binden fazla kişi tutuklanmıştı. Lukaşenko kendisine karşı olarak düzenlenen bu protestoları ciddiye alsa da almıyormuş gibi davranmış ve protestoların ortasında düzenlenen gizli bir törende yemin ederek, görevine başlamıştı. 

Seçim döneminden bahsettikten sonra, Protaseviç’e geri dönelim. Protaseviç, tüm bu protestoların ortasında, Lukaşenko tarafından kendisine karşı düzenlenen gösterileri organize etmek ile suçlanan kişi ve Minsk yönetimi tarafından da “terörist faaliyetlere karışan kişiler” listesine eklenmiş durumda. 23 Mayıs günü gözaltına alınan Protaseviç, hükümete karşı halkı kin ve tahrike sürüklemek başta olmak üzere birçok suçlama ile karşı karşıya. 

Peki Protaseviç ne yaptı da Lukaşenko’nun gazabına uğradı? 

Roman Protaseviç

26 yaşındaki Protaseviç, Lukaşenko’nun uzun ve baskıcı yönetimine karşı artan hoşnutsuzluğu dile getiren Belaruslu siyasi aktivistlerden biri. Lukaşenko’nun 1994 yılında göreve gelmesinden sonra dünyaya gelen Protaseviç, 2011’den bu yana Lukaşenko’ya karşı mücadele veriyor. Rejime karşı gösterilerde ön saflarda yer alan Protaseviç 2017’de Belarus’ta gözaltına alınmış ve üniversiteden atılmıştı. 

Arkadaşlarının her zaman “en cesur olanımızdı” dediği Protaseviç, 2015’te Nexta ve Nexta Live’in kurucu ortağı oldu. Bu Telegram kanallarının popülerliği de geçen yıl düzenlenen seçimler sırasında patladı çünkü o sırada insanların erişebildiği birkaç platformdan bir tanesi de Nexta’ydı. Nexta’nın gönderileri, fotoğrafları ve videoları ülkedeki kitlesel protestolardan kesitler içermekteydi. Aynı zamanda insanları muhalefet mitingleri ve grevleri hakkında bilgilendiriyordu. O dönemde bir haftada 800 binden fazla yeni abone kazandı ve 9,3 milyonluk ülkenin yüzde 25’inin takip ettiği bir iletişim ağı haline geldi. 

Arkadaşları Protaseviç’in aktivizm ile gazeteciliği birleştirme konusunda uzman olduğunu, Lukaşenko’ya her zaman kişisel olarak meydan okuduğunu ve bu yüzden Lukaşenko’nun gazabına uğradığını söyledi. Fakat halkı galeyana getirmekle suçlanan Protaseviç, insanları sokaklara çağırma konusunda da temkinli davranıyordu. Geçtiğimiz yıl BBC Rus servisine yaptığı bir açıklamada, “Bir dereceye kadar olanlardan kendimi sorumlu hissediyorum. Vücutlarında delikler, bacaklarında yaralar olan insanların görüntülerini gördüğümde rahatsız oluyorum” ifadelerini kullanmıştı. 

Protaseviç’in gözaltına alınmasına başta AB, NATO, ABD ve diğer birçok ülke sert tepki gösterdi. Birçok batılı lider bu olayı “devlet terörü” olarak nitelendirdi ve cezasız kalmaması gerektiğini söyledi. Örneğin Baltık ülkeleri Letonya, Litvanya ve Estonya, Belarus hava sahasının tehlikeli olarak ilan edilmesi çağrısında bulundu ve hava sahasının bütün uçuşlara kapatılması gerektiğini söyledi. 

Dış politikasında demokrasi ve insan hakları şiarını edinmiş ABD de, olayla ilgili yaptığı açıklamasında “şok edici bir eylem” ifadesini kullandı ve Lukaşenko’nun sahte bir bomba ihbarı ile bir gazetecinin gözaltına alınması için savaş uçakları göndermenin “tehlikeli ve tiksindirici” olduğunu belirtti. 

Lukaşenko bilhassa bu olayın neresinde derseniz, ona da bir parantez açalım. Belarus’un devlet destekli medyası uçağı indirme ve savaş uçaklarını kaldırma kararını bizzat devlet başkanı Lukaşenko’nun verdiğini belirtti. Fakat Lukaşenko, kendisine yöneltilen bu eleştirileri reddetti.  “Yolcu uçağını indirmek hakkımdı” diyen Lukaşenko, savaş uçakları ile uçağın yolunun kesilmesini haberlerini de yalanladı. Kendisini eleştiren Batı’ya da, “Ülkemin içişlerine karışmayın” mesajı gönderdi.

Muhalefet lideri Tikhanovskaya da Protaseviç ve kız arkadaşının gözaltına alınmasına sert tepki gösterenler arasındaydı. Tikhanovskaya, Belarus’un bu olay nedeniyle Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nden çıkarılması çağrısında bulundu. BM Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü, “kaygı verici” olarak nitelediği zorunlu inişin Chicago Sözleşmesi’ne aykırı olabileceği” yorumunu yapmıştı. Chicago Sözleşmesi, hava sahalarının ve uçakların güvenliğini belirleyen kuralları oluşturuyor.

Tikhanovskaya, 26 yaşındaki Protaseviç’in 2019 yılında Belarus’tan ayrıldığını, 2020 devlet başkanlığı seçimlerinde Nexta aracılığı ile haberleşmeye devam ettiğini söyledi. Tikhanovskaya, terörist olarak görüldüğü için Belarus’ta idam cezası ile karşı karşıya bulunduğunu söyledi.  

Hali hazırda Belarus’a yaptırım uygulayan fakat uyguladığı yaptırımlardan bir sonuç alamayan AB, yaşanan hava korsanlığı sonrasında Belarus’a bir yaptırım uygulama kararı daha almayı planlıyor. Olay sonrasında Brüksel’de bir araya gelen AB liderleri, Belarus havayollarına ait uçakların Avrupa hava sahasına girişlerini yasakladı ve yaşanan olayla ilgili derin endişe duydukları bir kınama metni yayımladı. 

AB’nin Belarus’a uyguladığı yaptırımların, Belarus’ta nasıl bir karşılığı oluyor? Ya da oluyor mu? Oluyorsa, Belarus’u ve otoriter eğilimlerini neden durdurmuyor? Bölgeyi yakından takip eden Dr. Habibe Özdal Medyascope özel yayınında AB’nin neleri gözden kaçırdığını anlattı: 

İşin NATO, Türkiye ve Rusya kısmına gelmeden önce, Protaseviç ve kız arkadaşının gözaltına alındıktan sonra ilk kez kamuoyu ile paylaşılan videolarını anlatmak isterim. Önce Protaseviç’in videosu kamuoyu ile paylaşıldı. Videoda Protaseviç sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi ve kendisine yöneltilen tüm eleştirileri kabul ettiğini açıkladı. Koyu renk bir kıyafet giyen ve elleri önünde sıkıca kenetlenmiş olan Protaseviç, Minsk’te bir polis karakolunda tutulduğunu söyledi ve gözaltına alındıktan sonra özellikle sosyal medyada hakkında çıkan “rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı” iddialarını yalanladı. Fakat Protaseviç’in alnında ve boynunda bulunan yara izleri, polisler tarafından darp edildiğini ve baskı altında bu sözleri söylediğinin bir kanıtı niteliğindeydi.

Protaseviç’in ardından kız arkadaşının da benzer bir videosu sosyal medyada paylaşıma sokuldu. Başta Tikhanovskaya olmak üzere bölgeyi ve olayı yakından takip eden kimseler, Roman ve Sofia’nın fiziksel ve psikolojik baskı altında gözüktüklerini ve tehdit altında oldukları için bu şekilde konuştuklarını dile getirdi. 

Roman’ın babası ve Sofia’nın annesi de benzer açıklamalarda bulunarak, çocuklarının suçlu olduklarını kabul etmek zorunda kaldıklarını söyledi. Roman’ın babası Dmitri Protaseviç, oğlunu tanıdığını, videodaki sözlerin onun sözleri olmadığını, gergin olduğunu ve hatta konuşmasının tonlamasının bile değişik olduğunu söyledi. Oğlunun darp edildiğini de söyleyen baba Protaseviç, “Oğlumun muhtemelen burnu kırıldı, çünkü burnunun şekli değişmiş. Yüzü – gözü de yara bere içerisinde fakat belli olmasın diye yüzüne çok fazla pudra sürülmüş” dedi. Baba Protaseviç, AB dahil olmak üzere bütün uluslararası toplumun yetkililerine seslendi ve Belarus’a daha önce eşi benzeri görülmemiş bir baskı yapılmasını istedi.  

Öte yandan Belarus’a eşi benzeri görülmemiş bir baskı yapılmasını istemeyen bazı liderler ve ülkeler de vardı. Uluslararası kamuoyunda “Belarus’a yaptırım” sesleri yükselirken, NATO üyesi 30 ülke de Protaseviç’in tutuklanmasına yönelik iki paragraflık bir bildiri yayımladı. Fakat Baltık ülkeleri ve Polonya, bildirinin sadece lafta kalmasını değil, Belarus’a cezai yaptırım uygulanmasını da istiyordu. Fakat yaptırım istemeyen ülkelerden bir tanesi de Türkiye’ydi. Dün akşam çıkan haberlere göre, Ankara, Belarus’a Batı yaptırımına verilen destekten bahsedilmemesi ve yine bu ülkedeki siyasi mahkumların serbest bırakılması çağrısında bulunmuş ve sert ifadelerin bildiriden çıkarılmasını talep etmişti. 

Türkiye’nin bu hamle ile ne hedeflediği bilinmesi bile, yapılan tahminler Ankara’nın Belarus’un müttefiki Rusya ile ilişkilerini koruması ve turizm sezonunun açıldığı şu günlerde Rusya’dan gelecek olan turistlerin bir kez daha kaybedilmemesi yönündeydi. Ankara yaşananları yumuşatmaya çalışsa da, başta Polonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler Türkiye’ye çok kızdı. Son yıllarda NATO üyesi ülkeler ile ilişkileri rayından çıkaran Türkiye, bu hamlesi ile bir kez daha gözleri üzerine çekti ve “Batı’yı istikrarsızlaştırmaya çalışan bir düşman” olarak nitelendirilen Rusya’nın yanında konumlanmayı bir kez daha tercih etti.

Peki, Rusya Belarus’a yönelik neden bu kadar sessiz? Ya da sessiz mi? Sessizse, bunun altında neler okumalıyız?

Belarus’un uzun yıllar boyunca dış politikadaki izolasyonu Rusya ile yakın ilişkiler gözetmesinden kaynaklanıyor. Lukaşenko, uzun zamandır ülkede yaşanan ekonomik durgunluğu Rusya ile entegrasyon politikaları ile çözmeye çalıştı. Putin ve Lukaşenko beraber kar tatillerine çıkıp, kayak yaparken gazetecilere poz verseler de; son yıllarda Moskova ile Minsk’in arasında çok da pürüzsüz bir ilişki var demek doğru olmaz. 

Putin, başkanlık seçimleri esnasında ve sonrasında çok uzun bir süre Belarus’ta yaşanan gelişmelere sessiz kalmayı tercih etmişti. Bu krizde de buna benzer bir şekilde yaşananları uzaktan izlemeyi tercih ediyor ve “bekle-gör” politikası uyguluyor. Çünkü Putin biliyor ki, Lukaşenko’nun dışarıdan gelen baskılar ile içeride eli ne kadar zayıflarsa, Rusya’ya o kadar mecbur kalacak. 

Sözün özü, Putin Rusya’sının bekle ve gör siyaseti, olayları temkinli bir şekilde ve uzaktan izlemesi bize şunu gösteriyor: “Lukaşenko ne kadar zor durumda olursa olsun, Rusya ve Putin için o kadar iyi.” Fakat Putin, tüm bu olan bitenler karşısında sessiz bir diplomasi yürütmeye de devam ediyor. Örneğin Rusya otoriteleri, AB’nin misillemesine karşılık, Belarus hava sahasına girmekten kaçınan uçakların kendi hava sahasına girmesine izin vermeyerek; açık açık olmasa da Belarus’a desteğini esirgemiyor.

İşin diplomasi kısmı bir kenara dursun, tüm bu olup bitenler biz takipçiler açısından birçok diğer soruyu yanıtsız bırakıyor. Örneğin, Diğer uçuşlar da bu tür olaylara karşı savunmasız kalabilir mi? Bu emsal alınabilecek bir olay olabilir mi? Uçuşlar Belarus hava sahasından kaçınmalı mı? 

Ya da diğer yandan, diğer otoriter rejimlere muhalif kişiler de başlarına benzer bir olayın geleceği korkusunu yaşayacak mı?

Tüm bu sorular ışığında, yaşanan gelişmeleri takip etmeye ve hem Spektrum’da hem de Medyascope ekranlarında sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Böylece, Özgün Özgül ile birlikte hazırladığımız sekizinci Spektrum’un da sonuna geldik. 

Haftaya yeni bir bölümde yeniden görüşmek dileğiyle,

Hoşça kalın. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus