Joe Biden etkisi – Erdoğan, ABD ile ilişkileri düzeltme arayışında: “‘Ey Biden’ söyleminden vazgeçişin sebeplerinden biri ekonomik kriz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimi, Joe Biden yönetimi geldiğinden beri Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile kötü giden ilişkileri düzeltmek adına dış politikada pek çok adım atıyor. ABD’ye karşı söylemleri yumuşatmaktan Doğu Avrupa’daki Rus karşıtı bloğa yapılan SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı) satışlarına, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki havalimanının güvenliğinin sağlanmasına kadar birçok alanda gözlemlenen değişiklikleri gazeteci Murat Yetkin, savunma politikaları uzmanı Arda Mevlütoğlu ve uluslararası ilişkiler uzmanı akademisyenler Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Dr. Habibe Özdal‘a sorduk. Mehmet Yaşar Altundağ’ın haberi.

Rahip Brunson olayıyla beraber gerilimli bir noktaya gelen Türkiye-ABD ilişkilerinde ipler, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin alımıyla kopma noktasına gelmişti. Hava savunma sistemlerinin alınması neticesinde ABD, Türkiye’nin de ortak üretici ülkelerinden biri olduğu F-35 savaş uçağı projesinden Türkiye’yi çıkarmış ve Türkiye’ye teslim edilmesi planlanan 100’den fazla F-35 savaş uçağını göndermekten vazgeçmişti. “Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası”nı (CAATSA) devreye sokan ABD, Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) ve SSB Başkanı İsmail Demir’in de aralarında bulunduğu bazı kurum ve kişilere yaptırımlar uygulama kararı almıştı.

ABD Başkanı Joe Biden’ın 24 Nisan’da, 1915 yılındaki Ermeni tehciri için “soykırım” tabirini kullanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 14 Haziran’daki NATO Liderler Zirvesi’ne kadar hiç görüşmemesi de kötü giden ilişkilere tuz biber ekti. Türkiye’deki ekonomik krizin salgınla beraber daha da derinleşmesi ve Joe Biden’ın eski ABD Başkanı Donald Trump’a kıyasla daha müdahaleci olan dış politikası da göz önüne alındığında, Türkiye’nin halihazırda kötü giden ABD ile ilişkilerini iyileştirmek ve NATO içerisindeki tartışmalı konumunu güçlendirmek için birtakım yeni politikalar geliştirdiği gözlemleniyor.

Söylemde yumuşama

ABD’ye yönelik tavırların ve açıklamaların söylem açısından yumuşadığını gördüğümüz bu dönemde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ey, Amerika” çıkışları, yerini daha yapıcı bir dile bıraktı. Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Aydın, bu değişimi şu sözlerle değerlendirdi:

Aslında baktığımızda hükümet düzeyinde dilin yumuşaması, Biden yönetiminin 2020 ABD seçimlerini kazanacağının anlaşılmasına kadar gidiyor. ABD başkanının değişileceği anlaşıldığında, ABD ile kurulan ilişkinin de değişeceği anlaşılmıştı.

Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile de kurduğu ilişkide ciddi bir sıkışıklığa girmişti. Biden’ın iktidara gelmesi bu sıkışıklığa katalizör etkisi yarattı” diyen Aydın’a göre Türkiye, Biden’ın seçilmesinin ardından sadece ABD ile değil, Fransa, Yunanistan ve İsrail ile de ilişkilerini gözden geçirerek söylemlerini yumuşattı.

Brüksel’deki NATO Liderler Zirvesi’nde buluşan Macron ve Erdoğan’ın samimi pozları

ABD’ye yönelik sadece söylemlerini ve çıkışlarını yumuşatmakla kalmayan Ankara, ABD’yi rahatsız edecek konulardan da kaçınacak gibi gözüküyor. Biden’ın 24 Nisan’da “soykırım” ifadesini kullanmasını kesin bir dille reddeden Erdoğan, Brüksel’deki NATO Liderler Zirvesi’ne gitmeden önce Biden’ın soykırım ifadesini kastederek, “Bunu gündeme almadan geçmemiz mümkün değildir” demişti. Zirvenin ardından “Soykırım tabiri hiç gündeme alındı mı?” sorusuna “Hamdolsun, hiç gündeme gelmedi” şeklinde cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin tepkisini çekmişti.

“‘Ey Biden’ söyleminden vazgeçişin bir diğer sebebi de ekonomik kriz

Gazeteci Murat Yetkin’e göre Erdoğan’ın sert çıkışlarının azalmasının sebebi Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz. Yetkin, 23 Nisan’da “soykırım” tabirini kullanacağını söylediği konuşmasında “NATO Liderler Zirvesi’nde görüşürüz” diyen Biden’ın, bu şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açık kapı bırakarak misilleme yapmasını engellediğini düşünüyor. Türkiye’nin bu açıklamalara tepki gösterecek ekonomik kaynağının ne Merkez Bankası rezervlerinde ne de kamu bankalarında olduğunun söyleyen Yetkin, “ABD, Türkiye’nin ekonomik gücünün zayıf olduğunu biliyordu. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Ey Biden’ türü bir söylem kullanmaması sadece gerilimi azaltıp ilişkiyi sürdürmek değil, onun dışında, ekonomik durumdan kaynaklanan somut gerekçelere de dayanıyor” dedi.

Türkiye’nin sürpriz Afganistan açılımı

Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan en önemli gelişmelerden bir diğeri de ABD askerlerinin çekilmesi sonrası dönemde Afganistan’ın güvenliği. Biden hükümetinin, ordusunu Afganistan’dan çıkarmasıyla beraber Taliban’ın ülkede yeniden hâkim güç olmasından korkan ABD, başta mevcut Afgan hükümetinin güvenliğini sağlamak ve olası Taliban ilerleyişini önlemek için Kabil Havalimanı’nın güvenliğinden emin olmak istiyor. Konuyla ilgili konuştuğumuz Mustafa Aydın, “Kabil Havalimanı’nın güvenliğini Türkiye’nin sağlayacak olması başka konularda çıkmaza giren iki ülkenin yeni alanlarda işbirliğine gidebileceğini göstermesi açısından önemli” ifadelerini kullandı.

Aydın’a göre Türkiye’nin, Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlama teklifinin NATO ülkeleri tarafından kabul edilmesi, S-400’ün yarattığı hasarı onarmasa bile “Türkiye, Batı’dan ve NATO’dan kopuyor” söyleminin sonunu getirebilir. Aydın, diyalog ve müzakere yolunun Afganistan yoluyla açılmasının önemli olduğunu belirtti:

“Ben bu işbirliğinin Afganistan ile sınırlı kalmayacağını ve Libya, Suriye ve Ukrayna gibi daha çetrefilli alanlarda yeni işbirlikleri doğuracağını düşünüyorum.”

Uzay, havacılık ve savunma politikaları uzmanı Arda Mevlütoğlu’na göre ise Türkiye’nin, NATO içerisindeki konumunu güçlendirme ve ABD’ye karşı pazarlık gücü oluşturma çabasının yanı sıra Afganistan’da ve Orta Asya’da çıkarları olduğu unutulmamalı. Benzer bir görüşü Prof. Dr. Mustafa Aydın da savunuyor. Kabil Havalimanı’nın güvenliğinin sağlanmasını Türkiye’nin sadece ABD ve NATO’yla kötü giden ilişkilerini düzeltmek için atılmış bir adım olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını söyleyen Aydın, Türkiye ile Afganistan arasındaki tarihsel ilişkinin altını çizdi:

“Kuşkusuz Türkiye- Afganistan ilişkilerinin derin bir yönü var. Kurtuluş Savaşı’nda bile Atatürk, Afgan ordusunu eğitmek için komutan gönderiyor. Ayrıca Türkiye, Afganistan’daki NATO ordusunun komutasını iki kez aldı ve Taliban Türk askerlerine hiç saldırmadı. Türkiye’nin orada TİKA faaliyetleriyle de güzel bir imajı oldu. Bu imajı korumak ve güçlendirmek istiyor.”

Doğu Avrupa ülkelerine SİHA satışları

Türkiye’nin ürettiği SİHA’lar, Kuzey Suriye ve Azerbaycan’daki performanslarıyla dünyanın dikkatini çekmişti. Özellikle Dağlık Karabağ savaşından sonra üzerine daha çok konuşulan ve İngiliz haber gazetesi Financial Times ya da ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Francis Fukuyama’nın konu hakkında yazdığı SİHA’lar, Türkiye’nin artan savunma sanayi gücünü göstermesinin yanı sıra, bir dış politika aracı olarak karşımıza çıkıyor. Polonya’ya yönelik 24 SİHA satışının ardından Medyascopetan Işın Eliçin’e konuşan Arda Mevlütoğlu da Türkiye’nin artan savunma sanayi kabiliyetini, dış politikasının bir enstrümanı olarak kullandığını anlatmıştı.

Türkiye’nin artan savunma sanayi kabiliyetini bir dış politika aracı olarak kullanma trendi, Rusya’yla fazla yakınlaşılmasının ardından ABD ve NATO nezdinde yaratılan rahatsızlığı dindirme çabasında da görülüyor. Türkiye, Ukrayna’ya sattığı altı SİHA’nın ardından geçen mayıs ayında Polonya’ya 24 SİHA satarak ilk kez bir NATO ülkesine SİHA ihracatı yapmıştı. Doğu Avrupa ve NATO ülkelerine Türkiye’nin silah ihracatını değerlendiren Arda Mevlütoğlu, “Türkiye’nin SİHA ihracatı yaptığı ülkelere baktığımızda bütün bunlar Türkiye’nin derin ilişkilerinin olduğu ülkeler, bu ülkelerle savunma ihracatına baktığımızda savunma sanayi ekstra bir katman olarak kullanılıyor” dedi. Doğu Avrupa ülkelerine ayrı bir parantez açan Mevlütoğlu, “Ukrayna ve Polonya gibi ülkelere baktığımızdaysa savunma sanayi, ilişkileri başlatıcı ve ileride daha derin bir birlikteliğin inşası için kullanılıyor” diye konuştu.

Arda Mevlütoğlu’na göre askeri birlikteliklerin genişlemesi sadece stratejik ilişkilerin derinleşmesi değil aynı zamanda siyasi ilişkilerin kuvvetlendirilmesi demek:

“SİHA veya MİLGEM gibi askeri araçlar teknolojik anlamda ileri platformlar. Tüfek ya da zırhlı araç gibi değil. Bakımlarının, modernizasyonlarının ve eğitimlerinin yapılması uzun vadeli birliktelikler istiyor.”

Mevlütoğlu, Türkiye’nin Polonya, Macaristan ve Ukrayna gibi ülkelere askeri ihracatlar yapmasını, bu bölgedeki siyasi ilişkilerini genişletme çabasının bir devamı olarak görüyor.

Doğu Avrupa’yla ilerletilen ilişkilerin sadece NATO içerisindeki konumunu yeniden meşrulaştırma ya da Doğu Avrupa’da Rus karşıtı bloğu güçlendirerek ABD’yle ilişkileri genişletme olarak okunamayacağını söyleyen Mevlütoğlu, “Burada asıl amacın NATO içerisinde etkinlik kazanmak olduğunu düşünmüyorum. Ama buradan hareketle Türkiye’nin Letonya, Macaristan veya Polonya gibi ülkeler üzerinden NATO etkinliğinin artması mümkün olabilir. Şimdiden Türkiye’nin amacının bu olduğunu söylemek zor ama” dedi.

Rusya ile ilişkilerin geleceği

Türkiye’nin, Doğu Avrupa ülkelerine SİHA ihracatı sadece ABD ve Avrupa basınında değil, aynı zamanda Rusya basınında da geniş yer buldu. Dağlık Karabağ Savaşı’nda, savaşın seyrini değiştiren etmenlerden biri olarak nitelendirilen SİHA’ların Polonya ve Ukrayna gibi dış politikalarının ana gündemi Rusya olan ülkelere satılması, Moskova’nın dikkatle takip ettiği gelişmeler. İstanbul Okan Üniversitesi’nden Rusya araştırmaları uzmanı Dr. Habibe Özdal’a göre Türkiye’nin Doğu Avrupa bloğuyla askeri ilişkilerini genişletmesi, Rusya’nın Türkiye’yle kurduğu askeri ilişkileri yeniden düşünmesine yol açabilir. Askeri ihracatın iki açıdan değerlendirebileceğini belirten Özdal, Rusya açısından egemen bir ülke olan Türkiye’nin, savunma sanayinde ihracat yapan bir ülke konumuna gelmesinin sorun olmadığını söylüyor: “Esas mesele, Dağlık Karabağ Savaşı’nda sahanın dengelerini değiştiren SİHA’ların bütün Doğu Avrupa bloğuna satılması ve Türkiye’nin bu bölgeyle ilişkilerini derinleştirmesi halinde yaşanabilir.”

NATO ve Rusya’yla olan ilişkilerin şimdiye kadar dengede götürüldüğünü söyleyen Özdal, Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Karadeniz’in tamamen NATO’nun egemenliğine girmesini engelleyerek bu noktada Rusya’nın hassasiyetlerini göz etmeye çalıştığını belirtti:

“Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Karadeniz mevzusunda daha dengeleyici ve bölgesel bir tarafı var. Karadeniz’in bir NATO gölü haline gelmemesi için de hassasiyetleri var. Polonya ve Ukrayna’ya baktığımız zaman Rus karşıtlığı ortak noktalar. Bu satışları görünce Rus karşıtı bloğun destekleniyor gibi duruyor.”

Nitekim Türkiye’nin Ukrayna’ya satabileceği 48 SİHA’nın da gündeme gelmesinin ardından Rusya Dışişleri Başkanı Sergey Lavrov, Türkiye de dahil diğer ülkeleri Ukrayna’nın militarist eğilimlerini teşvik etmeme konusunda uyarmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

Habibe Özdal’a göre Dağlık Karabağ Savaşı’nın seyrini değiştiren SİHA’ların, Ukrayna’nın ayrılıkçı bölgesi Donbas’ta benzer bir etkiyi yaratması mümkün olmayabilir. Rusya’nın Dağlık Karabağ Savaşı’nda Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı pek de desteklemediğinin altını çizen Özdal, “Rusya’nın aktif bir şekilde desteklediği Donbas bölgesinde Türkiye’nin sattığı veya ileride satacağı SİHA’lar Dağlık Karabağ Savaşı’ndaki kadar etki yaratmayabilir” dedi.

Türkiye, ABD’yle ilişkilerini yumuşatma ve iyileştirme çabasında devam edecek gibi gözüküyor. Murat Yetkin, sadece Türkiye’nin ABD’ye değil, ABD’nin de Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu belirtti, ikili ilişkilerde Biden yönetiminin daha kurumsal bir pencereden ilerleme isteğinin bazı alanlarda pürüz oluşturmaya devam edeceğini ekledi.

Mustafa Aydın’a göre ise Türkiye, son altı ayda ABD’yle olan ilişkilerini iyileştirmek için önemli politika değişiklikleri yapsa bile bu değişimler, son beş-altı yılda izlenen dış politikayı kökten değiştirmeyecek:

“Türkiye bunu yaparken Rusya’yı tamamen gözden çıkaracağı sanmıyorum. Rusya tarafından Türkiye’nin sıkışıp sıkışmayacağını ileride göreceğiz. Ani ve kökten bir değişim beklemiyorum, Türkiye daha dengeli bir pozisyona gelmeye çalışacaktır ama sonuçlarını zamanla göreceğiz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus